Türkiye’de Dolar Kuru Tahminleri: Ekonomi mi, Siyaset mi Belirleyici?
Döviz kurları, özellikle de dolar kuru, Türkiye ekonomisinin en sıcak ve en çok tartışılan konularından biridir. Bu köşeyi düzenli olarak takip eden okuyucularım iyi bilir ki, ben döviz konusunda herhangi bir kesin tahmin yapmaktan, hele hele belirli bir tarihle birlikte “Dolar şu tarihte şu seviyede olacak” gibi iddialı öngörülerde bulunmaktan ısrarla kaçınırım. Türkiye gibi dinamik bir ekonomide, döviz kurları için kesin bir tarih ve seviye belirtmenin gerçekçi olmadığına, hatta bu tür tahminlerin çoğu zaman yanıltıcı olabileceğine inanırım. Bu yöndeki kesin tahminlere de genellikle gülüp geçerim, zira deneyimler bize farklı bir tablo sunmaktadır.
Bu tavrımın temelinde çok güçlü bir gerekçe yatmaktadır: Türkiye’de dövizin gerçek değerini belirleyen ana unsur, ne yazık ki salt ekonomik veriler ya da piyasa dinamikleri değil, doğrudan siyasilerin tutumu ve aldıkları kararlardır. Ekonomik prensiplerin ötesine geçen bu siyasi müdahaleler, döviz piyasasında beklenmedik dalgalanmalara yol açarak, geleneksel tahmin modellerini işlevsiz kılmaktadır.
Türkiye’de Dolar Kurunu Şekillendiren Siyasi Kararlar
Yakın geçmişteki örnekler, bu tezi destekleyen çarpıcı kanıtlar sunmaktadır. Örneğin, Eylül 2021’de Merkez Bankası’nın faiz indirimine gideceği önceden biliniyor muydu ki, bu kararın döviz piyasasına etkileri doğru bir şekilde tahmin edilebilsin? Bu tür ani ve beklenmedik politika değişiklikleri, döviz kurlarının seyrini kökten değiştirme potansiyeli taşır ve öngörülebilirliği önemli ölçüde azaltır.
Yine 2021 yılına dönelim. Merkez Bankası’nın politika faizini 16 Aralık’ta yüzde 15’ten yüzde 14’e indirmesiyle birlikte döviz talebi zaten artışa geçmişti. Ancak asıl büyük hareket, 19 Aralık’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Faizi daha da düşüreceğiz” şeklindeki açıklamasının ardından yaşandı. Bu açıklamayla birlikte 20 Aralık Pazartesi günü döviz piyasasında inanılmaz bir hızla talep patlaması görüldü. Dolar/TL kuru o gün ilk kez 18 lira seviyesini aşarak tarihi bir zirveye ulaştı. Hatırlıyorum da, o gün öğleden sonra pek çok sözde uzman, doların kısa sürede 25-30 liraları göreceğini iddia ediyordu. Ancak durum çok farklı gelişti. Aynı günün akşamında Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemi açıklandı ve Merkez Bankası döviz satışları yoluyla piyasada muazzam bir baskı oluşturdu. Sonuç olarak, 21 Aralık Salı sabahı dolar kuru şaşırtıcı bir şekilde 11-12 lira seviyelerine geriledi. 20 Aralık’ta 18 lirayı aşan kurun, bir gecede 11-12 liraya inmesi, siyasi kararların piyasayı ne denli hızlı ve radikal bir şekilde etkileyebileceğinin en somut örneklerinden biriydi. Doların yeniden 18 lira seviyesine ulaşması ancak 2022 yılının ağustos ayını buldu.
2022’nin ağustos ayından 2023’ün mayıs ayına kadar olan döneme baktığımızda ise farklı bir tabloyla karşılaşırız. Bu süreçte dolar kuru adeta yatay bir seyir izledi; daha doğrusu, politikalar aracılığıyla yatayda tutuldu. 2023 seçimlerinin ardından, kur üzerindeki siyasi baskının hafiflemesiyle birlikte dolar serbest bırakıldı ve yalnızca bir ay içinde, geçen yılın haziran ayında tam yüzde 27 oranında arttı. Bu dönemler boyunca döviz kuru, ekonominin temel gereklerine göre değil, doğrudan siyasetçinin belirlediği rotada hareket etti.
Tüm bu örnekler ışığında altını çizmek istediğim ana fikir şudur: Türkiye’de döviz kuru için kesin ve güvenilir tahminler yapmak neredeyse imkansızdır. Siyasi iradenin piyasalar üzerindeki etkisi o kadar büyüktür ki, ekonomik modeller çoğu zaman bu etkiyi öngörememektedir.
“Dolar Ne Olmalı” ile “Dolar Ne Olacak” Arasındaki Büyük Fark
Ancak, bu genel prensipten bir görüşü ayrı tutmak gerekir. “Dolar şu olmalı, doların gerçek değeri şu” demekle, “Dolar şu tarihte şu olacak” demek arasında temel bir fark vardır. Birincisi, yani doların gerçek değeri veya olması gereken seviyesi üzerine yapılan yorumlar, genellikle çeşitli ekonomik veriler ve modeller (örneğin satın alma gücü paritesi, reel efektif kur endeksi, cari denge dinamikleri gibi) dikkate alınarak yapılan analitik bir çalışmanın sonucudur. Bu, doğru da olabilir yanlış da; ancak en azından belirli bir mantıksal çerçeveye dayanır ve herkes kendi veri setini kullanarak bu tür hesaplamalar yapabilir. Bu tür yorumlar, ekonominin uzun vadeli dengelerini ve yapısal sorunlarını anlamak açısından değerlidir.
Öte yandan, “Dolar şu tarihte şu olacak” demek, Türkiye’nin kendine özgü piyasa dinamikleri ve siyasi müdahale geçmişi göz önüne alındığında, içi boş bir spekülasyondan öteye geçmez. Bu tür tahminler, çoğu zaman hiçbir sağlam temele dayanmaz ve kamuoyunda gereksiz beklenti veya paniğe yol açabilir.
Benim Yaklaşımım: “Dolar Şurada Olamaz” Demek
Şimdiye kadar yazdıklarım ile yakın zamanda bu köşede dile getirdiğim görüş arasında bir çelişki varmış gibi görülebilir, ancak ortada herhangi bir çelişki bulunmamaktadır. Ben, dün kaleme aldığım yazımda doların normal gidişatla bu yıl “hangi düzeyde oluşmayacağını” belirttim. Lütfen dikkat; ben “Dolar şu olur” demedim, “Dolar şu olamaz” dedim. Bu iki kavram arasında, hem metodolojik hem de sonuçsal açıdan çok büyük bir fark vardır.
Dünkü yazımı okumayanlar için kısaca özetleyeyim:
“Yılın ilk yarısındaki ortalama dolar kuru 31.50 dolayında gerçekleşecek. 2024-2026 dönemi Orta Vadeli Programı’nda (OVP) ise 2024 yılının ortalama kuru 36.78 düzeyinde varsayılmıştı. Bu OVP ortalamasına ulaşmak için, yılın ikinci yarısındaki ortalama dolar kurunun 42 liraya çıkması gerekmektedir. Eğer ikinci yarıdaki ortalama 42 lira olursa, bu da yıl sonundaki kurun 50-51 lira düzeyine çıkması anlamına gelir.
Dolar bugünlerde 33 lira civarında seyrettiğine göre, altı ay gibi kısa bir süre içinde 50 lira dolayına çıkılması, yaklaşık yüzde 51’lik bir artış demektir. Yılın ilk yarısında sadece yüzde 12 artan doların, ikinci yarıda yüzde 51 gibi astronomik bir oranda artmasına mevcut ekonomi yönetimi tarafından izin verilmez. Zira ekonomi yönetimi, enflasyonla mücadeleyi ve bu mücadelenin olmazsa olmazı olarak Türk Lirası’nın reel olarak değer kazanmasını veya en azından düşük kur artışını temel bir politika hedefi olarak benimsemiştir. Dolayısıyla, dolar ne ikinci yarı ortalamasında 42 liraya çıkar, ne yıl sonunda 50 lirayı aşar, ne de yıl ortalaması 36.78 liraya ulaşır.”
Bu senaryonun, herhangi bir siyasi şok veya radikal politika değişikliği olmadığı takdirde, yani “normal gidişata göre” böyle olacağının altını kalın kalın çizerek ifade ettim. Bu yaklaşım, mevcut ekonomi politikasının ana hedefleri ve araçları dikkate alınarak yapılan bir çıkarımdır ve “olmaması gereken” bir senaryoyu işaret eder, “olması gereken” veya “mutlaka olacak” bir senaryoyu değil.
Yabancı Kurumların Düşük Kur Tahminleri: Makul mü, Yoksa Bir Mesaj mı?
Son dönemde dikkatinizi çekiyordur; uluslararası yatırım bankaları ve diğer finans kuruluşları, Türkiye için bu yılki dolar tahminlerini oldukça düşük tutuyorlar. Öyle ki, bu kuruluşların çoğunun yıl sonu dolar tahmini, bizim Orta Vadeli Programımızda yer alan 2024 yılı ortalama kuru olan 36.78 liranın bile çok altında kalıyor. Girişte de belirttiğim gibi, OVP’deki yıl ortalamasını tutturmak dahi ikinci yarı ortalamasının 42 lira olmasını gerektirirken, yabancılar nasıl oluyor da veya neyi esas alıyor da yıl sonu için 35-36 lira civarında tahminler dile getiriyorlar? Hatta kimi tahminlerin çok daha düşük olduğu da gözlemleniyor.
Temel soru başlıkta zaten: “Yabancıların yaptığı bu dolar kuru tahmini makul mü, yoksa bir mesaj mı içeriyor?”
Yabancıların yılın ilk yarısındaki kur eğilimine ve mevcut ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele kapsamında Türk parasına reel olarak değer kazandırma politikasına bakarak makul bir tahminde bulunduğunu söylemek yanlış olmaz. Zira mevcut ekonomi yönetimi, sıkı para politikası ve mali disiplinle birlikte, kur istikrarını ve hatta reel olarak TL’nin değerlenmesini enflasyonla mücadelenin kritik bir parçası olarak görmekte ve uygulamaktadır. Bu bağlamda, yabancı yatırımcıların bu politikaların devam edeceği beklentisiyle nispeten düşük kur tahminlerinde bulunmaları rasyonel bir davranış olarak yorumlanabilir.
Ancak bu tahminler o kadar da masum değil! Özellikle “carry trade” fırsatları için Türkiye’ye gelen yabancı sermaye açısından, kazanılacak para ile dolardaki artış oranı arasında ters bir ilişki bulunmaktadır. Kur ne kadar az artarsa (hatta düşerse), carry trade yapan yabancının kazancı o kadar çok olur. Tam tersine, kur ne kadar çok artarsa, kazanç o kadar azalır; hatta kurdaki ani ve yüksek artışlar, carry trade pozisyonlarında ciddi zararlara yol açma olasılığı bile taşır.
Dolayısıyla, Türkiye’ye yurt dışından “Biz doların şu düzeyde kalacağını tahmin ediyoruz” türü mesaj yağmasını başka bir pencereden de okuyabiliriz. Bu durum, yabancı yatırımcıların mevcut yüksek faizlerden faydalanarak Türkiye’ye gelmesi ve burada kalması için kur istikrarının kritik olduğunu gösterir. Onlar, faiz getirisinden maksimum düzeyde faydalanmak isterken, kur riskini minimize etmeyi hedeflerler.
Nasıl mı? Bu “Tahmin ediyoruz” ifadesini, aslında örtülü bir şekilde “Bu düzeyin üstüne çıkılmasın” şeklinde okumak herhalde yanlış olmaz. Bu, bir yandan Türkiye’de portföy yatırımı yapmayı düşünenlere güven veren bir sinyal gibi görünse de, asıl mesajın Türkiye’deki ekonomik karar alıcılara yönelik olduğu düşünülebilir. Örtülü biçimde “Bakın dolar kurunu bu düzeyde tahmin ederek Türkiye’de portföy yatırımı yapacak olanlara mesaj veriyoruz ama anlayın işte, asıl mesajımız size, kuru bu düzeyin üstüne çıkarmayın” denilmek isteniyor olabilir. Bu yorum, yabancı sermayenin beklentilerini yönetme ve Türkiye’deki ekonomik politikaları etkileme çabasının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu dinamik, Türkiye’nin döviz kuru politikalarını şekillendiren çok katmanlı ve karmaşık ilişkileri bir kez daha ortaya koymaktadır.