Küresel Piyasalarda Haftaya İnişli Çıkışlı Başlangıç

Küresel Piyasalar Mercek Altında: Merkez Bankaları, Enflasyon ve Jeopolitik Risklerin Gölgesinde Haftalık Genel Bakış

Küresel piyasalar, yeni bir haftaya karışık bir seyirle giriş yaptı. Merkez bankalarının geleceğe dönük para politikalarına ilişkin devam eden belirsizlikler, yatırımcıların fiyatlama stratejilerini zorlaştıran temel unsurların başında geldi. Hafta boyunca yurt içinde ve yurt dışında açıklanacak merkez bankası faiz kararları ile yoğun veri takvimi, finans piyasalarının ana gündem maddesini oluşturdu. Yatırımcılar, bu gelişmelerin küresel ekonomi ve piyasalar üzerindeki potansiyel etkilerini dikkatle takip etti.

Geçtiğimiz yılın son çeyreğinde, önde gelen merkez bankalarının Mart ayında faiz indirimlerine başlayabileceği yönündeki beklentiler oldukça güçlenmişti. Ancak, yılbaşından bu yana açıklanan makroekonomik veriler ve merkez bankası yetkililerinden gelen “şahin” tonlu sözlü yönlendirmeler, bu iyimser beklentinin günden güne zayıflamasına neden oldu. Özellikle enflasyonla mücadelede henüz tam zafer ilan edilmediği ve ekonomik aktivitenin bazı bölgelerde dirençli olduğu mesajları, faiz indirimlerinin takvimini ileri öteleyebileceği sinyalini verdi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) para piyasalarında, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Mart ayında ilk faiz indirimine gideceğine dair tahminler yüzde 47 seviyesine kadar geriledi. Bu düşüş, bir önceki haftaya göre yaklaşık 30 baz puanlık önemli bir gerilemeyi temsil ediyor. Bu durum, piyasaların Fed’in ilk faiz indirimi için daha fazla zaman geçmesini beklediğini gösteriyor. Analistler, bu hafta ABD’de açıklanacak olan kritik büyüme verilerinin Fed’in gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin çok daha net sinyaller verebileceğini belirtiyor. Söz konusu verilerin açıklanmasının ardından piyasalarda oynaklığın artması bekleniyor, zira güçlü bir büyüme verisi faiz indirim beklentilerini daha da öteleyebilirken, zayıf bir veri indirim ihtimalini yeniden gündeme taşıyabilir. İşsizlik oranları, tüketici harcamaları ve imalat verileri gibi unsurlar da Fed’in karar alma sürecinde büyüme verileriyle birlikte değerlendirilecektir.

Öte yandan, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, 2024 yılında merkez bankalarının faiz indirimine yönelmesinin coğrafi olarak geniş bir yayılım göstereceğini ancak bu indirimlerin sert olmayacağını öngördü. Fitch’in bu değerlendirmesi, küresel enflasyonun hala birçok ekonomide hedeflenen seviyelerin üzerinde seyretmesi ve ekonomik büyümenin tamamen durma noktasına gelmemesi gibi faktörlere dayanıyor. Bu yaklaşım, merkez bankalarının “veri odaklı” ve “temkinli” adımlar atacağının altını çiziyor.

Bu yıl Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) Davos’taki yıllık zirvesinde, yapay zekadan sonra en çok tartışılan konuların başında jeopolitik çoklu krizlerin artışı geldi. İş ve siyaset dünyasının önde gelen liderleri, bu krizlerin küresel ekonomi üzerindeki potansiyel etkilerini kapsamlı bir şekilde masaya yatırdı. Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail-Filistin çatışması, Çin-Tayvan gerilimi gibi bölgesel ve küresel çapta gerilimler, enerji fiyatlarından tedarik zincirlerine, enflasyonist baskılardan yatırımcı güvenine kadar geniş bir yelpazede olumsuz etkiler yaratmaya devam ediyor. Kovid-19 salgını ve ardından gelen yüksek enflasyon ile hayat pahalılığı krizinin yarattığı aksaklıkların ardından, WEF toplantısında “güveni yeniden inşa etme” hedefiyle bu krizlerin potansiyel olarak geniş kapsamlı ekonomik, jeopolitik ve güvenlik sonuçları derinlemesine tartışıldı. Bu jeopolitik risklerin belirsizliği artırması, merkez bankalarının para politikası kararlarını da daha karmaşık hale getiriyor.

Söz konusu gelişmelerin piyasalar üzerindeki doğrudan etkileri de gözlendi. Cuma günü yüzde 4,20 seviyesine yaklaşan ABD’nin 10 yıllık tahvil faizleri, bu seviyeden gelen alışlarla birlikte yüzde 4,14’e kadar geriledi ve yeni haftaya da yüzde 4,12 seviyesinde başladı. Tahvil faizlerindeki bu dalgalanma, yatırımcıların risk algısındaki değişimleri ve Fed’in gelecekteki faiz adımlarına ilişkin beklentilerini yansıttı. Genellikle tahvil faizleri, gelecekteki faiz oranları beklentileri ve enflasyon görünümü ile yakından ilişkilidir.

Emtia piyasalarında da dikkat çekici hareketler yaşandı. Geçen haftanın son işlem gününde yüzde 0,3 artışla 2 bin 28 dolardan günü tamamlayan altının ons fiyatı, yeni haftaya önceki kapanışının yüzde 0,2 altında, 2 bin 24 dolardan başladı. Altın, jeopolitik gerilimlerin arttığı ve enflasyon beklentilerinin değiştiği dönemlerde güvenli liman varlığı olarak öne çıkmaya devam ediyor. Orta Doğu’daki gerilimler sıcaklığını korurken, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyesi Libya’nın en büyük petrol sahası olan Şerare Petrol Sahası’nda üretimin yeniden başlaması, küresel petrol arzına ilişkin endişeleri bir miktar hafifletti. Bu durum, petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturarak Brent petrolün varil fiyatının yeni haftaya yüzde 0,5 azalışla 77,9 dolardan başlamasına neden oldu. Petrol fiyatlarındaki bu düşüş, küresel enflasyonla mücadelede bir nebze rahatlama sağlayabilirken, aynı zamanda küresel büyüme görünümüne dair sinyaller de taşıyor.

ABD borsalarında geçen hafta, özellikle teknoloji hisseleri öncülüğünde yeni zirveler kaydedildi. Cuma günü, yapay zeka uygulamaları için kullanılan çiplere olan talebin artacağına yönelik güçlü beklentilerle New York borsalarında yükselişler yaşandı. Nasdaq endeksi yüzde 1,70, S&P 500 endeksi yüzde 1,23 ve Dow Jones endeksi yüzde 1,05 artış kaydetti. Ancak, ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya daha karışık bir seyirle başladı. Bu durum, yatırımcıların ilerleyen günlerde açıklanacak ekonomik veriler ve merkez bankası kararları öncesinde temkinli bir duruş sergilediğini gösteriyor.

Avrupa borsalarında geçen haftanın son işlem gününde, İngiltere hariç genel olarak negatif bir seyir öne çıktı. İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,04 artışla günü tamamlarken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,40, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,07 ve İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,22 azalış kaydetti. Yeni haftaya ise Avrupa’da endeks vadeli kontratlar karışık bir seyirle başladı. Bu hafta, gözler Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) merakla beklenen faiz kararına çevrildi. Analistler, ECB’nin bu haftaki toplantısında faizleri sabit bırakacağına kesin gözüyle bakıldığını belirtiyor. Bununla birlikte, bankanın ilk faiz indirimine Nisan ayında gidebileceği yönündeki beklentiler, önceki haftaya göre nispeten zayıflasa da hala güçlü duruşunu koruyor. ECB’nin karar metninde ve Başkan Christine Lagarde’ın açıklamalarında gelecekteki para politikasına dair ipuçları aranacak. Fitch’ten yapılan açıklamada, bu yılın sonunda faiz oranlarının hala Kovid-19 salgını öncesi seviyelerin çok üzerinde kalacağı aktarıldı. Açıklamada ayrıca, ECB’den veya İngiltere Merkez Bankası’ndan (BoE) daha fazla faiz artışı beklenmediği belirtilirken, her iki bankanın da 2024 sonuna kadar 75 baz puanlık bir faiz indirimi yapmasının öngörüldüğü kaydedildi. Bu öngörü, Avrupa ekonomilerinde kademeli bir normalleşme sürecine işaret ediyor.

Asya pay piyasalarında da haftaya karışık bir seyirle başlandı. Çin Merkez Bankası’nın (PBoC) gösterge faiz oranlarını sabit bırakması, ülke pay piyasalarında risk iştahını düşüren önemli bir etken oldu. Çin ekonomisine ilişkin artan endişeler, PBoC’un faizleri değiştirmemesiyle daha da güçlenirken, Çin hükümetinin ekonomiyi canlandırmak için alması beklenen kararlar yatırımcıların odağında bulunuyor. Özellikle emlak sektöründeki sıkıntılar ve iç tüketimin zayıf seyri, Çin ekonomisinin önündeki başlıca zorluklar olarak öne çıkıyor. Bugün başlayıp yarın son bulacak olan Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) para politikası kurulu toplantısında ise para politikasında herhangi bir değişiklik yapılmayacağı öngörülüyor. Ancak, bankanın gelecek döneme ilişkin vereceği sinyaller, küresel piyasalar için büyük önem taşıyor. Negatif faiz politikası ve getiri eğrisi kontrolü gibi olağandışı politikaların sonuna gelinip gelinmeyeceği Japonya için kritik bir tartışma konusu. Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,3 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1 değer kazanırken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1,3 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2 azalış kaydetti. Asya piyasalarındaki bu ayrışma, bölgesel ekonomilerin kendine özgü dinamiklerini ve zorluklarını yansıtıyor.

Yurt içinde ise Borsa İstanbul, cuma günü dalgalı bir seyir izledi. BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,24 değer kaybıyla 7.996,70 puandan tamamladı. Yeni hafta boyunca, yurt içi piyasaların en önemli gündem maddesi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında açıklayacağı faiz kararı olacak. AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistler, TCMB’nin bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) 250 baz puan artırarak yüzde 45’e çıkaracağını tahmin ediyor. Bu beklenti, enflasyonla mücadelede kararlılık mesajının sürdürüldüğüne ve sıkı para politikasının devam edeceğine işaret ediyor. Dolar/TL kuru, geçen haftanın son işlem gününde yükseliş eğilimini koruyarak yüzde 0,2 artışla 30,2001’den günü kapatmasının ardından, yeni haftaya bankalararası piyasanın açılışında 30,2160 seviyesinden başladı. Kurdaki bu seyir, küresel dolar endeksindeki hareketler ve yurt içi para politikası beklentileriyle yakından ilişkili olmaya devam ediyor.

Analistler, bugün yurt içinde yurt dışı Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ve merkezi yönetim borç stoku verilerinin, yurt dışında ise ABD’de öncü endeks verilerinin takip edileceğini belirtiyor. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 7.900 ve 7.800 seviyelerinin önemli destek noktaları, 8.100 ve 8.200 puanın ise direnç konumunda olduğunu kaydediyorlar. Bu teknik seviyeler, yatırımcıların kısa vadeli alım-satım kararlarında referans noktası olarak kullanılıyor.

Piyasaların bugün takip edeceği önemli veriler şöyle sıralanıyor:

  • 10.00 Türkiye, Aralık ayı yurt dışı ÜFE
  • 17.30 Türkiye, Aralık ayı merkezi yönetim borç stoku
  • 18.00 ABD, Aralık ayı öncü endeks