Asya Borsalarında Son Durum: Çin-ABD İlişkileri, Merkez Bankası Kararları ve Makroekonomik Gelişmeler
Geçtiğimiz hafta Asya finans piyasalarında, Çin hariç olmak üzere genel olarak pozitif bir seyir gözlemlendi. Bu olumlu havanın temel nedenlerinden biri, ABD ile Çin arasında yakın zamanda üst düzey görüşmelerin başlayabileceğine dair güçlenen sinyaller oldu. Uzun süredir devam eden ticari ve jeopolitik gerilimlerin gölgesinde, iki ekonomi devi arasındaki diyaloğun yeniden canlanma ihtimali, bölge genelinde yatırımcı güvenini artırarak pay piyasalarında belirgin bir canlanma yarattı. Özellikle Çin Ticaret Bakanlığı’nın, Amerika Birleşik Devletleri ile potansiyel müzakerelerin değerlendirildiğine yönelik resmi açıklaması, mevcut sorunların diplomasi ve müzakere yoluyla çözülebileceği yönündeki umutları pekiştirdi. Bu tür açıklamalar, piyasalarda belirsizliği azaltma ve risk iştahını artırma potansiyeline sahiptir, zira küresel ekonominin geleceği açısından en büyük risk faktörlerinden biri olarak görülen Çin-ABD gerilimlerinin hafiflemesi beklentisi, geniş çaplı bir rahatlama sağlamaktadır.
Bu gelişmeler yaşanırken, Japonya Merkez Bankası (BoJ) perşembe günü merakla beklenen faiz kararını kamuoyuna duyurdu. Banka Para Politikası Kurulu, oy birliğiyle aldığı kararla politika faizini yüzde 0,5 seviyesinde sabit tutma yönünde karar verdi. Bu karar, küresel çapta birçok merkez bankasının enflasyonla mücadele etmek amacıyla faiz oranlarını artırdığı bir dönemde, BoJ’un kendi özgün makroekonomik koşullarına odaklanmaya devam ettiğinin bir göstergesidir. Japonya, onlarca yıldır süregelen deflasyonist baskılarla mücadele etmiş ve hala hedeflenen yüzde 2 enflasyon seviyesine ulaşmakta zorlanan bir ekonomi olarak, ultra gevşek para politikalarını sürdürme eğilimindedir. Bu sabit tutma kararı, BoJ’un Japon ekonomisindeki toparlanmayı destekleme ve sürdürülebilir bir enflasyon ortamı yaratma yönündeki kararlılığını yansıtmaktadır. Kararın oy birliğiyle alınması, kurul içinde mevcut politika duruşuna yönelik güçlü bir konsensüs olduğunu da göstermektedir.
Japonya Merkez Bankası, faiz kararıyla birlikte “Ekonomik Faaliyet ve Fiyat Görünümü” raporunu da yayımladı. Bu rapor, Japon ekonomisinin mevcut durumu ve geleceğe yönelik beklentileri hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Raporda, Japonya’nın önümüzdeki dönemde ılımlı bir ekonomik büyüme kaydetmesinin beklendiği belirtildi. “Ilımlı büyüme” ifadesi, sağlam ancak aşırı hızlı olmayan bir genişlemeye işaret ederek, ekonominin sürdürülebilir bir patikada ilerlediği algısını pekiştirmektedir. Enflasyon cephesinde ise, temel enflasyonun esas olarak ekonomideki yavaşlama nedeniyle geçici olarak hız kaybedeceği öngörülüyor. Ancak raporda, ekonomik büyümenin ivme kazanmasıyla birlikte orta ve uzun vadeli enflasyon beklentilerinin yeniden yükseleceği ve buna bağlı olarak temel Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) artışının kademeli olarak hızlanabileceği tahmin edildi. Bu beklenti, BoJ’un uzun vadede enflasyon hedefine ulaşma konusundaki umudunu koruduğunu ve mevcut yavaşlamanın geçici olduğunu düşündüğünü göstermektedir. Bu dengeli görünüm, BoJ’un para politikası ayarlamalarını yaparken hem büyüme dinamiklerini hem de fiyat istikrarı hedefini göz önünde bulundurduğunu ortaya koymaktadır.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global Ratings de Çin ekonomisine yönelik önemli bir değerlendirmede bulundu. Kuruluş, Çin’in 2025 ve 2026 yılları gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesine ilişkin tahminlerini aşağı yönlü revize etti. Bu revizyonun ana gerekçesi olarak, ABD ile Çin arasındaki ticaret anlaşmazlıklarından kaynaklanabilecek gümrük tarifelerinin yaratacağı olumsuzluklar gösterildi. Mart ayında sırasıyla yüzde 4,1 ve yüzde 3,8 olarak öngördüğü büyüme oranlarının, güncel koşullar altında 2025 yılında yüzde 3,5 ve 2026 yılında yüzde 3 olarak gerçekleşeceğini tahmin etti. S&P’nin bu kararı, küresel ticaret politikalarının ve özellikle ABD-Çin ticaret gerilimlerinin Çin’in ekonomik büyüme potansiyeli üzerindeki kalıcı ve belirgin etkilerini vurgulamaktadır. Tarifelerin artırılması veya mevcut tarifelerin devam etmesi, Çin’in ihracata dayalı büyüme modelini doğrudan etkilemekte, uluslararası ticaret hacmini azaltmakta ve yatırımcı güvenini zedelemektedir. Bu durum, Çin ekonomisinin sadece iç dinamiklerinden değil, aynı zamanda küresel ticaret ortamındaki değişimlerden de ne kadar etkilendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Derecelendirme kuruluşlarının bu tür revizyonları, küresel yatırımcılar ve piyasalar için önemli bir gösterge niteliği taşımaktadır.
Makroekonomik veri cephesinde ise Japonya’dan gelen bazı rakamlar dikkat çekti. Mart ayında işsizlik oranı yüzde 2,5 seviyesinde gerçekleşerek beklentilerin üzerinde bir tablo çizdi. Genellikle düşük işsizlik oranlarıyla bilinen Japonya için bu rakam, işgücü piyasasında sıkılığın devam ettiğini göstermekle birlikte, beklentilerin hafifçe aşılması bazı ekonomik dinamiklerin farklı yönde ilerlediğine işaret edebilir. Aynı dönemde sanayi üretimi, aylık bazda yüzde 1,1, yıllık bazda ise yüzde 0,3 azalarak tahminleri aştı. Sanayi üretimindeki bu düşüş, Japonya’nın imalat sektöründe ve küresel tedarik zincirlerinde potansiyel bir yavaşlamaya işaret edebilir. Küresel talepteki değişimler ve hammadde fiyatlarındaki dalgalanmalar gibi faktörler, sanayi üretimi üzerinde etkili olmaktadır. Perakende satışlar ise mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,2 gerilerken, yıllık bazda yüzde 3,1’lik bir artış kaydetti. Aylık bazdaki düşüş, tüketici harcamalarında kısa vadeli bir durgunluğa işaret edebilirken, yıllık bazdaki artış, genel olarak tüketim trendinin hala pozitif yönde olduğunu ve enflasyonun da etkisiyle nominal harcamaların arttığını göstermektedir. Bu karışık tablo, Japonya ekonomisinin farklı sektörlerinde farklı dinamiklerin işlediğini ortaya koymaktadır.
Çin’den gelen nisan ayı verileri ise genel olarak beklentilerin altında kaldı. Ülkenin imalat sanayi, hizmet sektörü ve bileşik Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) sırasıyla 49, 50,4 ve 50,2 seviyelerinde gerçekleşti. PMI endeksi, 50’nin üzerindeki değerlerin sektörde genişlemeye, altındaki değerlerin ise daralmaya işaret ettiği önemli bir ekonomik göstergedir. İmalat sanayi PMI’ının 49 olarak açıklanması, sektörde daralmanın devam ettiğini ve ekonomik aktivitede bir yavaşlama olduğunu net bir şekilde gösterdi. Hizmet ve bileşik PMI’lar 50 eşiğinin üzerinde kalsa da, beklentilerin altında kalmaları genel ekonomik toparlanmanın ivme kaybettiği şeklinde yorumlandı. Ancak aynı dönemde, özel sektör odaklı Caixin imalat sanayi PMI verisi 50,4 ile öngörülerin üzerinde gerçekleşti. Caixin PMI’ın resmi PMI’dan daha iyi performans göstermesi, genellikle daha küçük ve orta ölçekli özel işletmelerin, devlet destekli büyük işletmelere kıyasla daha dirençli veya hızlı adapte olabildiğini düşündürmektedir. Bu ayrım, Çin ekonomisinin karmaşık yapısını ve farklı sektörlerin farklı zorluklarla karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır.
Çin’deki imalat aktivitesindeki bu genel yavaşlama, özellikle ABD ile tırmanan ticaret savaşının karşılıklı ticareti sekteye uğratmasıyla daha da belirginleşti. İmalat sektörü, yaklaşık iki yılın en düşük seviyesine inerek büyüme bölgesinden daralma bölgesine (eksi tarafa) kaydı. Bu durum, Çin’in ihracata dayalı ekonomisi için ciddi bir endişe kaynağı oluşturmaktadır. Ticaret savaşları, sadece gümrük tarifelerini artırmakla kalmayıp, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerini bozmakta, yatırım belirsizliğini artırmakta ve işletmelerin üretim planlarını olumsuz etkilemektedir. İmalat sektöründeki bu durgunluk, ülkedeki yetkilileri ve ekonomistleri, ekonomiyi canlandırmak amacıyla hızlı ve etkin politika teşvikleri çağrıları yapmaya itti. Hükümetin, tüketimi ve yatırımı teşvik etmek için maliye politikaları (örneğin vergi indirimleri, altyapı projeleri) ve para politikaları (faiz indirimleri, rezerv oranları düşürme) gibi araçları devreye sokması beklentisi arttı. Bu tür teşvikler, ekonomik yavaşlamayı durdurarak istihdamı korumayı ve büyümeyi yeniden ivmelendirmeyi hedeflemektedir, ancak bu müdahalelerin ne kadar etkili olacağı ve piyasalar tarafından nasıl karşılanacağı yakından takip edilmektedir.
Tüm bu ekonomik ve jeopolitik gelişmelerin ışığında, geçen haftanın Asya borsaları performansı oldukça çeşitli bir tablo sergiledi. Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,53’lük bir artışla haftayı pozitif kapattı. Japonya’da ise Nikkei 225 endeksi yüzde 3,15 gibi oldukça güçlü bir yükseliş kaydetti. Japon Yeni’nin zayıflığı ve BoJ’un gevşek para politikasına devam etme sinyalleri, ihracat odaklı Japon şirketleri için olumlu bir zemin oluşturarak Nikkei’nin yükselişine katkıda bulundu. Hong Kong’da Hang Seng endeksi de yüzde 2,38’lik bir değer artışı ile güçlü bir performans sergiledi. Bu üç endeksin pozitif kapanması, genel olarak ABD-Çin görüşmelerine yönelik iyimserliğin ve Japonya’daki istikrarlı para politikasının etkisiyle bölgesel risk iştahının arttığını gösteriyor. Ancak, Çin’deki Şanghay Bileşik endeksi yüzde 0,49 oranında değer kaybederek, ülke ekonomisindeki makroekonomik veri hayal kırıklıklarının ve ticaret savaşı endişelerinin piyasa üzerindeki baskısını yansıttı. Bu farklılaşan performanslar, Asya’daki piyasaların küresel ve bölgesel olaylara verdiği tepkilerin ne kadar heterojen olabileceğini gözler önüne serdi.
5 Mayıs ile başlayan yeni haftada Asya piyasaları için önemli makroekonomik veriler takip edilecek. Salı günü Çin’de açıklanacak olan Caixin hizmet sektörü PMI verisi, ülkenin hizmetler sektöründeki aktivite düzeyini ve büyüme eğilimini anlamak adına kritik öneme sahip olacak. Çin ekonomisinin büyüyen bir parçası olan hizmet sektörünün performansı, genel ekonomik sağlığın önemli bir göstergesidir. Cuma günü ise Çin’de dış ticaret dengesi verileri karşılanacak. İhracat ve ithalat rakamları, küresel ticaret dinamiklerinin ve ABD ile Çin arasındaki ticaret gerilimlerinin ülkenin dış ticaret performansı üzerindeki etkilerini açıkça ortaya koyacaktır. Bu veriler, Çin’in küresel ekonomideki rolünü ve ticaret politikalarının getirdiği zorlukları anlamak için yakından izlenecektir. Her iki veri de, yatırımcılar ve analistler için Çin ekonomisinin gidişatına dair ek ipuçları sağlayacak ve gelecek politika kararlarını etkileme potansiyeli taşıyacaktır.
Yeni hafta aynı zamanda bazı önemli tatilleri de beraberinde getirecek. Pazartesi günü Çin’de İşçi Bayramı nedeniyle piyasalar kapalı olacak. Salı günü ise hem Çin’de İşçi Bayramı tatili devam edecek hem de Japonya’da resmi tatil dolayısıyla piyasalar işlem görmeyecek. Bu tatil günleri, özellikle işlem hacimlerinde düşüşe neden olabilir ve piyasalardaki volatiliteyi etkileyebilir. Tatil nedeniyle kapalı olan piyasalar, normalde gerçekleşecek olan işlemleri erteleyerek, sonraki açık günlerde yoğunluğa neden olabilir veya tatil döneminde ortaya çıkan haberlerin piyasalara daha geç yansımasına yol açabilir. Bu durum, yatırımcıların işlem stratejilerini ve risk yönetimlerini buna göre ayarlamalarını gerektirecektir. Tatillerin ardından piyasalar açıldığında, biriken haber akışının fiyatlamalara hızlı bir şekilde yansıması beklenebilir.