Enflasyonda Doğruları Yıpratan Hatalar

TÜİK’in Enflasyon Verilerindeki Şeffaflık Krizi: Madde Fiyatları Neden Gizleniyor?

Ülkemizin eğitim sisteminde, özellikle de kritik giriş sınavlarında köklü bir kural vardır: belirli sayıda yanlış cevap, bir doğru cevabı alıp götürür. Bu yüzden öğrenciler, doğruluğundan emin olmadıkları sorulara yanıt vermekten kaçınır; çünkü “belki doğrudur” düşüncesiyle verilen ve yanlış çıkan bu cevaplar birikerek kişinin genel başarısını olumsuz etkileyebilir. Bu ilke, sadece sınav salonları için değil, aynı zamanda toplumun güvenini inşa eden ve kamuoyunu bilgilendirme görevi taşıyan kurumlar için de geçerlidir. Resmi verilerin açıklanmasında yaşanan şeffaflık eksikliği ve sunulan “yanlış” gerekçeler, adeta bir sınavda yapılan hatalar gibi, kamuoyu nezdindeki güveni ve doğru bilgiye erişim hakkını ciddi şekilde aşındırmaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından iki yılı aşkın süredir kamuoyundan gizlenen madde fiyatlarının ne olabileceğine dair kapsamlı bir çalışma gerçekleştirdim. Bu analizin detaylarını ve elde ettiğim bulguları daha önceki iki yazımda okuyucularımla paylaşmıştım. Çalışmamda, bazı ürün kalemleri için yalnızca yaklaşık bir fiyat tahmini yapılabilirken, örneğin gıda veya giyim ürünleri gibi değişkenlerde, bazı kalemlerde ise doğrudan doğruya, nokta atışı sayılabilecek net fiyatlara ulaşmak mümkün oldu. Örneğin, doktor muayene ücreti, kira bedelleri veya yurt ücretleri gibi sabit ve resmi tarifelere dayanan kalemlerde fiyatları belirlemek çok daha kolaydı. Bu detaylı analiz, TÜİK’in madde fiyatlarını neden açıklamadığına dair büyüyen soru işaretlerine bir yanıt bulma çabasının ürünüydü ve kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından büyük önem taşıyordu.

Geçtiğimiz günlerde TÜİK Başkanı Erhan Çetinkaya’nın Ankara’daki gazete temsilcileriyle bir araya gelerek enflasyon verilerine yönelik eleştirilere yanıt verdiği bir toplantı gerçekleşti. O toplantıda şüphesiz, benim madde fiyatları üzerine kaleme aldığım yazı da gündeme geldi. Zira toplantıda bizzat bulunmasam da, kamuoyunda yankı uyandıran bu denli önemli bir konunun, kurum başkanının basınla buluşmasında ele alındığını tahmin etmek hiç de zor değildi. Peki, TÜİK’in bu şeffaflık eksikliğini ne gibi gerekçelerle savunduğu, kamuoyu vicdanında nasıl karşılık buldu?

TÜİK, Doğruluğu Tartışılmayan Fiyatları Neden Kamuoyundan Saklıyor?

Öncelikle altını çizmek isterim ki, TÜİK Başkanı benim 8 Temmuz Pazartesi günkü yazımda yer verdiğim madde fiyatlarının yanlış olduğuna dair herhangi bir ifade kullanmadı. Zaten böyle bir iddiada bulunması da pek mümkün değildi. Çünkü kaleme aldığım fiyatların doğruluğu, büyük ölçüde tartışma götürmez nitelikteydi. En fazla, grup bazında yer alan ürünlerin bazılarındaki fiyat değişimlerinin, kurumun kendi iç metodolojisi nedeniyle bir miktar farklı olduğu dile getirilebilir ve buna göre de fiyatın benim yazdığımdan az da olsa farklı dikkate alındığı öne sürülebilirdi. Ancak bu tür ufak sapmalar, genel tablonun ve temel fiyatlandırmanın doğruluğunu değiştirecek veya açıklanmaması için bir gerekçe teşkil edecek nitelikte değildi.

Özellikle bazı kalemlerde ise, yukarıda da bahsettiğim gibi, örneğin doktor muayene ücretinde, kira bedellerinde veya yurt ücretlerinde farklı bir fiyat açıklamak pratik olarak imkansızdı. Zira bu tür kalemlerin hesaplamasında “acaba doğru mu?” diye sorgulanacak bir durum söz konusu bile değildi; fiyatlar net, resmi tarifelere dayalı ve somut verilere dayanıyordu. Aslında, yaptığım hesaplama birkaç kalem için teknik olarak yanlış bile olsa, önemli olan büyük resmi doğru bir şekilde ortaya koyabilmek ve enflasyonun temel dinamiklerini kamuoyuna aktarabilmekti. Bu şeffaflık çabası karşısında TÜİK’in madde fiyatlarını gizleme konusundaki tutumu, kurumun temel görevlerini sorgulatır hale geldi.

Şeffaflık Gerekçeleri: Her Yeni Açıklama, Yeni Bir “Yanlış” Yaratıyor!

Yukarıda da vurguladığım gibi, TÜİK’in benim açıkladığım madde fiyatlarının doğruluğunu kabul etmekten başka bir seçeneği yoktu, çünkü bu fiyatlar somut ve erişilebilir verilere dayanıyordu. Toplantıda da doğal olarak, bu denli önemli verilerin neden açıklanmadığı sorusu gündeme gelmiş. Ancak TÜİK Başkanı tarafından sunulan gerekçeleri okuduğumda, doğrusu ne diyeceğimi bilemedim. Bu gerekçeler, şeffaflık arayışındaki kamuoyunu tatmin etmekten çok, soru işaretlerini daha da artırır ve kurumun güvenilirliğini zedeler nitelikteydi. Adeta her açıklanan gerekçe, bir önceki “doğru”yu götüren bir “yanlış” haline geliyordu.

1. “Farklı Fiyatlar” Gerekçesi: Vatandaşın Anlama Kapasitesi Küçümseniyor!

TÜİK’in fiyatları gizlemesindeki klasik gerekçelerden biri, “farklı fiyat” argümanına dayanıyor. Kurum, örneğin domates fiyatının Van’da başka, İstanbul’un lüks semtinde başka olduğunu, kendilerinin ise bir ortalama aldığını belirtiyor. Bu durumda da İstanbul’daki bir vatandaşın “bu fiyata domates nerede satılıyor?” diye sorup açıklanan verilere inanmayacağı ileri sürülüyor. Yani özetle, kurumun temel savı “Vatandaş açıkladığımız verinin ortalama olduğunu anlamaz” üzerine kurulu. Bu konu izah edilirken “anlatıcılığı olmayan fiyatlar” gibi ne anlama geldiği pek de belli olmayan muğlak bir ifade kullanılıyor. Oysa merak edilmesin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ortalama fiyat kavramının ne anlama geldiğini, bölgesel farklılıkların nasıl yorumlanması gerektiğini gayet iyi anlar ve yorumlar! Bu yaklaşım, sadece kamuoyunun bilgi düzeyini küçümsemekle kalmıyor, aynı zamanda istatistik bilimine ve şeffaflık ilkesine de aykırı düşüyor. Bölgesel farklılıklar, açıklayıcı notlarla, coğrafi dağılım haritalarıyla ve detaylı raporlarla kolayca izah edilebilirken, tamamen gizlemek sadece güven kaybına yol açar. Bu gerekçe, hem mantıksız hem de kabul edilemez bir yanlıştır!

2. “Son Fiyat Akılda Kalır” Varsayımı: Veri Gizlemenin Bilimsel Temeli Yok

Bir diğer gerekçe ise, son fiyatın kamuoyunun zihninde kalıcı olacağı ve bu durumun veri algısını manipüle edeceği varsayımı. TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) kapsamındaki mal ve hizmetlerin fiyatının ay ortalamasındaki düzeyi gösterdiği için, son fiyata göre kıyaslama yapıldığında açıklanan verilere inanılmayacağı belirtiliyor. Bu sav da kendi içinde büyük çelişkiler barındırıyor. İyi de, belki de ay sonundaki fiyat, ay ortalamasından daha düşük seyreder ve akılda kalan da bu olumlu durum olur? Ya da tam tersi olur, ama her iki durumda da istatistik kurumunun görevi, bu tür nüansları şeffaf bir şekilde açıklamak, yorumlamak ve verileri anlaşılır kılmaktır, onları gizlemek değil. Fiyat açıklamamanın bir gerekçesi olarak sunulan bu argüman da temelsiz, bilimsel dayanağı olmayan ve yanlıştır. Kamuoyunu doğru bilgilendirmek yerine, olası bir yanlış algının önüne geçmek adına bilgiyi tamamen saklamak, demokratik şeffaflık ilkesine aykırıdır.

3. “Diğer Ülkeler Açıklamıyor” Savunması: Türkiye’nin Enflasyon Gerçekliği Göz Ardı Ediliyor

TÜİK Başkanı’nın bir diğer savunması ise, gelişmiş Batı ekonomilerinin hiçbirinde madde fiyatlarının açıklanmadığı yönünde. Ancak bu karşılaştırma, Türkiye’nin mevcut ekonomik gerçekleriyle örtüşmekten çok uzak ve bağlamından kopuktur. Yıllık enflasyonu bizim aylık enflasyonumuz kadar olan ülkelerle, çift haneli, hatta üç haneye yaklaşan enflasyonla boğuşan Türkiye’yi aynı kefeye koymak doğru değildir. Bu ülkelerin ekonomik istikrarı, düşük enflasyon oranları ve yerleşik güven ortamı, veri şeffaflığına olan ihtiyacı farklı bir boyuta taşır. Türkiye gibi enflasyonun yüksek seyrettiği, alım gücünün ciddi şekilde etkilendiği ve kamuoyunda büyük bir güven krizinin yaşandığı bir ülkede, detaylı veri açıklamamak, bu güven krizini daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramaz. Bu gerekçe de, gerçeklerden uzak ve dolayısıyla yanlıştır. Her ülkenin kendi ekonomik koşullarına uygun bir şeffaflık politikası izlemesi esastır.

4. “Kapsam Genişledi” İddiası ve İletişimdeki Özensizlik: Dijitalleşme Sorun Mu Yarattı?

Bir başka gerekçe ise, toplanan veri sayısının çok artmış olması. Bu durum izah edilirken, kurumun kendi iletişimindeki özensizliği gözler önüne seren bozuk bir cümle kullanılıyor:

“Çünkü 2022 öncesi İTO gibi sadece saha verisi ile (bakkal, manav, pazar…) 2020 yılından başlayan çalışmalarla artık toplam verinin yüzde 50’si dijital olarak toplanıyor ve veri miktarı kat kat arttı.”

Evet, cümle gerçekten bozuk ve bu, ülkenin en önemli istatistik kurumunun kamuoyuna yaptığı açıklamalarında kabul edilemez bir durumdur. Ayrıca, metindeki “2020 yılı” ifadesinin aslında “2022 yılı” mı olması gerektiği de belirsizliğini koruyor; bu tür hatalar kurumsal ciddiyeti sorgulatır. Veri miktarının artması, teknolojinin nimetlerinden faydalanarak daha şeffaf ve detaylı açıklamalar yapılmasını kolaylaştırması gerekirken, bu durumun bir gerekçe olarak sunulması mantık dışıdır. Dijitalleşme, karmaşıklığı azaltmak ve erişimi artırmak içindir, bilgi saklamak için değil. Modern veri toplama yöntemleri ve kapasiteleri düşünüldüğünde, bu bir mazeret olamaz. Bu da yine büyük bir özensizlik ve yanlıştır.

5. “Matematik Bilmemek” Gibi Temel Hatalar: Güven Krizi Daha Da Derinleşiyor

TÜİK’in açıklamalarındaki en vahim hatalardan biri, basit bir matematik işleminin dahi yanlış aktarılmasıdır. Ne denilmek istendiği pek de anlaşılamayan bir izahatta bulunulurken, kurum, temel matematik kurallarını ihlal eden bir örnek sunuyor. Onlarca, yüzlerce istatistikçi ve matematikçinin çalıştığı bir kurumun böylesine basit bir hatayı nasıl yapabildiği, akıl sır erdirilemez bir durumdur. Söylenen şu:

“Fiyat artışı 30-2/2=14 kat iken 60-2/2=29 katmış gibi yansıtılsın diye bekleniyor.”

Matematikte işlem sırası nettir: önce bölme ve çarpma, sonra toplama ve çıkarma. Yani, verilen örnekte önce 2’ler 2’ye bölünerek 1 sonucu elde edilir, ardından 30’dan ve 60’tan 1 çıkarıldığında ise sonuçlar sırasıyla 29 ve 59 olmalıdır. TÜİK’in bu temel matematik kuralını bile hatalı uygulaması, kurumun veri analizindeki ve açıklamalarındaki özensizliğin ne denli vahim boyutlara ulaştığını göstermektedir. Bu, sadece bir hesaplama hatası değil, aynı zamanda kurumun kamuoyu nezdindeki güvenilirliğini ciddi şekilde sarsan büyük bir özensizlik ve kabul edilemez bir yanlıştır. İstatistik kurumundan beklenen, temel bilimsel prensiplere titizlikle uymasıdır.

6. “Çok Çalışma Gerekliliği” Gerekçesi: Şeffaflık Bir Lüks mü Yoksa Temel Görev Mi?

TÜİK tarafından sunulan son gerekçe ise, diğerlerini adeta mumla aratır nitelikte ve akıl almazdır. Enflasyon hesabının diğer ülkelere göre çok erken açıklandığı belirtildikten sonra, “Hesap ucu ucuna yetişirken, kalkıp bir de anlatıcılığı (ne demekse) olmayan fiyatlar ‘hesaplamaktan’ vazgeçtik, bu yüklü, ağır ve dünyada kimsenin yapmadığı bir iş” deniliyor. Bu açıklama, kurumun temel görevlerini anlama biçimindeki bir çarpıklığı gözler önüne seriyor. İstatistik kurumu, kamuoyunu bilgilendirme ve şeffaf veri sunma yükümlülüğüne sahiptir. Bu, “yüklü” veya “ağır” bir iş olarak değil, kurumun varlık sebebi ve asli görevi olarak görülmelidir. Şeffaflık, bir lüks değil, kamusal bir zorunluluktur.

Dahası, TÜİK Başkanı fiyatları açıklamak için sadece “bir gün daha çalışmak gerektiğini” ifade ediyor. Öyleyse çalışın! Bir gün daha çalışarak kamuoyunun bilgi edinme hakkını yerine getirmek, kurumun itibarını ve şeffaflığını korumak adına atılacak en basit ve en temel adımdır. Bu açıklama, sosyal medyada bile alay konusu olmuş ve “TÜİK hesap yaparken herhalde hâlâ facit kullanıyor, bilgisayar bağışlama kampanyası başlatalım” şeklinde esprilere yol açmıştır. Sanki TÜİK’te Excel programı hiç kullanılmıyor ve madde fiyatı açıklamamak “Daha çok çalışmamız gerekir” gibi absürt bir gerekçeye dayandırılıyor. Bu, sadece bir yanlış değil, aynı zamanda kurumun modern çağın gerekliliklerinden ne denli uzak olduğunu ve teknolojik imkanları kullanma konusunda yetersiz kaldığını gösteren derin bir problemdir. Kamuoyunun bu tür mazeretlerle tatmin olması beklenemez.

Şeffaf Veri, Güçlü Ekonomi ve Güvenilir Bir Gelecek İçin Vazgeçilmezdir

TÜİK’in enflasyon madde fiyatlarını açıklamama konusunda ileri sürdüğü tüm bu gerekçeler, ne yazık ki sağlam temellere dayanmaktan çok uzak. Her biri ayrı ayrı ele alındığında, ya mantık hataları içeriyor ya da kamuoyunun bilgi edinme hakkını göz ardı ediyor. Sınavdaki yanlış cevaplar misali, bu gerekçeler birikerek TÜİK’in şeffaflık karnesinde büyük bir “eksi” hanesi oluşturuyor ve kamuoyundaki güveni derinden sarsıyor.

Enflasyon verileri, sadece ekonomistler, finans piyasası aktörleri ya da politika yapıcılar için değil, her bir vatandaşın günlük hayatını, bütçesini, alım gücünü ve gelecek planlarını doğrudan etkileyen hayati bilgilerdir. Bu verilerin eksik, şeffaf olmayan veya anlaşılması zor bir şekilde sunulması, ekonomik kararların yanlış alınmasına, güvensizlik ortamının derinleşmesine ve nihayetinde toplumsal refahın olumsuz etkilenmesine yol açar. Vatandaşlar, temel ekonomik göstergeler hakkında doğru ve eksiksiz bilgiye ulaşma hakkına sahiptir.

Bir istatistik kurumunun en temel görevi, doğru, güvenilir ve anlaşılır veriler üretmek ve bunları şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşmaktır. Bu sadece yasal bir yükümlülük değil, aynı zamanda kamuoyuna karşı duyulan etik bir sorumluluktur. TÜİK’in madde fiyatları konusunda izlediği bu yol, ne yazık ki bu temel prensiplere ters düşmekte, kurumun saygınlığını ve bağımsızlığını sorgulatır hale gelmektedir. Şeffaflıktan uzaklaşmak, kısa vadede bazı eleştirileri savuşturuyor gibi görünse de, uzun vadede kurumsal itibarı zedeler ve kamuoyunun devlete olan güvenini aşındırır. Bu durum, sadece ekonomik değil, toplumsal bir soruna dönüşme potansiyeli taşımaktadır.

Unutulmamalıdır ki, güven, tıpkı doğru bilgi gibi, bir toplumun en değerli sermayesidir. Bu sermayeyi korumak ve artırmak, ancak şeffaflık, hesap verebilirlik ve vatandaşın bilgi edinme hakkına saygı gösterilmesiyle mümkündür. TÜİK’in bir an önce madde fiyatlarını şeffaf bir şekilde açıklamaya başlaması, hem kendi itibarı hem de Türkiye ekonomisinin sağlıklı, öngörülebilir ve güvenilir bir geleceği için atılacak kritik bir adım olacaktır. Yanlış gerekçelerle doğru bilgiyi gizlemek, en sonunda tüm doğruların yok olmasına yol açabilir; tıpkı bir sınavda, yanlışların birikerek doğru cevapları silip süpürmesi gibi, kamuoyu güveni de bu yanlış adımlarla yok edilebilir.

Kaynak: ekonomim.com