2025 Yılı Finansal Piyasa Analizi: TCMB Kararları, Küresel Tarifeler ve Piyasa Beklentileri
2025 yılında finansal piyasalar, hem yurt içi gelişmeler hem de küresel olayların etkisiyle dalgalı bir seyir izledi. Türkiye özelinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) para politikası kararları, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sisteminden çıkış stratejileri, döviz rezervlerindeki değişimler ve enflasyonun gelecekteki durumu yakından takip edildi. Küresel arenada ise özellikle ABD’nin başlattığı ticaret savaşları ve diğer ülkelerin buna verdiği tepkiler, piyasalarda belirsizliği artırdı.
TCMB’nin Para Politikası ve KKM’den Çıkış Süreci
TCMB, 2025 yılının ilk aylarında para politikasında bir dizi değişiklik yaptı. Yılın ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında, politika faizi olarak bilinen bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 250 baz puan indirerek yüzde 45 seviyesine çekti. Bu faiz indirimi, piyasalarda farklı yorumlara neden oldu. Bazı analistler, bu adımın ekonomik aktiviteyi desteklemeyi amaçladığını savunurken, bazıları ise enflasyonla mücadelede zafiyet yaratabileceği endişesini taşıdı. Mart ayındaki PPK toplantısında ise TCMB, politika faizini bir kez daha 250 baz puan düşürerek yüzde 42,5’e indirdi. Bu kararlar, TCMB’nin enflasyonla mücadeledeki kararlılığı ve ekonomik büyümeyi destekleme arasındaki dengeyi nasıl kurmaya çalıştığını gösterdi.
Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları da bu dönemde yakından izlendi. KKM, Türk lirasının değer kaybına karşı yatırımcıları korumayı amaçlayan bir araç olarak 2021 yılında uygulamaya konulmuştu. Ancak, 2025 yılında KKM’den çıkış stratejileri tartışılmaya başlandı. KKM’nin ekonomiye olan maliyeti ve döviz talebi üzerindeki etkisi, bu tartışmaların temelini oluşturdu. 2025’in ilk çeyreğinde KKM hesaplarındaki toplam miktar 779 milyar 4 milyon liraya kadar geriledi. Bu düşüş, KKM’den çıkışın kademeli olarak başladığının bir işareti olarak değerlendirildi. KKM’den çıkış sürecinin nasıl yönetileceği, piyasalar için önemli bir belirsizlik kaynağı olmaya devam etti.
Ekonomik Göstergeler ve Piyasa Performansı
2025’in ilk çeyreğinde Türkiye’nin ekonomi politikaları, yurt dışı borçlanma ihalelerine olan ilgiyi artırdı. Bu durum, borçlanma faizlerinin düşmesine yardımcı oldu. Düşen borçlanma maliyetleri, Türkiye ekonomisine duyulan güvenin arttığını gösterdi ve yatırımcıların ilgisini çekti. Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) de bu dönemde 245,1 baz puana kadar geriledi. CDS’deki düşüş, Türkiye’nin kredi riskinin azaldığı ve uluslararası piyasalarda daha güvenilir bir ülke olarak algılandığı anlamına geldi.
Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, yılın ilk çeyreğinde 8.872,75 ile 10.902,61 puan arasında dalgalı bir seyir izledi. Endeks, 2025’in ilk çeyreğini yüzde 1,74 düşüşle 9.659,74 puandan tamamladı. BIST 100 endeksindeki bu dalgalanma, hem yurt içi hem de yurt dışı gelişmelerin etkisiyle yatırımcıların kararsızlığını yansıttı.
Küresel Piyasalar ve Ticaret Savaşları
Yılın ikinci çeyreğinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı ilave gümrük vergileri ve diğer ülkelerden gelen misillemeler, küresel piyasalarda risk algısının yüksek kalmasına neden oldu. Trump’ın ticaret politikaları, küresel ticaret sistemini tehdit etti ve uluslararası ilişkilerde gerginliği artırdı. Dünya genelinde enflasyon ve resesyon endişeleri sürerken, ABD yönetiminin korumacı politikalar kapsamında açıkladığı tarifelerin küresel ekonomiyi ne ölçüde etkileyeceğine yönelik belirsizlik, piyasalarda fiyatlamaları zorlaştırdı.
2 Nisan’da Trump, ABD’nin ticaret ortaklarına yönelik belirlenen gümrük tarifelerini duyurdu. Bu tarifeler, küresel ticaret iklimini bozabileceğine yönelik endişeleri artırırken, özellikle Çin ile karşılıklı sorunların derinleşebileceği korkusunu körükledi. Çin, ABD’nin tarifelerine karşı misilleme yaparak, iki ülke arasındaki ticaret savaşını daha da şiddetlendirdi. Bu durum, küresel tedarik zincirlerini olumsuz etkiledi ve şirketlerin yatırım kararlarını ertelemesine neden oldu.
Trump yönetiminin açıkladığı genel tarifelerin yanı sıra, endüstriyel üretimde kritik öneme sahip olan çelik ve alüminyum gibi emtialara yönelik korumacı tutumu, küresel büyümeyi baskılayabileceğine dair soru işaretleri yarattı. Çelik ve alüminyum tarifeleri, otomotiv, inşaat ve makine gibi birçok sektörü olumsuz etkiledi. Bu durum, küresel sanayi üretiminde yavaşlamaya ve işsizlik oranlarında artışa neden oldu.
Bu süreçte, merkez bankalarının para politikaları, makroekonomik veriler ve jeopolitik gelişmeler fiyatlamalarda belirleyici oldu. Yatırımcılar, ekonomik büyüme, enflasyon, işsizlik ve faiz oranları gibi makroekonomik verileri yakından takip etti. Jeopolitik riskler, özellikle Orta Doğu’daki gerilimler ve siyasi belirsizlikler, piyasalarda oynaklığı artırdı. Merkez bankalarının para politikaları, özellikle faiz oranları ve parasal genişleme programları, piyasaların yönünü belirlemede önemli bir rol oynadı.
Ticaret politikalarındaki belirsizliklerin devam etmesi, jeopolitik riskler ve sıkılaşma-gevşeme ikilemi yaşayan para politikalarıyla birlikte, küresel piyasalarda temkinli bir duruşun korunmasına neden oldu. Yatırımcılar, riskten kaçınma eğilimi göstererek, daha güvenli liman olarak görülen devlet tahvillerine ve altına yöneldi.
Enflasyon ve Merkez Bankalarının Tepkileri
Yılın ikinci çeyreğinde, tarifelerin ABD’de enflasyonist baskıları artıracağı yönünde değerlendirmeler öne çıktı. Fiyat artışlarının, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) politika alanını daraltabileceği öngörüldü. ABD’de enflasyon hız kaybetmesine rağmen, Fed’in yüzde 2’lik hedefinin üzerinde kaldı. Bu durum, Fed’in faiz artırımlarına devam etme olasılığını gündemde tuttu.
ABD’de enflasyonun kısmen kontrol altına alınmasıyla, piyasalarda gözler Fed’in “şahin” duruşunu ne zaman değiştireceğine çevrildi. Ancak ikinci çeyrekte Fed, politika faizini beklentiler dahilinde yüzde 4,25-4,50 aralığında sabit tuttu. Fed, enflasyonun kalıcı olarak kontrol altına alındığına dair daha fazla kanıt görmek istediğini belirtti.
ABD’nin tarife adımı, henüz enflasyonla mücadelesini sonlandırmayan Avrupa’da ekonomiye dair endişeleri artırmasına rağmen, Avrupa Merkez Bankası (ECB) gevşeme adımlarını sürdürdü. Bu çeyrekte ECB, üç temel politika faizini toplamda 50 baz puan düşürdü. ECB, Euro bölgesinde ekonomik büyümeyi desteklemek ve enflasyonu hedefine yaklaştırmak için faiz indirimlerine devam etti.
Asya tarafında, özellikle Çin, ABD’nin tarife adımlarının doğrudan etkilerini en fazla hisseden ülke oldu. Karşılıklı tarife artışları, ticaret hacmi ve sanayi üretimi üzerinde baskı oluştururken, deflasyonist eğilimler bölgedeki kırılganlığı artırdı. Çin hükümeti, ekonomik büyümeyi desteklemek için bir dizi önlem aldı, ancak ticaret savaşının etkileri hala hissediliyordu.
Japonya’da ise ücret artışları ve enflasyon dinamikleri, BoJ’un para politikasına yönelik beklentileri canlı tutarken, küresel risk algısındaki bozulma bölge piyasalarında dalgalanmayı beraberinde getirdi. Japonya Merkez Bankası (BoJ), uzun yıllardır uyguladığı ultra gevşek para politikasını sürdürmeye devam etti.
Emtia Piyasaları ve Döviz Kurları
Emtia piyasalarında, geçen yılın sonunda 74,7 dolar olan Brent petrolün varil fiyatı, bu yılın ikinci çeyreğinde 58,2 dolara kadar indi. Brent petrolün varil fiyatı, 2025’in ikinci çeyreğini, önceki yılın kapanış seviyesine göre yüzde 13,7 düşüşle 64,5 dolardan tamamladı. Petrol fiyatlarındaki düşüş, küresel talepteki zayıflama ve arz fazlası endişeleriyle ilişkilendirildi.
Altının ons fiyatı ise 2025’in ikinci çeyreğinde yükseliş eğilimini sürdürdü. Altın, güvenli liman özelliği nedeniyle yatırımcıların ilgisini çekmeye devam etti. Aynı dönemde ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yatay seyretti. Yılın başında 108,5 seviyesinde bulunan dolar endeksi de ikinci çeyrek sonunda yüzde 10,9 azalışla 96,7 seviyesine geriledi. Dolar endeksindeki düşüş, ABD ekonomisindeki büyüme hızının yavaşlaması ve Fed’in faiz artırımlarına ara verme beklentisiyle ilişkilendirildi.