Fed Rüzgarı Esti: Küresel Piyasalar Faiz İndirimine Kilitlendi

ABD Merkez Bankası Faiz Kararı Beklentisi ve Küresel Piyasalara Etkileri

ABD Merkez Bankası’nın (Fed) yaklaşan Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısı, küresel piyasaların odağında yer almaya devam ediyor. Özellikle 9-10 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek olan bu yılın son FOMC toplantısında, Fed’in faiz indirimine gidip gitmeyeceği büyük bir merak konusu. Para piyasaları, politika faizinde 25 baz puanlık bir indirim olasılığını yüksek bir ihtimal olarak değerlendiriyor ve bu beklentiyi fiyatlamaya başlamış durumda. Bu durum, yatırımcıların ve ekonomistlerin Fed’in gelecekteki para politikası adımlarına dair beklentilerini şekillendiriyor.

Fed yetkilileri, yaklaşan para politikası toplantısı öncesinde sınırlı sayıda veriyle değerlendirme yapacak olsa da, 25 baz puanlık faiz indirimi beklentisi ağırlığını koruyor. Ancak, Fed yetkilileri arasındaki görüş ayrılıkları da dikkat çekiyor. Bazı yetkililer enflasyonun hala hedefin üzerinde olduğunu ve faiz indirimine gidilmesinin riskli olabileceğini savunurken, diğerleri ise ekonomik büyümenin yavaşladığına ve faiz indiriminin gerekli olduğuna inanıyor. Bu farklı görüşler, Fed’in karar alma sürecini karmaşık hale getiriyor ve piyasalarda belirsizliği artırıyor.

Geçtiğimiz hafta küresel piyasalar, ABD’de açıklanan makroekonomik veriler, Japonya Merkez Bankası’na (BoJ) yönelik faiz artırım beklentilerinin güçlenmesi ve jeopolitik gelişmelerin etkisiyle dalgalı bir seyir izledi. Özellikle Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) para politikasında sıkılaştırmaya gideceğine dair beklentilerin artması, küresel tahvil piyasalarında önemli hareketlere neden oldu. Bu gelişmeler, yatırımcıların risk iştahını azaltırken, güvenli liman olarak görülen varlıklara olan talebi artırdı.

Haftanın başında, BoJ’a ilişkin sıkılaşma tahminlerinin küresel tahvil piyasasını etkilemesiyle Japonya’nın yanı sıra ABD ve Avrupa’daki tahvil getirileri de yükselişe geçti. Tahvil faizlerindeki bu artış, özellikle büyüme hisseleri ve teknoloji şirketleri gibi yüksek değerlemelere sahip olan pay piyasalarında baskı yarattı. ABD’de açıklanan önemli ekonomik veriler ise yatırımcıların dikkatini çekti ve piyasalardaki yön arayışını etkiledi.

ABD’de açıklanan son veriler, istihdam piyasasında soğuma sinyalleri vermeye devam ederken, enflasyonun seyrine ilişkin önemli ipuçları sundu. ABD Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre, kişisel tüketim harcamaları eylül ayında beklentiler doğrultusunda yüzde 0,3 oranında arttı. Bu durum, tüketici harcamalarının ekonomik büyümeyi desteklemeye devam ettiğini gösteriyor. Ancak, yüksek enflasyonun tüketici harcamaları üzerindeki etkisi de yakından takip ediliyor.

Fed’in enflasyon göstergesi olarak yakından izlediği çekirdek kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi, eylül ayında aylık bazda yüzde 0,2, yıllık bazda ise yüzde 2,8 oranında artış kaydetti. Aylık bazda beklentilerle uyumlu gelen endeksin, yıllık bazda ise yüzde 2,9 yükselmesi bekleniyordu. Çekirdek PCE fiyat endeksi, ağustos ayında aylık yüzde 0,2 ve yıllık yüzde 2,9 artmıştı. Bu veriler, enflasyonun hala Fed’in hedefi olan yüzde 2’nin üzerinde seyrettiğini gösteriyor ve Fed’in faiz politikası kararlarında etkili olmaya devam ediyor.

Bu gelişmeler ışığında, Fed’in 9-10 Aralık’ta yapacağı yılın son FOMC toplantısında faiz indirimine gidebileceği yönündeki beklentiler gücünü koruyor. Para piyasaları, politika faizinde 25 baz puanlık bir indirim olasılığını yüzde 88 olarak fiyatlıyor. Ancak, bazı analistler Fed’in enflasyonla mücadeledeki kararlılığını korumak için faizleri sabit tutabileceğini veya daha az bir indirim yapabileceğini düşünüyor. Bu nedenle, Fed’in faiz kararı piyasalar tarafından yakından izlenecek ve karar sonrası yapılacak açıklamalar yatırımcıların geleceğe yönelik beklentilerini şekillendirecek.

Analistler, Fed’in alacağı para politikası kararlarının ardından Fed Başkanı Jerome Powell’ın yapacağı sözlü yönlendirmelerin de yatırımcıların odağında olacağını belirtiyor. Powell’ın açıklamalarında, bankanın gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin ipuçları aranacak. Özellikle enflasyon, istihdam ve ekonomik büyüme gibi konulardaki değerlendirmeleri, piyasaların yönünü belirlemede önemli rol oynayacak.

Öte yandan, görev süresi gelecek yıl mayıs ayında dolacak olan Fed Başkanı Powell’ın yerine kimin geçeceği de merak konusu olmaya devam ediyor. ABD Başkanı Donald Trump, yeni Fed başkanını gelecek yılın başında açıklayacağını belirtti. Trump’ın yeni Fed başkanı adayı, Fed’in gelecekteki para politikasını önemli ölçüde etkileyebilir. Trump, Beyaz Saray Ulusal Ekonomi Konseyi Direktörü Kevin Hassett’ten “potansiyel Fed başkanı” olarak bahsetmişti. Hassett’in göreve gelmesi halinde faiz indirimlerini önceleyen bir yaklaşım sergileyeceğine yönelik beklentiler, para piyasalarında Fed’e ilişkin gevşeme öngörülerinin güçlenmesine katkı sağladı.

Ticaret cephesinde ise ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, Güney Kore’den ithal edilen otomobillere uygulanan gümrük vergisi oranının yüzde 15’e indirileceğini bildirdi. Bu durum, ABD ile Güney Kore arasındaki ticaret ilişkilerinin iyileşmesine katkı sağlayabilir. Ayrıca, ABD yönetimi İngiltere ile ilaç fiyatlandırmasına ilişkin prensip anlaşmasına vardığını duyurdu. Bu anlaşma, iki ülke arasındaki ticaretin ve yatırımın artmasına yardımcı olabilir.

Jeopolitik gelişmeler de piyasalar üzerinde önemli bir etkiye sahip. ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında Venezuela üzerindeki uyuşturucu trafiğinin engellenmesine yönelik baskıyı artırdıklarına işaret ederek, yakında karadan da operasyonlara başlayacaklarına işaret etti. Venezuela’daki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, bölgedeki diğer ülkeler ve küresel piyasalar için risk oluşturmaya devam ediyor.

Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin gelişmeler de yakından takip ediliyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’nın Karadeniz’de tanker saldırılarıyla korsanlık yaptığını belirterek sert bir çıkış yaptı. Putin, “Rusya, tankerlere yapılan saldırılara karşılık Ukrayna limanlarına ve bu limanlara giren gemilere yönelik saldırılarını genişletecek” dedi. Bu açıklamalar, Karadeniz’deki gerginliğin daha da artabileceği endişesini yarattı.

NATO’nun Avrupa kısmının Rusya ile savaşa hazırlandığı yönündeki açıklamalara ilişkin Putin, “Avrupa ile savaşa girme niyetimiz yok. Bunu yüzlerce kez söyledim. Ama Avrupa bizimle savaşmak isterse ve savaşmaya başlarsa biz hemen hazırız. Buna hiç kuşku yok” ifadesini kullandı. Bu açıklamalar, Rusya ile Batı arasındaki ilişkilerin gerginliğini koruduğunu gösteriyor.

Bu gelişmelerin ışığında, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi haftalık bazda yaklaşık 12 baz puan artarak yüzde 4,12’de haftayı tamamladı. Tahvil faizlerindeki bu yükseliş, enflasyon beklentilerinin arttığına ve Fed’in faizleri daha uzun süre yüksek tutabileceğine işaret ediyor.

Fed’e ilişkin artan gevşeme tahminlerine karşın, altının ons fiyatı haftayı negatif tarafta kapattı. Altının onsu haftalık bazda yüzde 0,54 değer kaybederek 4 bin 196 dolara indi. Altın fiyatlarındaki düşüş, yatırımcıların risk iştahının arttığına ve güvenli liman olarak görülen varlıklara olan talebin azaldığına işaret ediyor. Gümüşün onsu ise cuma günü 59,34 dolara çıkarak rekor kırarken, haftayı yüzde 2,8 artışla 58,29 dolarda kapattı. Gümüş fiyatlarındaki yükseliş, sanayi talebinin artması ve yatırımcıların gümüşe olan ilgisinin yükselmesiyle destekleniyor.

Dolar endeksi yüzde 0,5 düşüşle 98,9 seviyesinde haftayı tamamlarken, Brent petrolün varili ise yüzde 0,6 artışla 63,6 dolarda seyretti. Dolar endeksindeki düşüş, diğer para birimlerinin dolar karşısında değer kazanmasına neden oldu. Petrol fiyatlarındaki artış ise küresel ekonomik büyüme beklentilerinin iyileşmesine ve petrol arzındaki sıkıntılara bağlanıyor.

Sonuç olarak, ABD Merkez Bankası’nın faiz kararı ve küresel piyasalardaki gelişmeler, yatırımcıların ve ekonomistlerin dikkatle takip ettiği önemli konular olmaya devam ediyor. Fed’in faiz politikası, enflasyon, istihdam, ekonomik büyüme, jeopolitik riskler ve ticaret politikaları gibi faktörler, piyasaların yönünü belirlemede önemli rol oynuyor. Yatırımcıların, bu faktörleri dikkate alarak portföylerini yönetmeleri ve risklerini minimize etmeleri gerekiyor.