Endeks öldü, yaşasın yeni endeks

Türkiye’nin Enflasyon Çıkmazı: Güveni Yeniden İnşa Etmek İçin Yeni Bir Geçinme Endeksi Şart!

Ekonomi gündeminin adeta bir pehlivan tefrikasına dönen konusu enflasyon, ne yazık ki öneminden hiçbir şey kaybetmiyor. Aksine, milyonlarca insanın yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bu kritik konu, Türkiye’nin ekonomik geleceği için belirleyici bir rol oynamaya devam ediyor. Bugün ele alacağımız mesele, enflasyon verilerine duyulan güvensizliğin ulaştığı boyut ve bu güven bunalımını aşmak için atılması gereken hayati adımlar üzerine yoğunlaşıyor. Zira mevcut sistemin sürdürülebilirliği sorgulanırken, kamuoyunun beklentisi şeffaf, gerçekçi ve güvenilir bir enflasyon ölçüm metodolojisidir.

Ülkemizde milyonlarca çalışanın maaş ve ücretleri, ne yazık ki resmi olarak açıklanan enflasyon rakamlarına göre belirleniyor. Bu durum sadece kamu sektöründeki istihdam edilenleri değil, özel sektördeki geniş bir kitleyi de yakından ilgilendiriyor. Zira özel sektörde de ücret politikaları oluşturulurken Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan veriler temel alınıyor. Aynı zamanda, ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatını kendi belirleme yetkisine sahip kesimler dahi, zam oranlarını tayin ederken yine TÜİK’in açıkladığı bu verilere göre hareket ediyor. Dolayısıyla, TÜİK’in açıkladığı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) değişimi, ekonominin tüm kılcal damarlarını etkileyen, son derece kritik bir gösterge niteliği taşıyor.

Ancak son dönemde TÜFE sepetinde yer alan bazı madde fiyatlarının afişe edilmesiyle birlikte, bu endekse duyulan güven neredeyse tamamen sarsıldı. Zaten uzun bir süredir kamuoyunda resmi enflasyon rakamlarına yönelik şüpheler mevcuttu. Ancak açıklanan verilerdeki tutarsızlıklar ve hayatın gerçekleriyle örtüşmeyen tablolar, bu şüpheleri derinleştirerek tam anlamıyla bir inanç krizine dönüştürdü. Artık TÜİK bundan sonra hangi oranı açıklarsa açıklasın, gerçeğin çok daha yüksek olduğu algısı halk arasında kök salmış durumda ve bu algıyı yıkmak neredeyse imkansız hale geldi. Türkiye gibi dinamik bir ülke, kimsenin inanmadığı ve gerçekçi bulmadığı bir enflasyon oranıyla ekonomik yolculuğuna sağlıklı bir şekilde devam edemez. Bu durum, hem ekonomik istikrarı hem de toplumsal huzuru tehdit eden ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

Yeni Bir Fiyat Endeksi Şart: Geçinme Endeksi Neden Hayati?

Mevcut durumda içinde bulunduğumuz bu derin güven bunalımından çıkış yolu oldukça net: Yepyeni bir fiyat endeksi veya daha doğru bir ifadeyle, en az iki yeni ve farklı amaca hizmet edecek fiyat endeksi oluşturmak. Hem de bunu tamamen sıfırdan ve şeffaf bir yaklaşımla gerçekleştirmek gerekiyor. Ancak bu yeni yapılanma sürecinde en temel prensip, açıklanan fiyatların ve metodolojinin gerçek hayatla tam anlamıyla örtüşmesi olmalıdır. Bu, sadece bir teknik detay değil, aynı zamanda toplumsal güvenin yeniden inşası için vazgeçilmez bir koşuldur.

Burada bahsettiğim “iki endeks” kavramı, mevcut TÜFE ve Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ikilisi değildir. Yİ-ÜFE, mevcut haliyle devam edebilir ve üretici maliyetlerini yansıtmaya devam edebilir. Ancak kritik dönüşüm TÜFE tarafında gerçekleşmelidir. Mevcut TÜFE’yi ikiye bölerek, farklı amaçlara hizmet edecek iki ayrı endeks yaratmak zorunluluk haline gelmiştir. Mevcut TÜFE, genel makroekonomik eğilimleri gözlemlemek amacıyla hesaplanmaya devam edebilir. Ancak bundan bazı mal ve hizmetler ayrıştırılmak suretiyle, “ücretliler geçinme endeksi” veya “yaşam maliyeti endeksi” gibi yeni bir isimle, tamamen farklı bir kapsamda, sıfırdan bir endeks oluşturulması elzemdir. Bu yeni endeksin temel amacı, halkın, özellikle de sabit gelirlilerin gerçek yaşam maliyetini ve satın alma gücündeki değişimi doğru bir şekilde yansıtmaktır.

Zafer Yükseler Örneği ve Hızlı Tüketilen Ürünler Fiyat Endeksi (HTFE)

Bu konuda geçmişte başarılı örnekler de mevcuttur. Devlet Planlama Teşkilatı ve Merkez Bankası gibi önemli kurumlarda uzun yıllar görev yapmış değerli iktisatçı Zafer Yükseler, TÜİK’in madde fiyatlarını henüz kamuoyundan gizlemediği dönemlerde, bu fiyatları baz alarak benzer bir endeksi her ay titizlikle hesaplamış ve kamuoyuyla paylaşmıştır. Yükseler’in hazırladığı bu endeks, “her ay tüketilen ya da tüketilmesi muhtemel olan” ürünleri kapsayan Hızlı Tüketilen Ürünler Fiyat Endeksi (HTFE) adını taşıyordu. Endeksin adı dahi, kapsamının ne denli gerçekçi ve günlük hayata dokunan ürünleri içerdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yükseler’in çalışması, bir hanehalkının temel ve zorunlu harcamalarına odaklanarak, halkın hissettiği enflasyonu daha doğru bir şekilde ölçme potansiyeli taşımıştır. Bu yaklaşım, günümüzdeki güven bunalımını aşmak için ilham verici bir model sunmaktadır.

Günümüz TÜFE sepetine baktığımızda, otomobil, beyaz eşya, kahverengi eşya, bir evin boya ve badana masrafları gibi kalemlerin yer aldığını görüyoruz. Ancak bu tür ürün ve hizmetler, bir hane bazında her ay tüketilen ya da kullanılan kategoride değerlendirilemez. Elbette tüm Türkiye geneline bakıldığında bu mal ve hizmetler her ay belirli bir oranda tüketiliyor olabilir; ancak tek bir hanehalkı perspektifinden bakıldığında, böyle bir durumun kesinlikle söz konusu olmadığı aşikardır. Örneğin, ortalama bir hane on yılda bir otomobil veya beyaz eşya değiştirirken, her ay gıda, kira, faturalar gibi zorunlu harcamalarla yüzleşmektedir.

Bu durumda yapılması gereken, Zafer Yükseler’in yıllarca tek başına büyük bir özveriyle hazırladığı Hızlı Tüketilen Ürünler Fiyat Endeksi benzeri bir endeksi, resmi bir kurumsal yapı içinde yeniden oluşturmaktır. Daha önce de belirttiğim gibi, bu endeksin adı “geçinme endeksi,” “ücretliler geçinme endeksi” veya başka bir ifade olabilir; adından ziyade içeriği ve amacı büyük önem taşımaktadır. Önemli olan, endeksin Türkiye ortalamasını temsil eden her hanehalkının her ay düzenli olarak tükettiği temel mal ve hizmetleri kapsamasıdır. Bu, gıda ürünlerinden kiraya, ulaşımdan temel giyim eşyalarına, elektrik, su, doğalgaz gibi temel ihtiyaçlara kadar uzanan geniş bir yelpazeyi içermelidir. Bu endeks oluşturulduktan sonra, kullanım amacı da net bir şekilde belirlenmelidir. Özellikle maaş ve ücret artışlarının hesaplanmasında, bu yeni oluşturulacak “geçinme endeksi” tarafından belirlenen oranların esas alınması, çalışanların satın alma gücünü koruması ve refah seviyesini adil bir şekilde yansıtması açısından hayati önem taşımaktadır.

Genel enflasyon eğilimini takip etmek ve makroekonomik analizler yapmak açısından ise mevcut TÜFE, hesaplanmaya devam edebilir. Bu iki endeksin farklı amaçlarla kullanılması, hem genel ekonomik tabloyu daha net görmemizi sağlayacak hem de hanehalklarının yaşadığı gerçek enflasyonist baskıyı daha doğru bir şekilde anlamamıza olanak tanıyacaktır. Bu ayrım, politikasızlıkların önüne geçerek daha hedefli ve etkili ekonomik adımların atılmasına zemin hazırlayacaktır.

TÜFE ve Geçinme Endeksi Farkına Somut Bir Örnek

Halen geçerli olan TÜFE’deki madde ağırlıklarını dikkate alarak, bu iki endeksin nasıl büyük bir fark yaratabileceğine ilişkin somut bir örnekle konuyu daha da somutlaştırmak istiyorum. Mevcut TÜFE sepetinde benzinli otomobilin ağırlığı yüzde 7.08, dizel otomobilin ağırlığı ise yüzde 1.40 olarak belirlenmiştir. Yani otomobilin toplam ağırlığı, endeks içinde yüzde 8.48 gibi yüksek bir paya sahiptir. Hesaplama kolaylığı sağlamak adına bu ağırlığı ortalama yüzde 10 olarak varsayalım.

Geçmiş tecrübelerimizden biliyoruz ki, özellikle döviz kurunda yaşanan sert artış dönemlerinde otomobil fiyatlarında çok büyük oranlarda zamlar gerçekleşti. Ancak bazı dönemlerde, örneğin kurun stabilize olduğu veya talepte düşüş yaşandığı zamanlarda, tam tersi bir durumla da karşılaşıldı ve otomobil fiyatlarında düşüşler gözlendi. Şimdi varsayalım ki, herhangi bir ayda otomobil fiyatları yüzde 15 oranında düştü. Aynı ayda, endeksi oluşturan diğer yüzde 90’lık mal ve hizmetlerin fiyatı ise ortalama yüzde 2 oranında arttı. Bu tür bir senaryoda, otomobildeki yüzde 15’lik fiyat düşüşü, yüzde 10’luk ağırlığıyla birlikte hesaplandığında, TÜFE’yi tam 1.5 puan aşağı çekecek bir etki yaratacaktır.

Diğer taraftan, TÜFE’nin kalan yüzde 90’lık kısmında yaşanan yüzde 2’lik fiyat artışı ise, TÜFE’ye yukarı yönlü 1.8 puanlık bir etki sağlayacaktır. Sonuç ne olacaktır? Açıklanan TÜFE o ay sadece yüzde 0.3 oranında bir artış gösterecektir. Bu durum, kamuoyuna enflasyonun düşük olduğu şeklinde lanse edilebilir. Oysa gerçekte, vatandaşın temel ihtiyaçları olan diğer mal ve hizmetlerdeki fiyat artışı yüzde 2 olmuştur. Bu durumda vatandaşın cebindeki gerçek enflasyon yüzde 2 iken, resmi rakamlar çok daha düşük bir tablo çizerek, hanehalkının satın alma gücündeki erimeyi doğru yansıtmaktan uzak kalmaktadır. Bu örnek, TÜFE’nin mevcut yapısının, özellikle düşük ve orta gelirli vatandaşların yaşam maliyetindeki gerçek değişimi yansıtmada ne kadar yetersiz kaldığını çarpıcı bir şekilde göstermektedir.

Makas Daha da Açılır: Gerçek Yaşam ve Resmi Veri Arasındaki Uçurum

Yukarıdaki örnek, konuyu basitleştirilmiş haliyle ele almaktadır. Oysa gerçek hayatta durum çok daha karmaşıktır ve “makas” olarak ifade ettiğimiz bu fark, çok daha dramatik boyutlara ulaşabilir. Her ay tüketilen ya da tüketilmesi muhtemel ürünler dikkate alındığında, mevcut TÜFE sepetinin şimdiki ağırlığının ancak yüzde 60 kadarı bu kategoriye girmektedir. Geriye kalan yüzde 40’lık kısım ise, her ay tüketilmeyen, hatta bazı hanelerin hayatları boyunca hiç tüketmeyecekleri mal ve hizmetlerden oluşmaktadır. Bunun en belirgin örneğini zaten verdik: otomobil. Türkiye’de milyonlarca hane, hiçbir zaman otomobil sahibi olmamış veya olamayacaktır. Bu nedenle otomobil fiyatlarındaki değişimin, bu haneler için “enflasyon” olarak algılanması mümkün değildir.

Başka bir örnek vermek gerekirse, yurt dışında tatil gibi lüks tüketim kalemleri de TÜFE sepetinde yer alabilmektedir. Ancak bırakın yurt dışını, yurt içinde dahi hiçbir zaman tatile çıkmamış veya çıkamayacak binlerce aile bulunmaktadır. Mobilya ve beyaz eşya da benzer durumdadır. Bu tür eşyalar, çoğu hane için en erken on yılda bir değiştirilebilecek dayanıklı tüketim mallarıdır. Ancak mevcut endeks hesaplamasında, bu tür mal ve hizmetlerin her ayki fiyatları ve fiyat değişimleri dikkate alınmaktadır. Bu mal ve hizmetlerde yaşanan fiyat artışlarının, zorunlu harcamaya konu kalemlerdeki artışlara göre daha düşük kalması veya düşüş göstermesi durumunda, genel enflasyon oranını aşağı çekecek yönde bir etki yaratması kaçınılmazdır.

Örneğin, başta gıda maddeleri, kira ve temel faturalar olmak üzere zorunlu harcamaya konu kalemlerin fiyatı yüzde 100 artarken, yukarıda örneklerini verdiğimiz dayanıklı tüketim malları veya lüks hizmetlerin fiyatındaki artışın yüzde 50’de kalması bile, ortalama enflasyon oranının düşük açıklanmasına yol açar. Bu durum, dar gelirli ve sabit gelirlilerin yaşam maliyetini derinden etkilerken, resmi rakamların pembe bir tablo çizmesine neden olur. Kuşkusuz tersi de olabilir; yani az tüketilen bu kalemler, diğer kalemlerden daha fazla zam görerek ortalamayı yukarı çekebilir. Ancak bu durum da, halkın hissettiği enflasyonu yansıtmamakla birlikte, doğru politikaların geliştirilmesini engeller ve ekonomik analizi çarpıtır.

En Kısa Zamanda: Şeffaflık ve Güven İçin Yeni Bir Başlangıç

TÜİK tarafından açıklanan madde fiyatlarındaki tuhaf ve güven sarsıcı durumun ortaya çıkmasıyla birlikte, artık hiç kimsenin inandırıcı bulmadığı mevcut TÜFE, en kısa zamanda sil baştan yenilenmeli ve kapsamı genişletilerek gerçekçi bir “geçinme endeksi” oluşturulmalıdır. Bu, sadece teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda toplumsal adalet ve ekonomik şeffaflık açısından zorunlu bir adımdır. Çalışanların maaş ve ücret artışları da, bu yeni oluşturulacak, hanehalkının temel ihtiyaçlarını ve günlük harcamalarını doğru bir şekilde yansıtan geçinme endeksine göre hesaplanmalıdır. Bu sistem değişikliği, milyonlarca çalışanın alım gücünün korunması ve enflasyonun olumsuz etkilerinden en az düzeyde etkilenmesi için kritik bir öneme sahiptir.

Bu hayati adım atılmadığı, böyle bir yapısal değişikliğin ilan edilmediği ve şeffaf bir şekilde hayata geçirilmediği sürece, enflasyonla gerçek anlamda mücadele etmek mümkün değildir. Zira doğru ve güvenilir veri olmadan, doğru politikalar üretmek imkansızdır. Ayrıca, bu tür bir dönüşüm olmadan, enflasyonla mücadele söylemlerinin de kamuoyu nezdinde inandırıcı bir tarafı kalmayacaktır. Türkiye ekonomisinin sağlıklı bir zemine oturması, toplumsal huzurun sağlanması ve ekonomik politikaların etkinliğinin artırılması için bu yeni “geçinme endeksi”nin derhal ve şeffaf bir şekilde uygulamaya konulması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bu, sadece bir ekonomik reform değil, aynı zamanda toplumsal güvenin ve adaletin yeniden tesis edilmesi için atılacak en önemli adımlardan biridir.

Kaynak: ekonomim.com