Yapay Zeka ve Geleceğin Şehirleri

Türkiye Ekonomisinde Faiz, Dolar ve Enflasyon Sarmalı: Geçmişten Günümüze Kapsamlı Bir Analiz

Ekonomik verilerin seyri, hayatın içinde somut olarak deneyimlediğimiz gerçekleri sayısal olarak ortaya koyarken, bu verileri grafikler üzerinde görselleştirmek, yaşanan dönüşümün ve değişimlerin çarpıcılığını çok daha net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Türkiye ekonomisinin son yıllardaki kırılgan yapısı, özellikle enflasyon ve hayat pahalılığı ekseninde şekillenmekte, bu durum toplumun her kesimini derinden etkilemektedir.

Son iki ila üç yıldır Türkiye’nin gündeminde en üst sıralarda yer alan konular, hiç kuşkusuz yüksek enflasyon ve buna bağlı olarak artan hayat pahalılığıdır. Bu durumun temelinde yatan en önemli etkenlerden biri, faiz politikalarında yapılan müdahaleler ve bunun tetiklediği döviz kuru artışları olmuştur. Özellikle 2021 yılının Eylül ayında başlayan ve geçen yılki genel seçimlere kadar ısrarla sürdürülen faiz indirimleri süreci, ülkenin ekonomik dengelerinde ciddi sarsıntılara yol açmış, bu sarsıntıların sonuçları hala derinden hissedilmektedir.

Türkiye’yi küresel ekonomiden enflasyon ve hayat pahalılığı açısından ayrıştıran bu alışılmadık faiz indirimi politikası, geçen yılın Haziran ayında sona erdirilmiştir. Ancak bu politikaların yarattığı tahribat öyle boyutlara ulaşmıştır ki, bir zamanlar yüzde 19 seviyelerinden aşağı çekilen politika faizi, bugün yüzde 19’un çok çok üzerine çıkarılmasına rağmen, o günkü nispeten daha iyi durumu bile arar hale gelmiş bulunmaktayız. Gelinen noktada, ekonomik istikrarın yeniden tesisi için atılan adımlar, geçmişte yaşananların maliyetini ortadan kaldırmakta yetersiz kalmaktadır.

Enflasyonun, faiz indirimlerinin başladığı dönemdeki düzeye (yine yüzde 19 civarıydı) ancak birkaç yıl sonra geri çekilebilmesi ihtimali bile hayat pahalılığının ve geniş toplum kesimlerinin yaşadığı geçim zorluğunun tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir. Ne yazık ki, yaşanan ekonomik değişimler, geçmişteki refah seviyesine dönme şansımızı önemli ölçüde azaltmıştır. Fiyatlar genel düzeyindeki artışlar ve alım gücündeki düşüş, kalıcı bir etki yaratmıştır.

Enflasyonu Düşürmek Mümkün; Ancak Hayat Pahalılığını Ortadan Kaldırmak Neredeyse İmkansız

Kimse pembe hayallere kapılmamalıdır. Fiyat-gelir dengesi öylesine bozulmuştur ki, bundan sonra gelirler ancak fiyat artışlarını bir nebze telafi edecek oranda artırılabilse bile, bu durum hayatın pahalı olduğu gerçeğini değiştirmeyecek ve eski günlere dönüş anlamına gelmeyecektir. Geçmişte belirli bir miktarla satın alınabilen mal ve hizmet miktarının azalması, toplumun genelinde hissedilen bir refah kaybıdır ve bu durumun kısa sürede telafi edilmesi oldukça zordur.

Bu durumu somut bir örnekle açıklayacak olursak: Bir zamanlar 100 lira ile 50 birim mal ve hizmet alınabilirken, bugün 200 lira ile aynı 100 birim değil, belki sadece 75 birim mal ve hizmet satın alınabilmektedir. Yarın hem gelirler hem de fiyatlar artmaya devam edecek, ancak en iyimser senaryoda bile 400 lira ile 150 birim, 800 lira ile de 300 birim mal ve hizmet alınmaya devam edilecektir. Bu döngü, hayat pahalılığı daha da derinleşmese bile, mevcut durumun iyileşmeyeceği, hatta kalıcı bir yapıya bürüneceği anlamına gelmektedir. Alım gücündeki bu erozyon, özellikle sabit gelirli vatandaşları ve geniş kesimleri derinden etkilemektedir. Toplumun büyük bir kısmı, temel ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha fazla zorlanmaktadır.

Nereden Nereye: Faiz ve Dolar İlişkisinin Grafiği

Girişte bahsettiğim, ekonomik dönüşümü en net gösteren grafiğe gelelim. Bu grafik, 2011 yılının başından günümüze kadar olan süreçte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) ortalama fonlama maliyeti ile Amerikan dolarının Türk lirası karşısındaki seyrini gözler önüne sermektedir. Bu iki değişken arasındaki korelasyon, Türkiye ekonomisinin para politikaları ve döviz kuru dinamikleri arasındaki hassas dengeyi açıkça ortaya koymaktadır. Grafiğin sunduğu veriler, Türkiye’nin para politikası uygulamalarında yaşadığı dönüşümleri ve bunların döviz kuruna yansımalarını çok çarpıcı bir biçimde sergilemektedir.

Söz konusu grafik, çeşitli dönemlerde faiz ve dolar arasındaki ilişkinin nasıl değiştiğini detaylı bir şekilde gözler önüne sermektedir. Bu analizde, grafik üzerinden çıkarılan temel gerçekleri maddeler halinde inceleyelim:

  • Merkez Bankası’nın ortalama fonlama maliyeti ile dolar kuru arasında uzun bir süre belirli bir denge gözlemlenmiştir. Bu denge içinde, fonlama maliyetinin genellikle dolar kurunun üzerinde seyrettiği dönemler olmuştur. Bu durum, yatırımcılar için Türk Lirası cinsinden varlıkları daha cazip kılmış ve döviz kurundaki oynaklığı nispeten kontrol altında tutmaya yardımcı olmuştur.
  • 2018 yılında yaşanan Rahip Brunson krizi gibi kritik dönemlerde, Merkez Bankası politika faizini hızla artırarak tepki göstermiş ve bu sayede kur üzerinde baskıyı hafifletmeye çalışmıştır. Bu dönemdeki faiz artışı, son dönemdeki oranlar hariç tutulduğunda en yüksek seviyelerden biri olarak kayıtlara geçmiştir. Bu hamleler, uluslararası piyasalarda yaşanan şoklara karşı bir tür savunma mekanizması olarak işlev görmüştür.
  • Ancak sonrasında, “Laf dinlemiyor adam” şeklinde nitelendirilen bir dönemle birlikte yeni bir para politikası anlayışına geçilmiş, “Laf dinleyen adamlar” dönemiyle politika faizi ve dolayısıyla ortalama fonlama maliyeti aşağı çekilmiştir. Bu süreçte, grafikte dikkat çekecek şekilde, faizin doların altında kaldığı ilk “yeşil alan” oluşmuştur. Bu durum, alışılmadık para politikalarının döviz kuru üzerindeki etkilerinin ilk işaretlerini vermiştir.
  • Fakat bu yeni politikaların sürdürülebilir olmadığı kısa sürede anlaşılmış ve işlerin sarpa sardığı görülmüştür. Bu durum üzerine, Naci Ağbal’ın göreve getirilmesiyle kısa süreli bir toparlanma sağlanmış, ancak bu dönem de uzun soluklu olmamış ve faiz indirimleri döngüsü yeniden başlamıştır. Bu tür kısa süreli politika değişimleri, piyasalarda belirsizliği artırmış ve güveni zayıflatmıştır.
  • 2021 yılının Eylül ayında başlatılan agresif faiz indirimleri sürecinin ardından neler yaşandığı ise hepimizin hafızasında tazeliğini korumaktadır. Dolar kuru, faiz indirimleriyle birlikte kontrolsüz bir şekilde tırmanmış, faiz ile dolar arasında devasa bir boşluk, adeta bir uçurum oluşmuştur. Bu boşluk, Türk Lirası’nın değer kaybını hızlandırmış ve enflasyonu daha da körüklemiştir. Döviz kurundaki bu hızlı artış, ithalat maliyetlerini yükselterek hayat pahalılığının ana etkenlerinden biri haline gelmiştir.

Faiz, Doları Yakalamakta Uzun Bir Süre Direndi, Nihayet Buluştular!

2023 seçimleri geride kaldığında, Türkiye’nin o eski, alışılmadık ekonomi politikası, artık ne kadar politika denilebilirse, sürdürülemez bir noktaya gelmişti. Ekonomik gerçekler, mevcut rotanın devamının imkansız olduğunu açıkça gösteriyordu. İşte bu çaresizlikle, yeni bir ekonomik anlayışa geçiş yapmak ve bu değişimi hayata geçirmek üzere yeni bir ekonomi yönetimi göreve getirmek kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu değişim, piyasa beklentilerini olumlu yönde etkilemeye başlamış ve uluslararası yatırımcıların güvenini yeniden kazanma yolunda önemli bir adım olmuştur.

Grafikte son dönemde faizin nasıl hızlı bir şekilde tırmandığını net bir şekilde görebilirsiniz. Bir zamanlar burun kıvırdığımız ve düşük bulduğumuz yüzde 19’luk faiz seviyesini öylesine bir hızla geride bıraktık ki, bu değişimi tam olarak idrak etmekte zorlandık. Merkez Bankası, enflasyonla mücadele ve döviz kuru istikrarını sağlama hedefiyle agresif bir sıkılaşma politikası izlemiştir.

Nihayet geçen hafta itibarıyla politika faizi yüzde 50 seviyesine ulaşmıştır. Dahası, Merkez Bankası fonlamada bant uygulamasının sınırlarını genişleterek yüzde 53’e kadar fonlama imkanına kavuşmuştur. Bu adımlar, piyasalara faiz artırımlarının devam edebileceği sinyalini vermekte ve enflasyon beklentilerini aşağı çekme amacı taşımaktadır. Ekonomik gidişata ve enflasyonist baskılara bağlı olarak, Nisan ayında yeni bir faiz artışı gelirse, buna artık kimse şaşırmayacaktır. Piyasa aktörleri, Merkez Bankası’nın kararlı duruşunu artık daha fazla fiyatlamaktadır.

Dolar kuru, 2022 yılının Ocak ayından itibaren faize adeta tepeden bakmaya başlamış ve bu süreçte aralarında kocaman bir boşluk, yani “yeşil alan” oluşmuştu. Ancak iki yılı aşkın sürenin ardından, son faiz artışlarıyla birlikte dolar ve faiz nihayet buluştu, hatta faiz kuru az da olsa geride bırakmıştır. Bu durum, para politikalarının döviz kuru üzerindeki etkilerinin yeniden hissedilmeye başlandığının önemli bir göstergesidir. Faizin döviz kurunu yakalaması, enflasyonla mücadelede önemli bir eşik olarak kabul edilmektedir.

Faiz ile dolar arasında gelecekte yeni boşluklar oluşur mu, bunu zaman gösterecektir; ancak en azından son dönemdeki gibi, faizin doların çok altında kalarak büyük bir “yeşil boşluk” yaratmasına pek izin verilmeyeceği ortadadır. Yeni ekonomi yönetimi, ortodoks politikalara dönüş sinyali vererek, makroekonomik istikrarın sağlanması yönünde adımlar atmaktadır. Bu kararlı duruşun, gelecekteki ekonomik gidişatı nasıl şekillendireceği, önümüzdeki dönemde daha net anlaşılacaktır. Ancak kesin olan şudur ki, geçmişteki hatalardan ders çıkarılmış ve daha öngörülebilir bir ekonomik yol haritası çizilmiştir. Yine de hayat pahalılığı sorunu, sadece faiz ve kur dengesiyle değil, yapısal reformlarla çözülebilecek, çok daha derin ve uzun soluklu bir meydan okuma olarak varlığını sürdürmektedir.

Kaynak: ekonomim.com