Türk Lirası tercihinin nedeni enflasyon düşüş beklentisi değil

Türk Lirası’na Yöneliş: Enflasyon Güveni mi, Kur Stabilitesi mi? Piyasaların Gerçek Tercihi

Son dönemde Türkiye ekonomisinde dikkat çekici bir trend gözlemleniyor: Yabancı yatırımcıların Türk menkul kıymetlerine, özellikle de iç borçlanma senetlerine olan ilgisi artarken, yurt içinde yerleşik şirketler ve vatandaşlar da geçmişe kıyasla önemli miktarda dövizden çıkarak Türk Lirası’na (TL) geçiş yapıyor. Bu durum, ekonomiye duyulan güvenin arttığına dair olumlu sinyaller verse de, bu geçişin arkasındaki gerçek nedenler hakkında farklı yaklaşımlar ve tartışmalar mevcuttur.

Hükümet kanadından gelen açıklamalar, bu eğilimin temelinde enflasyonla mücadeledeki başarıya ve Türk Lirası’na duyulan güvenin artmasına dayanıyor. Ancak piyasaların ve yatırımcıların bakış açısı, bu tabloyu farklı bir ışık altında değerlendirmemizi gerektiriyor. Bu makalede, Türk Lirası’na olan talebin artışının ardındaki dinamikleri, resmi söylemlerle piyasa gerçeklikleri arasındaki farklılıkları ve hem yabancı hem de yerli yatırımcıların kararlarını etkileyen faktörleri derinlemesine inceleyeceğiz.

Resmi Söylem: Türk Lirası’na Güven Artıyor ve Enflasyon Düşüş Beklentisi

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı bir televizyon programında Türk Lirası’na yönelişle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Şimşek’in ifadeleri, hem küresel yatırımcıların hem de yerli şirket ve vatandaşların TL’ye olan rağbetinin arttığına işaret ediyordu. Bakan Şimşek, bu artan ilginin arkasında yatan temel nedeni, piyasaların Türkiye’nin enflasyonu düşüreceğine olan inancının güçlenmesi olarak gösterdi. “Vatandaşımızın da, şirketlerimizin de, küresel yatırımcıların da TL’ye rağbeti arttı. Türk Lirasına güven arttı. Türk Lirasına portföy tercihi anlamında büyük bir rağbet var. Neden, çünkü piyasalar Türkiye’nin enflasyonu düşüreceğine inanmaya başladı…” sözleri, resmi görüşü net bir şekilde özetlemektedir.

Bakan Şimşek ayrıca, geçtiğimiz yıl seçimler öncesinde dövizin baskı altında tutulduğunu ve bu baskının kaldırılmasıyla hızlı bir artış gösterdiğini hatırlattı. Ancak bu yıl benzer bir durumun yaşanmayacağını, döviz kurunun daha istikrarlı bir seyir izleyeceğini vurguladı. Bu açıklama, Türk Lirası’na yatırımın neden tercih edildiğine dair gizli bir ipucu sunması açısından büyük önem taşımaktadır. Zira bu sözler, yatırımcıların karar mekanizmasında enflasyon beklentisinden çok, döviz kurunun gelecekteki seyri ile ilgili öngörülerin etkili olduğunu ima etmektedir.

Yabancı Yatırımcının Bakış Açısı: Enflasyon mu, Kur Getirisi mi?

Bir an için kendinizi Türkiye’ye portföy yatırımı yapmayı düşünen bir yabancı fon yöneticisi, bir “George ya da Hans” yerine koyun. Yatırım kararı verirken hangi faktörleri öncelersiniz? Türkiye’nin kredi derecelendirme kuruluşlarından aldığı olumlu sinyaller ve rekor seviyelere ulaşan cazip faiz oranları elbette pozitif göstergelerdir. Ancak bu kadar yüksek faiz oranları bile, bir yabancı yatırımcı için temel bir endişeyi beraberinde getirir: Elde edilecek getiri, kurdaki değer kaybıyla erir mi?

Normal koşullarda, bir yatırımcı hem enflasyonu hem de döviz kurunun seyrini yakından takip eder. Enflasyon kadar ya da ona yakın bir kur artışı beklemek rasyoneldir. Ancak Türkiye gibi bir ekonomide durum çoğu zaman farklı işler. Maliye Bakanı Şimşek’in “Kur artışı düşük olacak” demesi ve Merkez Bankası’nın sürekli olarak “Türk parası reel olarak değer kazanacak” mesajı vermesi, yabancı yatırımcıların odak noktasını değiştiriyor. Bu mesajlar ışığında, bir yabancı yatırımcı için enflasyonun ne kadar düşeceğinden ziyade, alacağı yüksek TL faizinin döviz kurundaki artıştan daha yüksek olup olmayacağı kritik hale geliyor.

Yani, piyasaların asıl inandığı şey, enflasyonun düşüş beklentisi değil; döviz kurunun, alınacak faiz getirisinden daha az artacağı yönündeki beklenti ve bu yöndeki gözlemlerdir. Eğer Türkiye’de enflasyon çok düşük seyrederken döviz kuru aniden ve yüksek oranlarda artsaydı, yabancı yatırımcılar yüksek faize rağmen Türk Lirası’na yönelecek miydi? Bu senaryo, yabancı yatırımcıların asıl motivasyonunun kur getirisi dengesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Yerli Yatırımcı da Aynı Denklemin Peşinde

Yalnızca yabancı yatırımcılar değil, yerli şirketler ve vatandaşlar da son dönemde dövizden çıkarak Türk Lirası mevduat hesaplarına yönelmiş durumda. Bu tercihin ardında da benzer bir mantık yatmaktadır. Yerli yatırımcılar, TL mevduat hesabı açarken iki ana motivasyondan birini taşıyor olabilir:

  1. Enflasyon düşecek ve TL mevduattan enflasyonun üzerinde bir kazanç elde edeceğim.
  2. Dövizde durunca TL’deki kadar bile getiri elde edemiyorum; bu yüzden en iyisi Türk Lirası mevduat hesabı açtırayım.

TÜİK tarafından açıklanan enflasyon oranlarına olan yaygın güvensizlik düşünüldüğünde, vatandaşların yüzde 4 civarındaki aylık mevduat faiziyle enflasyonun üzerinde getiri elde ettiğine inanması pek olası görünmemektedir. Geçtiğimiz yılın temmuz ve ağustos aylarında aylık bazda yüzde 9’un üzerinde oranlar geldiğinde bile bu inanç zayıftı. Dolayısıyla, “Yetkililer enflasyonun düşeceğini söylüyor, ben de dövizimi satıp TL mevduata geçeyim” şeklinde bir düşünce, fazla iyimser ya da tamamen politik bir söylemin ürünüdür.

Yerli yatırımcının dövizden TL mevduata geçmesinin ardındaki gerçek nedenler ise çok daha somut ve gözle görülürdür: Döviz kurunun uzun süredir kayda değer bir artış göstermediği ve hatta hükümet yetkilileri tarafından “Döviz almasak dolar 20 liralara kadar düşerdi” gibi açıklamalarla kurun artırılmayacağı mesajının her platformda güçlü bir şekilde dile getirilmesidir. Finansal okuryazarlığı olan tasarruf sahipleri, yabancıların döviz getirip TL’ye yatırarak para kazandığını görmekte ve haklı olarak “Ben neden yapmayayım?” diyerek aynı yolu izlemektedir.

Kişisel gözlemler de bu durumu desteklemektedir. Daha önce “Dövizden başka tasarruf aracı tanımam” diyen birçok kişi, katı tutumlarını terk ederek TL’ye dönmüştür. Ancak bu dönüşün temelinde “Bu TL faizi ile enflasyonun üstünde getiri elde edeceğim” yaklaşımı değil, basit bir getiri karşılaştırması yatmaktadır. Ortada iki tasarruf aracı varken, biri belirli bir dönemde 1 kazandırırken, TL mevduat 4 kazandırıyorsa, enflasyon belki 5 olmasına rağmen, en azından enflasyona daha yakın bir getiri sunan TL tercih edilmektedir.

Enflasyon Tahminleri ve Gelecek Beklentileri

Ekonomi yönetiminin enflasyon hedefleri ve beklentileri de yatırımcı kararlarında önemli bir rol oynar. Ancak tıpkı cari işlemler dengesi gibi bazı ekonomik göstergeleri yalnızca takvim yılı bazında değerlendirmediğimiz gibi, enflasyon tahminlerini de bu şekilde ele almak yanıltıcı olabilir. Uzun dönemli tahminler ve ara dönem hedefler, piyasalar için daha anlamlıdır.

Örneğin, geçmiş analizlerde mart ve nisan sonu verileri ışığında önümüzdeki bir yıllık (Mayıs 2024 – Nisan 2025 dönemi) resmi enflasyon tahmininin yaklaşık yüzde 20 olacağı hesaplanmıştı. Bu oran, 2024 yılı için tahmin edilen yüzde 38’lik enflasyonun kalan sekiz aylık dönemi ile 2025’in ilk dört aylık artışlarını birleştirerek elde edilmişti. Yüzde 20’lik bir yıllık artış, oldukça iddialı bir hedefti. Bu oranı hesapladıktan sonra, eğer Maliye Bakanı ya da Merkez Bankası Başkanı olunsaydı ve bu orana inanılılsaydı, her platformda dile getirileceği belirtilmişti.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, son açıklamalarında bu orana nihayet değindi; ancak daha ılımlı bir yaklaşımla. Şimşek, önümüzdeki bir yıldaki enflasyonu yüzde 30’un altında beklediklerini ifade etti. Bu fark, muhtemelen 2025 yılına ilişkin aylık bazdaki artış varsayımlarından kaynaklanmaktadır. Ekonomi yönetimi, 2025’in ilk aylarında daha yüksek oranlar bekliyor olabilir, bu da yüzde 20’nin üzerinde bir tahminle sonuçlanır. Yine de, yüzde 20 gibi iddialı bir hedefin bile üzerine çıkan bir yüzde 25-30 bandı bile, mevcut durumda TL’ye yönelişin asıl nedenini oluşturan kur istikrarı beklentisini değiştirmez.

Sonuç: Stratejik Bir Tercih

Sonuç olarak, Türk Lirası’na olan talebin artması, kesinlikle olumlu bir gelişmedir ve Türkiye ekonomisi için döviz rezervlerinin güçlenmesi adına hayati önem taşımaktadır. Ancak bu yönelişin ardındaki temel motivasyon, resmi söylemlerde vurgulandığı gibi “enflasyonun düşeceğine olan inanç”tan ziyade, daha pragmatik ve taktiksel bir yaklaşıma dayanmaktadır. Hem yabancı hem de yerli yatırımcılar, yüksek faiz getirisi ile döviz kurunun görece istikrarlı seyri arasındaki dengeyi kendi lehlerine görerek Türk Lirası’nı tercih etmektedir.

Ekonomi yönetiminin döviz kurundaki istikrarı sağlama ve bunu iletişimle pekiştirme stratejisi, kısa vadede başarılı sonuçlar vermektedir. Ancak uzun vadeli ve sürdürülebilir bir güven ortamı için, enflasyonla mücadelede somut ve kalıcı başarıların elde edilmesi, piyasa beklentileriyle resmi açıklamalar arasındaki uyumun artırılması kritik öneme sahiptir. Aksi takdirde, kur politikasındaki olası bir değişiklik veya faiz oranlarının çekiciliğini kaybetmesi durumunda, Türk Lirası’na olan bu stratejik yönelişin tersine dönmesi riski her zaman mevcuttur.

Piyasaların “enflasyon düşüyor” söylemine değil, “döviz kuru, faiz getirisini eritmeyecek” gerçeğine odaklandığı bu dönemde, ekonomik politikaların bu ince dengeyi göz önünde bulundurarak şeffaf ve öngörülebilir bir şekilde sürdürülmesi, Türkiye ekonomisinin geleceği için hayati önem taşımaktadır.

Kaynak: ekonomim.com