TÜİK yine şaşırtmadı

TÜİK’in TÜFE Hesaplamalarında Şeffaflık Arayışı: Gizemli Madde Fiyatları ve Yanıt Bekleyen Sorular

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ülkenin ekonomik gidişatını yansıtan en önemli göstergelerden biri olan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) hesaplamalarıyla ilgili uzun süredir kamuoyunun odağında yer alıyor. Özellikle enflasyon rakamlarının açıklanmasında kullanılan madde fiyatlarına dair şeffaflık eksikliği, ciddi tartışmalara ve güvensizlik ortamına yol açmış durumda. Bu makale, TÜİK’in son dönemdeki açıklamalarını ve yazarın kendi yaptığı fiyat analizlerini mercek altına alarak, bu kritik konudaki çelişkileri ve yanıt bekleyen soruları ele almaktadır.

Daha önce 8 Temmuz ve 6 Ağustos tarihlerindeki yazılarımda da değindiğim üzere, TÜİK’in TÜFE hesaplamalarında dikkate aldığı madde fiyatları, Nisan 2022’den bu yana adeta bir sır perdesinin ardında gizleniyor. İki yılı aşkın süredir, ne yargı kararları ne de toplumun yoğun baskısı, bu fiyatların açıklanmasını sağlayabilmiş değil. Hangi somut fiyatlarla enflasyonun hesaplandığına dair bilgi eksikliği, ekonomik analizleri zorlaştırmakta ve kamuoyunun kuruma olan güvenini sarsmaktadır.

TÜİK’in Çelişkili Açıklamaları ve “Uydurma Fiyat” Tartışması

Bu şeffaflık boşluğunu doldurmak amacıyla, ben de elimdeki TÜİK verilerini kullanarak, 100 kalem mal ve hizmetin Haziran ayındaki muhtemel fiyatlarını “endeks yürütme” yöntemiyle hesaplamaya çalıştım ve bu köşede yayımladım. Bu çabam üzerine, TÜİK Başkanı tarafından aynı gün düzenlenen bir basın toplantısında beklenmedik bir açıklama yapıldı. Başkan, yazılarım için bana “teşekkür ederek, açıklama fırsatı verdiğimi” belirtti. Bu ilk başta olumlu bir geri bildirim gibi görünse de, hemen ardından gelen sözler kafa karışıklığına yol açtı.

TÜİK Başkanı kısa bir süre sonra, hesapladığım bu fiyatların “gerçek olmadığını, hatta uydurma olduğunu” ifade etti. Ancak aynı toplantıda, sadece birkaç dakika sonra, basın mensubu meslektaşlarımıza dönerek, “Bunu siz de yapabilirdiniz, buna endeks yürütme deniyor” demesi, durumun karmaşıklığını daha da artırdı. Bir yandan hesaplamaların “uydurma” olduğu iddia edilirken, diğer yandan bu yöntemin geçerli olduğu ve herkes tarafından yapılabileceği dile getiriliyordu. Bu çelişkili ifadeler, istatistik kurumu başkanının kullandığı dil ve sunduğu bilgiler açısından soru işaretleri doğurmaktadır.

Daha da şaşırtıcı olanı ise, Başkan’ın kendi kurumunun da bu hesaplamaları yaparken “zorlandığını” ve “o uydurma fiyatı hesaplamak zorunda kaldıklarını, bunun zaman aldığını” belirtmesiydi. Bu durum, mantıksal bir paradoksa işaret ediyor: Eğer bu fiyatlar “uydurma” ise, TÜİK neden bunları hesaplamak zorunda kalıyor ve daha da önemlisi, TÜFE gibi hayati bir endeksi bu “uydurma” fiyatlarla mı belirliyor? Bu sorular, TÜİK’in metodolojisine ve veri güvenilirliğine dair ciddi endişeleri beraberinde getirmektedir. TÜİK’in kendi hesaplamalarını bile “uydurma” olarak nitelendirmesi, kamuoyunun kuruma duyduğu güveni daha da zayıflatmaktadır.

8 Temmuz’daki toplantıdan aklımda kalan, giyimdeki fiyatları eleştirenlere yönelik (benimle doğrudan ilgisi olmasa da) kullanılan “sosyal medyada boncuk bulmuş gibi sevinen akademisyenlerimiz, yazarlarımız var” ifadesi de, eleştirilere karşı takınılan tavrı gözler önüne seriyordu. Bu tür ifadeler, yapıcı eleştirileri küçümseyen ve kamuoyunun bilgi edinme hakkını göz ardı eden bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

“Sağ Olsunlar, Beni Doğruladılar!”: Uzman Doktor Muayene Ücreti Örneği

TÜİK’in son “torba açıklaması”, aslında benim hesaplamalarımın ve eleştirilerimin temelini güçlendiren ilginç bir detay içeriyordu. Kurum, yazılarımda bahsettiğim fiyatları yalanlamaya çalışırken, farkında olmadan beni doğrulamış oldu. Özellikle uzman doktor muayene ücreti örneği, bu durumu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ben 6 Ağustos tarihli yazımda, uzman doktor muayene ücretinin TÜFE hesaplamasında 34 lira olarak dikkate alındığını vurgulamış ve bu düşük tutarın ardındaki mantığı kendi yorumumla açıklamıştım:

“TÜİK, doktor muayene ücretinin niye 34 lira olduğunu açıklama zahmetine bile girmiyor ama ben söyleyeyim. Buradaki mantık şu; uzman doktor muayene ücreti 3 bin, 4 bin lira olabilir ama vatandaşın çok büyük bir bölümü devlet hastanesinde ücretsiz muayene oluyor ya; TÜİK de artık nasıl yapıyorsa bir ortalama alıp tutarı 34 lira olarak buluyor. Onların yerine açıklamayı da yapmış olayım!”

TÜİK’in son açıklamasında ise şu ifadelere yer verildi: “Uzman doktor muayene ücreti başlığı altında tek bir hizmet yer almıyormuş; bu başlıkta, devlet hastanesindeki muayene katılım payı ile muayenehane ve özel hastanede muayene ücreti ve ilaç katılım payı gibi kalemler kapsanıyormuş.” Bu açıklama, benim yaklaşık olarak iki hafta önce yaptığım izah ile birebir örtüşmektedir. TÜİK, kendi verilerini açıklamaktan imtina ederken, benim dışarıdan yaptığım analizi ve yorumu, dolaylı yoldan teyit etmiş oldu. Bu durum, TÜİK’in kendi metodolojisini kamuoyuyla paylaşma konusundaki isteksizliğini ve eleştirilere verdiği yanıtların niteliğini sorgulatır niteliktedir.

3 Mayıs 2022 Tarihli Bültene Bakış: Fiyatların “Uydurma” Niteliği

Bu tartışmanın merkezinde yer alan diğer bir nokta ise, TÜİK’in geçmişte açıkladığı verilere referanstır. 3 Mayıs 2022 Salı günü yayımlanan Nisan 2022 tüketici fiyatları endeksi haber bülteninde, 0621201 koduyla yer alan ve “uzman doktor muayene ücreti” olarak açıklanan kalemin fiyatı ne kadardı? Ben söyleyeyim: 28.22 lira!

Benim yaptığım, TÜİK’in kendi ifadesiyle “endeks yürütme” yöntemiyle, yani o tarihten bu yana uygulanan artış oranlarını kullanarak o tutarı bugüne taşımaktı. Bu oldukça basit bir matematiksel işlemdir. 2022 Nisan ayındaki 28.22 liralık veri ve aradan geçen iki yılı aşkın süredeki yüzde 20.59’luk artış oranı da TÜİK’in kendi resmi verileridir. Bu verilere dayanarak ulaşılan bugünkü 34.03 liralık tutarın “uydurma” olarak nitelendirilmesi ise kabul edilebilir değildir.

Eğer benim hesapladığım 34.03 lira “uydurma” ise, TÜİK’in 2022 Nisan ayında açıkladığı 28.22 lira da “uydurma” mıdır? Ortası yoktur. Ya bu fiyatların ikisi de gerçeği yansıtmıyor ya da ikisi de TÜİK’in kendi metodolojisi dahilinde gerçektir. Benim hesaplamalarımı “uydurma” olarak itham edenlerin, öncelikle kendi kurumlarının arşivlerine ve geçmişte yayımladıkları verilere dönüp bakmaları elzemdir. Bu çelişki, TÜİK’in veri tutarlılığı ve kamuoyuna sunduğu bilgilerin güvenilirliği konusunda ciddi şüpheler uyandırmaktadır.

Tek Sorun Muayene Ücreti mi? Kalan 74 Kalem İçin Cevaplar Nerede?

Son yazımda yalnızca uzman doktor muayene ücretine değil, toplamda 75 kalem mal ve hizmetin fiyatına değinmiştim. TÜİK, açıklamasını sadece muayene ücreti örneği üzerinden kurgulayarak, diğer kalemlerdeki şeffaflık eksikliğini göz ardı etmiştir. Doktor muayene ücretinin neden düşük göründüğünü, TÜİK’ten önce ben izah etmiştim; bu mantığın doğruluğu ayrı bir tartışma konusu olsa da, en azından bir yaklaşım ortaya koymuştum.

Peki ya kalan 74 kalem mal ve hizmet için TÜİK’in söyleyecek bir şeyi yok mu? Örneğin, özel üniversite ücretleri günümüzde 500-600 bin liranın altına düşmezken, hatta milyonları aşan seçenekler varken, TÜİK hangi üniversitelerin ücretlerini ortalamaya katarak 199 bin lira gibi bir rakam bulmuştur? Bu rakam, Türkiye’deki özel üniversite gerçeğini ne kadar yansıtmaktadır?

Ya da üniversite öğrencilerinin en temel sorunlarından biri olan barınma krizinin bu kadar derinleştiği bir ortamda, 457 liralık yurt ücreti nasıl hesaplanabilmektedir? Bu rakam, öğrencilerin ve ailelerin karşılaştığı gerçek maliyetlerle ne kadar örtüşmektedir? Bu örnekler, TÜİK’in açıkladığı ortalama fiyatların, vatandaşın günlük hayatta karşılaştığı gerçeklerle ne kadar uyumlu olduğunu sorgulatmaktadır. Bu türden önemli kalemlerdeki fiyatların gerçeği yansıtmaması, enflasyonun hissedilen seviyesi ile resmi rakamlar arasındaki uçurumu daha da derinleştirmektedir.

TÜİK’in Madde Fiyatı Açıklamama Gerekçeleri ve Eleştiriler

TÜİK’in madde fiyatlarını kamuoyuyla paylaşmama konusundaki gerekçeleri ise, eleştiri oklarının hedefi olmaya devam ediyor. Kurumun sunduğu üç temel gerekçeyi ve bunlara yönelik karşı argümanlarımızı detaylandıralım:

  • Dünyada hiçbir ülke madde fiyatı açıklamıyor: Bu argüman, Türkiye’nin kendine özgü ekonomik koşulları göz önüne alındığında yetersiz kalmaktadır. Yıllık enflasyonu bizim aylık enflasyonumuz kadar olan ülkelerde, madde fiyatlarını merak etme ihtiyacı daha düşük olabilir. Oysa Türkiye gibi yüksek ve oynak enflasyonun yaşandığı bir ülkede, vatandaşlar bir yıl önceki fiyatı bile biliyorken, güncel madde fiyatlarını merak etmeleri ve bu konuda şeffaflık beklemeleri gayet doğaldır. Farklı ekonomik dinamiklere sahip ülkelerin uygulamaları, Türkiye’deki şeffaflık ihtiyacını geçersiz kılmaz.
  • Madde fiyatı açıklanırsa bu kafa karışıklığına yol açıyor: Bu gerekçe, aslında kamuoyunu küçümseyen bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Açık ve şeffaf bilgi yerine, bilgi eksikliğinin ve belirsizliğin çok daha büyük bir kafa karışıklığına ve güvensizliğe yol açtığı aşikardır. Tam tersine, detaylı veri paylaşımı, analitik düşünme yeteneği olan herkes için durumu daha net hale getirecektir. Şeffaflık, kafa karışıklığını gidermenin en etkili yoludur.
  • Madde fiyatı açıklamak için bir gün daha fazla çalışmak gerekiyor: Bu gerekçe, ilk iki gerekçeyi doğrudan çürütmektedir. Eğer mesele sadece “biraz fazla çalışmak” ise, o halde madde fiyatlarının açıklanması teknik olarak mümkündür. Bu durumda, önceki gerekçelerin (dünyada örnek olmaması veya kafa karışıklığı) geçerliliği kalmaz. Bu durum, TÜİK’in şeffaflık konusunda önceliklendirme ve kaynak tahsisi noktasında yetersiz kaldığı izlenimini vermektedir. Kamuoyu, ülkenin en kritik ekonomik göstergesini belirleyen kurumdan bu kadar basit bir “iş yükü” mazereti yerine, daha sağlam gerekçeler beklemektedir.

Tüm bu gerekçelerin tutarlı bir zemini olmadığı aşikardır. Ancak yine de, TÜİK’in madde fiyatlarını açıklamak istemediğini varsayalım. Bu durumda bile, şeffaflığı artıracak bir orta yol bulunabilir. Benim TÜİK’e bu noktada çok önemli bir çağrım var:

Madde Fiyatları Sizin Olsun; Tüm Maddelerin Fiyat Değişimini Açıklayın!

Madem ki ham madde fiyatlarını açıklamakta zorlanıyorsunuz ya da açıklamama konusunda diretiyorsunuz, gelin daha makul ve uygulanabilir bir adım atalım: “Madde fiyatları sizin olsun, hadi gelin her ay tüm maddelerin fiyat değişimini açıklayın!”

Buna engel bir durum var mı? Sanmıyorum. Domatesin veya peynirin o anki mutlak fiyatını bilmeyelim, tamam; ancak domatesin fiyatının TÜİK’e göre bir önceki aya göre ne kadar arttığını ya da düştüğünü bilelim. Her bir ana grubun altında yer alan tüm alt kalemlerin, aylık bazda yüzde kaç oranında fiyat değişimi gösterdiğini görmek, hem kamuoyu için büyük bir aydınlanma sağlayacak hem de ekonomik analizler için çok değerli bir veri seti sunacaktır.

Bu yaklaşım, TÜİK’in “dünyada örneği yok” ya da “kafa karışıklığına yol açar” gibi gerekçelerinin de önüne geçecektir. Bir fiyatın mutlak değerini değil, sadece değişim oranını açıklamak, hem teknik olarak daha kolay hem de şeffaflık arayışına önemli bir yanıt niteliğindedir. Böylece, TÜİK’in kendi ifadesiyle “dünyadaki en şeffaf istatistik kurumlarından biri” olma iddiasını da somut bir adımla desteklemiş olacaktır.

Hadi madem öyle, bu aydan itibaren tüm maddelerin fiyat değişimlerini ayrıntılı olarak görelim. TÜİK, bu çağrıya var mıdır?

Bu adımlar atılmadığı sürece, enflasyon rakamları etrafındaki şüphe bulutları dağılmayacak, kamuoyunun kuruma olan güveni tesis edilemeyecek ve sağlıklı ekonomik tartışmaların önü kapanmaya devam edecektir. Türkiye’nin sağlıklı bir ekonomiye sahip olabilmesi için güvenilir ve şeffaf istatistik verilerine her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın karşılanması, TÜİK’in temel görevidir.

Kaynak: ekonomim.com

  • Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.