Günün Öne Çıkanları

OECD Raporları Işığında Türkiye ve Küresel Ekonomide Son Gelişmeler: Derinlemesine Analiz

Küresel ekonomik dinamiklerin hızla değiştiği bir dönemde, Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) gibi saygın kurumların raporları ve merkez bankalarının politika kararları, piyasaların yönünü belirlemede kilit rol oynamaktadır. Son dönemde açıklanan OECD raporları, hem Türkiye hem de dünya ekonomisine dair güncel beklentileri ortaya koyarken, önemli uyarılar ve fırsatlar barındırmaktadır. Bu kapsamlı analizde, OECD’nin güncel büyüme tahminlerinden Fed’in faiz kararına, Türkiye ekonomisinin temel göstergelerinden uluslararası piyasalardaki son duruma kadar pek çok kritik başlığı inceleyerek, okuyucularımıza akıcı ve sade bir dille bilgi sunmayı hedefliyoruz.

Türkiye Ekonomisi: Büyüme Beklentileri Yükselirken Enflasyon Endişesi Devam Ediyor

OECD, Türkiye ekonomisi için 2024 yılı GSYH büyüme tahminini %2.9’dan %3.4’e yükselterek, ülkenin ekonomik aktivitesine dair olumlu bir revizyona imza attı. Bu artış, Türkiye’nin uyguladığı ekonomi politikalarının ve iç talebin belirli bir ivme kazandığını gösteriyor olabilir. Ancak, 2025 yılı için büyüme beklentisi %3.2 seviyesinde sabit tutularak, orta vadede büyümenin daha ılımlı bir patikada seyredebileceğine işaret edildi. Bu gelişmeler, Türkiye’nin küresel ekonomik zorluklara rağmen belirli bir direnç gösterdiğini, ancak sürdürülebilir büyüme için yapısal reformların önemini de bir kez daha hatırlatıyor.

Enflasyonla Mücadele: Sıkılaşma Kaçınılmaz mı?

OECD raporunun Türkiye için en dikkat çekici kısımlarından biri ise enflasyon değerlendirmeleri oldu. Örgüt, Türkiye’de enflasyonun bu yılın başında zirve yapmasına rağmen, 2024 ve 2025 yıllarında yüksek kalmaya devam edeceğini öngörüyor. Bu durum, hane halkının alım gücü ve şirketlerin maliyet yapısı üzerinde baskı yaratmayı sürdürecektir. OECD’nin raporunda altı çizilen önemli bir nokta da, enflasyonun beklentilerin üzerinde seyretmeye devam etmesi halinde, daha fazla parasal ve mali sıkılaştırma adımlarının gerekli olabileceği uyarısıdır. Bu uyarı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın enflasyonla mücadeledeki kararlı duruşlarının sürdürülmesinin önemini vurgulamaktadır.

İşsizlik Oranında Artış Beklentisi

Ekonomik sıkılaşma ve büyüme dinamiklerindeki değişimlerin işgücü piyasasına yansımaları da OECD raporunda yer buldu. Rapora göre, Türkiye’de işsizlik oranının yükselmeye başlayarak 2025 ortalarında %10’a ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu durum, ekonomik büyümenin istihdam yaratma kapasitesini ve sosyal refah üzerindeki potansiyel etkilerini düşündüğümüzde önemli bir endişe kaynağıdır. Hükümetin bu beklentiler ışığında istihdamı destekleyici politikaları gözden geçirmesi ve işgücü piyasasının esnekliğini artırıcı adımlar atması gerekebilir.

OECD Başekonomisti Lombardelli’den Politika Durusu Vurgusu

OECD Başekonomisti Clare Lombardelli, Türkiye ekonomisine ilişkin genel olarak iyimser olduklarını ifade etmekle birlikte, enflasyonu kalıcı olarak düşürmek için sıkı para politikasının devam etmesinin şart olduğunu belirtti. Lombardelli, Türkiye’de enflasyonun yüksek seyrettiğini ancak düşüşe geçmesini beklediklerini dile getirdi. Mevcut %50’lik politika faizinin makul bir seviye olduğunu düşündüklerini vurgulayan Lombardelli, bu sıkı politika duruşunun en azından önümüzdeki yıla kadar sürdürülmesi gerektiğini ifade etti. Bu açıklamalar, TCMB’nin mevcut para politikası çerçevesinin uluslararası kuruluşlarca da desteklendiğini ve enflasyonla mücadelede kararlılığın sürdürülmesinin önemini ortaya koymaktadır. Sıkı para politikasının, enflasyon beklentilerini çıpalayarak ve fiyat istikrarını sağlayarak makroekonomik dengenin yeniden tesis edilmesinde kritik bir rol oynadığı unutulmamalıdır.

Küresel Ekonomik Görünüm: Dünya Genelinde Büyüme Beklentileri Yükseliyor

OECD, Türkiye’nin yanı sıra küresel ekonomik büyüme beklentilerini de yukarı yönlü revize etti. 2024 yılı için global büyüme beklentisi, Şubat ayındaki %2.9’dan %3.1’e çıkarılırken, 2025 yılı için de %3.0’dan %3.2’ye yükseltildi. Bu genel revizyon, dünya ekonomisinin, enflasyon baskıları ve jeopolitik gerilimlere rağmen beklenenden daha dirençli bir performans sergileyebileceğine dair umutları artırmaktadır. Küresel ekonomideki bu olumlu hava, başlıca ekonomilerin gösterdiği güçlü seyirle doğrudan ilişkilidir.

Bölgesel ve Ülke Bazında Yükselen Büyüme Tahminleri

  • Amerika Birleşik Devletleri: ABD ekonomisi, küresel büyümedeki yukarı yönlü revizyonun ana itici güçlerinden biri oldu. OECD, 2024 yılı için ABD’nin büyüme beklentisini %2.1’den %2.6’ya, 2025 yılı için ise %1.7’den %1.8’e yükseltti. Bu güçlü büyüme, ABD’deki dinamik istihdam piyasası ve tüketici harcamalarının dirençli seyrinden kaynaklanmaktadır.
  • Euro Bölgesi: Avrupa’nın en büyük ekonomilerini barındıran Euro Bölgesi için de beklentiler iyileşti. 2024 yılı büyüme tahmini %0.6’dan %0.7’ye, 2025 yılı tahmini ise %1.3’ten %1.5’e çıkarıldı. Bölge, enerji krizi ve yüksek enflasyonun etkilerinden yavaş da olsa kurtulmaya ve toparlanma emareleri göstermeye başlamıştır.
  • Çin: Dünya ekonomisinin bir diğer motoru olan Çin için de büyüme tahminleri yukarı çekildi. OECD, 2024 yılı Çin büyüme beklentisini %4.7’den %4.9’a, 2025 yılı beklentisini ise %4.2’den %4.5’e yükseltti. Çin ekonomisinin gösterdiği performans, küresel ticaret ve tedarik zincirleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.

Bu bölgesel ve ülke bazındaki revizyonlar, küresel ekonominin geneline yayılan bir toparlanma eğilimini işaret etse de, jeopolitik riskler, ticaret savaşları ve merkez bankalarının para politikası adımları gibi belirsizlikler, bu iyimser görünüm üzerinde baskı oluşturmaya devam edebilir.

Küresel ve Ulusal Finans Politikaları: Fed’den Vergi Düzenlemelerine

Fed’in Faiz Kararı: Yüksek Faizler Uzun Süre Kalıcı mı?

Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası (Fed), beklentiler doğrultusunda politika faizini değiştirmeyerek %5.25-5.50 aralığında sabit tuttu. Bu oran, son 23 yılın en yüksek seviyesi olarak dikkat çekiyor. Fed Başkanı Jerome Powell, faiz kararının ardından düzenlediği basın toplantısında, faiz oranlarının beklenenden daha uzun süre yüksek kalabileceği yönünde sinyaller verdi. Bu “şahin” duruş, ABD’de enflasyonun hala hedeflenen %2 seviyesinin üzerinde seyretmesi ve istihdam piyasasının güçlü kalmaya devam etmesiyle açıklanabilir. Powell’ın açıklamaları, piyasalardaki potansiyel faiz indirimi beklentilerini bir kez daha erteleyerek, küresel finansal piyasalarda oynaklığa neden olabilir ve gelişmekte olan ülkelerin sermaye akışları üzerinde baskı yaratabilir.

Türkiye’de Finansal Yatırım Araçlarında Yeni Vergi Düzenlemeleri

Hükümet, finansal piyasalarda istikrarı desteklemek ve Türk Lirası cinsinden yatırım araçlarını cazip hale getirmek amacıyla yeni vergi düzenlemelerine gitti. Bu düzenlemeler, özellikle mevduat ve katılım hesapları ile TL yatırım fonlarından elde edilen gelirlere odaklanıyor:

  • Mevduat ve katılım hesaplarından elde edilen faiz ve kar paylarında, vadesine göre %7.5, %5 ve %2.5 oranlarında indirimli gelir vergisi kesintisi yapılması kararlaştırıldı. Bu adım, tasarruf sahiplerinin TL mevduata yönelmesini teşvik ederek, kur istikrarına ve finansal derinliğe katkıda bulunmayı hedefliyor.
  • Türk Lirası yatırım fonlarından elde edilen gelirlerdeki stopaj oranı %7.5 olarak belirlendi. Bu düzenleme, yerli yatırımcıların TL bazlı yatırım fonlarına olan ilgisini artırarak, sermaye piyasalarının gelişimine destek olmayı amaçlıyor.
  • Daha önce uygulanan indirimli tevkifat uygulaması, mevduat ve katılım hesapları ile bazı menkul kıymetlerden elde edilen gelirlere yönelik olarak, belirli oran değişiklikleriyle birlikte 31 Temmuz’a kadar uzatıldı. Bu uzatma kararı, finansal piyasalardaki TL’yi destekleyici politikaların sürekliliğini ve istikrar arayışını gösteriyor.

TCMB Rezervlerinde Güncel Durum

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, net uluslararası rezervler 26 Nisan itibarıyla 15.05 milyar dolardan 14.00 milyar dolara geriledi. Net rezervlerdeki bu azalış, bankanın piyasa operasyonları, döviz talebini karşılama çabaları veya dış borç ödemeleri gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanabilir. Net rezervler, bir ülkenin dış şoklara karşı direncini ve para politikasının esnekliğini gösteren önemli bir barometredir.

Resmi rezerv varlıkları da aynı dönemde düşüş kaydetti. Toplam resmi rezerv varlıkları 126.28 milyar dolardan 124.08 milyar dolara gerilerken, döviz varlıkları 59.56 milyar dolardan 57.51 milyar dolara düştü. Altın cinsinden rezerv varlıkları ise 59.27 milyar dolardan 59.11 milyar dolara hafif bir azalış gösterdi. Rezervlerdeki bu değişimler, makroekonomik istikrarın ve dış finansman ihtiyacının yakından takip edilmesi gereken alanlar olduğunu vurgulamaktadır.

Türkiye’nin Enflasyon ve Ticaret Dinamikleri

Gıda Enflasyonu ve Fiyat İstikrarı Mücadelesi

TEPAV tarafından hazırlanan Gıda Fiyat Endeksi (TEGE) verilerine göre, Nisan 2024 döneminde aylık gıda enflasyon oranı %2.31 olarak hesaplandı. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, sekiz aylık birikimli gıda enflasyonu TEGE’de %50.68, ÜGE-Gıda (İTO)’da %43.94, CEFIS’te %42.46 ve Türk-İş mutfak enflasyonunda %45.30 olarak ölçüldü. Bu farklı endekslerin de gösterdiği gibi, gıda enflasyonu, Türkiye’de genel enflasyonun önemli bir bileşeni olmaya devam etmekle kalmayıp, özellikle dar gelirli kesimler üzerinde ciddi bir baskı yaratmaktadır. Gıda fiyatlarındaki istikrarın sağlanması, enflasyonla mücadelede kritik bir adımdır ve tarım politikaları ile tedarik zinciri yönetimini kapsayan geniş bir strateji gerektirmektedir.

Tarım, Gıda ve İçecek Sektöründen Güçlü İhracat Katkısı

Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek sektörü, yılın ilk çeyreğinde dış ticaret performansını önemli ölçüde artırdı. Sektör, 2023 yılının aynı dönemine göre %8.42’lik bir artışla 7.01 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Bu güçlü ihracat performansı, Türkiye’nin tarımsal üretim ve gıda sanayindeki rekabet gücünü, uluslararası pazarlara erişim kapasitesini ve ülke ekonomisine döviz kazandırma potansiyelini açıkça ortaya koymaktadır. Tarım ihracatının artması, aynı zamanda kırsal kalkınmaya ve istihdama da katkı sağlamaktadır.

İTO Başkanı Avdagiç’ten Kur-Enflasyon Korelasyonu Uyarısı

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, ekonomik dengenin korunması açısından kur ile enflasyon arasındaki korelasyonun önemine dikkat çekti. Avdagiç, ihracatın olumsuz etkilenmemesi ve ithalatın aşırı cazip hale gelmemesi için bu korelasyonun kopmaması gerektiğini vurguladı. Bu açıklama, döviz kurunun enflasyonla mücadeledeki rolünü ve dış ticaret dengesi üzerindeki etkilerini gözler önüne sermektedir. Enflasyonun üzerinde bir kur artışı, ithal maliyetlerini yükselterek enflasyonist baskıları artırabilirken, aşırı değerli bir kur ise ihracatçıların rekabet gücünü zayıflatabilir. Dolayısıyla, makroekonomik istikrar için dengeleyici ve öngörülebilir bir kur politikası büyük önem taşımaktadır.

TEPAV: Bütçe Açığı Endişeleri ve Mali Disiplin İhtiyacı

TEPAV tarafından hazırlanan Bütçe İzleme Bülteni’nin ikinci sayısında, 2024 yılının ilk çeyreğine ilişkin veriler değerlendirildi ve önemli bir uyarıda bulunuldu. Rapora göre, ek tedbirler alınmaması durumunda 2024 yılı bütçe açığının milli gelire oranının %6.4’ten %8.3’e çıkabileceği belirtildi. Bu potansiyel artış, mali disiplinin sürdürülebilirliği ve kamu harcamalarının kontrol altına alınması gerekliliğini bir kez daha gündeme getiriyor. Yüksek bütçe açığı, kamu borçlanmasını artırarak faiz giderlerini yükseltebilir ve enflasyon üzerinde ek baskı yaratabilir. Bu nedenle, hükümetin maliye politikalarında sıkılaştırma ve tasarruf tedbirlerini devam ettirmesi beklenmektedir.

Uluslararası Ticaret ve Ekonomi Haberleri: Küresel Gelişmeler

Avrupa’da Yabancı Yatırımlarda Düşüş: Almanya En Çok Etkilenen Ülke

Ernst & Young tarafından yapılan bir araştırma, Avrupa’ya doğrudan yabancı yatırımların geçen yıl %4 oranında gerilediğini ortaya koydu. Bu düşüşün en ağır darbesini ise Almanya aldı. Ülkede ekonomik yavaşlama ve enerji güvenliğine ilişkin endişeler nedeniyle yabancı yatırım projelerinde %12’lik keskin bir düşüş gözlendi. Bu durum, Avrupa ekonomisinin genelinde bir yavaşlama eğilimi olduğunu ve yatırımcıların bölgeye olan güveninde bir erozyon yaşandığını gösterebilir. Jeopolitik gerilimler, enerji maliyetleri ve düzenleyici belirsizlikler, yabancı yatırımcıların kararlarını etkileyen başlıca faktörler arasında yer almaya devam etmektedir.

Euro Bölgesi ve Almanya İmalat PMI Verileri

Nisan ayına ilişkin HCOB imalat sektörü Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri açıklandı. Euro Bölgesi’nde PMI 45.7 (beklenti: 45.6, önceki: 45.6) olarak gerçekleşti. Almanya’da ise PMI 42.5 (beklenti: 42.2, önceki: 42.2) seviyesinde kaydedildi. PMI değerlerinin 50’nin altında olması, imalat sektöründe daralmaya işaret eder. Her iki bölgede de 50’nin altında seyreden bu değerler, imalat sektörünün halen baskı altında olduğunu ve ekonomik toparlanmanın tam anlamıyla başlamadığını gösteriyor. Ancak beklentilerin hafif üzerinde gelmesi, daralmanın hız kesebileceğine dair küçük bir umut ışığı sunmaktadır.

OPEC+ Petrol Kesintilerini Uzatma Kararını Değerlendiriyor

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve müttefikleri (OPEC+), gönüllü petrol üretim kesintilerini ikinci çeyreğin ötesine uzatma olasılığını değerlendiriyor. Resmi görüşmeler henüz başlamamış olsa da, bu potansiyel uzatma kararı, küresel petrol arzını kısıtlayarak fiyatları destekleme amacı taşıyor. Petrol fiyatları üzerindeki bu tür kararlar, küresel enerji maliyetleri ve dolayısıyla enflasyon üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olabilir. Petrol piyasasındaki arz-talep dengesi, küresel ekonomik görünüm açısından yakından takip edilen önemli bir faktördür.

ABD’nin Dış Ticaret Açığı ve Ekonomik Göstergelerindeki Son Durum

ABD’de dış ticaret açığı Mart ayında beklentilerin hafif üzerinde, 69.4 milyar dolara geriledi (beklenti: -69.1 milyar dolar, önceki: -68.9 milyar dolar). Mal ticaret açığı ise 91.54 milyar dolar oldu. Ticaret açığındaki bu gerileme, ABD ekonomisindeki ithalat talebinin bir miktar yavaşladığını veya ihracatın güçlendiğini gösterebilir. Diğer önemli ABD ekonomik verileri ise şöyle şekillendi:

  • Fabrika Siparişleri: Mart ayında fabrika siparişleri beklentilere paralel olarak %1.6 arttı (önceki: %1.4). Nakliye sektörü hariç fabrika siparişleri ise %0.5 artış gösterdi (önceki: %1.1). Bu veriler, imalat sektöründeki talebin istikrarlı bir şekilde devam ettiğini işaret ediyor.
  • Haftalık İşsizlik Başvuruları: Haftalık işsizlik başvuruları 208.000 kişi seviyesinde değişmedi (beklenti: 212.000, önceki düzeltilmiş: 208.000). Dört haftalık ortalama işsizlik başvuruları ise 210.000 olarak kaydedildi (önceki düzeltilmiş: 213.500). İşsizlik başvurularının düşük seviyelerde seyretmesi, ABD istihdam piyasasının güçlü kalmaya devam ettiğini gösteriyor ve Fed’in faiz indirimlerini erteleme kararına zemin hazırlıyor.
  • Verimlilik ve İstihdam Maliyeti: Birinci çeyrekte tarım dışı verimlilik yıllık bazda %0.3 artışla beklentilerin altında kaldı (beklenti: %0.8, önceki: %3.2). İstihdam maliyetleri ise çeyreklik bazda %4.7 ile beklentilerin oldukça üzerinde gerçekleşti (beklenti: %2.9, önceki: %0.4). Düşük verimlilik artışı ve yüksek istihdam maliyetleri, enflasyonist baskıları besleyen faktörler olarak Fed’in dikkatini çekmeye devam edecektir.
  • İşten Çıkarmalar: Nisan ayında işten çıkarmalar aylık bazda 90.309’dan 64.789’a geriledi. Bu düşüş, işverenlerin işgücünü elde tutma eğiliminde olduğunu ve işgücü piyasasının genel olarak güçlü seyrini sürdürdüğünü gösteriyor.

ABD’den Rusya Yaptırımlarına Yeni Boyut: Çinli Şirketler Hedefte

ABD Dışişleri Bakanlığı, Rusya’ya yönelik yaptırım listesine 31 Çinli şirketi dahil ettiğini duyurdu. Açıklamada, listeye alınan Çinli şirketlerin havacılık, uzay ve imalat donanımlarında askeri ve sivil ikili kullanıma sahip ürünlerin geliştirilmesi ve Rusya’ya tedarikinde rolü olduğu ileri sürüldü. Bu adım, ABD’nin Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki Rusya’ya yönelik desteği kesme çabalarının bir parçası olarak, Çin üzerindeki baskıyı artırması anlamına geliyor. Bu tür yaptırımlar, küresel ticaret ilişkilerini ve teknoloji transferlerini etkileyebilir ve ABD-Çin ilişkilerinde gerilimi artırma potansiyeli taşır.

Japonya Merkez Bankası’ndan Döviz Piyasasına Müdahale Sinyali

Japonya Merkez Bankası (BoJ) verileri, Japonya’nın 1 Mayıs tarihinde döviz piyasasına müdahale ettiğine işaret ediyor. BoJ verilerine göre, Japonya’nın bu müdahalede 3.26 ila 3.66 trilyon yen harcamış olabileceği tahmin ediliyor. Japon yeninin ABD doları karşısında tarihi düşük seviyelere inmesi sonrası gelen bu müdahale, ülkenin ihracatçıları lehine olsa da enflasyonist baskıları artırma potansiyeli taşıyan zayıf yenin önüne geçme çabası olarak değerlendiriliyor. BoJ’un döviz piyasasına müdahalesi, finansal istikrarı koruma ve aşırı kur dalgalanmalarını engelleme amacını taşıyor ve küresel döviz piyasalarında önemli yankı uyandırabilir.

Shell CFO’sundan Petrol Piyasası Değerlendirmesi

Shell Mali İşler Direktörü (CFO), küresel petrol piyasasının sıkı kalmaya devam edeceğini belirtti. Ayrıca, Güneydoğu Asya’da Sıvılaştırılmış Doğal Gaz (LNG) talebinde bir artış gözlemlediklerini ifade etti. Yılın ikinci yarısında ham petrol piyasasında sıkılaşmanın devam edeceği beklentisi, enerji fiyatlarının yüksek seyrini sürdürebileceğine işaret ediyor. Bu durum, hem enerji ithalatçısı ülkeler hem de küresel enflasyon açısından önemli bir risk faktörü olmaya devam ederken, enerji şirketlerinin karlılıklarını da doğrudan etkileyecektir.

Piyasalarda Son Durum ve Gelecek Beklentileri

Küresel ve ulusal ekonomik gelişmelerin etkisiyle piyasalarda hareketlilik devam ediyor. İşte son durum:

  • Borsa İstanbul (BIST 100): Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü %1.62 değer kazancıyla 10.208,65 puandan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirdi. Endeks, gün içinde gördüğü en yüksek seviye rekorunu 10.208,79 puana taşıdı. Bu yükseliş, yatırımcıların Türkiye ekonomisine yönelik beklentilerinin olumlu olduğunu ve yerel hisse senetlerine olan ilginin arttığını gösteriyor.
  • Dolar/TL: Dolar/TL kuru, günü %0.4 azalışla 32.3617 seviyesinde tamamladı. TL’deki bu hafif değerlenme, genel piyasa beklentileri ve TCMB’nin sıkı para politikası duruşuyla ilişkili olabilir.
  • Brent Petrol: Brent petrolün varil fiyatı vadeli işlemlerde %0.1 artışla 83.56 seviyelerinde bulunuyor. OPEC+’ın olası üretim kesintisi uzatma kararları ve küresel talep beklentileri, petrol fiyatları üzerinde etkili olmaya devam ediyor.
  • Altın: Altının onsu %0.8 azalışla 2.301 dolardan alıcı buldu. Fed’in faiz oranlarını uzun süre yüksek tutma sinyali ve doların diğer para birimleri karşısındaki performansı, altın fiyatları üzerinde baskı yaratıyor.

Özetle, küresel piyasalar Fed’in “şahin” duruşu ve jeopolitik gelişmelerin etkisi altında seyrederken, Türkiye piyasalarında OECD’nin revize edilmiş büyüme tahminleri ve enflasyonla mücadele adımları ön plana çıkıyor. Yatırımcılar ve ekonomistler, gelecek dönemde açıklanacak ekonomik verileri, merkez bankalarının açıklamalarını ve jeopolitik gelişmeleri yakından takip etmeye devam edecektir. Bu faktörler, küresel ve ulusal ekonomilerin gidişatını belirlemede kritik rol oynayacaktır.