Trump Emtia Piyasasını Yönlendiriyor

Küresel Emtia Piyasalarında Dalgalanma: Trump’ın Tarifeleri, Altın Rekoru ve Gelecek Beklentileri

Geçtiğimiz hafta küresel emtia piyasaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret politikaları ve açıklanan makroekonomik verilerin etkisiyle oldukça hareketli bir seyir izledi. Bu dönemde özellikle altın, ons başına 2 bin 886,85 dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşarak dikkatleri üzerine çekti. Piyasaların gözü bu hafta açıklanacak kritik enflasyon verileri ile Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı’nın (USDA) Küresel Tarımsal Arz ve Talep Tahminleri raporuna (USDA WASDE) çevrildi.

Başkan Trump’ın Çin’in ardından ABD’nin diğer önemli ticaret ortaklarına da ek gümrük tarifeleri uygulama hazırlığı, ülke ekonomisinde enflasyonist baskıların artabileceğine dair endişeleri körükledi. Bu durum, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) enflasyonla mücadelede şimdiye kadar elde ettiği kazanımların gölgelenebileceği ve gelecekte para politikası adımlarıyla Trump’ın ticaret politikaları arasında bir uyumsuzluk yaşanabileceği yönündeki kaygıları derinleştirdi. Yatırımcılar, bu hafta ABD’de açıklanacak enflasyon verilerini ve Fed Başkanı Jerome Powell’ın Temsilciler Meclisi Finansal Hizmetler Komitesi’ne yapacağı sunumu büyük bir dikkatle takip edecekler.

Analistler, ABD’nin komşuları Kanada ve Meksika ile olası bir ticaret savaşından şimdilik kaçındığını, ancak Çin ile ticari gerilimin devam ettiğini belirtiyor. Trump yönetiminin uygulayacağı politikaların, küresel tedarik zincirleri üzerindeki baskı ve ithalat maliyetlerindeki artışlar yoluyla enflasyonist bir etki yaratabileceği beklentisi, emtia fiyatlamaları üzerinde önemli bir rol oynuyor. Bu belirsizlik ortamı, yatırımcıların güvenli liman arayışını tetiklerken, özellikle değerli metallere olan talebi artırdı.

Altın Tarihi Bir Rekora Ulaştı: Geopolitik Belirsizlikler ve Enflasyon Endişeleri Etkili Oldu

Jeopolitik belirsizlikler ve Trump’ın yeni gümrük tarifelerinin yarattığı endişeler, altının ons fiyatını tarihi bir rekora taşıdı. Son altı haftadır değer kazanmaya devam eden altının ons fiyatı, 2 bin 886,85 dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesini görerek piyasaların odağı haline geldi. Bu yükseliş, yatırımcıların küresel ekonomiye yönelik risk algılarının ve potansiyel enflasyonist baskıların bir göstergesi olarak yorumlandı. Dünya genelinde merkez bankalarının enflasyonla mücadele politikaları ve jeopolitik gerilimlerin artması, altının güvenli liman özelliğini pekiştirdi. Bu bağlamda, Citigroup’un araştırma kolu Citi Research, 2025 yılı için ortalama altın fiyatı tahminini 2 bin 800 dolardan 2 bin 900 dolara yükselterek piyasalardaki güçlü beklentiyi destekledi. Geçen hafta itibarıyla ons bazında fiyatlar incelendiğinde, altında yüzde 2,2 ve gümüşte yüzde 1,4 artış yaşanırken, endüstriyel talebe daha duyarlı olan paladyumda yüzde 4,5 ve platinde yüzde 0,7 azalma görüldü. Bu durum, değerli metaller arasındaki ayrışmanın, yatırımcıların ana motivasyonunun güvenli liman arayışı olduğunu gösteriyor.

Endüstriyel Metallerde Dalgalı Seyir: LME Kuralları, Ukrayna Anlaşması ve Üretim Kısıtlamaları

Geçtiğimiz hafta, Londra Metal Borsası’nın (LME) özel anlaşmalar için yeni kurallar getireceğini açıklaması piyasada bazı tepkilere neden oldu. LME, üyelerinin 250 metrik ton bakır gibi büyük hacimli özel anlaşmalarını kendi platformunda işlem yapmasını zorunlu kılmayı planlıyor. Bu düzenlemenin amacı, piyasa şeffaflığını artırmak ve likiditeyi belirli bir platformda toplamak olarak açıklansa da, bazı finans kuruluşları bu durumun piyasadaki esnekliği ve toplam likiditeyi azaltabileceğinden endişeli olduklarını belirtti. Bu tür düzenlemelerin, özellikle büyük çaplı tüccarlar ve fonlar için işlem maliyetlerini artırabileceği ve piyasa derinliğini etkileyebileceği öngörülüyor.

Öte yandan, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ABD ile ülkesinin nadir toprak elementleri ve diğer kritik minerallerinin geliştirilmesini içeren bir anlaşmaya hazır olduğunu duyurdu. Başkan Trump’ın 3 Şubat’ta Ukrayna’nın ABD’ye nadir toprak elementleri sağlaması karşılığında Kiev’e mali destek verilmesini önermiş olması, stratejik maden kaynaklarının küresel ticaretteki önemini bir kez daha ortaya koydu. Bu anlaşma, ABD’nin kritik mineral tedarik zincirlerini güvence altına alma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor ve Ukrayna ekonomisi için de önemli bir fırsat sunabilir.

Çinko fiyatlamalarında ise Trump’ın Çin mallarına ek yüzde 10 gümrük tarifesi getirme tehdidi, piyasalardaki belirsizliği daha da artırdı. Analistler, yıllık 4,2 milyon tonluk üretimiyle küresel çinko pazarına hakim olan Çin’de yaşanabilecek olası ticari gerilimlerin, çinko arzını ve dolayısıyla fiyatlarını ciddi şekilde etkileyebileceğini belirtti. Çinko, galvanizleme başta olmak üzere birçok sanayi kolunda kritik bir öneme sahip olduğundan, Çin’deki olası aksaklıklar küresel üretimi olumsuz etkileyebilir.

Nikel piyasasında ise 2025 ve 2026 yıllarında Endonezya’nın nikel cevheri madencilik kotalarında planlanan azalma, fiyat artışlarının başlıca nedeni olarak öne çıkıyor. Nikel, özellikle elektrikli araç bataryaları için vazgeçilmez bir metal olduğundan, arz kısıtlamaları bu sektör için önemli riskler taşıyor. Analistler ayrıca, Endonezya’dan nikel ürünlerine yönelik olası yeni ihracat kısıtlamalarının da piyasada etkili olabileceğini ve fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabileceğini kaydetti. Bu gelişmeler, tedarik zincirlerinin ne kadar hassas olduğunu ve bir ülkenin politikalarının küresel piyasaları nasıl etkileyebileceğini bir kez daha gösteriyor.

Baz metallerde tezgah üstü piyasada geçen hafta fiyatlar libre bazında bakırda yüzde 7,7, alüminyumda yüzde 0,4, nikelde yüzde 3,6, çinkoda yüzde 1,5 ve kurşunda yüzde 2,7 arttı. Bu artışlar, küresel ekonomik toparlanmaya dair umutların ve endüstriyel talebin canlanması beklentisinin bir yansıması olarak yorumlanıyor. Özellikle bakırdaki güçlü yükseliş, küresel büyüme beklentilerinin bir barometresi olarak kabul ediliyor.

Enerji Piyasalarında Dalgalanmalar: Petrol, Doğal Gaz ve Geopolitik Gerilimler

ABD yönetiminin Çin’e yönelik yüzde 10’luk genel yaptırımları ve Pekin’in buna misilleme olarak ABD ham petrol ithalatına yüzde 10 gümrük vergisi getirme kararı, petrol fiyatlarında belirgin bir yükselişe yol açmasa da geçen hafta piyasalar üzerinde etkili oldu. OPEC+ ülkeleri ise gerçekleştirdikleri toplantının ardından grubun nisan ayından itibaren arzı aylık dilimler halinde günlük 120 bin varil artırma ve 2026’nın sonlarına kadar toplamda 2,1 milyon varili piyasaya geri getirme planında herhangi bir değişikliğe gitmedi. Bu karar, küresel petrol piyasasında arz-talep dengesinin dikkatle izlendiğini ve OPEC+’ın piyasayı istikrarlı tutma çabasını sürdürdüğünü gösteriyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile geçen hafta bir araya gelen ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’da düzenlediği imza töreninde, ilk başkanlık döneminde uyguladığı “İran’a maksimum baskı” politikasını yeniden hayata geçirecek başkanlık kararnamesini imzaladı. Bu adım, İran’ın petrol ihracatını kısıtlamayı ve nükleer programını dizginlemeyi hedefliyor. Politikanın yeniden uygulanması, küresel petrol arzı üzerinde potansiyel bir daralma riski yaratabilir ve gelecekte petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturabilir.

Kurumsal tarafta ise Saudi Aramco, mart ayı petrol satış fiyatını 2,4 dolar yükselterek piyasa tahmini olan 2 dolarlık zammın üstünde bir artış gerçekleştirdi. Söz konusu fiyat artışı, Ağustos 2022’den bu yana yapılan en yüksek artış olarak kayıtlara geçti. Bu durum, Asya pazarında güçlü talebin devam ettiğini ve küresel petrol piyasasının sıkılaşmaya başladığına dair bir işaret olarak yorumlanıyor.

Doğal gaz tarafında ise ABD Enerji Bilgi İdaresinin (EIA) son stok raporunda 31 Ocak ile biten haftada 174 milyar fit küp (Bcf) doğal gaz çekildiği açıklandı. ABD’de sıcaklıkların mevsim normallerinin altına düşmesi beklentisi, doğal gaz talebinin artacağı öngörüsünü güçlendirerek fiyatların yükselmesine neden oldu. Commodity Weather Group, 6-20 Şubat tarihleri arasında ülkenin büyük bölümünde havanın daha soğuk seyredeceğini açıklayarak bu beklentileri destekledi. Soğuk hava dalgaları, özellikle ısıtma amaçlı doğal gaz tüketimini artırarak stoklar üzerinde ek baskı oluşturuyor.

EIA verilerine göre, 31 Ocak itibarıyla ABD doğal gaz stokları beş yıllık ortalamanın yüzde 4,4 altında bulunuyor ve bu son iki yılın en büyük açığı olarak kaydedildi. Analistler, ABD’de elektrik üretimindeki yükselişin de kamu hizmeti sağlayıcılarının doğal gaz talebini artırdığını ve mevcut açığın kapanmasının zaman alabileceğini belirtti. Bu durum, önümüzdeki dönemde doğal gaz fiyatlarının hava koşullarına ve stok seviyelerine karşı daha hassas olabileceğini gösteriyor.

Bununla birlikte, 4 Şubat itibarıyla Avrupa’daki doğal gaz depolama oranı yüzde 51 seviyesinde bulunuyor ve beş yıllık ortalamanın altında seyrediyor. Avrupa’daki düşük stok seviyeleri, bölgenin olası tedarik kesintilerine karşı daha savunmasız olduğunu ve kış aylarında artan talebi karşılamakta zorlanabileceğini gösteriyor. Tüm bu gelişmelerle, Brent petrolün varil fiyatı geçen hafta yüzde 2,3 değer kaybederken, New York Ticaret Borsası’nda işlem gören doğal gazın İngiliz termal birimi (MMBtu) cinsinden fiyatı ise yüzde 8,8 artışla haftayı tamamladı. Bu durum, küresel enerji piyasalarında farklı dinamiklerin aynı anda etkili olduğunu gözler önüne seriyor.

Tarım Emtiaları: ABD-Çin Ticaret Savaşları, Kuraklık ve Küresel Fiyat Hareketleri

ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşları, tarım ürünleri piyasası üzerinde belirgin etkiler yaratmaya devam ediyor. Özellikle buğday ve soya fasulyesi üzerindeki yansımalar dikkat çekiyor. USDA, geçen hafta kapsamlı bir inceleme sürecine girerken, çiftçilere yönelik bazı fonları askıya aldı. Bu adım, Trump yönetiminin hükümetin yeniden yapılanması sırasında tarım destek programlarının etkilenmeyeceğine dair verdiği güvencelere rağmen gerçekleşti ve çiftçiler arasında belirsizlik yarattı. Ayrıca ABD’nin uluslararası gıda yardım programları için yapılan tahıl alımları da askıya alınarak küresel gıda güvenliği endişelerini artırdı.

Piyasaların yakından takip ettiği USDA WASDE raporu ise 11 Şubat’ta yayımlanacak. Bu rapor, ABD iç talebi ve küresel arzdaki olası güncellemeler nedeniyle büyük bir önem taşıyor. Raporun açıklanmasıyla birlikte, soya fasulyesi, buğday ve mısır gibi temel tarım ürünlerinin fiyatlarında önemli hareketlilikler yaşanabilir.

Analistler, Çin’in dünyanın en büyük soya fasulyesi, buğday ve mısır ithalatçısı olduğunu vurgularken, Chicago Ticaret Borsası’nda yükselen buğday fiyatlarına bakarak Çin’in ABD buğdayına ek tarife uygulama ihtimalinin düşük olduğunu ifade etti. Ancak ABD dolar endeksinde görülen zayıflama, küresel piyasalarda ABD tahıllarının rekabet gücünü artırarak ihracat potansiyelini destekliyor. Bu, ABD’li çiftçiler için olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Öte yandan, ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’ne (NOAA) göre, 45 eyalette orta düzeyde kuraklık yaşanması, tarım sektörünün ciddi risklerle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Analistler, bu durumun Chicago Ticaret Borsası’nda buğday, mısır ve soya fasulyesi gibi temel tarım ürünlerinde hava kaynaklı fiyat primlerinin oluşmasına neden olabileceğinin altını çizdi. Kuraklık, mahsul verimini doğrudan etkileyerek arz endişelerini artırıyor. Rusya ve Ukrayna’dan gelen buğday ihracatındaki potansiyel düşüş de küresel buğday piyasalarını etkileyen bir diğer önemli faktör olarak öne çıkıyor.

Pirinç piyasasında ise fiyatlar, Hindistan’ın ihracat kısıtlamalarını gevşetmesiyle son iki yılın en düşük seviyelerine indi. Dünyanın en büyük pirinç ihracatçısı olan Hindistan’ın bu adımı, küresel arzı artırarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturdu. Vietnam ise düşen fiyatlar nedeniyle 350 bin ton pirinç alımını durdurarak anlaşmaları yeniden müzakere etme yoluna gitti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) da küresel gıda emtia fiyatlarının ocak ayında düştüğünü bildirdi. FAO Gıda Fiyat Endeksi, aralıktaki 127 seviyesinden 124,9 puana geriledi. Bu gelişmelerle, geçen hafta Chicago Ticaret Borsası’nda kile başına fiyatlar buğdayda yüzde 4, soya fasulyesinde yüzde 0,6 ve mısırda yüzde 1,1 artarken, pirinçte yüzde 0,9 azaldı. Pirinçteki düşüş, küresel gıda enflasyonundaki genel rahatlamanın bir işareti olarak yorumlandı.

Kahve Fiyatlarında Yükseliş Devam Ediyor: Brezilya’daki Hava Şartları Etkili Oldu

Kahve fiyatlarında ise yükseliş eğilimi devam ederken, bu durumun başlıca nedeni olarak dünyanın en büyük kahve üreticisi olan Brezilya’da yaşanan beklenmedik don olayları ve uzun süren kuraklık gösteriliyor. Bu olumsuz hava koşulları, mahsul verimini ciddi şekilde azaltarak küresel kahve piyasasındaki arz-talep dengesizliğini artırdı. Brezilya’nın kahve üretimindeki düşüş, gelecek hasatlar için de endişe yaratırken, piyasaları yukarı yönlü hareketlendirdi. USDA’ya göre, küresel kahve stoklarının son 25 yılın en düşük seviyesine inebileceği öngörülüyor. Bu durum, önümüzdeki dönemde kahve fiyatları üzerinde güçlü bir yukarı yönlü baskının devam edebileceğine işaret ediyor.

Tüm bu gelişmeler ışığında, ABD’de faaliyet gösteren emtia borsası Intercontinental Exchange’de libre bazında fiyatlar incelendiğinde, pamukta yüzde 0,2 ve şekerde yüzde 0,2 azalma yaşanırken, kahvede yüzde 7’lik önemli bir artış kaydedildi. Kakaonun ton başına fiyatı da haftayı yüzde 6,8 azalışla tamamladı. Kahvedeki bu keskin yükseliş, olumsuz hava koşullarının tarım emtiaları üzerindeki doğrudan ve anlık etkisini net bir şekilde ortaya koyarken, diğer yumuşak emtiaların kendi özel arz-talep dinamikleriyle farklı yönlerde hareket ettiğini gösterdi.