Türkiye Ekonomisinde Enflasyon Beklentileri: Mart Sonrası Döneme Odaklanma ve Güvenin Rolü
Türkiye ekonomisi, yüksek enflasyonla mücadele etmeye devam ederken, her ay açıklanan enflasyon rakamları büyük bir merakla beklenmektedir. Geçtiğimiz dönemde, “Mart enflasyonu yüksek gelmeyebilir ama ya sonra?” başlığıyla kaleme aldığımız değerlendirmemizi, “Sonraki aylar ne olacak; o da başka bir yazıya” diyerek tamamlamıştık. Şimdi ise, kald yerden devam ederek, mart ayındaki enflasyon görünümünü ve özellikle takip eden aylara ilişkin beklentileri detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. Ancak başlamadan önce, dünkü yazımızdaki temel argümanları kısaca hatırlatmakta fayda var; çünkü enflasyonun seyrini belirleyen ana faktörler, önümüzdeki dönem için de geçerliliğini korumaktadır.
Enflasyonun temel belirleyicileri arasında öne çıkan iki ana kalemdeki değişim, tüketici fiyatları üzerindeki baskıyı doğrudan etkilemektedir. Bunlardan ilki döviz kurundaki hareketlilik, ikincisi ise maliyetleri artıran diğer faktörlerdir. Bu iki unsurun birleşimi, genel fiyat seviyesinin belirlenmesinde kilit rol oynamaktadır.
Mart ayında döviz kuru cephesinde gözle görülür bir hareketlilik yaşandı. Bir ABD doları ve bir Euro’dan oluşan sepet kurda, şubat ayına kıyasla yaklaşık yüzde 4’lük bir artış kaydedildi. Bu oran, son bir yılın en yüksek aylık artışı olarak dikkat çekmekte ve enflasyonu yukarı yönde iten güçlü bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Döviz kurundaki yükseliş, ithal girdi maliyetlerini doğrudan artırarak, üreticilerin fiyatlarına zam yapmasına neden olmakta ve bu da nihai olarak tüketici fiyatlarına yansımaktadır. Küresel piyasalardaki dalgalanmalar ve iç dinamikler, döviz kuru üzerindeki baskıyı sürdürmekte, bu da enflasyonla mücadeleyi daha karmaşık hale getirmektedir.
Geleneksel olarak, Ramazan ayları Türkiye’de belirli ürün ve hizmet gruplarında fiyat artışlarının yaşandığı dönemler olmuştur. Bu durum, zamanla adeta bir “adet” haline gelmiş ve Ramazan döneminde yapılan zamlar, aylık enflasyon oranını yukarı çeken önemli faktörlerden biri olmuştur. Tüketici talebindeki dönemsel artışlar ve arz-talep dengesizlikleri, bu dönemde fiyat artışlarına zemin hazırlamaktadır. Özellikle gıda ve temel tüketim maddelerinde gözlenen bu artışlar, hanehalkı bütçeleri üzerinde ek bir yük oluşturmaktadır.
Enflasyon sepetinde önemli bir ağırlığa sahip olan ancak mart ayı oranları üzerinde beklenen kadar baskı yaratmayacak bir diğer kalem ise akaryakıt zamlarıdır. Her ne kadar son bir haftadır dünya genelindeki gelişmeler ve iç dinamikler nedeniyle akaryakıt fiyatlarına peş peşe zamlar gelmiş olsa da, enflasyon hesaplamaları aylık ortalama fiyatlar üzerinden yapılmaktadır. Bu nedenle, son zamlara rağmen mart ayı ortalama akaryakıt fiyatları, şubat ayı ortalamasının altında kalmıştır. Dolayısıyla, akaryakıt cephesinden mart enflasyonuna doğrudan bir baskı gelmesi beklenmemektedir. Ancak bu durum, önümüzdeki aylara dair beklentileri tamamen değiştirmektedir.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında, mart ayında Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki (TÜFE) artışın yaklaşık yüzde 2,5 seviyelerinde gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Bu oranın yüzde 3’ü aşması beklenmemekte olup, mart ayının kısmen daha ılımlı bir enflasyon tablosu sunabileceği öngörülmektedir. Ancak, bu ılımlı görünümün geçici bir rahatlama mı, yoksa daha geniş çaplı bir iyileşmenin başlangıcı mı olacağı, gelecek aylardaki verilerle netlik kazanacaktır. Bu nedenle, mart ayının ardından yaşanacak gelişmeler, Türkiye ekonomisinin enflasyonla mücadelesindeki seyrini belirleyecek anahtar faktörler olacaktır.
Mart Sonrası Dönem: Yıllık Enflasyon Hedefleri ve Piyasa Beklentileri
Mart ayındaki artışın yüzde 2,5 olarak gerçekleşmesi durumunda, yıllık enflasyon oranı yüzde 38,2 seviyesine gerileyecektir. Bu, Merkez Bankası’nın yıl sonu için belirlediği yüzde 24’lük enflasyon hedefiyle kıyaslandığında, hedefe ulaşmak için önümüzdeki dönemde çok daha sıkı adımlar atılması gerektiğini işaret etmektedir. Yüzde 2,5’lik aylık artışla ilk çeyrekteki kümülatif artış yüzde 10 olarak gerçekleşecektir. Bu durum, yılın geri kalan dokuz ayında enflasyonun toplamda yalnızca yüzde 13 artması gerektiği anlamına gelmektedir ki bu, mevcut ekonomik koşullar altında oldukça zorlu bir hedeftir. Eğer yıllık enflasyon gerçekleşmesinin yüzde 30 olacağı varsayılırsa, ilk çeyrek sonrası için kalan yüzde 18’lik bir alan bulunmaktadır ki bu da yine büyük bir disiplin ve etkin para politikası gerektirecektir.
Piyasa katılımcılarının Mart 2026 için dile getirdikleri enflasyon tahmini, Merkez Bankası’nın bu yıl sonu için ifade ettiği tahminle hemen hemen örtüşmektedir. Bu durum, bazı kesimlerce “Bakın işte tahminler de Merkez Bankası’na yaklaşıyor” şeklinde yorumlanabilmektedir. Ancak burada önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekir: Merkez Bankası’nın tahmini bu yıl sonuna (2024), piyasa katılımcılarının yüzde 24,55’lik tahmini ise Mart 2026’ya ilişkindir. Arada üç aylık önemli bir zaman farkı bulunmaktadır. Dolayısıyla bu iki tahmini doğrudan karşılaştırmak ve bir yakınsama olduğuna hükmetmek yanıltıcı olabilir. Ayrıca, reel sektör ve hanehalkının enflasyon beklentilerinin hala oldukça yüksek seviyelerde seyrettiği gerçeği, enflasyonla mücadelede güven tesisinin ne denli kritik olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
Aranıyor: Ekonomi İçin Güvenin Önemi ve Son Dönem Dalgalanmaları
Türkiye ekonomisi için en çok aranan ve kritik öneme sahip kavram şüphesiz “güven”dir. Zaten doğru dürüst oluşturulamayan ve son bir haftada adeta tümden yok olan güven, ekonomik istikrarın sağlanmasında temel bir eksiklik olarak öne çıkmaktadır. Mart ayında enflasyon yüzde 2,5 gelse ne olur ki; hadi bilemediniz daha düşük gelsin de yüzde 2 olsun. Mevcut ekonomik tablo ve piyasa algısı göz önüne alındığında, bu tür tekil iyi verilerin dahi genel güven ortamını iyileştirmekte yetersiz kaldığı görülmektedir.
Hangi politik pencereden bakıldığının da bu noktada pek bir önemi kalmamıştır. Zaten çok az olan güven iyice kaybolmuş ve daha da vahimi, her geçen gün kırıntı halinde kalan güveni daha da yok edecek adımlar atıldığı izlenimi oluşmuştur. Geçen çarşamba günü başlayan o müthiş dalgalanmadan sonraki günlere, özellikle bu haftanın ilk üç gününe bakıldığında, bazı kesimlerin sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmaya, belki de daha doğru bir ifadeyle tasarruf sahibinin böyle davranmasını sağlamaya çalıştığı gözlemlenmektedir.
Son birkaç gündeki gelişmelere bakılarak, özellikle döviz ve borsa cephesindeki gelişmeler gözetilerek, Türk siyaset tarihinin en büyük kaoslarından birinin “kazasız belasız” atlatıldığı söylenebilir mi, ya da böyle bir beklentiye girilebilir mi? Bu, büyük bir hayalcilik olur ve olan biten her şeyi pembe gözlüklerle okumak anlamına gelir. Ekonomik ve politik çalkantıların etkileri genellikle uzun vadede hissedilir ve ani bir “atlatma” durumundan bahsetmek gerçekçi değildir. Bu tür olaylar, piyasalarda derin izler bırakır ve uzun süreli güven kaybına yol açabilir.
Bundan sonra herkes diken üstünde olacaktır. Merkez Bankası’nın faizi “artırmıyormuş gibi yapıp aslında artırmasının” sonuçları yakından yaşanacaktır. Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanı olduktan sonraki ilk icraatlarının başında gelen “politika faizini, haftalık repo ihale faizi yapma” kararının terk edilmesi bile, olağanüstü bir dönemden geçildiğinin ve şeffaflıkta geriye gidildiğinin açık bir işareti değil midir? Şeffaflık ve öngörülebilirlik, güvenin temel taşlarıdır. Bu unsurların zayıflaması, yatırımcıların ve hanehalkının geleceğe yönelik beklentilerini olumsuz etkilemektedir.
Nisan Ayı Zamları ve Gelecek Ayların Enflasyon Görünümü
Daha önce de belirttiğimiz gibi, enflasyon hesaplamaları ay ortalamasındaki fiyatlar üzerinden yapılır. Akaryakıt fiyatları için de bu kural geçerlidir. Şu anda akaryakıtta mevcut fiyatlar, mart ayı ortalamasından daha yüksek bir seviyede bulunmaktadır. Bu fiyatların nisan ayında da hiç değişmeden uygulanması durumunda, nisan ayının TÜFE hesaplamalarında dikkate alınacak akaryakıt zamları şimdiden belirlenmiş durumdadır. Benzin, nisan enflasyonu hesaplanırken yüzde 3, motorin ise yüzde 2 zam görmüş şekilde işlem görecektir. Bu, mevcut fiyatlar hiç değişmese bile nisan ayında akaryakıt kaynaklı bir enflasyon artışının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmektedir.
Dolayısıyla akaryakıt fiyatlarındaki artış (nisanda belirgin bir indirim olmadığı takdirde) şimdiden “cepte”dir ve nisan enflasyonunu yukarı çekecek bir etken olarak karşımızda durmaktadır. Ayrıca, elektriğe yüzde 25 oranında zam geleceği ifade edilmektedir ve bu konuda “Hayır olmayacak” diyen, bu iddiayı yalanlayan kimse bulunmamaktadır. Zaten elektrikte belirli bir kullanım limitini aşan tüketiciler, bu zammı çoktan yaşamaya başlamışlardır. Elektrik ve akaryakıt gibi temel enerji kaynaklarındaki fiyat artışları, sadece doğrudan tüketiciye yansımakla kalmaz, aynı zamanda üretim maliyetlerini artırarak tüm mal ve hizmetlerin fiyatlarına dolaylı olarak yansır. Bu durum, enflasyonun geniş bir alana yayılmasına ve kalıcı olmasına neden olabilir.
Mart enflasyonu üzerinde doğrudan etkili olmayan ve hatta aşağı yönlü bir etki yaratan akaryakıt fiyatlarının, nisan ayı için tam tersi bir etki yaratacağı ortadadır. Üstelik bu kez sadece doğrudan etkiler değil, dolaylı etkiler de belirgin bir şekilde görülecektir. Özellikle önümüzdeki dönemde döviz kurunun yükselmesi ve yeni zamların gelmesi halinde, yukarıda aktardığımız oranlar daha da artacak ve enflasyonist baskı daha da güçlenecektir. Kurdaki her yükseliş, enerji fiyatları başta olmak üzere ithal girdi maliyetlerini doğrudan etkiler ve bu da genel fiyat seviyesini artırır. Aynı şekilde elektrik de, tüm mal ve hizmetlerin üretiminde temel bir girdi olduğu için, zamların ekonominin geneline yoğun bir şekilde yansıması kaçınılmazdır. Üretimden dağıtıma, her aşamada artan maliyetler, ürün ve hizmetlerin nihai fiyatlarına yansıyarak tüketiciyi olumsuz etkileyecektir.
Şu durumda, mart enflasyonu yüzde 2 ya da 2,5 gelse, hatta daha düşük açıklansa bile ne değişir ki? Mart ayında henüz pek bir şey olmadı; biz hele gelecek ayları bir görelim ve o dönemdeki gerçek tabloyu değerlendirelim. Önemli olan, kısa vadeli iniş ve çıkışlardan ziyade, enflasyonun uzun vadeli seyri ve kalıcı olarak düşürülüp düşürülemeyeceğidir. Mevcut göstergeler, nisan ve sonrasındaki aylarda enflasyonist baskının artarak devam edebileceğine işaret etmektedir.
Hanehalkı Enflasyon Beklentisinde İyileşme Yok: Güvenin Yansımaları
Merkez Bankası, mart ayına ilişkin sektörel enflasyon beklentilerini açıkladı ancak bu beklentiler, bugünün gerçeğini ve piyasadaki gerçek beklentiyi yansıtmaktan uzaktır. Merkez Bankası bu beklentilere ilişkin çalışmayı her ayın ilk iki haftasında gerçekleştirmekte; açıklamanın yapılması için ise yaklaşık on gün daha geçmektedir. Açıklama genellikle her ayın 25-26’sı gibi yapılmaktadır. Dolayısıyla, ilk iki haftada derlenen bilgiler, 19 Mart’tan bu yana yaşanmakta olan keskin dalgalanma ve güvensizliği tam olarak yansıtamamaktadır. Beklentilerin gerçek tahminleri yansıtmaktan uzak olduğunu belirtirken kastettiğimiz tam da budur; piyasadaki ani değişimler anket verilerine tam olarak yansımamaktadır.
Merkez Bankası’nın açıklamasına göre, piyasa katılımcılarının şubat ayında yüzde 25,26 olan bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi mart ayında yüzde 24,55’e gerilemiştir. Reel sektörün beklentisi ise yüzde 41,90’dan yüzde 41,10’a düşmüştür. Bu düşüşler, görünürde bir iyileşmeye işaret etse de, hanehalkının beklentileri bambaşka bir tablo çizmektedir. Buna karşılık, hanehalkının enflasyon beklentisi yüzde 59,18’den yüzde 59,25’e yükselmiştir. Bu durum, hanehalkının enflasyon algısının ve geleceğe yönelik kaygılarının artarak devam ettiğini göstermektedir.
Son bir haftada yaşanan olaylar ve ekonomik dalgalanmalar Merkez Bankası’nın anketine tam olarak yansımamış olmakla birlikte, hanehalkının enflasyon beklentisinin yine de yükselmiş olması son derece dikkate alınması gereken bir durumdur. Bu, “Bu beklenti niye düzelmiyor” sorusunun üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Hanehalkının yüksek enflasyon beklentileri, aynı zamanda bir “beklenti enflasyonu” yaratır ve bireylerin harcama ve yatırım kararlarını etkileyerek enflasyonu besleyici bir döngüye sokabilir. Dolayısıyla, sadece piyasa ve reel sektör beklentilerini değil, hanehalkının beklentilerini de iyileştirecek güçlü ve güven verici adımların atılması, enflasyonla mücadelede başarıya ulaşmanın anahtarı olacaktır.
Kaynak: ekonomim.com