TCMB Enflasyon Tahmini Yol Ayrımında

Merkez Bankası’nın Enflasyon Dilemması: %38 Hedefi Revize Edilecek mi, Edilmeyecek mi?

Uluslararası piyasalarda yaşanan çalkantılı süreç en azından şimdilik durulmuş gibi görünüyor. Bu durum, Türkiye ekonomisinin iç dinamiklerine, özellikle de enflasyon sorununa, mevcut enflasyon tahminlerine ve bu konudaki mücadele stratejilerine odaklanmamız için bir zemin hazırlıyor. Gözler şimdi, Merkez Bankası’nın (TCMB) yakında açıklayacağı yılın üçüncü Enflasyon Raporu’na çevrilmiş durumda.

TCMB, bu raporunda 2024 yılına ilişkin enflasyon tahminini yeniden değerlendirecek. Mevcut orta nokta tahmin %38 olarak belirlenmiş olup, bu oran %34 ile %42 arasında bir bandı temsil ediyor. Piyasalar ve kamuoyu, Merkez Bankası’nın bu tahmini “Değişmesine gerek yok” diyerek koruyup korumayacağını, yoksa “Bu tahmini revize etmek gerekiyor, yeni tahminimiz şu” diyerek yukarı yönlü bir güncellemeye gidip gitmeyeceğini merakla bekliyor.

Merkez Bankası Ne Der Acaba? Beklenen Senaryo ve Gerçekler

Genel beklenti ve olası senaryoları değerlendirdiğimizde, Merkez Bankası’nın iç hesaplamalarında “Bu tahmini yukarı yönlü revize etmek gerçekçi bir adım olur” şeklinde bir düşünce içinde olabileceği öngörülüyor. Ancak, resmi açıklama muhtemelen “Biz tahminimize ulaşmak için azami çaba göstereceğiz, bu konuda iddialıyız” şeklinde bir duruş sergileyecektir. Bu, bir yandan mücadele kararlılığını vurgularken, diğer yandan mevcut hedefi koruma eğilimini gösteren diplomatik bir yaklaşım olacaktır.

%38 Hedefinin Gerçekçiliği: Hesaplamalar Ne Söylüyor?

2024 yılı için belirlenen %38’lik enflasyon hedefinin tutturulabilirlik oranı, yılın ilk yedi ayındaki gerçekleşmelere bakıldığında oldukça zorlu görünüyor. Yılın ilk yedi ayında tüketici fiyatları (TÜFE) kümülatif olarak %28.76 oranında arttı. Bu durumda, yıl sonunda %38 hedefine ulaşabilmek için, kalan beş ayda enflasyon artışının %7.18 seviyesinde kalması gerekiyor. Bu da, aylık ortalama enflasyon artışının %1.4’ü geçmemesi gerektiği anlamına geliyor ki, mevcut ekonomik koşullar altında bu, neredeyse imkansız bir senaryo olarak değerlendiriliyor.

Özellikle Ağustos ayı enflasyonu üzerinde önemli baskılar bulunuyor. 1 Ağustos’tan itibaren geçerli olmak üzere doğalgaza yapılan %38’lik zam, TÜFE üzerinde en az 1 puanlık doğrudan etki yaratacak. Geçen aylardan devreden etkiler, enerji maliyetlerindeki artışlar ve her ay yaşanan rutin fiyat artışları göz önüne alındığında, Ağustos ayı enflasyonunun %2’nin altına inmesi beklenmiyor, hatta bu seviyenin üzerine çıkması dahi muhtemel görünüyor.

Sonbahar ayları da enflasyonist baskıların arttığı bir dönemdir. Özellikle Ekim ayında, okulların açılmasıyla eğitim masrafları, kışa hazırlık harcamaları ve mevsimsel gıda fiyatlarındaki değişimler, genel fiyat düzeyini yukarı çekme eğilimindedir. Bütün bu faktörler bir araya getirildiğinde, yılın son beş ayında aylık ortalama %1.4’lük enflasyon hedefinin çok üzerinde bir gerçekleşme olması kaçınılmaz görünüyor. Dolayısıyla, yılı %38’lik hedefle kapatmanın matematiksel ve ekonomik gerçeklerle bağdaşmadığı açıktır. Merkez Bankası’nın da bu detaylı hesaplamaları çok daha kapsamlı bir şekilde yaptığından şüphe yoktur.

Tahmini Revize Etmenin Zorlukları ve Olası Sonuçları

Merkez Bankası’nın bu gerçekleri bilmesine rağmen, %38’lik enflasyon tahminini yukarı yönlü revize etme kararı alması pek de kolay değil. Bu kararın alınması durumunda bir dizi önemli ekonomik ve sosyal sonuç ortaya çıkabilir:

  1. Enflasyonla Mücadele İnancının Zayıflaması: Eğer Merkez Bankası, “Evet, %38’de kalmak artık mümkün değil, bu yüzden tahminimizi revize edip örneğin %40’a ya da %42’ye çıkarıyoruz” derse, enflasyonla mücadele konusundaki zaten kırılgan olan inanç daha da zayıflayacaktır. Toplumda ve piyasalarda, şimdiye kadar alınan önlemlerin veya atılan adımların işe yaramadığı algısı pekişebilir. Bu durum, gelecekteki politika adımlarının etkinliğini olumsuz etkileyebilir.
  2. Toplumsal ve Ekonomik Baskıların Artması: %38’lik enflasyon hedefi üzerinden belirlenen asgari ücretlilerin, emeklilerin ve diğer ücretlilerin beklentileri ve alım güçleri, gerçekleşen enflasyonun bu hedefin üzerine çıkmasıyla daha da aşınacaktır. Bu durum, ücretlerde ve maaşlarda ek artış taleplerini gündeme getirecek, toplumsal memnuniyetsizliği artıracaktır. Geçmişte yüksek enflasyon dönemlerinde faiz indirimleriyle işlerin durması engellenmiş, ancak bu kez hem yüksek enflasyonun devam ettiği hem de ekonomik durgunluğun daha fazla hissedileceği bir döneme girilmesi, bu toplumsal baskıyı daha da önemli hale getirecektir.
  3. Faiz İndirimi Süreciyle Çelişki: Belki de en kritik faktör, Merkez Bankası’nın önümüzdeki aylarda faiz indirim sürecine girecek olmasıdır. Mevcut yüksek faiz oranlarının reel sektör üzerindeki yükü giderek artmaktadır ve bu faiz seviyeleri “taşınabilir olmaktan çıkmıştır”. Ancak Merkez Bankası, enflasyon tahminini yukarı yönlü güncellediği takdirde, faiz indirimini kamuoyuna ve piyasalara ikna edici bir şekilde açıklamakta zorlanacaktır. Yükselen enflasyon beklentisiyle birlikte faiz indirimi, politikanın tutarsız olduğu algısını güçlendirecek ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ve kredibilitesi sorgulanabilir hale gelecektir. Bu çelişki, politika yapıcıların en çok kaçınmak isteyeceği durumların başında gelmektedir.
  4. Reel Sektör ve İşsizlik Kaygıları: Faizlerin daha uzun süre yüksek seviyelerde kalması, zaten zor durumda olan reel sektörü daha da sıkıntıya sokacaktır. Yüksek finansman maliyetleri, yatırımları ertelemeye, üretimi azaltmaya ve istihdamı düşürmeye neden olabilir. Bu durum, potansiyel bir durgunluk ve devamında işsizlik riskini beraberinde getirecektir. Siyaset kurumu için reel sektörün sağlığı ve istihdam seviyeleri büyük önem taşıdığından, faizlerin aşağı çekilmesine engel olabilecek bir enflasyon tahmini revizyonunu istemeyeceklerdir.

Geçmiş Yılın Revizyonu ve Mevcut Koşullar Arasındaki Fark

“Geçen yıl tahmin güncellenmişti, bu yıl niye olmasın?” şeklinde bir düşünce akla gelebilir. Ancak, o dönemin koşulları ile bugünün koşulları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Geçen yıl Merkez Bankası, üçüncü enflasyon raporunda 2023 yılı enflasyon tahminini yüzde 22.3’ten tam yüzde 58’e revize etmişti. O dönemde, yüzde 22.3’lük bir oranın gerçekleşmeyeceği zaten aşikardı ve yüzde 58 daha gerçekçi bir seviyeyi yansıtıyordu. En önemlisi, bu revizyona uygun bir politika ortamı mevcuttu: Faizler adım adım yükseltiliyor, yani sıkılaşma politikası uygulanıyordu. Bu durum, enflasyonla mücadeledeki kararlılığın bir göstergesi olarak algılanmıştı.

Bugün ise durum tam tersidir. Merkez Bankası, yakın gelecekte bir faiz indirim sürecine girme beklentisiyle karşı karşıyadır. Böyle bir ortamda, enflasyon tahminini yukarı çekmek, faiz indiriminin gerekçelerini zayıflatacak ve politikanın yönü konusunda karmaşa yaratacaktır. Dolayısıyla, geçen yılki gibi büyük bir revizyon yapılması, mevcut ekonomik ve siyasi iklimde pek mümkün görünmemektedir.

Sonuç: Zorlu Bir Tercihin Eşiğinde

Merkez Bankası, yarın açıklayacağı Enflasyon Raporu ile oldukça zorlu bir kararın eşiğindedir. Bir yanda, mevcut %38’lik enflasyon hedefinin yılsonu itibarıyla gerçekleşmesinin matematiksel ve ekonomik olarak oldukça düşük bir ihtimal olması gerçeği dururken; diğer yanda, bu tahmini yukarı yönlü revize etmenin doğurabileceği olumsuz algılar, faiz indirim sürecini zorlaştırması ve toplumsal beklentiler üzerindeki potansiyel etkileri bulunmaktadır. Olası bir revizyon, enflasyonla mücadeledeki kararlılığın sorgulanmasına yol açarken, mevcut hedefin korunması ise Merkez Bankası’nın kredibilitesi açısından riskler barındırmaktadır. Bu nedenle, Merkez Bankası’nın, gerçekçi olmasa da mevcut %38’lik enflasyon hedefini koruyarak, “iddialı duruşunu” sürdürme eğiliminde olması daha muhtemel bir senaryo olarak öne çıkmaktadır.