Takmaya Değer Mi

Küresel Ekonominin Dinamikleri: Faiz Takıntısı, Vergi Politikaları ve Yükselen Belirsizlik

Ülke yönetimini devralan liderlerin birçoğunun ekonomik politikalara, özellikle de faiz oranlarına yönelik belirli takıntıları olduğu gözlemlenmektedir. Bu takıntılar, kimi zaman kısa vadeli siyasi hedeflere ulaşma arzusundan, kimi zaman ise belirli ekonomik ideolojilere sıkı sıkıya bağlılıktan kaynaklanabilir. Avrupa’daki liderler arasında bu tür belirgin faiz takıntılarına daha az rastlansa da, Euro Bölgesi’nin tek bir merkez bankası çatısı altında hareket ettiğini ve bu durumun hükümetlerin doğrudan faiz politikalarına müdahale etme yeteneğini sınırladığını unutmamak gerekir. Ancak, ulusal düzeydeki bağımsız para politikalarına sahip ülkelerde veya başkanlık sistemlerinde, liderlerin merkez bankaları üzerindeki baskı kurma eğilimi daha belirgin hale gelebilmektedir. Bu durumun, dünya ekonomisindeki büyük oyuncuların kararlarıyla nasıl birleştiğini ve küresel piyasalarda dalgalanmalara yol açtığını detaylıca incelemek gerekmektedir.

Son dönemde en dikkat çekici örneklerden biri, Amerika Birleşik Devletleri’nde eski Başkan Donald Trump’ın ekonomik yaklaşımlarıdır. Trump’ın hem faiz oranlarını düşürme hem de zenginlere yönelik vergi yükünü azaltma konusunda belirgin bir takıntısı olduğu açıktır. Özellikle vergi indirimleri konusunda gündeme gelen yasa tasarıları, yüz milyarlarca dolarlık vergi avantajı sağlamayı hedeflemekteydi. Bu tür politikalar, kısa vadede ekonomik aktiviteyi canlandırma potansiyeli taşırken, uzun vadede ciddi maliyetler doğurabilir. Hesaplamalara göre, bu vergi indirimlerinin önümüzdeki on yıllık süreçte ABD hazine borcunu 5,2 trilyon dolar gibi astronomik bir rakamla artırması bekleniyordu. Zaten 2024 federal bütçe açığı Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 6,4’ü gibi yüksek bir seviyede bulunuyordu ve bu tür vergi indirimleriyle açığın daha da yükselmesi kaçınılmaz hale gelecekti. Bu maliye politikası tercihleri, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının da dikkatini çekmiştir. Nitekim Moody’s, ABD’nin kredi notunu AAA’dan bir kademe düşürerek AA1’e çekme kararı almıştır. Her ne kadar bu düşüş, ABD’nin hala dünyanın en güvenilir ekonomilerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmese de, mali disiplin konusundaki endişelerin bir göstergesi olarak önem taşımaktadır.

Merkez Bankası Bağımsızlığı ve Siyasi Baskı

Trump’ın ekonomik yaklaşımları sadece maliye politikalarıyla sınırlı kalmamış, aynı zamanda para politikalarına da doğrudan müdahale etme çabalarıyla kendini göstermiştir. Eski başkan, “çok geç kalmasıyla efsaneleşmiş bir adam” olarak tanımladığı Fed Başkanı Jerome Powell’a faiz indirmesi yönünde sürekli baskı yapmıştır. Arama motorlarına “Trump, Powell” yazıldığında, bu konudaki sayısız haber ve açıklamanın her gün karşımıza çıktığı görülür. Merkez bankası bağımsızlığı, modern ekonomilerde fiyat istikrarını ve ekonomik dengeyi korumanın temel direklerinden biridir. Politikacıların kısa vadeli kazanımlar uğruna para politikalarına müdahale etme girişimleri, genellikle uzun vadede enflasyonist baskılara ve ekonomik istikrarsızlığa yol açar. Fed’in temel görevi, fiyat istikrarını sağlamak ve maksimum istihdama ulaşmaktır. Bu dual görev, siyasi baskılardan arındırılmış, bağımsız kararlar almayı gerektirir. Trump’ın bu konudaki ısrarı, merkez bankasının özerkliğini ve dolayısıyla ekonominin uzun vadeli sağlığını tehdit eden bir unsur olarak algılanmıştır.

Ticaret Savaşları ve Küresel Tedarik Zincirleri Üzerindeki Etkileri

Vergi politikaları ve faiz tartışmalarının yanı sıra, Trump yönetimi döneminde küresel ekonomiyi derinden etkileyen bir diğer unsur da ticaret savaşları olmuştur. Özellikle Çin’e karşı uygulanan gümrük tarifeleri, küresel tedarik zincirlerinde ciddi bozulmalara yol açmış ve belirsizliği artırmıştır. Her ne kadar Çin ile geçici bir anlaşma yapılmış ve ek vergilerin bir kısmı geri alınmış olsa da, bu anlaşmanın 90 günlük gibi kısa bir süre için geçerli olması ve önceki “kurtuluş günü” olarak adlandırılan tarihe kıyasla hala çok yüksek vergi oranlarının uygulanıyor olması, sorunun devam ettiğini göstermektedir. Nobel ödüllü iktisatçı Paul Krugman’ın, anlaşma öncesindeki vergi oranlarını “insanlık dışı” olarak nitelendirirken, anlaşma sonrası düşürülen oranları dahi “çılgınca” bulması, durumun ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Diğer ülkelere uygulanan en düşük ek vergi oranında (yüzde 10) henüz bir değişiklik olmaması ve ABD Hazine Bakanı’nın pazarlık masasına oturmayan ülkeleri tehdit etmesi, ticaret gerilimlerinin hala yüksek seyrettiğini ve küresel ticaret ortamının hassasiyetini koruduğunu işaret etmektedir.

Ticaret Politikalarının Yaygın Sonuçları

Bu tür ticaret politikaları, sadece hedef alınan ülkeleri değil, küresel ekonominin tamamını etkileyen geniş yankılar yaratır. Gümrük tarifeleri, ithalat maliyetlerini artırarak nihai tüketici fiyatlarına yansıyabilir, bu da enflasyonist baskı yaratır. Ayrıca, şirketlerin üretim ve tedarik zincirlerini yeniden gözden geçirmesine neden olarak verimlilik kayıplarına yol açabilir. Uluslararası yatırımlar belirsizlik ortamında azalır, bu da uzun vadeli ekonomik büyümeyi olumsuz etkiler. Ticaretin kısıtlanması, küresel ekonomik büyüme ivmesini yavaşlatır ve ülkeler arası iş birliğini zayıflatır. Bu durum, piyasalarda öngörülemezliği artırarak yatırımcı güvenini sarsar ve finansal piyasalarda oynaklığı tetikler.

Küresel Ekonomide Yükselen Belirsizliğin Gölgesi

Yukarıda bahsedilen tüm bu politikaların en önemli ve yaygın sonucu, piyasalara yayılan büyük bir belirsizlik dalgasıdır. Bu belirsizlik sadece ABD ekonomisiyle sınırlı kalmamakta, dünya ekonomisini ilgilendiren küresel etkiler yaratmaktadır. Ekonomik aktörler, geleceğe yönelik kararlarını alırken daha temkinli davranmakta, yatırımlarını ertelemekte ve harcamalarını kısmaktadır. Bu durum, küresel büyümeyi yavaşlatan bir kısır döngüye yol açabilir. Etkileri doğru dürüst düşünülmeden, aykırı sesler dinlenmeden atılan adımlar, genellikle amaçlananın tam tersi sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin, ekonomik canlanma hedeflenirken, artan belirsizlikler nedeniyle yatırım ve tüketim düşüşleri yaşanabilmektedir. Bu, özellikle uluslararası sermaye akışları ve döviz piyasaları üzerinde ciddi baskılar oluşturarak gelişmekte olan ülkeler için ek riskler yaratmaktadır.

Grafiklerde de görüldüğü üzere, belirli bir dönemde (örneğin 2 Ocak-19 Mayıs 2025 dönemi) on ve otuz yıllık ABD Hazine tahvillerinin günlük hareketleri, küresel faiz oranlarındaki dalgalanmaları açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle dikey çizgi ile belirtilen “kurtuluş günü” sonrası dönemde, ABD başta olmak üzere Avrupa ve hatta Brezilya ile Meksika gibi gelişmekte olan ülkelerde faiz oranlarında önemli bir yükseliş yaşanmıştır. Bu yükseliş, gelişmiş ekonomiler için dahi borçlanma maliyetlerini artırarak ekonomik büyüme üzerinde frenleyici bir etki yaratabilir.

Fö Tablo 20052025 1

Elbette, “Yahu 50 baz puanlık bir artış nedir ki, bizde 19 Mart’tan bu yana faizler en az 650 baz puan yükseldi” diyenler olabilir. Bu noktada haklılık payı bulunmaktadır. Ancak burada vurgulanması gereken, farklı ekonomik koşullara sahip ülkelerdeki faiz artışlarının etkileridir. Türkiye’de yaşanan 650 baz puanlık artış Merkez Bankası faizleriyle sınırlı kalmamış, piyasaya yayılarak tüketici ve ticari kredilere de yansımıştır. İhtiyaç kredisi ortalama faizlerinde 1190 baz puan (11,9 yüzde puan) gibi devasa bir yükseliş yaşanırken, ticari krediler de 890 baz puan artış göstermiştir (son veriler 9 Mart haftasına aittir). Bu denli yüksek faiz artışları, hanehalkının borçlanma maliyetlerini artırarak tüketimi kısar ve şirketlerin yatırım yapma iştahını azaltarak ekonomik büyümeyi olumsuz etkiler. Küresel ekonomideki düşük baz puanlık artışlar bile yatırımcıları ve piyasaları etkilerken, gelişmekte olan ülkelerde yaşanan bu dramatik yükselişler, zaten kırılgan olan ekonomiler için çok daha ciddi sonuçlar doğurabilir.

Geleceğe Yönelik Beklentiler ve Politika Uyumunun Önemi

Küresel ekonominin karşı karşıya olduğu bu karmaşık tablo, liderlerin attığı her adımın ulusal sınırları aşan etkileri olduğunu bir kez daha göstermektedir. Özellikle büyük ekonomilerin uyguladığı vergi, faiz ve ticaret politikaları, küresel büyüme patikasını, enflasyon beklentilerini ve finansal piyasaların istikrarını doğrudan etkiler. Politikacılar, kısa vadeli popülist yaklaşımlardan ziyade, uzun vadeli sürdürülebilirliği ve küresel iş birliğini gözeten politikalar geliştirmek zorundadır. Aksi takdirde, artan belirsizlik, yatırım ve istihdam kayıpları ile birlikte küresel ekonomide daha derin ve uzun süreli krizlere zemin hazırlayabilir.

Ekonomik istikrar, sadece tek bir ülkenin çabalarıyla sağlanamaz. Uluslararası koordinasyon ve diyalog, bu belirsizlik dönemlerinde her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Merkez bankalarının bağımsızlığının korunması, mali disiplinin sağlanması ve adil ticaret kurallarına bağlılık, küresel ekonominin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için elzemdir. Aksi takdirde, “takıntılar” ve aceleci kararlar, tüm dünya için istenmeyen sonuçlar doğurmaya devam edecektir.

•    Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com