Küresel Piyasaların Odak Noktası: Fed’in Faiz Kararları, Jeopolitik Riskler ve Seçim Dinamiklerinin Dünya Ekonomisine Etkileri
Geride bıraktığımız hafta, küresel piyasalar hem ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın açıklamaları hem de artan jeopolitik riskler nedeniyle oldukça karmaşık ve belirsiz bir seyir izledi. Powell’ın faiz indirimleri konusunda aceleci davranılmayacağına dair net mesajı, yatırımcıların beklentilerini yeniden şekillendirirken, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’daki gerilimler de risk algısını yükseltti. Bu durum, yeni haftaya da küresel çapta dalgalı bir başlangıca neden oldu. Özellikle enflasyon verileri ve ABD başkanlık seçimlerine yönelik belirsizlikler, piyasaların yönünü bulmakta zorlandığı bir dönemin kapılarını araladı.
ABD’de yaklaşan başkanlık seçimleri ve eski Başkan Donald Trump’ın olası politikaları, Fed’in para politikası üzerindeki potansiyel etkileriyle ilgili derin soru işaretleri yaratmaya devam ediyor. Trump’ın yeniden seçilmesi halinde uygulamayı düşündüğü ekonomik stratejilerin, Fed’in enflasyonla mücadele ve faiz kararları üzerinde ne tür bir baskı oluşturacağı merakla bekleniyor. Geçen hafta açıklanan enflasyon verileri ise genel beklentilerle uyumlu seyretse de, verilerin detaylı alt kalemlerinden gelen sinyaller, yatırımcıların risk iştahını frenleyici nitelikteydi. Öte yandan, ABD’deki perakende satışlar beklentileri aşarak yüzde 0,4’lük bir artış kaydetti ve tüketici talebinin hala güçlü olduğunu gösterdi. Ancak bu güçlü talep, aynı zamanda enflasyonist baskıların devam edebileceği endişelerini de beraberinde getirdi.
Para piyasalarında, söz konusu gelişmeler ışığında Fed’in gelecek ay faiz indirimlerine ara verebileceği veya bu adımı erteleyebileceğine dair tahminler giderek ağırlık kazanmaya başladı. Mevcut fiyatlamalara göre, Fed’in bir sonraki politika faizi toplantısında 25 baz puanlık bir indirim yapma olasılığı yüzde 65 civarında görülürken, faiz oranlarını sabit tutma ihtimali de yüzde 35 olarak öngörülüyor. Bu durum, piyasaların Fed’in adımlarına yönelik belirsizliğin yüksek olduğunu ve her açıklamanın veya ekonomik verinin büyük bir dikkatle takip edildiğini gösteriyor. Yatırımcılar, Fed’in “veriye dayalı” yaklaşımını yakından izlerken, faiz kararlarının zamanlaması ve boyutu konusunda temkinli duruşlarını sürdürüyor.
Donald Trump’ın seçim kampanyası sırasında dile getirdiği bazı vaatler, özellikle küresel ticaret ve ABD ekonomisi açısından önemli potansiyel riskler taşıyor. İthal ürünlere yüksek gümrük tarifeleri uygulama, şirketlere vergi indirimleri sağlama ve göçmenlik politikalarını kısıtlama gibi adımların, ABD ekonomisinde enflasyonist baskıları artırabileceği ve ülkenin bir “yumuşak iniş” (soft landing) senaryosundan uzaklaşarak daha sert bir ekonomik daralma yaşayabileceği endişeleri dile getiriliyor. Bu tür politikalar, küresel tedarik zincirlerini bozabilir, uluslararası ticareti olumsuz etkileyebilir ve sonuç olarak küresel büyüme görünümünü zayıflatabilir. Bu belirsizlikler, yatırımcıların geleceğe yönelik stratejilerini belirlemede zorluklar yaşamasına neden oluyor.
Ekonomik belirsizliklere ek olarak, jeopolitik riskler de küresel piyasalar üzerinde önemli bir baskı unsuru oluşturuyor. ABD Başkanı Joe Biden’ın, görevini devretmeden önce Ukrayna’ya ABD yapımı füzeleri Rusya topraklarında kullanma izni vermesi, bölgedeki tansiyonu tırmandırarak risk algısının artmasına yol açtı. Bu karar, Rusya ile Batı arasındaki gerilimi daha da derinleştirirken, küresel güvenlik endişelerini de beraberinde getirdi. Savaşın genişlemesi veya tırmanması ihtimali, enerji fiyatları, emtia piyasaları ve küresel ticaret rotaları üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir, bu da yatırımcıları güvenli liman arayışına itebilir.
Fed yetkililerinin sözle yönlendirmeleri, piyasaların geleceğe dair beklentilerini şekillendiren kritik unsurlardan biri olmaya devam ediyor. Boston Fed Başkanı Susan Collins, Aralık ayında faiz indirimi seçeneğinin hala masada olduğunu belirterek, Fed’in nihai kararının gelecek dönemde açıklanacak ekonomik verilere göre belirleneceğinin altını çizdi. Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee ise enflasyonun Fed’in yüzde 2’lik hedefine doğru düşmeye devam etmesi halinde, faiz oranlarının gelecek 12-18 ay içinde mevcut seviyelerinden daha düşük olacağını öngördü. Richmond Fed Başkanı Tom Barkin de gelecek yıl enflasyonun gerilemeye devam etmesini beklediğini ifade ederek, çekirdek enflasyonda da düşüş beklediğini ve “hala ilerleme görüyorum” değerlendirmesinde bulundu. Bu açıklamalar, Fed’in enflasyonla mücadeledeki kararlılığını ve ekonomik gelişmeleri yakından takip ettiğini gösteriyor.
Piyasalar, bu karmaşık tabloda önemli göstergeleri yakından izliyor. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, geçen haftadan bu yana yaklaşık 10 baz puanlık bir artışla yüzde 4,44 seviyesine yükseldi. Bu yükseliş, yatırımcıların daha yüksek getiri arayışını veya Fed’in faiz indirimlerini erteleme beklentisini yansıtıyor olabilir. Dolar endeksi (DXY) ise 106,7 ile yaklaşık olarak 1 Kasım 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine çıkarak doların diğer para birimleri karşısında güç kazandığını gösterdi. Bu durum, küresel sermaye akışlarında dolara olan talebin arttığına ve riskten kaçınma eğiliminin güçlendiğine işaret ediyor. Emtia piyasalarında ise altın ons fiyatı, son altı iş gününde düşüş eğilimi göstererek yaklaşık üç ayın en düşük seviyesine indikten sonra haftaya yüzde 1,2 yükselişle 2.590 dolardan başladı. Brent petrolün varil fiyatı da yüzde 0,5 artışla 71,2 dolardan işlem görmeye başladı, bu da enerji talebine dair belli bir toparlanma beklentisini yansıtabilir.
ABD borsalarında ise geçtiğimiz hafta Cuma günü kapanışı satış ağırlıklı gerçekleşti. S&P 500 endeksi yüzde 1,32, Dow Jones endeksi yüzde 0,7 ve teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi ise yüzde 2,25 geriledi. Bu düşüşler, Fed’in sıkı para politikası duruşu ve jeopolitik endişelerin yatırımcılar üzerindeki etkisini açıkça ortaya koydu. Ancak ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni haftaya karışık bir seyirle başladı ve piyasaların önümüzdeki dönemdeki yönü hakkında net bir sinyal vermedi. Bu durum, yatırımcıların hem ekonomik göstergeleri hem de siyasi gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceğini gösteriyor.
Avrupa borsaları da ABD’den gelen haber akışı ve olası ABD gümrük tarifelerinin Avro Bölgesi ekonomisi üzerindeki olumsuz etkileri konusunda devam eden endişelerle geçen hafta negatif bir performans sergiledi. Analistler, Donald Trump’ın Avrupa ve Çin’e yönelik gümrük tarifelerini artırabileceğine dair açıklamalarının, bölgedeki risk algısının yüksek seyretmesine neden olduğunu belirtti. Bu tür korumacı politikalar, küresel ticarete bağımlı Avrupa ekonomileri için önemli bir tehdit oluşturabilir ve büyüme beklentilerini aşağı çekebilir. AB’nin bu duruma nasıl bir yanıt vereceği ise merak konusu olmaya devam ediyor.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) gelecek ay 25 baz puanlık bir faiz indirimi yapacağına neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Bu, ECB’nin Fed’e kıyasla daha güvercin bir duruş sergilediğini ve Avro Bölgesi ekonomisini canlandırma çabalarını yansıttığını gösteriyor. Ancak ECB Başkanı Christine Lagarde’ın Çarşamba ve Cuma günü yapacağı konuşmalardan alınacak sinyaller, piyasaların yönü üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olabilir. Lagarde’ın enflasyon görünümü ve para politikası adımlarına ilişkin açıklamaları, yatırımcılar tarafından büyük bir dikkatle takip edilecek.
Avrupa’da dikkat çeken bir diğer gelişme ise aşı üreticileri ve ilaç tedarikçilerinin hisseleri üzerinde yaşanan baskı oldu. ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump’ın, aşılara şüpheyle yaklaşan Robert F. Kennedy Jr.’ı ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanı adayı olarak göstermesi, ilaç sektöründe endişelere yol açtı. Bu durum, sektördeki şirketlerin gelecekteki politikalar ve düzenlemelerle ilgili belirsizlikler yaşamasına neden oldu. Sartorius hisseleri yüzde 6 değer kaybederken, ilaç ambalaj üreticileri Schott Pharma ve Gerresheimer’in hisseleri sırasıyla yüzde 5,3 ve yüzde 2,9 oranında düşüş kaydetti. Bu gelişmeler, siyasi atamaların belirli sektörler üzerindeki doğrudan etkisini gözler önüne serdi.
Bu gelişmeler ışığında, geçtiğimiz Cuma günü Avrupa borsalarında da satışlar hakimdi. İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,1, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,3, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,6 ve İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,6 geriledi. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar ise yeni haftaya karışık bir seyirle başladı. Bu durum, piyasaların küresel belirsizliklere ve özellikle ABD’den gelecek haberlere karşı temkinli duruşunu sürdürdüğünü gösteriyor. Yatırımcılar, ABD ve Avrupa arasındaki ticaret ilişkileri ve faiz politikalarına dair net sinyaller bekliyor.
Asya piyasalarında ise Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ABD Başkanı Joe Biden ile yaptığı görüşme sonrası Japonya hariç genelde pozitif bir hava hakimdi. Çin Dışişleri Bakanlığı, Peru’da düzenlenen Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi kapsamındaki bu kritik görüşmenin detaylarını paylaştı. Şi Cinping’in Biden ile görev devretmeden önceki son görüşmesinde, başta Tayvan olmak üzere Pekin’in ilişkilerde “kırmızı çizgi” olarak gördüğü konulardaki kararlı tutumunu yinelediği bildirildi. Bu tür üst düzey diyaloglar, küresel siyasi istikrar ve ekonomik ilişkiler açısından büyük önem taşıyor.
Görüşmede Şi Cinping, Çin’in diğer kıyıdaş ülkelerle egemenlik ihtilaflarına konu olan Güney Çin Denizi’ndeki egemenliğine ve deniz haklarına sahip olduğunu savunarak, “ABD, Güney Çin Denizi’ndeki ada ve resiflerdeki ikili ihtilaflara müdahale etmemeli, provokasyon dürtülerini kışkırtmamalı” ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, bölgedeki jeopolitik gerilimlerin devam ettiğini ve Çin’in kendi çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Güney Çin Denizi’ndeki anlaşmazlıklar, küresel ticaret yolları ve enerji güvenliği açısından stratejik bir öneme sahip olduğundan, bu bölgedeki gelişmeler dünya ekonomisi için yakından takip ediliyor.
Çin’in Hong Kong Özel İdari Bölgesi hükümeti ise bu yıl için öngördüğü yüzde 2,5 ila 3,5’lik büyüme tahminini, kötümser tahmin olan yüzde 2,5’e çekti. Yerel hükümetten yapılan açıklamada, revizyonun gerekçesi olarak “dış koşullardaki zorluklar” ve “politik belirsizlikler” gösterildi. Hong Kong’un büyüme tahminindeki bu düşüş, küresel ekonomik yavaşlama ve bölgesel siyasi gerilimlerin etkisini yansıtıyor. Bölgedeki ekonomik göstergeler, Çin ekonomisinin genel sağlığı hakkında da önemli ipuçları sunuyor.
Öte yandan, Japonya Merkez Bankası (BoJ) Başkanı Kazuo Ueda, yaptığı açıklamada, ekonomi ve fiyatlardaki gelişmelerin tahminler doğrultusunda seyretmesi halinde merkez bankasının faiz oranlarını artırmaya devam edeceğini yineledi. Bu açıklama, BoJ’un yıllardır süregelen ultra gevşek para politikasından çıkma konusundaki kararlılığını pekiştiriyor ve Japon ekonomisi için yeni bir dönemin işaretçisi olabilir. Ancak ülkede bugün açıklanan verilere göre Eylül ayı çekirdek makine siparişleri, aylık bazda yüzde 0,7 ve yıllık bazda yüzde 4,8 azaldı. Bu veri, Japonya’daki iş yatırımlarının zayıfladığına işaret ederek BoJ’un sıkılaştırma politikasının önünde bazı zorluklar olabileceğini gösteriyor.
Bu gelişmelerle Asya piyasalarında kapanışa yakın karmaşık bir tablo oluştu. Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1 düşerken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1,7, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,9 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 1 yükseldi. Asya borsalarındaki bu ayrışma, bölgeler arası ekonomik dinamiklerin ve siyasi gelişmelerin farklılaşan etkilerini yansıtıyor. Çin ve Güney Kore’deki yükselişler, kısmen ABD-Çin ilişkilerindeki iyimserlikten veya bölgesel ekonomik toparlanma beklentilerinden kaynaklanıyor olabilir.
Yurt içinde ise Borsa İstanbul, geçtiğimiz Cuma gününü satıcılı bir seyirle tamamladı. BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 0,33 değer kaybederek 9.389,62 puandan kapattı. Küresel piyasalardaki negatif hava ve Fed’in sıkı duruşu, yurt içi piyasaları da etkiledi. Dolar/TL kuru ise Cuma günü yüzde 0,8 artışla 34,6000’dan kapanırken, bugün bankalararası piyasada yüzde 0,4 azalışla 34,4630’dan işlem görüyor. Türk Lirası’nın değerinde yaşanan bu dalgalanmalar, küresel dolar hareketleri ve yurt içi ekonomik beklentilerle yakından ilişkili. Yüksek enflasyon ve faiz oranları, yatırımcıların dikkatle takip ettiği önemli konular arasında yer alıyor.
Piyasa analistleri, bugün yurt içinde kısa vadeli dış borç istatistikleri ve konut fiyat endeksi, yurt dışında ise Avro Bölgesi’nde dış ticaret dengesi verilerinin takip edileceğini belirtti. Bu veriler, Türkiye ekonomisinin dış borç dinamikleri, konut piyasasının durumu ve Avro Bölgesi’nin ticaret performansı hakkında önemli bilgiler sunacak. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.300 ve 9.200 seviyelerinin destek, 9.430 ve 9.650 puanın ise direnç konumunda olduğunu kaydeden analistler, yatırımcıların bu seviyeleri dikkate alarak pozisyonlarını belirlemesi gerektiğini vurguladı. Küresel ve yerel faktörlerin birleşimi, önümüzdeki dönemde piyasaların seyrini şekillendirmeye devam edecek.