Ocak Enflasyonu Beklentisi: Yüzde 8-10

Ocak Enflasyonu Beklentileri ve Şubata Sarkan Etkiler: Kapsamlı Bir Ekonomik Analiz

Ekonomim gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, son köşe yazısında, Türkiye ekonomisinin mevcut görünümünü ve özellikle ocak ayında açıklanacak enflasyon verilerini titizlikle değerlendirdi. Aktaş’ın analizi, yılın ilk ayında yaşanan yoğun fiyat artışlarının ekonomiye etkilerini ve bu etkilerin gelecek aylara nasıl yansıyacağına dair önemli ipuçları sunuyor.

Ocak ayının başlangıcı, akaryakıttan temel gıda ürünlerine, ulaşımdan çeşitli hizmetlere kadar uzanan geniş bir “zam furyası” ile karakterize oldu. Henüz ayın üçte biri geride kaldığında dahi, bu fiyat artışlarının enflasyon üzerinde ciddi bir baskı yaratacağı ve gidişatın pek de olumlu olmayacağı yönündeki sinyaller güçlü bir şekilde alınmaya başlanmıştı. Bu erken uyarıları dikkate alan Aktaş, 11 Ocak tarihli yazısında “Ocak ayı enflasyonunda çift hane endişesi” başlığıyla konuya dikkat çekmişti. Ardından, 22 Ocak’ta konuyu tekrar ele alarak, ayın ikinci yarısında giderek hızlanan zamların ve maliyet artışlarının yarattığı “sarkan etki” ile şubat ayında da yüksek enflasyon oranlarının kaçınılmaz olacağını vurgulamıştı.

Ocak ayını tamamlamış olmamızla birlikte, enflasyon tablosu çok daha net bir şekilde ortaya çıkmış durumda. Alaattin Aktaş’ın daha önce dile getirdiği öngörüler, ne yazık ki doğrulanma eğiliminde. Ocak ayı enflasyonunun çift haneli rakamları zorlayacağı, hatta yüzde 8’in altında bir oranın neredeyse hiç mümkün görünmediği belirtiliyor. Gerçekçi ve makul bir beklenti, aylık enflasyonun yüzde 8 ile yüzde 10 arasında bir yerde gerçekleşmesi yönünde. Bu yüksek oran beklentisi, yılın ilk ayında yaşanan maliyet baskısının ve fiyatlama davranışlarının ciddiyetini gözler önüne seriyor.

Enflasyonun düzeyini tayin eden en temel ve belirleyici iki etken, kuşkusuz döviz kuru hareketleri ve akaryakıt fiyatlarındaki değişimlerdir. Bu iki kritik unsurun ocak ayındaki seyrini ve yarattığı etkileri detaylıca incelemek, genel ekonomik tabloyu anlamak açısından büyük önem arz etmektedir.

Ocak Ayında Dolar Kurundaki Yükseliş: Yüzde 3.4’lük Artışın Ekonomiye Yansımaları

Ocak ayında dolar kurunun ortalaması yaklaşık olarak 30 lira seviyelerinde gerçekleşti. Aralık ayındaki 29.02 liralık ortalamaya kıyasla, ocak ayında yüzde 3.4’lük dikkate değer bir artış kaydedildi. Bu artış, sadece bir rakamdan ibaret olmayıp, enflasyonun temel dinamiklerinden biri olarak kabul edilmelidir.

Yüzde 3.4’lük bu artışın, ayın ağırlıklı ortalamasını gösterdiğini özellikle vurgulamak gereklidir. Enflasyon hesaplamalarında ay sonundaki anlık kur seviyeleri yerine, ay boyunca gerçekleşen günlük ağırlıklı ortalama kur değerleri esas alınır. Bu metodoloji, fiyatlara yansımanın daha gerçekçi bir resmini sunar ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) gibi resmi kurumlar da hesaplamalarını bu yönteme göre yapar.

Ocak ayındaki yüzde 3.4’lük kur artışı, geçtiğimiz yılın ağustos ayından bu yana geçen altı aylık dönemin en yüksek aylık artışı olma özelliği taşıyor. Bu durum, döviz kurundaki baskının son aylarda yeniden yükselişe geçtiğinin ve bunun ithal girdi maliyetleri, üretim maliyetleri ve genel fiyatlama davranışları üzerindeki etkilerinin göz ardı edilemeyeceğinin güçlü bir göstergesidir. Dolayısıyla bu oran, hiçbir şekilde küçümsenecek bir artış olarak değerlendirilmemeli; aksine, birçok ürün ve hizmetin maliyetini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyecek kritik bir enflasyonist faktör olarak görülmelidir.

Bu noktada, akıllara gelebilecek muhtemel bir soruya peşinen yanıt vermek, konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Geçtiğimiz yılın ağustos ayında dolar kuru yüzde 2 oranında artış gösterirken, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde 9.09 gibi oldukça yüksek bir orana ulaşmıştı. Bu durum, kur artışlarının fiyatlara yansımasının her zaman birebir ve anında olmadığını, bazen bir veya iki aylık gecikmelerle daha büyük bir momentum kazanabileceğini açıkça göstermektedir. Ekonomideki “kur geçişkenliği” olarak adlandırılan bu etki, özellikle beklentilerin bozulduğu ve maliyet artışlarının hızlı seyrettiği dönemlerde daha belirgin hale gelir.

Ağustos ayındaki bu hızlı fiyat artışı, esasen haziran ve temmuz aylarında yaşanan güçlü kur artışlarının bir sonucuydu. Dolar, haziran ayında yüzde 17, temmuz ayında ise yüzde 15 oranında rekor sayılabilecek artışlar kaydetmişti. Ancak, kurdaki haziran ayı artışı, o ay içindeki fiyat artışını görece daha az etkilemiş ve fiyatlara yansıması genellikle birer aylık gecikmeyle temmuz ve ağustos aylarında belirginleşmişti. Fiyat artışı temmuzda yüzde 9.49’a fırlamış, ağustosta ise yukarıda belirtildiği gibi yüzde 9.09’u bulmuştu. Oysa kur artışının zirve yaptığı haziran ayındaki aylık fiyat artışı yalnızca yüzde 3.92 olarak gerçekleşmişti. Bu örnek, kur geçişkenliğinin karmaşık yapısını ve enflasyon dinamiklerinin sadece anlık kur değişimleriyle açıklanamayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Geçen yılın ocak ayı verilerini hatırlamak, mevcut tabloyu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Geçtiğimiz yılın ocak ayında dolar kuru sadece yüzde 0.6 oranında mütevazı bir artış göstermişti. Aynı dönemde, Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki (TÜFE) aylık artış ise yüzde 6.65 olmuştu. Bu yıl ocak ayında dolar kurundaki yüzde 3.4’lük artış, geçen yıla kıyasla yaklaşık altı kat daha fazla bir orana tekabül ediyor. Diğer tüm etkenler bir yana bırakılsa bile, sadece dövizdeki bu belirgin artıştan kaynaklanacak maliyet baskısı, bu yılki fiyat artışının geçen yıldan çok daha yüksek olacağının ve aylık yüzde 8’in altında kalmasının son derece zor olacağının en güçlü kanıtlarından biri niteliğindedir. Bu durum, ithalata bağımlı üretim yapan sektörler için önemli bir maliyet artışı anlamına gelmektedir.

Akaryakıt Zamları: Enflasyonun Tetikleyicisi ve Yaygınlaştırıcı Etkisi

Döviz kurları için yapılan uyarıya benzer şekilde, akaryakıt fiyatları için de aynı hassasiyeti ve metodolojik doğruluğu göstermek gerekiyor. Akaryakıtta da ay sonundaki anlık fiyatı dikkate alarak “Aylık artış şu kadar oldu” demek, enflasyon hesaplamaları açısından yanıltıcı sonuçlar doğurabilir. Bu tür bir yaklaşım genel bir fikir verse de, enflasyon hesabının günlük ağırlıklı ay ortalamasına göre yapılması hayati önem taşır. Doğru ve bilimsel hesaplama metodu budur ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) de hesaplamalarını bu yönteme göre titizlikle gerçekleştirmektedir.

Ocak ayında akaryakıt fiyatlarında ciddi oranlarda artışlar yaşandı: Benzin fiyatları yüzde 8.9, motorin fiyatları yüzde 8.4, otogaz fiyatları ise yüzde 6 oranında zamlandı. Bu oranlar, akaryakıtın geniş ekonomik etkisi göz önüne alındığında, genel enflasyon üzerinde belirleyici bir baskı unsuru olarak öne çıkmaktadır.

Akaryakıt zamları, ekonomide suya atılan bir taş gibi etki yaratır; ilk başta küçük görünen bu dalgalar, hızla yayılır ve hemen hemen her sektörü etkileyen bir domino etkisi oluşturur. Tüketici Fiyat Endeksi’ni, kendi ağırlıklarından dolayı doğrudan etkiledikleri gibi (ulaştırma harcamaları), aynı zamanda üretimden ulaştırmaya, tarımdan sanayiye kadar hemen hemen tüm mal ve hizmetler için temel bir girdi niteliğinde olduklarından dolayı dolaylı olarak da büyük ölçüde etkilerler. Örneğin, bir ürünün üretim maliyetinden, tarladan sofraya veya fabrikadan market raflarına ulaşımına kadar her aşamada akaryakıt gideri mevcuttur. Bu nedenle, ocak ayında akaryakıta gelen zamlar, genel enflasyon üzerinde çok büyük, yaygın ve kalıcı bir etki yaratacaktır.

Hemen geçen yılın ocak ayına dönüp bir kıyaslama yapalım. Geçen yıl ocak ayında benzine yüzde 8, motorine yüzde 3, otogaza ise yüzde 0.5 gibi oranlarda zam gelmişti. Bu yılki artışlar, özellikle motorin ve otogazda geçen yıla göre çok daha belirgin olup, enflasyonist baskının şiddetini daha da artırmaktadır. Geçen yılki %3’lük motorin zammına karşılık bu yılki %8.4’lük zam, taşımacılık maliyetlerindeki artışın ve dolayısıyla gıda, sanayi ürünleri gibi kalemlerdeki fiyat artışlarının çok daha yüksek olacağını göstermektedir.

Ulaştırma, Hizmetler ve Diğer Enflasyonist Yükler

Döviz kuru ve akaryakıt zamlarının yanı sıra, ocak ayında enflasyonu tetikleyen bir dizi başka önemli etken de bulunmaktadır. Şehir içi ulaşıma gelen yüksek oranlı zamlar bunlardan biridir; örneğin İstanbul’da toplu taşıma ücretleri ve Ankara’da taksi ücretleri kayda değer oranlarda artırılmıştır. Ulaştırma hizmetlerindeki bu artışlar, hem doğrudan enflasyon sepetine yansırken, hem de çalışanların işe gidiş geliş maliyetlerini artırarak dolaylı olarak yaşam maliyetini yükseltir ve ücret taleplerini tetikler.

Hizmet sektörü genelinde de benzer bir fiyat artışı eğilimi gözlenmektedir. Piyasada “kim ne tutturursa etiket koyuyor, zam yapıyor” söylemini haklı çıkarırcasına, birçok hizmet alanında maliyet artışları veya yüksek enflasyon beklentileri bahane gösterilerek zamlar yapıldığı görülüyor. Özellikle yeni yıl itibarıyla açıklanan asgari ücret artışı ve genel işçilik maliyetlerindeki yükselişler, enerji giderleri ve kira artışları, bu durumu tetikleyen başlıca nedenlerdendir. Hizmet sektörü enflasyonu, genellikle talep koşullarına ve maliyetlere daha hızlı tepki veren bir yapıya sahiptir.

Yapılan değerlendirmelere göre, ocak ayında en yüksek zammı görmeyi beklediğimiz ana gruplardan biri de lokanta ve oteller grubudur. Gıda fiyatlarındaki devam eden yükseliş, işçilik maliyetlerindeki artış, enerji giderleri ve kiralardaki baskı, restoranların fiyatlarını yukarı yönlü revize etmesine neden olmaktadır. Bu durum, dışarıda yeme içme alışkanlıklarını ve genel olarak sosyal yaşam maliyetini de doğrudan etkilemektedir. Lokanta ve otel fiyatlarındaki artışlar, çekirdek enflasyon üzerinde de belirleyici bir rol oynar.

Ayrıca, yılbaşı itibarıyla yürürlüğe giren Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) artışları da enflasyonist baskıyı artıran önemli bir unsurdur. Bu vergi artışları, alkollü içecekler ve sigara gibi ürün gruplarına yüklü zamlar olarak yansımıştır. Vergi ayarlamaları, maliyet enflasyonuna doğrudan katkıda bulunarak, toplam enflasyonun yükselmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu tür vergi artışları, genellikle üreticiler tarafından fiyatlara tamamen yansıtılır ve tüketiciye doğrudan maliyet olarak döner.

Tüm bu faktörleri bir araya getirdiğimizde; döviz kurundaki yükseliş, akaryakıt zamları, ulaştırma ve hizmetler sektöründeki yaygın fiyat artışları, ÖTV düzenlemeleri ve genel maliyet baskıları, ocak ayı için yüzde 8’in altında kalması mümkün olmayan, hatta çift haneyi zorlayan bir aylık fiyat artışının ortaya çıkacağını açıkça göstermektedir. Bu tablo, ekonomik istikrar ve alım gücü açısından ciddi endişeler yaratmaktadır ve enflasyonla mücadele sürecinin ne denli zorlu geçeceğinin habercisidir.

Dolar ve Akaryakıttan Şubata Sarkan Artışlar: Gelecek Ayların Enflasyon Göstergesi

Bugün henüz 1 Şubat olmasına rağmen, ocak ayından devreden maliyet baskıları nedeniyle şubat ayına ilişkin enflasyon kaygıları şimdiden yoğunlaşmaya başladı. Yazının girişinde ısrarla altını çizdiğimiz gibi, döviz ve akaryakıt fiyatlarındaki aylık ortalamaların ve “sarkan etki”nin önemi, burada bir kez daha net bir şekilde karşımıza çıkıyor. Zira, ayın tamamlanmadan önce gerçekleşen fiyat artışları, sonraki aya doğal bir “taşıma etkisi” veya “sarkan etki” olarak yansıyor ve bu durum şubat ayı için ciddi artış potansiyeli taşıyor. Bu durum, aylık enflasyonun nasıl bir birikimli etkiyle ilerlediğini gösterir.

Öncelikle, geçen yılın şubat ayında Tüketici Fiyat Endeksi’nde (TÜFE) fiyatların yüzde 3.15 oranında arttığını hatırlatalım. Bu oran, şubat ayı için geçmişteki referans noktamızı oluşturuyor. Gelelim şimdi ocak ayından şubata sarkan yüklere ve bu yılki durumun neden geçen yıla göre daha vahim bir tablo çizdiğine:

  • Dolar Kuru: Ocak ayındaki yükselişin devam eden etkisiyle, dolar kuru ay sonuna kadar hiç değişmese bile, şubat ayı ortalamasına göre şimdiden yüzde 1 düzeyinde bir artışla başlamış durumda. Şubatta dolar kurunda sıfır artış beklenmediği ve piyasalardaki belirsizliğin devam ettiği göz önüne alındığında, bu oran çok daha yükselecek ve ithal girdi maliyetleri üzerinden enflasyon üzerindeki baskıyı artıracaktır. Karşılaştırma yapmak gerekirse, geçen yılın şubat ayında dolar kuru yalnızca yüzde 0.35 artmıştı. Dolayısıyla, bu yılki şubat ayının dolar kuru etkisi, geçen yılki artışa şimdiden önemli bir fark atmış durumda ve enflasyonu beslemeye devam edecektir.
  • Benzin: Şubat ayının ilk günü itibarıyla benzine 95 kuruşluk bir zam geldi. Bu zamla birlikte, bugünkü fiyat ay sonuna kadar sabit kalsa dahi, benzin fiyatları ocak ayına göre şubat ortalamasında şimdiden yüzde 6 oranında artmış durumda. Bu, direkt olarak ulaşım maliyetlerini, kişisel harcamaları ve dolaylı olarak da ürün taşıma maliyetlerini etkileyecektir. Geçen yılın şubat ayında benzin yüzde 3.3 oranında zam görmüştü. Bu yılki artış beklentisi, geçen yıla göre neredeyse iki kat daha yüksek bir potansiyel taşıyor ve bu da tüketicinin ve işletmelerin sırtındaki yükü artıracaktır.
  • Motorin: Motorinde ise geçen yılla kıyaslandığında “çok vahim bir durum” yaşıyoruz. Motorindeki zam oranı, şubatta fiyatlar hiç artmasa bile, ocak ayından devreden etkiyle şimdiden yüzde 5.5 düzeyinde. Bu durumun vahameti, geçen yılın şubat ayında motorin fiyatlarının yüzde 6.4 oranında *ucuzlamış* olmasıyla daha da netleşiyor. Yüzde 6.4’lük bir ucuzluktan, yüzde 5.5’lik bir zamma geçiş; üstelik bu sadece bugünkü fiyatın ay boyunca sabit kalması durumunda geçerli bir oran. Motorin, taşımacılığın, tarımın ve sanayinin ana girdisi olduğu için, bu denli büyük bir değişim tüm ekonomiye yaygın ve güçlü bir enflasyonist baskı yapacak, nihai ürün fiyatlarına kaçınılmaz olarak yansıyacaktır.
  • Otogaz: Bu yılın şubat ayında otogazdaki zam şimdiden yüzde 1.7 düzeyinde. Ancak, bu kategoride geçen yılın şubat ayında otogaz zammı yüzde 11.6 ile çok daha yüksek bir seviyede gerçekleşmişti. Bu durum, otogazdaki artışın geçen yıla göre daha sınırlı kalmasına rağmen, genel enflasyon sepetine yine de katkı sağlayacağını ve hanehalkı bütçesini zorlayacağını göstermektedir.

Özetle, ocak ayında yaşanan yoğun zam sağanağı, döviz kuru hareketleri ve maliyet artışları, şubat ayı enflasyonu için de güçlü bir yükseliş sinyali veriyor. Özellikle motorindeki geçen yıla göre yaşanan dramatik değişim, şubat ayında genele yaygın bir maliyet baskısı oluşturacaktır. Bu “sarkan etkiler”, yılın ilk çeyreğinde enflasyonla mücadeledeki zorlukların devam edeceğini ve ekonomik göstergelerin yakından takip edilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Tüketiciler ve işletmeler için zorlu bir dönem devam ederken, enflasyon beklentilerinin yönetimi ve maliyet artışlarının kontrol altına alınması, makroekonomik istikrar için kritik önem taşımaktadır. Enflasyonun kalıcı etkilerini hafifletmek adına alınacak tedbirler ve izlenecek politikalar, ekonominin geleceği açısından belirleyici olacaktır.