Küresel Piyasalar Powell’ın Sözlerine Kilitlendi

Küresel Piyasalar İlk Çeyreği Güçlü Tamamladı: Fed, Enflasyon ve Gelecek Dönem Beklentileri

Yılın ilk çeyreğini oldukça hareketli ve genellikle pozitif bir seyirle geride bırakan küresel piyasalar, yeni çeyreğe başlarken dikkatini Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın açıklamaları ile Banka’nın enflasyon göstergesi olarak yakından takip ettiği kişisel tüketim harcamaları (PCE) verilerine çevirdi. Bu kritik veriler ve söylemler, yatırımcıların önümüzdeki dönemdeki para politikası adımlarına dair ipuçları aramasına neden oluyor.

Geride bıraktığımız gün ABD ekonomisinden gelen ve beklentilerin üzerinde gerçekleşen büyüme verileri, hisse senedi piyasalarında genel olarak yatay bir seyre yol açtı. Ancak bu durum, piyasaların güçlü ekonomik temelden aldığı desteği sorgulamadığı anlamına gelmiyor. Bugün ise, Paskalya tatili sebebiyle ABD, Avrupa ve Hong Kong gibi önemli finans merkezlerinde piyasalar işleme kapalı kalarak, yatırımcılara bir soluklanma fırsatı sundu.

ABD Ekonomisi Beklentileri Aştı: Fed Faiz İndirimi Ne Zaman Gelecek?

ABD ekonomisi, 2023 yılının dördüncü çeyreğinde gösterdiği yüzde 3,4’lük büyüme oranıyla piyasa beklentilerini önemli ölçüde geride bıraktı. Ekonomistler, son çeyrek için yüzde 3,2’lik bir büyüme öngörürken, gelen bu revize edilmiş yukarı yönlü veri, ABD ekonomisinin dayanıklılığını bir kez daha gözler önüne serdi. Bu güçlü büyüme performansı, Fed’in olası faiz indirimlerinin zamanlaması üzerine yapılan tartışmaları daha da karmaşık hale getirdi. Güçlü bir ekonomik büyüme, Fed’e enflasyonla mücadelede daha fazla alan tanırken, faiz oranlarını düşürmek için acelesi olmadığını da gösteriyor. Bu durum, piyasaların “yumuşak iniş” senaryosuna olan inancını pekiştirse de, faiz indirimlerinin gecikme ihtimalini de beraberinde getiriyor.

Analistler ve piyasa uzmanları, Fed’in faiz indirim döngüsüne ne zaman başlayacağına dair süregelen belirsizliğin piyasalardaki temel gündem maddelerinden biri olduğunu vurguluyor. Özellikle Fed Başkanı Powell’ın sözlü yönlendirmeleri, para politikasının geleceği hakkında önemli sinyaller taşıyor. Yatırımcılar, Powell’ın yapacağı açıklamalarda ve aynı zamanda bugün açıklanacak olan kişisel tüketim harcamaları (PCE) verilerinde, Fed’in gelecekteki adımlarına ışık tutacak her türlü ipucunu yakından takip edecek. PCE, Fed’in enflasyon hedefine ulaşmada en çok önemsediği göstergelerden biri olması nedeniyle büyük bir öneme sahip. Çekirdek PCE verisi, gıda ve enerji gibi volatil kalemleri dışarıda bırakarak daha kalıcı enflasyon eğilimlerini göstermesi açısından kritik bir gösterge olarak kabul ediliyor.

Önemli Ekonomik Göstergeler ve Piyasa Tepkileri

ABD’de açıklanan diğer ekonomik veriler de piyasaların yönünü belirlemede etkili oldu. Michigan Üniversitesi tarafından ölçülen tüketici güven endeksi, mart ayında yukarı yönlü revize edilerek 79,4 seviyesine ulaştı. Bu durum, tüketicilerin ekonomik geleceğe dair iyimserliğini koruduğunu gösteriyor ki bu da güçlü bir tüketim harcaması potansiyeline işaret edebilir. Tüketici güvenindeki artış, ekonomik aktivitenin gelecek dönemde de güçlü seyrini sürdüreceği beklentilerini güçlendiriyor. Öte yandan, ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı geçen hafta 210 bine gerileyerek beklentilerin altında kalması, işgücü piyasasının hala dirençli olduğunu kanıtladı. Güçlü istihdam verileri, Fed’in enflasyonla mücadeledeki kararlılığını sürdürmesine zemin hazırlayabilir; zira sıkı işgücü piyasası, ücret baskılarını artırarak enflasyonist riskleri canlı tutma potansiyeli taşıyor.

Bu gelişmeler ışığında, para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in ilk faiz indirimini haziran ayında gerçekleştirmesi ihtimali yüzde 64 seviyesine yükseldi. Bu oran, piyasaların belirli bir indirimi fiyatlamaya başladığını ancak kesinliğin henüz sağlanmadığını gösteriyor. Faiz indirimlerine yönelik beklentiler, özellikle teknoloji ve büyüme odaklı hisse senetleri başta olmak üzere birçok varlık sınıfı üzerinde önemli bir etki yaratıyor. Yatırımcılar, faiz indirimlerinin şirketlerin borçlanma maliyetlerini azaltarak karlarını artıracağı ve ekonomik büyümeyi destekleyeceği umuduyla hareket ediyor.

Altın Rekor Kırdı, Tahviller ve Dolar Dalgalandı

ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, son dönemde dar bir bantta hareket ederek yüzde 4,2050 seviyesine çıktı. Tahvil faizlerindeki bu hareketlilik, hem enflasyon beklentileri hem de Fed’in para politikası duruşu hakkında ipuçları sunuyor. Yükselen tahvil faizleri genellikle doları desteklerken, altın gibi güvenli liman varlıkları üzerinde baskı oluşturabilir. Ancak son dönemde bu korelasyonların bir miktar değiştiği gözlemleniyor. Piyasa katılımcıları, tahvil faizlerinin seyrini, Fed’in gelecekteki faiz adımlarına dair önemli bir barometre olarak yakından takip ediyor.

Altının ons fiyatı, jeopolitik gerilimler, küresel ekonomik belirsizlikler ve merkez bankalarının artan altın alımlarının da etkisiyle kaydettiği yüzde 1,7’lik artışla 2.233 dolardan günü tamamlayarak tüm zamanların en yüksek günlük kapanışını gerçekleştirdi. Böylece altının ons fiyatı, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 8,2 gibi kayda değer bir artışa imza atmış oldu. Altının bu performansı, yatırımcıların küresel ekonomik belirsizlikler ve enflasyonist baskılar karşısında güvenli liman arayışını sürdürdüğünü gösteriyor. Özellikle doların küresel piyasalardaki seyrinden bağımsız olarak güçlenmesi, altının yatırımcılar nezdindeki cazibesini artırıyor.

Dolar endeksi ise yükseliş eğilimini art arda dördüncü işlem gününe taşıyarak yüzde 0,1’lik bir artışla günü 104,6 seviyesinden kapattı. Güçlü ABD ekonomisi verileri ve Fed’in “daha uzun süre yüksek faiz” politikasını sürdürme ihtimali, doların diğer para birimleri karşısında değer kazanmasına yardımcı oluyor. Doların güçlü seyri, özellikle ihracata dayalı ekonomiler için rekabet dezavantajı yaratabilirken, ABD’ye yapılacak sermaye akışlarını da teşvik ediyor.

Öte yandan, yılın birinci çeyreğinde Brent petrolün varil fiyatı yüzde 12,9 değer kazandı. Jeopolitik gerilimler, özellikle Orta Doğu’daki gelişmeler ve Rusya-Ukrayna savaşı, arz güvenliğine ilişkin endişeleri artırırken, küresel talepteki toparlanma da petrol fiyatlarındaki bu yükselişte etkili oldu. OPEC+ ülkelerinin üretim kısıtlamaları da piyasadaki arz-talep dengesini önemli ölçüde etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Enerji fiyatlarındaki bu artış, küresel enflasyon üzerinde de yukarı yönlü baskı oluşturmaya devam ediyor.

ABD Pay Piyasalarında Rekor Çeyrek Performansı

Yılın ilk çeyreğini tamamlayan ABD pay piyasaları, oldukça etkileyici bir performans sergiledi. S&P 500 endeksi, ilk üç ayda yüzde 10,2’lik bir artışla 2019’dan bu yana en iyi ilk çeyrek kazancını kaydetti. Bu yükseliş, özellikle yapay zeka alanındaki gelişmeler, teknoloji şirketlerinin güçlü finansal sonuçları ve genel ekonomik iyimserlikten beslendi. Yatırımcıların, yapay zeka devriminin ekonomik büyüme ve şirket karlılığı üzerinde uzun vadeli olumlu etkileri olacağına dair beklentileri, teknoloji hisselerindeki ralliyi körükledi. Benzer şekilde, Dow Jones endeksi yüzde 5,6 artışla 2021’den bu yana en güçlü ilk çeyrek performansına ulaşırken, teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi de yüzde 9,1 oranında yükseldi. Bu performanslar, yatırımcıların ABD ekonomisine ve şirket karlarının geleceğine olan güvenini yansıtıyor, ancak aynı zamanda piyasalarda bir aşırı ısınma riskini de gündeme getirebilir.

Ancak, dün New York borsasında karışık bir seyir hakimdi. Nasdaq endeksi yüzde 0,12 gerilerken, S&P 500 endeksi yüzde 0,11 ve Dow Jones endeksi de yüzde 0,12 artış kaydetti. Bu hafif dalgalanmalar, genellikle piyasaların güçlü bir ralli sonrası kısa vadeli konsolidasyon arayışına girmesi veya tatil öncesi pozisyon ayarlamaları olarak yorumlanabilir. Piyasa katılımcıları, bir sonraki büyük katalizörü beklerken temkinli bir duruş sergilediler.

Avrupa ve Asya Piyasalarında Son Durum

Avrupa borsaları da dün genel olarak yatay bir seyir izledi. Bugün ise bölge genelinde Paskalya tatili nedeniyle pay piyasalarında işlem gerçekleşmedi. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Yönetim Konseyi Üyesi Francois Villeroy de Galhau’nun açıklamaları, bölge para politikası için önemli sinyaller taşıdı. Villeroy, ECB’nin muhtemelen bu baharda “ölçülü” bir faiz indirimine başlayacağını ve bunun Fed’in zaman diliminden bağımsız olarak gerçekleşebileceğini belirtti. Bu açıklama, ECB’nin kendi ekonomik koşullarını önceliklendireceği ve Fed’i takip etmek zorunda hissetmediği yönünde bir işaret olarak yorumlandı. Avrupa ekonomisinin ABD’ye kıyasla daha zayıf bir büyüme performansı sergilemesi ve enflasyonun daha hızlı gerilemesi, ECB’yi daha erken bir faiz indirimine itebilir. Villeroy’un, indirimin nisan ya da haziranda gerçekleşmesinin “varoluşsal bir önem” taşımadığını ifade etmesi, Banka’nın veri odaklı yaklaşımının ve esnekliğinin altını çizdi.

Dün İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,26, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,03, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,08 ve Fransa’da CAC 40 endeksi ise yüzde 0,01 oranında artış kaydetti. Bu mütevazı yükselişler, tatil öncesi sakin bir piyasa ortamını yansıttı ve yatırımcıların büyük pozisyonlar almaktan kaçındığını gösterdi.

Yılın ilk çeyrek performanslarına bakıldığında, Avrupa borsaları da güçlü bir görünüm sergiledi. Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 10,4 gibi dikkat çekici bir artış gösterirken, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 8,8 değer kazandı. İngiltere’de FTSE 100 endeksi de ilk çeyreği yüzde 2,8 yükselişle tamamladı. Bu performanslar, Avrupa ekonomilerindeki toparlanma beklentilerini ve şirket karlarındaki artışı yansıtıyor. Özellikle Almanya ekonomisinin güçlü ihracat performansı ve sanayi sektöründeki toparlanma işaretleri, DAX endeksindeki yükselişte etkili oldu.

Asya pay piyasaları güne pozitif bir seyirle başladı. Ancak, Hong Kong’da bugün tatil dolayısıyla finans piyasalarında işlem gerçekleşmedi.

Japonya’da ise parlamentodan 2024 mali yılı için 112,5 trilyon yenlik (yaklaşık 744 milyar dolar) bir bütçe geçti. Maliye Bakanı Suzuki Şuniçi, bu bütçenin “ertelenemeyecek acil zorlukların üstesinden gelmeyi” hedeflediğini belirterek, ülkenin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına yönelik önemli bir adım atıldığını vurguladı. Özellikle artan sosyal güvenlik harcamaları ve savunma bütçesi, bu genişlemeci mali politikanın ana unsurlarını oluşturuyor.

Japonya’dan gelen ekonomik verilere göre, Tokyo Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), yıllık bazda yüzde 2,6 ve çekirdek TÜFE ise yüzde 2,4 artış kaydetti. Bu rakamlar, Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) uzun süredir mücadele ettiği deflasyonist ortamdan çıkış işaretleri olarak yorumlanıyor ve BOJ’un gelecekteki para politikası adımları için önem taşıyor. Özellikle çekirdek enflasyonun hedef seviyenin üzerinde kalması, BOJ’un ultra gevşek para politikasından çıkış adımlarını sürdürebileceği yönündeki beklentileri güçlendiriyor. Öte yandan, öncü verilere göre sanayi üretimi şubatta aylık yüzde 0,1 azalışla beklentilerin altında kalırken, işsizlik oranı yüzde 2,6’ya çıktı. Bu karışık tablo, Japon ekonomisinin hala bazı zorluklarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor ve BOJ’un karar alırken tüm göstergeleri dikkatle değerlendirmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Kapanışa yakın saatlerde Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,4, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,6 değer kazandı. Bu yükselişler, bölge genelinde yatırımcı iyimserliğinin sürdüğünü ve ekonomik toparlanma beklentilerinin canlı kaldığını işaret ediyor. Asya piyasaları, küresel toparlanmadan ve Çin ekonomisindeki toparlanma işaretlerinden destek bulmaya devam ediyor.

Yurt İçi Piyasalar ve Beklentiler

Yurt içinde Borsa İstanbul, dün alıcılı bir seyir izleyerek yatırımcıların yüzünü güldürdü. BIST 100 endeksi, günü yüzde 3,10 gibi güçlü bir değer kazancıyla 9.079,97 puandan tamamladı. Bu yükselişte, özellikle bankacılık ve sanayi hisselerindeki hareketlilik etkili oldu. Yurt içi piyasaların küresel piyasalardaki olumlu havadan ve yerel ekonomik gelişmelerden destek bulduğu gözlemlendi. Şirket bilançoları ve gelecek dönem beklentileri de BIST 100’ün pozitif performansında rol oynayan faktörler arasında yer aldı.

Dolar/TL kuru ise dün alıcılı bir seyir izleyerek önceki kapanışının yüzde 0,2 üzerinde 32,3366 seviyesinden günü kapattı. Bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,3700 seviyesinden işlem görmeye başlayan kur, dalgalı seyrini sürdürüyor. Yurt içi piyasalarda kurun seyrini, hem küresel dolar endeksi hareketleri hem de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) para politikası duruşu ve enflasyonla mücadele adımları belirliyor. TCMB’nin son faiz artırımı kararı ve sıkı para politikası duruşu, kur üzerinde dengeleyici bir etki yaratmaya çalışsa da, küresel piyasalardaki dolar talebi ve yerel dinamikler kurdaki hareketliliğin devam etmesine neden oluyor.

Analistler, bugün yurt içinde şubat ayı dış ticaret istatistiklerinin, yurt dışında ise ABD’de kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi verilerinin yanı sıra Fed Başkanı Powell’ın açıklamalarının yakından takip edileceğini belirtiyor. Bu veriler ve söylemler, hem küresel hem de yerel piyasaların kısa vadeli yönünü belirlemede kritik rol oynayacak. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.200 ve 9.300 seviyeleri direnç olarak öne çıkarken, 9.000 ve 8.900 puanın ise destek konumunda olduğu kaydedildi. Yatırımcıların, özellikle önemli ekonomik veri açıklamaları ve merkez bankası yetkililerinin konuşmaları öncesinde temkinli bir duruş sergilemesi bekleniyor. Bu tür dönemlerde piyasalardaki volatilite artabilir ve hızlı yön değişiklikleri yaşanabilir.

Piyasaların nabzını tutacak önemli veriler ve etkinlikler ise şu şekilde sıralanıyor:

  • 10.00 Türkiye, şubat ayı dış ticaret istatistikleri
  • 15.30 ABD, şubat ayı kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi
  • 15.30 ABD, şubat ayı kişisel giderler
  • Gün Boyunca: Fed Başkanı Jerome Powell’ın açıklamaları

Bu gelişmeler ışığında, küresel piyasalar yılın ikinci çeyreğine başlarken, merkez bankalarının para politikası duruşları, enflasyon verileri ve jeopolitik gelişmelerin belirleyici olmaya devam edeceği bir döneme giriyor. Yatırımcıların, bu dinamik ortamda gelişmeleri yakından takip etmesi ve stratejilerini güncel tutması önem taşıyor. Özellikle enflasyonla mücadele ve ekonomik büyüme arasındaki denge, önümüzdeki aylarda küresel piyasaların ana gündem maddesi olmaya devam edecek.