Fiyatlar Düşüyor, Yüzler Gülüyor

Temmuz Enflasyon Verileri ve Gıda Fiyatlarındaki Gizem: Ekonomi Nereye Gidiyor?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan temmuz ayı tüketici fiyatları endeksi verileri, enflasyon gündemini bir kez daha kamuoyunun dikkatine sundu. Temmuz ayında tüketici fiyatları yüzde 2,06 artış gösterirken, yılın ilk yedi aylık dönemindeki toplam artış yüzde 19,08 olarak kaydedildi. Yıllık enflasyon oranı ise yüzde 33,52 seviyesinde gerçekleşti. Bu rakamlar, Türkiye ekonomisinin enflasyonla mücadelesindeki mevcut durumu ve geleceğe yönelik beklentileri şekillendiren önemli göstergeler olarak öne çıkıyor.

Yıllık enflasyon oranındaki gerilemenin önümüzdeki dört ay boyunca devam edeceği beklentisi, ekonomistler ve piyasa aktörleri tarafından paylaşılan ortak bir görüş. Geçtiğimiz yılın ağustos, eylül, ekim ve kasım aylarında kaydedilen aylık artışlar sırasıyla yüzde 2,47, yüzde 2,97, yüzde 2,88 ve yüzde 2,24 seviyelerindeydi. Normal şartlar altında, bu yılın aynı aylarında gerçekleşecek aylık artışların geçen yılki oranların altında kalması, yıllık enflasyonun düşüş trendini sürdürmesi için kritik öneme sahip. Ancak aralık ayında geçen yılki yüzde 1,03’lük artışın altında kalınması oldukça zorlu bir hedef olarak görülüyor. Bu durum, baz etkisi nedeniyle yıllık enflasyonda görülebilecek geçici düşüşlerin, enflasyonla mücadelede kalıcı başarılar anlamına gelmeyebileceği konusunda bir uyarı niteliği taşıyor.

Şu anki gidişat, özellikle aylık enflasyon oranının temmuzda görece düşük kalması ve yıllık oranın gerilemesiyle birlikte, piyasalarda ve kamuoyunda bir rahatlama havası yaratmış durumda. “Enflasyonu yeniyoruz” söylemleri, adeta bir kutlama havasına bürünmüş durumda. Ancak bu sevinç ve iyimserliğin ne kadar gerçekçi olduğu, verilerin detaylı incelenmesiyle daha net anlaşılıyor. Özellikle vatandaşın cebini en çok etkileyen kalemlere bakıldığında, resmi rakamlar ile günlük hayatın gerçekleri arasında dikkat çekici farklar olduğu görülüyor.

Gıda Fiyatları: Resmi Veriler ile Çarşı Pazar Gerçeği Arasındaki Uçurum

Türk halkının bütçesinde en büyük payı oluşturan kalemlerin başında gıda ve konut harcamaları geliyor. Konut grubundaki harcamalarda bir ayda yaklaşık yüzde 6’lık bir artış yaşanması, zaten yüksek olan kira ve konut maliyetlerinin daha da arttığını gösteriyor. Bu oran, vatandaşın üzerindeki yükü açıkça ortaya koyan ve gerçek harcamaları yansıtan bir tablo çiziyor.

Ancak gıda grubundaki durum, daha detaylı bir incelemeyi ve sorgulamayı gerektiriyor. Gıda fiyatları, haziran ayında yüzde 0,38 geriledikten sonra temmuz ayında da yüzde 0,15’lik bir düşüş gösterdi. Bu düşüş, ilk bakışta olumlu bir gelişme olarak algılansa da, geçmiş yılların verileriyle karşılaştırıldığında sıra dışı bir durum ortaya çıkıyor. Zira geçen yıl haziran ve temmuz aylarında gıda fiyatları sırasıyla yüzde 1,76 ve yüzde 1,69 oranlarında artış göstermişti. Bu yılki düşüş, geçen yılın aksine, olağan seyrin dışında bir durumun habercisi olabilir.

Peki, bu yılki gıda fiyatlarındaki düşüş hangi kalemlerden kaynaklanıyor? TÜİK’in gıda grubunda yer alan on bir alt grubun ikisi içeceklerle ilgiliyken, kalan dokuz alt grubun sadece ikisinde gerileme gözlemlendi: et ve meyve grubunda. Et fiyatları yüzde 0,44, meyve fiyatları ise yüzde 6,59 oranında düşüş kaydetti. Meyve grubundaki bu düşüşün detaylarına inildiğinde, taze meyve fiyatlarının bir ayda tam yüzde 8,75 gerilediği görülüyor. Geçen yıl temmuz ayında ise taze meyve fiyatlarındaki gerileme sadece yüzde 0,34 seviyesindeydi. Bu denli büyük bir düşüş, şaşırtıcı ve dikkat çekicidir.

Bu iki alt grubun (et ve meyve) toplam gıda harcamaları içindeki ağırlığı, bu genel düşüşü açıklamak için yeterli mi? Et grubunun toplam TÜFE içindeki ağırlığı yüzde 4,99 iken, meyve grubunun ağırlığı yüzde 2,72’dir. Bu iki grubun toplam ağırlığı yüzde 7,71’e tekabül ediyor. Gıda ve alkolsüz içecekler ana grubunun TÜFE’deki ağırlığı ise yüzde 24,97. Alkolsüz içecekler çıkarıldığında, gıdanın ağırlığı yüzde 23,40 kalıyor. Yani, toplam gıda harcamalarının yaklaşık üçte birini oluşturan bu iki kalemdeki düşüş, genel gıda fiyatlarında bir gerileme yaratmış görünüyor. Ancak bu durumun, geniş bir yelpazedeki tüm gıda ürünlerini kapsayıp kapsamadığı ya da diğer kalemlerdeki artışları ne ölçüde dengelediği tartışma konusu.

Et grubundaki ucuzlamanın ise özellikle tavuk etinden kaynaklandığı, diğer et çeşitlerinde belirgin bir fiyat düşüşü yaşanmadığı belirtiliyor. Bu durum, vatandaşın sofrasındaki et tüketiminde çeşitliliğin azaldığı veya belirli protein kaynaklarına yönelmek zorunda kaldığına işaret edebilir.

Bu verilerle birlikte ortaya çıkan tablo, vatandaşın çarşıda, pazarda yaşadığı gerçeklik ile TÜİK’in açıkladığı rakamlar arasında belirgin bir tezat oluşturuyor. Bir yanda, pazarlarda gün sonunda artık satılamayacak duruma gelmiş ürünleri, daha ucuz almak için bekleyen veya çöplerden toplamaya çalışan geniş bir kitle varken; diğer yanda taze meyve fiyatlarının bir ayda neredeyse yüzde 9 düştüğünü ileri süren resmi bir hesaplama var. Bu durum, akıllara iki ihtimali getiriyor: Ya vatandaşın alım gücü düşmesine rağmen harcamalarında cimrilik ediyor ve alışkanlıklarından vazgeçmiyor, ya da fiyatların gerilediğini ortaya koyan bu oranlarda metodolojik bir tuhaflık veya gerçekçi olmayan bir durum söz konusu. Bu çelişki, ekonomik verilerin vatandaşın günlük yaşamındaki karşılığını sorgulatan önemli bir boyuttur. Gıda fiyatları, özellikle dar gelirli kesimler için temel bir geçim kaynağıdır ve bu alandaki herhangi bir yanlış algı veya veri eksikliği, toplumsal refah ve güveni doğrudan etkiler.

Enflasyon Tahminleri ve Merkez Bankası’nın Yılı Sonlandırma Hedefi

Temmuz ayı enflasyon oranlarının ve yılın ilk yedi ayındaki artışın belli olmasının ardından, 2025 yılına yönelik enflasyon tahminlerinin ne ölçüde tutabileceği sorusu gündemdeki yerini koruyor. Ekonomi yönetimi, daha önce dile getirilen yüzde 24’lük enflasyon hedefinden yavaş yavaş uzaklaşarak, “belirlenen marj içinde kalacağız” gibi daha esnek ifadeler kullanmaya başladı. Bu durum, hedeflenen yüzde 24’lük oranın tutturulmasının zorluğunun bir kabulü olarak yorumlanabilir.

Yüzde 24’lük yıl sonu enflasyon hedefine ulaşmak için yılın son beş ayında toplamda sadece yüzde 4,13’lük bir fiyat artışına izin verilmesi gerekiyor. Bu da aylık ortalama yüzde 0,81’lik bir artışa tekabül ediyor ki, mevcut ekonomik koşullar ve geçmiş dönem deneyimleri göz önüne alındığında, bu oranın yakalanması oldukça düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Geçmiş yılların ortalamaları ve mevcut enflasyonist baskılar, bu hedefe ulaşmanın neredeyse imkansız olduğunu gösteriyor.

Peki ya Merkez Bankası’nın belirlediği yüzde 29’luk üst sınır hedefi? Bu hedefe ulaşmak için yılın son beş ayında toplamda yüzde 8,33’lük bir artış yaşanmaması gerekiyor. Bu da aylık ortalama yüzde 1,61’lik bir artışa denk geliyor. Bu oran, yüzde 24 hedefine kıyasla daha gerçekçi ve ulaşılabilir bir hedef olarak değerlendirilebilir. Eğer bu hedef tutturulabilirse, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadelesinde bir nebze başarı elde edildiği söylemi güçlenebilir.

Merkez Bankası’nın enflasyon raporları kapsamında yaptığı tahminler de enflasyonla mücadeledeki tutarsızlığı ve hedef sapmalarını gözler önüne seriyor. Banka, 2025 yılı enflasyonu için şimdiye kadar toplam on tahmin açıkladı. Bu tahminlerden dördü 2023 yılında, dördü 2024 yılında ve ikisi de bu yıl içinde yapıldı.

2023 yılının ilk iki raporunda, yıl sonu enflasyon tahmini sadece yüzde 5 olarak açıklanmıştı. Üçüncü raporda bu tahmin yüzde 15’e çıkarılırken, son raporda ise yüzde 14’e çekildi. 2024 yılına gelindiğinde, ilk üç rapordaki tahmin yine yüzde 14 olarak kaldı. Ancak son raporda bu tahmin ani bir artışla yüzde 21’e yükseltildi. Bu yılın ilk raporunda tahmin bir kez daha değişerek yüzde 24 oldu ve ikinci raporda sabit bırakıldı.

Yüzde 5 ile başlayan bu tahmin yolculuğunda son durak yüzde 24; ancak bu oranın tutturulacağını bekleyen neredeyse hiç kimse yok. Gerçekçi beklenti, eğer hedefler tutturulabilirse, yüzde 29’luk üst sınırda bir denge noktası bulunması. Yüzde 5’ten yüzde 29’a uzanan bu tahmin bandı, Merkez Bankası’nın enflasyon görünümüne ilişkin öngörülerindeki “küçük” sapmaları ve ekonomik koşulların ne denli değişken olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu durum, piyasalar ve yatırımcılar için güvenilirlik sorunları yaratırken, geleceğe yönelik planlama yapmayı da oldukça zorlaştırıyor.

Enflasyonla mücadele, yalnızca rakamların düşürülmesiyle değil, aynı zamanda vatandaşın alım gücünün korunması ve ekonomik istikrarın sağlanmasıyla ölçülen bir başarıdır. Resmi verilerle günlük yaşamın gerçekleri arasındaki fark kapanmadığı sürece, enflasyonla mücadelede tam bir başarıdan söz etmek mümkün olmayacaktır. Önümüzdeki aylarda açıklanacak veriler, Türkiye ekonomisinin bu zorlu yolda nereye doğru ilerlediğini daha net gösterecektir.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com