Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ’dan Ekonomi ve Sürdürülebilirlik Vizyonu: TL Yatırımda Zorluklar, Enflasyonla Mücadele ve İklim Odaklı Kredi Kararları
Garanti BBVA, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın getirdiği uyum sürecine destek olmak ve sürdürülebilir yatırımların önünü açmak amacıyla düzenlediği “İhracatta Sürdürülebilir Gelecek” buluşmalarının bir yenisini Bursa’da gerçekleştirdi. Bu önemli etkinlikte konuşan Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, Türk ekonomisinin mevcut durumu, geleceğe yönelik beklentiler ve özellikle bankacılık sektöründe sürdürülebilirliğin artan rolü hakkında kritik açıklamalarda bulundu. Baştuğ, ekonomide geçen yıl başlayan dengelenme sürecinin 2024’te de devam edeceğini ve sadeleşmenin etkilerinin daha net hissedileceğini belirtti.
TL Kredilerle Yatırım ve Faiz Ortamı: Yüksek Maliyetler ve Alternatifler
Recep Baştuğ, konuşmasının önemli bir bölümünü TL cinsinden yatırım yapmanın mevcut koşullardaki zorluklarına ayırdı. Yüzde 40’ın üzerindeki kredi faiz oranlarının, TL cinsinden yeni yatırım yapacak firmalar için uygun bir ortam sunmadığını açıkça dile getirdi. Baştuğ, “Yatırım konusuna özel bir başlık açmamız gerekirse, enflasyonu makul seviyelere indirene kadar, TL kredi kullanıp yatırım yapacak firmalar için banka kaynakları maalesef çok uygun ve ekonomik olmayacaktır” ifadelerini kullandı. Bu durum, özellikle orta ve uzun vadeli yatırım planları olan işletmeler için finansman maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle ciddi bir engel teşkil ediyor.
Ancak Baştuğ, bu tablonun içinde bir istisna ve olası bir çözüm yolu olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) kaynaklı YTAK kredilerini işaret etti. YTAK (Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi) kredileri, belirli yatırım projelerine özel olarak sunulan daha uygun maliyetli finansman imkanları sunarak, TL bazlı yatırımlarda bir nefes alma alanı yaratabiliyor. Öte yandan, döviz geliri olan firmalar için durumun farklı olduğunu belirten Baştuğ, bu tür şirketlerin kısa ve uzun vadeli döviz kredilerini banka kaynakları ile çok daha rahat karşılayabileceğini vurguladı. Bu ayrım, Türkiye ekonomisinin dış ticaretle olan güçlü bağını ve döviz gelirlerinin finansal erişimdeki avantajını gözler önüne seriyor. Özellikle ihracat yapan veya döviz bazlı gelir kalemleri bulunan işletmeler için döviz kredileri, faiz yükü açısından daha cazip hale gelebiliyor.
Ekonomik Büyüme ve Enflasyonla Mücadele
Baştuğ, Türkiye’nin 2023 yılında gösterdiği yüzde 4,5’lik büyüme performansını değerlendirerek, 2024 yılı için iç talepteki beklenen düşüşün etkisiyle büyümenin yüzde 3,5 seviyesinde gerçekleşmesini öngördüklerini aktardı. Bu tahmin, ekonomi yönetiminin enflasyonu düşürme hedefleri doğrultusunda iç talebi dengeleme çabalarının bir sonucu olarak yorumlanabilir.
Gelecek birkaç yılın ana gündem maddesinin enflasyon olacağını belirten Baştuğ, enflasyonla mücadelenin uzun soluklu bir süreç olduğunun altını çizdi. Uygulanan ekonomi politikaları sayesinde Merkez Bankası rezervlerinde gözle görülür bir artış yaşandığını ve enflasyonun eğiliminde de düşüş gözlemlenmeye başlandığını ifade etti. Baştuğ’un açıklamalarına göre, yılın ilk yarısında enflasyonun tepe noktasının nisan veya mayıs aylarında görüleceği tahmin ediliyor. Temmuz ve ağustos aylarından sonra ise baz etkisiyle birlikte enflasyonda ciddi bir kırılma yaşanması bekleniyor. Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 36 iken, Garanti BBVA olarak kendi tahminlerinin yüzde 40-45 aralığında olduğunu da sözlerine ekledi. Bu farklılık, piyasa beklentileri ile resmi hedefler arasındaki mesafeyi ortaya koyuyor ve enflasyonla mücadelenin ne kadar kararlı bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.
Enflasyonla mücadelenin sadece para politikalarıyla sınırlı olmadığını, bütçe disiplininin de kritik bir rol oynadığını vurgulayan Baştuğ, hükümetin bu konuda “bugüne kadar gördüğü en istikrarlı bütçe yönetimini” sergilediğini belirtti. Göstergelerin sürekli kontrol altında tutulduğunu ve 2023 yılında yaşanan deprem gibi beklenmedik bir felakete rağmen bütçenin genel olarak kontrol altında tutulduğunu ifade etti. Bu açıklama, mali disiplinin makroekonomik istikrar için taşıdığı önemi gözler önüne seriyor.
Cari Açık, Kur Beklentileri ve Sürdürülebilirliğin Yükselişi
Recep Baştuğ, 2023 yılında yaklaşık 47 milyar dolar civarında gerçekleşen cari açığın, 2024 yılında iç talepteki yavaşlama ile birlikte 30-35 milyar dolarlık bir seviyeye gerileyeceğini öngördüklerini dile getirdi. Cari açığın düşüş eğilimi, ülkenin dış denge açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Banka olarak kur beklentilerinin, Orta Vadeli Plan’da (OVP) belirtilen döviz kuru tahminleriyle paralel olduğunu belirten Baştuğ, “Çok ciddi bir dalgalanma beklemiyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi sakin devam edecek. Bence ekonomik programın böyle bir şeye de ihtiyacı var” diyerek kurda istikrar beklentilerini paylaştı. Bu istikrar, hem şirketlerin yatırım planlaması hem de genel ekonomik öngörülebilirlik açısından büyük önem taşıyor.
Konuşmasının en çarpıcı bölümlerinden biri ise bankacılık sektöründe sürdürülebilirliğin artan önemi ve kredi kararlarını nasıl etkilediği üzerineydi. Baştuğ, geçmişte bir firmayı değerlendirirken teminatına, nakit akışına ve finansal geçmişine bakmanın yeterli olduğunu, ancak artık “iklime de bakmaya başladıklarını” kaydetti. Bu, bankacılık sektöründe yaşanan köklü bir zihniyet değişimini ifade ediyor.
Kredi Kararlarında İklim Faktörü: Yeni Bir Değerlendirme Standardı
Baştuğ, sürdürülebilirliğin kredi değerlendirme süreçlerine entegrasyonunu somut örneklerle açıkladı: “İklim ve yatırımın yapılacağı yerin çevreyle uyumu nasıl olacak? Bundan 10 yıl önce su santralini finanse ederken suyu ölçerdik. Su olacak mı? Olmayacak mı? Bu saatten sonra Anadolu’nun herhangi bir yerine yapacağınız yatırım, ısı farkı, iklim olayları, suyla ilgili problemler, kredi kararlarımızı etkilemeye başladı.” Bu açıklama, çevresel risklerin artık finansal risklerle doğrudan ilişkilendirildiğini ve bankaların risk yönetim stratejilerinde iklim değişikliğinin merkezi bir yer edindiğini gösteriyor.
Baştuğ, “Yani siz çok iyi bir öz kaynak da koysanız, yatırımı yapacağınız yer, 5-10 sene sonra bizim için problemse artık biz o yatırıma girmiyoruz. Çevreye pozitif etkisi, negatif etkisi değil, net bir kredi kararı iklim nedeniyle şekillenmeye başladı” ifadeleriyle, yatırımın çevresel etkilerinin ve uzun vadeli iklim risklerinin, finansal fizibilite kadar belirleyici bir faktör haline geldiğini vurguladı. Bu yeni yaklaşım, hem yatırımcılar hem de finans kurumları için yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. Sürdürülebilir olmayan, çevresel risk taşıyan projelerin finansman bulması giderek zorlaşacak; çevresel fayda sağlayan veya iklim direncini artıran projeler ise öncelik kazanacak.
Su Kıtlığı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması
Garanti BBVA olarak 17 yılı aşkın süredir sürdürülebilirlik konusunda ciddi çalışmalar yaptıklarını belirten Baştuğ, iklim kriziyle mücadelede su yönetiminin hayati önemine dikkat çekti. “Bugün kişi başına düşen temiz su miktarı 1500 litreyken, 2030’a geldiğimizde 1100 litreye düşecek ve Türkiye su konusunda kıtlık yaşayan ülkelerden biri olacak” uyarısında bulundu. Bu öngörü, Türkiye’nin su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunda acil adımlar atması gerektiğini vurguluyor. İklim krizinin kısa vadeli şoklarının yanı sıra uzun vadeli etkilerinin de olacağını belirten Baştuğ, ihracatçılarımız açısından kısa vadede en önemli etkilerden birinin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) finansal boyutunun 1 Ocak 2026’da başlaması olacağını söyledi.
SKDM’nin özellikle Avrupa Birliği’ne ihracat yapan Türk firmaları için önemli maliyetler ve uyum süreçleri getireceğini belirten Baştuğ, “Bursa da Türkiye’nin pek çok ilinde olduğu gibi bunu hissedecek illerden bir tanesi. Ancak Bursa bu konuda çok bilinçli bir şehir, sanayicimiz tedbir de alıyor” diyerek sanayicilerin bu konuda farkındalığının ve hazırlıklarının önemini dile getirdi. SKDM, karbon emisyon yoğunluğu yüksek ürünlerin AB’ye ithalatında ek maliyetler getirerek, AB dışındaki üreticileri de karbon salımlarını azaltmaya teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu mekanizma, Türk sanayisinin rekabetçiliği açısından önemli bir dönüşüm sürecini tetikleyecektir.
Programda ayrıca, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın ekonomik boyutlarını ele alan kapsamlı bir sunum yaptı. Bu sunum, Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ’un değerlendirmelerini akademik bir perspektifle destekleyerek etkinliğin genel çerçevesini zenginleştirdi.
Kaynak: BloombergHT