Borsa İstanbul’da Güçlü Yükseliş: Küresel ve Yerel Ekonomik Gelişmeler Piyasalara Yön Veriyor
Borsa İstanbul, haftanın son işlem gününde yatırımcıların dikkatini çeken güçlü bir yükselişle kapandı. BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,85 oranında değer kazanarak 10.680,91 puandan tamamladı. Bu performans, piyasalardaki genel iyimser havayı ve bazı önemli ekonomik gelişmelerin olumlu etkisini yansıttı. Özellikle yerel piyasalarda yaşanan bu hareketlilik, küresel ekonomik göstergelerle birlikte ele alındığında daha anlamlı bir tablo ortaya koyuyor.
Endeksin bu kayda değer artışı, önceki kapanışa göre tam 194,21 puanlık bir sıçrama anlamına geliyordu. Gün boyunca toplam işlem hacmi ise 88,1 milyar lirayı aşarak piyasadaki likiditenin ve yatırımcı aktivitesinin ne denli yüksek olduğunu gözler önüne serdi. Yoğun işlem hacmi, yatırımcıların piyasadaki fırsatları değerlendirme konusundaki iştahını ve güvenini gösteren önemli bir gösterge olarak yorumlanıyor. Bu durum, Borsa İstanbul’un genel piyasa derinliği ve dinamizmi açısından olumlu bir sinyal olarak kabul edildi.
Sektörel bazda incelendiğinde, bankacılık endeksinin yüzde 3,36’lık güçlü yükselişi, piyasadaki genel olumlu havayı destekleyen en önemli faktörlerden biri oldu. Bankacılık sektörü hisseleri, genellikle piyasanın lokomotifi olarak görülür ve bu denli büyük bir artış, genele yayılan bir iyimserliğin habercisi olabilir. Holding endeksi de yüzde 2,07 değer kazanarak bankacılık sektörünün ardından iyi bir performans sergiledi. Bu iki büyük sektördeki yükseliş, BIST 100 endeksinin genel seyrini yukarı çekmede kilit rol oynadı.
Sektör endeksleri arasında en çok kazandıran yüzde 3,82 ile finansal kiralama ve faktoring sektörü oldu. Bu sektördeki güçlü büyüme, ekonomideki nakit akışı ve işletmelerin finansman ihtiyaçlarının artmasıyla bağlantılı olabilir. Öte yandan, menkul kıymet yatırım ortaklığı endeksi yüzde 0,59 ile en çok kaybettiren sektör olarak dikkat çekti. Bu durum, belirli dönemlerde yatırımcıların risk algısındaki değişiklikler veya sektöre özgü gelişmelerle ilişkili olabilir. Piyasadaki bu sektörel ayrışma, yatırımcıların farklı sektörlerdeki beklentilerini ve risk iştahlarını yansıttı.
Yerel ekonomik gelişmeler cephesinde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) beklentiler doğrultusunda para politikası duruşunu korudu. Merkez Bankası, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını değiştirmeyerek yüzde 50 seviyesinde sabit tutma kararı aldı. Bu karar, Banka’nın enflasyonla mücadeledeki kararlılığını ve mevcut sıkı para politikası çerçevesini sürdürme niyetini gösteriyor. Piyasa analistleri, bu hamlenin özellikle son dönemdeki enflasyon verileri ve kur hareketlilikleri göz önüne alındığında, TCMB’nin ihtiyatlı yaklaşımının bir yansıması olduğunu belirtiyor. Sabit faiz oranı, piyasalara bir yandan öngörülebilirlik sunarken, diğer yandan enflasyon beklentilerini yönetme konusunda Merkez Bankası’nın elini güçlendiriyor ve makroekonomik istikrar arayışını destekliyor.
Merkez Bankası rezervleri, yaklaşık 147,6 milyar dolarla tarihi bir zirveye ulaşarak ülke ekonomisinin dış şoklara karşı direncini artırdı. Rekor seviyedeki rezervler, hem ülkenin dış ticaret kapasitesini güçlendiriyor hem de finansal istikrarı destekliyor. Bu gelişme, uluslararası piyasalarda Türkiye’ye olan güvenin artmasına ve risk primlerinin düşmesine katkıda bulunabilecek önemli bir faktör olarak görülüyor. Artan rezervler, aynı zamanda olası dış finansman ihtiyaçları karşısında ülkeye bir tampon sağlayarak ekonomik güvenliği pekiştiriyor.
Yurt dışında yerleşik kişilerin Türk piyasalarına olan ilgisi de sürdü. Yabancı yatırımcılar, 21 Haziran haftasında 34,5 milyon dolarlık Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) alımı gerçekleştirerek, tarihte ilk kez 13 hafta üst üste alım tarafında yer aldı. Bu durum, yabancı yatırımcıların Türk varlıklarına olan ilgisinin devam ettiğini ve ülkenin ekonomik politikalarına duyulan güvenin arttığını gösteriyor. Yabancı yatırımcı girişleri, hem döviz piyasasına destek oluyor hem de Türk finans piyasalarının derinleşmesine katkı sağlıyor. DİBS alımları, özellikle orta ve uzun vadeli yatırım perspektifiyle değerlendirildiğinde, ülkenin mali disiplini ve ekonomik geleceği hakkındaki olumlu beklentilerin bir işareti olarak kabul ediliyor.
Küresel piyasaların yakından takip ettiği ABD ekonomisinden gelen Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verileri, yılın birinci çeyreğinde yıllıklandırılmış olarak yüzde 1,4’lük bir artış kaydetti. Bu büyüme oranı, 2022’nin ikinci çeyreğinden bu yana kaydedilen en düşük seviye olmasıyla dikkat çekti ve dünyanın en büyük ekonomisinin yavaşlama sinyalleri verdiğine yönelik endişeleri artırdı. Ekonomistler, bu yavaşlamanın büyük ölçüde yüksek faiz oranlarının tüketici harcamaları ve iş yatırımları üzerindeki baskısından kaynaklandığını belirtiyor. Federal Rezerv’in (Fed) sıkı para politikalarının bir sonucu olarak görülen bu durum, ABD ekonomisinin “yumuşak iniş” yapıp yapmayacağı tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Yavaşlayan büyüme, Fed’in gelecekteki faiz kararları üzerinde önemli bir etki yaratabilir ve faiz indirimlerinin zamanlamasına dair beklentileri şekillendirebilir. Bu düşük büyüme performansı, küresel ekonomik görünüm açısından da önemli çıkarımlar sunarak, uluslararası piyasalardaki risk algısını etkileme potansiyeli taşıyor.
ABD’de yılın ilk çeyreğine ait kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksindeki artış yüzde 3,3’ten yüzde 3,4’e, gıda ve enerji harcamalarının hesaplama dışı tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksindeki artış da yüzde 3,6’dan yüzde 3,7’ye revize edildi. Bu revizyonlar, enflasyonist baskıların beklenenden daha kalıcı olabileceğine dair endişeleri yeniden gündeme taşıdı. Kişisel tüketim harcamaları (PCE) verisi, Fed’in enflasyon hedeflemesinde temel aldığı göstergelerden biri olduğu için, bu yukarı yönlü revizyonlar piyasaların Fed’in para politikası duruşuna ilişkin beklentilerini etkiledi. Enflasyonun inatçı seyri, Fed’in faiz indirimlerine başlama konusunda daha ihtiyatlı davranmasına neden olabilir, bu da küresel faiz oranları ve dolayısıyla tüm finans piyasaları üzerinde baskı yaratma potansiyeli taşıyor.
ABD işgücü piyasası da yakından takip edilen diğer bir alan oldu. İlk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı, 22 Haziran ile biten haftada 233 bin ile piyasa beklentilerinin altında kalarak işgücü piyasasındaki dayanıklılığın devam ettiğini gösterdi. Beklentilerden düşük başvuru sayısı, işten çıkarmaların azaldığına ve işgücü piyasasının hala güçlü olduğuna işaret ediyor. Ancak süregelen işsizlik maaşı başvuru sayısı, 15 Haziran ile biten haftada 18 bin kişi artarak 1 milyon 839 bine yükseldi ve Kasım 2021’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Bu artış, iş bulmakta zorlanan kişilerin sayısının arttığını gösteriyor ve işgücü piyasasında soğuma sinyalleri vererek Fed’in dikkatini çekiyor. Her iki veri de işgücü piyasasında karmaşık bir tablo çizerek, Fed’in gelecek kararlarını etkileyebilecek farklı dinamikleri yansıttı.
Ülkede sanayi üretiminin önemli göstergelerinden olan dayanıklı mal siparişlerinde mayıs ayında aylık bazda yüzde 0,1’lik bir artış kaydedilmesi, sanayi sektöründeki toparlanmaya işaret etti. Bu artış, piyasa beklentilerinin aksine bir azalış yaşanması yönündeydi, bu da üretim sektöründe belirli bir direnç olduğunu gösteriyor. Ancak konut piyasası cephesinde farklı bir tablo ortaya çıktı: bekleyen konut satışları endeksi, mayısta artış beklentilerinin aksine yüzde 2,1 azaldı. Bu düşüş, yüksek mortgage faizlerinin ve konut fiyatlarının alıcılar üzerindeki baskısının devam ettiğini gösteriyor ve konut piyasasında zayıflığın sürdüğüne işaret ediyor. Bu tür karmaşık veriler, ABD ekonomisinin farklı sektörlerinin farklı hızlarda ilerlediğini ve makroekonomik görünümün tek bir yönde olmadığını kanıtlıyor.
Analistler, ABD’den bugün açıklanan verilerden karışık sinyaller geldiğini belirterek, piyasaların yön arayışında olduğunu vurguladı. Özellikle yarın açıklanacak olan ABD Merkez Bankasının (Fed) enflasyon göstergesi olarak dikkate aldığı kişisel tüketim harcamaları (PCE) verilerinin bankanın gelecekteki para politikalarına ilişkin kritik ipuçları verebileceğini kaydetti. PCE verisi, Fed’in faiz artırımı veya indirimleri konusundaki kararlarında anahtar rol oynadığı için, piyasalar bu veriye büyük bir ilgiyle odaklanmış durumda. Beklentilerin üzerindeki bir enflasyon verisi, Fed’in “şahin” duruşunu sürdürmesine neden olabilirken, daha düşük bir veri “güvercin” sinyaller verebilir ve faiz indirimi beklentilerini güçlendirebilir.
Yurt içinde ise yarın dış ticaret dengesi verilerinin takip edileceğini söyleyen analistler, bu verilerin ülkenin ekonomik sağlığı ve dış ticaret performansı açısından önemli olduğunu ifade etti. Dış ticaret dengesi, cari işlemler dengesi ve dolayısıyla ülkenin genel ekonomik durumu hakkında önemli bilgiler sunuyor. Yurt dışında ise ABD’de açıklanacak kişisel tüketim harcamalarının yanı sıra Japonya’da Tokyo Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), sanayi üretimi ve işsizlik oranı gibi verilerin, İngiltere’de büyüme rakamlarının, ABD’de Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi ile Almanya’da işsizlik oranının küresel piyasaların yönünü belirlemede öne çıkacağını kaydetti. Bu makroekonomik veriler, küresel yatırımcıların risk algısını ve varlık fiyatlarını doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor.
Teknik analiz açısından BIST 100 endeksinde, 10.700 ve 10.800 puan seviyelerinin güçlü direnç noktaları olarak öne çıktığını belirten analistler, bu seviyelerin üzerinde kalıcılık sağlanması durumunda endeksin daha üst bantlara hareket edebileceğini ifade etti. Kısa vadeli yükseliş trendi için bu dirençlerin aşılması önem arz ediyor. Aşağı yönlü hareketlerde ise 10.500 ve 10.400 seviyelerinin destek konumunda olduğunu kaydeden uzmanlar, bu destek noktalarının altına inilmesi durumunda satış baskısının artabileceği ve düzeltme hareketlerinin görülebileceği konusunda yatırımcıları uyardı. Teknik seviyeler, yatırımcıların alım satım kararlarında önemli bir rehber niteliği taşıyor.