ABD İstihdamı Küresel Piyasaların Pusulası

Fed’in Geleceği, ABD İstihdam Verileri ve Küresel Seçimler: Piyasaların Yeni Rotası

Küresel finans piyasaları, dünya genelinde yoğunlaşan seçim takvimleri ve makroekonomik verilerden gelen çelişkili sinyallerle belirsiz bir seyir izlemeye devam ediyor. Özellikle bugün Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) açıklanacak olan kritik istihdam raporu verileri, yatırımcıların odağında yer alıyor. Bu raporun, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) gelecek dönemdeki para politikası adımlarına dair ipuçları sunması bekleniyor.

ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz oranları ve parasal sıkılaşma döngüsünün geleceğine ilişkin bir süredir devam eden belirsizlikler, son dönemde açıklanan enflasyon verileriyle bir nebze olsun azalma eğilimine girdi. Ancak, piyasalardaki fiyatlamalar Fed’in izleyeceği kesin yol haritasına dair henüz net bir görüntü çizmekten uzak. Enflasyonun istenilen seviyelere gerileyeceğine yönelik güven, açıklanan son ekonomik göstergelerle güçlenirken, ülkedeki iş gücü piyasasının hala beklenenin üzerinde bir sıcaklıkta seyretmesi, para politikası yapıcılarının karar alma süreçlerindeki soru işaretlerini tamamen ortadan kaldırmasını engelliyor.

Bugün açıklanacak olan kapsamlı istihdam raporundaki verilerin, iş gücü piyasasındaki bu sıcaklığı bir miktar rahatlatabileceği tahmin ediliyor. Piyasa analistleri, tarım dışı istihdamın geçtiğimiz ay 190 bin kişi artmış olabileceği yönünde bir beklentiye sahip. Mayıs ayında 272 bin kişilik bir artış kaydedildiğini hatırlatan analistler, bugün açıklanacak verilerin beklentiler dahilinde gerçekleşmesi durumunda, ABD iş gücü piyasasındaki soğuma sürecinin yavaş yavaş başladığına dair önemli bir sinyal olarak değerlendirilebileceğini belirtiyor.

Analistler, iş gücü piyasasındaki olası bir yavaşlamanın Fed’in para politikası alanını genişletebileceğini ve böylece bankanın gelecek dönem faiz indirimi adımlarına yönelik fiyatlamaların daha da somutlaşmasına zemin hazırlayabileceğini ifade ediyor. Fed yetkililerinin son açıklamalarında temkinli duruşlarını koruduğunu vurgulayan analistler, bugün yayınlanacak istihdam raporunun, Fed’in karar alma sürecini kolaylaştırabilecek ve piyasalara yön verebilecek kritik öneme sahip olduğunu aktardı. Tarım dışı istihdam başta olmak üzere, rapordaki diğer veri kalemlerinden (işsizlik oranı, ortalama saatlik kazançlar gibi) alınacak sinyallerin de piyasa fiyatlamaları üzerinde büyük bir etkiye sahip olacağı ve verilerin açıklanmasıyla birlikte piyasalarda oynaklığın artabileceği konusunda uyarılarda bulunuldu.

Söz konusu verilerin açıklanmasından önce, piyasalarda Fed’in Eylül ayında %79 ihtimalle 25 baz puanlık bir faiz indirimine gideceği yönünde güçlü bir beklenti bulunuyor. Yıl genelinde ise, ABD Merkez Bankası’nın toplamda iki faiz indirimine imza atabileceği öngörülüyor. Bu beklentiler, özellikle enflasyonun hedeflenen %2 seviyesine doğru istikrarlı seyrini sürdürmesi ve iş gücü piyasasında belirgin bir soğuma işaretlerinin görülmesi durumunda daha da güçlenecektir. Ancak, veri akışındaki her türlü sapma, piyasa beklentilerini ve Fed’in yol haritasını hızla değiştirebilir.

Makroekonomik verilerin yanı sıra, ABD’deki yaklaşan başkanlık seçimleri de küresel piyasaların yakın takibinde. Demokrat Parti valileri, son dönemde artan eleştirilerin ortasında mevcut ABD Başkanı Joe Biden’ın başkanlık için uygun olduğunu belirterek, Biden’ın arkasında durduklarını gösterdi. Biden’ın, Donald Trump ile yaptığı canlı yayın tartışmasındaki performansının zayıf bulunmasının ardından, Kasım ayındaki başkanlık seçimlerinde yerine yardımcısı Kamala Harris’in geçmesi ihtimali üzerine bahis oynayanların oranında belirgin bir artış yaşanmıştı. Bu durum, seçim sonuçlarına yönelik belirsizliği artırırken, piyasalar seçim kampanyalarındaki gelişmeleri ve adayların ekonomik vaatlerini dikkatle izlemeye devam ediyor.

Piyasaların diğer önemli göstergelerine bakıldığında, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi %4,36 seviyesinde işlem görüyor. Bu faiz oranı, küresel risk iştahı ve Fed’in para politikası beklentilerini yansıtan önemli bir barometre olarak kabul ediliyor. Dün yatay bir seyir izleyen altının ons fiyatı ise şu sıralarda önceki kapanışının %0,3 üzerinde, 2.363 dolardan alıcı buluyor. Altın, jeopolitik riskler, enflasyon beklentileri ve doların seyrinden etkilenen önemli bir güvenli liman varlığı olarak öne çıkıyor. Düşüş eğilimini üst üste dördüncü işlem gününe taşıyan dolar endeksi (DXY) ise önceki kapanışının %0,1 altında 105 seviyesinde bulunuyor. Doların değer kaybı, küresel piyasalarda risk iştahının artmasına ve emtialar ile gelişmekte olan piyasa para birimlerinin güçlenmesine yol açabilir.

Emtia piyasalarında ise Brent petrolün varil fiyatı, önceki kapanışa göre %0,6 azalışla 86,8 dolardan işlem görüyor. Küresel ekonomik büyüme beklentileri ve arz-talep dinamikleri, petrol fiyatlarının seyrini belirleyen temel faktörler arasında yer alıyor. Kripto para piyasalarındaki düşüş eğilimi de dördüncü güne taşınırken, lider kripto para birimi Bitcoin’in fiyatı 53.788 dolar seviyelerini test etmesinin ardından, şu sıralarda önceki kapanışının %7 altında 54.150 dolarda seyrediyor. Analistler, ABD istihdam raporu verilerinin kripto para piyasalarında oynaklığı daha da artırabileceği uyarısında bulunuyor. Kripto paralar, özellikle makroekonomik verilerdeki değişimlere ve küresel risk algısına karşı yüksek hassasiyet gösteriyor.

ABD’de dün New York borsalarında işlem gerçekleşmezken, endeks vadeli kontratlar yeni güne sınırlı yükselişle başladı. Avrupa borsalarında ise dün genel olarak pozitif bir seyir hakim oldu. İngiltere’de yapılan genel seçimlerin sandık çıkış anketlerine göre, İşçi Partisi Avam Kamarası’na 410 milletvekili sokarak tek başına çoğunluğu elde etti. Ülkenin gelecek beş yılına yön verecek kadroların belirleneceği genel seçimde oy kullanma işlemi dün yerel saatle 22.00 itibarıyla sona ermişti. İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ın başbakan olması beklenirken, bu durum İngiltere’nin ekonomik ve sosyal politikalarında önemli değişikliklere yol açabilir ve piyasalar bu gelişmeleri yakından takip ediyor.

Fransa’da ise Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde aşırı sağın ilk sıraya yerleşmesinin ardından alınan erken seçim kararının ikinci turu Pazar günü gerçekleştirilecek. Bu seçimler, Fransa’daki siyasi istikrarsızlık endişelerini artırırken, Euro Bölgesi’ndeki genel siyasi manzarayı da etkileme potansiyeli taşıyor. Almanya’da bugün açıklanan verilere göre, sanayi üretimi aylık bazda %2,5 ve yıllık bazda %6,7 azalarak beklentilerin oldukça altında kaldı. Analistler, bölge genelinde yavaşlayan ekonomik aktivitenin Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) para politikası adımlarını daha da sıkılaştırması konusunda belirleyici olabileceğini ifade etti. Avrupa ekonomisindeki bu zayıflık işaretleri, ECB’nin gelecekteki faiz indirimlerinin hızını ve zamanlamasını etkileyebilir.

Analistler, ECB yetkililerinin faiz indirimlerine sıcak bakmaya devam etmelerine rağmen temkinli duruşlarını koruduklarını hatırlatıyor. Buna karşın, makroekonomik verilerden alınan soğuma sinyallerinin ECB’yi daha hızlı adım atmaya yönlendirebileceği değerlendiriliyor. ECB Başkanı Christine Lagarde’ın bugünkü açıklamalarının, bu sebeplerle daha yakından takip edileceği ve bu açıklamalarda gelecek dönem para politikalarına yönelik kritik sinyallerin aranacağı bildiriliyor. Avrupa hisse senedi piyasalarında dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi %0,86, Fransa’da CAC 40 endeksi %0,83, İtalya’da MIB 30 endeksi %0,09 ve Almanya’da DAX 40 endeksi %0,41 oranında artış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de pozitif bir seyirle başladı.

Asya pay piyasalarında Güney Kore hariç pozitif bir seyir öne çıkarken, Japonya’da Nikkei endeksi 35 yılın zirvesini test etmesinin ardından güçlenen satış baskısıyla kazançlarını geri verdi. Analistler, bu düşüşte dolar/yen paritesinin 38 yıllık zirvesinden sınırlı da olsa geri çekilmesinin etkili olmuş olabileceğini kaydetti. Yen’in değer kazanması, ihracatçı firmaların hisseleri üzerinde baskı yaratabilir. Çin tarafında ise, tahvil piyasalarında son 10 gündür devam eden satış baskısı, Çin Merkez Bankası’nın (PBoC) milyarlarca yuanlık tahvil alabileceğini açıklamasıyla durulurken, Çin’in 10 yıllık tahvil faizi %2,26 seviyesinde dengelendi. PBoC’nin bu müdahalesi, finansal istikrarı sağlama ve ekonomiyi destekleme çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan, Güney Kore’nin bölge piyasalarından pozitif ayrışmasında, teknoloji devi Samsung’un açıkladığı bilançoda beklentileri aşan karlılığı etkili oldu. Şirketin güçlü performansı, genel olarak zayıf seyreden küresel teknoloji sektörüne rağmen Güney Kore piyasasına destek verdi. Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi %0,2, Hong Kong’da Hang Seng endeksi %1 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi %0,9 gerilerken, Güney Kore’de Kospi endeksi %1,3 oranında yükseliş kaydetti.

Yurt içinde ise, dün alış ağırlıklı seyrini üst üste üçüncü işlem gününe taşıyan Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre %1,78 artışla 10.872,56 puandan tamamladı. Türk hisse senedi piyasası, yerel ve küresel gelişmelerin etkisiyle pozitif bir ivme yakalamış görünüyor. Dolar/TL kuru ise dün alıcılı bir seyir izleyerek günü önceki kapanışının %0,1 üzerinde 32,5800’den tamamlamasının ardından, bugün bankalararası piyasanın açılışında 32,6590 seviyesinden işlem görüyor. Kurdaki sınırlı yükseliş, yatırımcıların dikkatini çekmeye devam ediyor.

Analistler, bugün yurt içinde Hazine nakit dengesi, yurt dışında ise ABD’de istihdam raporundaki veriler başta olmak üzere yoğun bir veri gündeminin takip edileceğini belirtiyor. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 10.700 ve 10.800 puanın önemli direnç seviyeleri, 10.600 ve 10.500 seviyelerinin ise destek konumunda olduğunu kaydediyorlar. Bu seviyeler, endeksin kısa vadeli hareketleri için kritik önem taşıyor.

Piyasalarda bugün takip edilecek başlıca veriler ve olaylar şunlar:

12.00 Avro Bölgesi, mayıs ayı perakende satışlar verileri

15.30 ABD, haziran ayı tarım dışı istihdam raporu

15.30 ABD, haziran ayı işsizlik oranı

15.30 ABD, haziran ayı ortalama saatlik kazançlar

17.30 Türkiye, haziran ayı Hazine nakit dengesi

20.15 Avro Bölgesi, ECB Başkanı Christine Lagarde’ın konuşması