Küresel Piyasalarda Son Durum: ABD, Avrupa ve Asya Ekonomilerini Şekillendiren Gelişmeler ve Yatırımcı Beklentileri
Küresel finans piyasaları, çok yönlü faktörlerin etkisi altında karmaşık bir dönemden geçmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) gelen makroekonomik veriler, şirketlerin yoğunlaşan üçüncü çeyrek bilanço döneminde sergiledikleri temkinli duruş ve Japonya’da hafta sonu yapılacak genel seçimler öncesindeki belirsizlik, dünya genelindeki yatırımcıların dikkatini çeken başlıca unsurlar arasında yer alıyor. Bu faktörler, küresel ekonomik aktivitenin yönünü belirlerken, merkez bankalarının gelecekteki para politikalarına dair kritik ipuçları sunmaktadır.
ABD piyasalarında, ekonomik canlanmanın devam ettiğine dair güçlü sinyaller alınmaktadır. Açıklanan şirket karlılıklarının büyük bir çoğunluğunun beklentilerin üzerinde gelmesi, ülkenin ekonomik aktivitesinin canlılığını koruduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ancak bu durum, Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası’nın (Fed) %2’lik enflasyon hedefine ulaşmasının öngörülenden daha uzun sürebileceği ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Bu potansiyel gecikme, Fed’in para politikası üzerindeki baskıyı artırarak gelecekteki faiz adımlarına ilişkin piyasa beklentilerini doğrudan etkilemektedir. Analistler, güçlü ekonomik aktivitenin Fed’in faiz gevşetme hızını yavaşlatabileceği veya sıkı duruşunu daha uzun süre koruyabileceği endişelerini artırdığını belirtmektedir.
Son makroekonomik verilere göre, ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı, 19 Ekim ile biten haftada 227 bine gerileyerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti. Bu düşüş, ABD işgücü piyasasının Fed’in sıkılaştırma politikalarına rağmen direncini koruduğuna ve istihdam piyasasındaki dayanıklılığın devam ettiğine işaret ediyor. Analistler, işsizlik maaşı başvurularındaki bu azalmanın, Fed’in gelecek toplantılarda agresif faiz indirimlerinden kaçınma eğilimini güçlendirdiğini ve bankanın “daha uzun süre yüksek faiz” politikasını desteklediğini ifade ediyor. Dayanıklı bir işgücü piyasası, enflasyonist baskıların sürebileceği anlamına gelirken, bu durum Fed’in faiz oranlarını indirme konusunda daha temkinli davranmasına yol açabilir.
İmalat sanayi ve hizmet sektörlerindeki performans da ABD ekonomisinin güçlü seyrini destekleyen veriler arasında yer alıyor. Ekim ayında imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), aylık 0,5 puan artışla 47,8’e yükselerek piyasa beklentilerinin üzerinde bir performans sergiledi. Hizmet sektörü PMI ise aynı dönemde 0,1 puan artışla 55,3’e çıkarak sektördeki genişlemeyi sürdürdü. Her iki endeksin de beklentilerin üzerinde gelmesi, ekonomik aktivitenin momentum kazandığını ve Fed’in faiz indirimlerine ilişkin aceleci davranmama ihtimalini kuvvetlendirdiğini göstermektedir. Ayrıca, konut piyasasında da olumlu gelişmeler yaşanıyor; ülkede yeni konut satışları, Eylül ayında %4,1’lik önemli bir artışla 738 bine ulaşarak Mayıs 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Konut piyasasındaki bu canlanma, tüketici güveninin ve harcama iştahının devam ettiğini ve genel ekonomik aktivite için pozitif bir işaret olduğunu gösteriyor.
Fed yetkililerinden gelen açıklamalar da piyasaların odağında yer almaktadır. Cleveland Fed Başkanı Beth Hammack, dün yaptığı açıklamada, enflasyon baskılarının hafiflediğini ancak henüz Fed’in hedeflediği seviyeye geri dönmediğini dile getirdi. Hammack, son aylarda enflasyon verilerinde iyileşme kaydedildiğini ancak fiyat baskılarını azaltma konusunda kaydedilen ilerlemeye rağmen “işin bittiğini söylemek için henüz çok erken” olduğu uyarısında bulundu. Bu açıklamalar, Fed’in enflasyonla mücadeledeki kararlılığını sürdüreceği ve faiz indirimleri konusunda aceleci davranmayacağı sinyalini vermektedir. Bu mesajlar, piyasaların Fed’den gelen her türlü yönlendirmeyi titizlikle takip etmesine neden olmaktadır.
Kurumsal tarafta ise üçüncü çeyrek bilançoları, şirketlerin performansına dair karışık bir tablo çizdi. Elektrikli araç devi Tesla, hem üretim ve teslimatlarında hem de kar ve gelirlerinde önemli bir artış bildirdi. Şirketin Üst Yöneticisi Elon Musk, gelecek yıl araç satışlarında %30’a varan bir artış beklediklerini açıklayarak yatırımcıların güvenini tazeledi. Bu olumlu haberler Tesla hisselerinin günü yaklaşık %22’lik rekor bir artışla kapatmasına yol açtı ve bu, 2013’ten bu yana görülen en yüksek günlük kazanç oldu. Bu performans, şirketin pazardaki liderliğini ve büyüme potansiyelini bir kez daha ortaya koydu ve teknoloji sektöründeki canlılığı gözler önüne serdi.
Ancak tüm şirketler için durum aynı olumlu seyri göstermedi. Amerikan teknoloji devi IBM’in geliri piyasa beklentilerinin altında kalırken, şirket hisseleri %6’dan fazla değer kaybetti. Benzer şekilde, havacılık devi Boeing’de ise çalışanlar, maaşlarına dört yıl içinde yapılacak %35’lik zam teklifini reddederek greve devam etme kararı aldı. Bu durum, şirketin hisselerinde %1,2’lik bir değer kaybına neden oldu ve işgücü piyasasındaki gerilimlerin kurumsal performansı nasıl etkileyebileceğini gösterdi. Bu örnekler, şirket özelindeki haberlerin ve kurumsal gelişmelerin piyasa algısı üzerindeki doğrudan ve anlık etkisini net bir şekilde ortaya koyuyor.
ABD’deki siyasi gelişmeler de piyasaların gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Donald Trump ve Kamala Harris arasındaki başkanlık yarışında anket sonuçlarının birbirine yakın gelmesi, ülkedeki siyasi rekabet ortamını desteklerken, aynı zamanda siyasi belirsizlikleri de besliyor. Bu belirsizlikler, özellikle uzun vadeli yatırım kararları üzerinde temkinli bir etki yaratabilir ve seçim sonuçlarına ilişkin spekülasyonları artırabilir.
Para piyasalarında Fed’in gelecek ay politika faizini 25 baz puan düşürmesine kesin gözüyle bakılmaya devam ediliyor. Ancak Aralık ayında da faiz indirimi yapılacağına yönelik fiyatlamalar bir miktar gerilemesine rağmen hala güçlü bir beklenti olarak öne çıkıyor. Bankanın Aralık ayında faiz indirimi yapacağına ilişkin tahminler, %72 gibi yüksek bir oranda fiyatlanıyor. Bu durum, piyasaların genel olarak Fed’den kademeli bir gevşeme adımı beklediğini gösterirken, güçlü ekonomik verilerin bu beklentileri nasıl şekillendireceği merak konusu olmaya devam ediyor.
Bu gelişmelerin ışığında, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün 3 baz puan azalışla %4,21 seviyesinden günü tamamlarken, şu sıralarda %4,20 civarında seyrediyor. Dolar endeksi (DXY) ise dün %0,4 düşüş kaydettikten sonra yeni güne 104,1 seviyesinden başladı. Emtia piyasalarında ise altının ons fiyatı dün %0,8 değer kazanarak 2.736 dolardan günü noktalarken, şu sıralar önceki kapanışın %0,4 altında 2.726 dolardan alıcı buluyor. Brent petrolün varil fiyatı da dünkü kapanışın %0,1 altında 75,2 dolardan işlem görüyor. Bu göstergeler, yatırımcıların risk algısının ve küresel likidite koşullarının sürekli değiştiğini, emtia fiyatlarının ise jeopolitik riskler ve küresel talep beklentileri tarafından etkilendiğini ortaya koyuyor.
New York Borsası’nda dün karışık bir seyir izlendi. Dow Jones endeksi %0,33 değer kaybederken, S&P 500 endeksi %0,21 ve teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi %0,76 değer kazandı. Bu farklılaşma, sektör bazlı ayrışmaların yaşandığını ve yatırımcıların belirli sektörlere yönelik iştahının farklılaştığını gösteriyor. Özellikle teknoloji hisselerindeki güçlü performans, büyüme odaklı sektörlere olan ilginin devam ettiğini belirtiyor. ABD’de endeks vadeli kontratlar ise yeni güne negatif bir başlangıç yaparak, gün içinde temkinli bir seyrin beklendiğine işaret ediyor.
Avrupa piyasalarında dün genel olarak pozitif bir atmosfer hakimdi. Ancak açıklanan makroekonomik verilerden alınan sinyaller, Euro Bölgesi’nde resesyon endişelerini yeniden körüklüyor. Bu durum, Avrupa ekonomisinin geleceği hakkında önemli soruları gündeme getirirken, Avrupa Merkez Bankası (ECB) üzerindeki faiz indirimi baskısını artırıyor.
Dün açıklanan verilere göre, Avro Bölgesi’nde hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) Eylül ayındaki 51,4 seviyesinden Ekim ayında 51,2’ye gerileyerek son 8 ayın en zayıf performansını sergiledi. Bileşik PMI 49,7’ye ve imalat sanayi PMI da 45,9’a düştü. Bu veriler, Euro Bölgesi ekonomisinde büyümenin yavaşladığını ve daralma sinyalleri verdiğini net bir şekilde gösteriyor. Bu zayıf görünüm, ECB’nin önümüzdeki dönemde faiz oranlarını düşürme konusunda daha fazla baskı hissetmesine neden olabilir.
Almanya ekonomisinden gelen PMI verileri ise karışık bir tablo çizdi. İmalat sanayi PMI Ekim ayında 40,6’dan 42,6 puana yükselerek son 3 ayın en yüksek seviyesine ulaşmasına rağmen, 50 puan eşiğinin altında kalarak sektördeki zayıf seyrin devam ettiğini gösterdi. Ancak hizmet sektörü PMI, Ekim ayında 50,6’dan 51,4 puana yükselerek son 3 ayın zirvesine çıktı. Bileşik PMI ise Eylül ayındaki 47,5 puandan Ekim’de 48,4 puana yükseldi. Almanya’daki bu ayrışma, hizmet sektörünün imalat sanayine göre daha dirençli olduğunu ancak genel ekonomideki toparlanmanın henüz tam anlamıyla sağlanamadığını ortaya koyuyor ve büyüme endişelerinin sürdüğünü teyit ediyor.
Avrupa’da kurumsal tarafta ise bazı olumlu gelişmeler yaşandı. Fransız otomotiv devi Renault’nun modellerine olan talebin artması, şirketin üçüncü çeyrek bilançosuna olumlu yansıdı ve şirket hisseleri günü %4,7’lik güçlü bir artışla tamamladı. Benzer şekilde, İngiliz bankası Barclays’ın üçüncü çeyrek bilançosu da beklentilerden daha iyi gelerek şirket hisselerinin %4’ten fazla yükselmesini sağladı. Bu bilançolar, zorlu ekonomik koşullara rağmen bazı şirketlerin güçlü yönetim ve pazar stratejileri sayesinde performanslarını artırabildiğini gösteriyor ve sektörler arası ayrışmayı vurguluyor.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) üyelerinden gelen sözlü yönlendirmeler de piyasaların yakın takibindeydi. Bankanın faiz indirim hızına ilişkin sinyaller aranırken, ECB Üyesi Martins Kazaks dün yaptığı açıklamada yetkililerin önümüzdeki toplantılarda bir dizi seçeneği değerlendireceğini, bunlar arasında faiz oranlarında mevcut seviyede kalmanın yanı sıra daha büyük adımlarla indirim yapmanın da yer aldığını söyledi. Bu açıklamalar, ECB’nin faiz politikası konusunda henüz net bir karara varmadığını ve tüm seçenekleri masada tuttuğunu göstererek, piyasalardaki spekülasyonları artırmaktadır.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, ECB’nin Aralık ayındaki toplantıda 25 baz puan faiz indireceğine kesin gözüyle bakılıyor. Ancak 50 baz puanlık bir indirim ihtimalinin de fiyatlamalara dahil olduğu görülüyor. Bu durum, piyasaların ECB’den daha agresif bir gevşeme adımı bekleyebileceğine dair bir sinyal olarak yorumlanabilir ve Euro Bölgesi’ndeki ekonomik zayıflığın daha derin faiz indirimlerini tetikleyebileceği beklentisini yansıtır.
Bu gelişmelerle birlikte, dün Almanya’da DAX 40 endeksi %0,34, Fransa’da CAC 40 endeksi %0,08, İngiltere’de FTSE 100 endeksi %0,13 değer kazanarak pozitif bir kapanış yaptı. İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi ise yatay bir seyir izledi. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar yeni güne karışık bir başlangıç yaparak, piyasalardaki belirsizliğin devam ettiğini ve her ülkenin kendi dinamiklerinin farklılaştığını gösterdi.
Asya piyasalarında yeni işlem gününde Japonya hariç genel olarak pozitif bir seyir dikkat çekti. Ancak gözler, bu hafta sonu Japonya’da yapılacak olan genel seçimlere çevrilmiş durumda. Bu seçimler, Japonya’nın siyasi istikrarı ve ekonomik geleceği açısından kritik öneme sahip olup, ülkenin para ve maliye politikaları üzerinde doğrudan etkili olabilir.
27 Eylül’de parti içi seçimin ikinci turunda Liberal Demokrat Parti (LDP) liderliğine seçilen İşiba Şigeru, partisinin hakimiyetindeki mecliste 1 Ekim’de ülkenin 102. başbakanı olmuştu. Geçtiğimiz haftalarda yeni kabine, 27 Ekim’de gerçekleştirilecek erken genel seçim için meclisi feshetme kararı almıştı. Analistler, LDP’nin yeni başkanı İşiba Şigeru’nun ilk büyük siyasi sınavını vereceğini belirterek, Japonya’da yapılacak genel seçimler öncesinde ülkede risk iştahının törpülendiğini ve yatırımcıların temkinli bir duruş sergilediğini ifade ediyor. Seçim sonuçlarının, Japonya ekonomisinin deflasyonla mücadelesi ve ultra gevşek para politikası üzerinde önemli etkileri olabileceği belirtiliyor.
Japonya’dan bugün açıklanan verilere göre, Ekim ayına ilişkin Tokyo Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık bazda %1,8 artışla beklentiler dahilinde gerçekleşti. Bu veri, Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) ultra gevşek para politikasını sürdürüp sürdürmeyeceği konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirebilir ve enflasyon hedefine ulaşma yolundaki ilerlemeyi değerlendirme açısından kritik bir gösterge niteliğindedir. Ağustos ayı öncü endeksi ise 106,9 oldu.
Öte yandan, Çin Merkez Bankası (PBoC) önemli bir politika kararı aldı. Banka, politika faizi niteliğindeki 1 yıl vadeli borçlanma faizini (MLF) %2 seviyesinde sabit tutma kararı aldı. MLF, Çin bankalarının, menkul varlıkları karşılığında Merkez Bankasından orta vadeli kredi almasına olanak tanıyan önemli bir finansal araçtır. Analistler, 1 ve 5 yıllık kredi faiz oranlarında (LPR) faiz indirimine MLF oranlarında indirimin eşlik etmemesinin bankalar üzerindeki baskıyı artırabileceğini ve kredi maliyetlerini etkileyebileceğini belirtiyor. Bu durum, Çin ekonomisindeki büyüme hedefleri ve finansal istikrar açısından yakından takip ediliyor ve emlak sektöründeki sıkıntıların devam ettiğine işaret ediyor.
Asya borsalarında kapanışa yakın karmaşık bir tablo vardı. Japonya’da Nikkei 225 endeksi %1 düşerken, Güney Kore’de Kospi endeksi %0,1, Çin’de Şanghay bileşik endeksi %1 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi %1,3 yükseldi. Bu bölgesel farklılıklar, her ülkenin kendi iç dinamiklerinin ve ekonomik koşullarının piyasalar üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor ve Asya piyasalarındaki genel eğilimin tek yönlü olmadığını gösteriyor.
Yurt içinde ise Borsa İstanbul, dün alıcılı bir seyir izledi. BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre %1,81 değer kazanarak 8.872,85 puandan tamamladı. Bu yükseliş, yerel piyasalarda yatırımcı güveninin devam ettiğini ve döviz kurlarındaki göreceli istikrarın destekleyici olduğunu gösteriyor. Dolar/TL kuru ise dün %0,1 azalışla 34,2565’ten kapanırken, bugün bankalararası piyasada önceki kapanışa paralel 34,2900 seviyesinden işlem görüyor. Türk Lirası’nın istikrarlı seyri, iç piyasadaki risk iştahını artırmaktadır.
Analistler, bugün yurt içinde açıklanacak reel kesim güven endeksi ve kapasite kullanım oranı verilerinin, yurt dışında ise Almanya’da Ifo iş dünyası güven endeksi, ABD’de dayanıklı mal siparişleri ve Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksinin piyasalar tarafından yakından takip edileceğini dile getirdi. Bu verilerin, hem küresel hem de yerel piyasaların kısa vadeli yönü üzerinde belirleyici olabileceği vurgulanıyor. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.900 ve 9.000 seviyelerinin önemli direnç noktaları olduğunu, 8.800 ve 8.700 puanın ise destek konumunda bulunduğunu kaydettiler. Bu seviyeler, yatırımcıların gün içi alım-satım stratejilerinde referans noktası olarak kullanılabilir.
Piyasalarda bugün takip edilecek kritik veriler şöyle sıralanıyor:
- 10.00 Türkiye, Ekim ayı reel kesim güven endeksi
- 10.00 Türkiye, Ekim ayı kapasite kullanım oranı
- 11.00 Almanya, Ekim ayı Ifo iş dünyası güven endeksi
- 15.30 ABD, Eylül ayı dayanıklı mal siparişleri
- 17.00 ABD, Ekim ayı Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi
Küresel piyasalar, makroekonomik verilerin yanı sıra merkez bankalarının faiz politikaları, şirket bilançoları, jeopolitik gelişmeler ve siyasi belirsizliklerin etkisi altında hareket etmeye devam ediyor. Yatırımcıların önümüzdeki dönemde de bu dinamikleri yakından izleyerek stratejilerini belirlemesi büyük önem taşıyor. Özellikle enflasyonla mücadeledeki son durum, faiz oranlarının seyri ve küresel büyüme görünümü, piyasaların ana gündem maddeleri olmaya devam edecek ve küresel ekonomik dengeyi şekillendirecektir. Bu karmaşık ortamda doğru bilgiye dayalı kararlar almak, yatırımcılar için her zamankinden daha kritik hale gelmiştir.