TÜFE’nin Ömrü Doldu: Güvenilir Enflasyon İçin Yeni Bir Endeks Şart
Ekonomik istikrar ve toplumsal güven açısından hayati öneme sahip olan enflasyon verileri, Türkiye’de uzun süredir tartışmaların odağında yer alıyor. Mevcut Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) metodolojisi ve açıklanan verilerin şeffaflığı konusundaki endişeler, kamuoyunda derin bir güvensizlik yaratmış durumda. Gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemek nasıl tüm gömleğin yamuk durmasına neden oluyorsa, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2003 yılından bu yana hesaplanan tüketici fiyat endeksi de benzer bir çıkmaza saplanmış durumda. Başlangıçta geniş bir kabul gören ve güven duyulan bu hesaplama, zamanla yapılan bazı değişiklikler ve şeffaflık eksiklikleri nedeniyle itibarını kaybetmiş, yılların birikimi olan güven bir anda yerle bir olmuştur.
Bu güvensizlik ortamı, TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranının ne olursa olsun, toplumda “gerçek artış daha fazla” algısının yaygınlaşmasına yol açmıştır. Dolayısıyla, enflasyonu doğru ve şeffaf bir şekilde ölçmek isteyen bir yönetim için, artık miadını doldurmuş olan TÜFE’yi temelden yenilemekten başka bir çare kalmamıştır. Hangi iktidar olursa olsun, eğer bu eski TÜFE yöntemini bir kenara bırakıp tamamen yeni bir endeks hesaplamasına geçmezse, açıklanan enflasyon rakamlarına yönelik güvenin tesis edilmesi imkânsız hale gelecektir.
TÜFE’nin Güven Kaybı: Başlangıçtan Bugüne
TÜİK’in enflasyon hesaplamalarında madde fiyatlarını ve ardından madde ağırlıklarını gizlemeye başlaması, mevcut güvensizlik sürecini hızlandıran en önemli adımlardan biri oldu. Özellikle 2022 yılının Nisan ayından itibaren bu gizlilik politikası, halk nezdinde büyük bir soru işaretine dönüştü. Madde fiyatları gibi temel verilerin kamuoyundan saklanması, hesaplamaların doğruluğu ve şeffaflığı hakkında ciddi şüpheler uyandırdı. Eskiden neredeyse hiç tartışılmayan, şeffaf bir şekilde açıklanan verilerle herkesin güven duyduğu bir sistemden, şüphelerin ve tartışmaların merkezine oturan bir yapıya dönüşüm yaşandı. Bu durum, ekonominin en temel göstergelerinden birinin, yani enflasyonun, artık inandırıcılığını yitirmesine neden oldu.
Bir makalede daha önce de belirtildiği gibi, TÜİK’in gizlediği madde fiyatlarının bazı kalemler için birebir, bazı kalemler için grup bazında hesaplanması ve bu hesaplamaların kamuoyuyla paylaşılması dahi, sorunun ne kadar derinlere indiğini gösteriyor. Bu tür çalışmalar, mevcut sistemin neden yetersiz kaldığını ve neden köklü bir değişikliğe ihtiyaç duyulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Zira, vatandaşın günlük hayatında hissettiği fiyat artışları ile resmi rakamlar arasındaki uçurum, her geçen gün daha da açılmakta ve bu da devlete olan güveni zedelemektedir.
Neden Yeni Bir Endeks Kaçınılmaz?
TÜFE’nin artık ömrünü tamamladığı gerçeği, özellikle “doğru enflasyon açıklanmak isteniyorsa” kaydıyla geçerlidir. Eğer madde fiyatları eskisi gibi gizlenmeye devam edecek ve kamuoyunun inanıp inanmaması umursanmayacaksa, TÜFE bu haliyle yıllarca devam edebilir. Ancak, şeffaflık temelinde, madde fiyatlarının ve madde ağırlıklarının açıklanacağı, vatandaşın ilan edilen orana güveneceği bir endeks oluşturulmak isteniyorsa, bunun yeni bir endeks olmasından başka çare yoktur. Mevcut sistem, yukarıda bahsettiğimiz “gömleğin yanlış iliklenmiş düğmeleri” benzetmesiyle ifade edildiği gibi, artık düzeltilemez bir noktaya gelmiştir.
Sıfırdan bir endeks oluşturmanın neden zorunlu olduğuna dair basit bir örnek üzerinden konuyu daha da somutlaştıralım:
Herhangi bir mal ve hizmetin piyasadaki gerçek fiyatının 100 lira olduğunu düşünelim. Ancak bu mal ve hizmet, mevcut TÜFE hesaplamalarında 50 lira olarak dikkate alınsın. Bir ay içinde bu kaleme 5 lira zam geldiğinde, TÜFE’ye göre yüzde 10 artışla fiyat 50 liradan 55 liraya çıkar.
Şimdi varsayalım ki, fiyatın 5 lira arttığı bu ay, TÜİK kendiliğinden veya yönetim değişikliği nedeniyle, gerçek fiyat üzerinden hesaplama yapmaya karar verdi. Bu durumda, fiyat 100 liradan 105 liraya yükselecektir.
Peki, bu 105 liralık yeni fiyat, bir ay öncesiyle kıyaslanırken, hala 50 liralık eski baz üzerinden mi değişim hesaplanacaktır? Hayır, bu hesaplanamaz. Eğer bu yapılırsa, yüzde 100’ü aşan, gerçek dışı ve mantıksız bir artış oranı ortaya çıkar ki, bu durum hem izah edilemez hem de doğru değildir. Peki, değişim oranı 100 liraya göre mi hesaplanabilir? O da yapılamaz; çünkü bu sefer de 50 lira ile 100 lira arasındaki “açıklanamayan” fark nasıl izah edilecek? Bu, veri bütünlüğünü ve karşılaştırılabilirliği tamamen bozar.
Dolayısıyla, bundan sonrası için TÜFE artışının, madde fiyatları gizlenmeksizin şeffafça açıklanabilmesi ve güvenilir olması için, mevcut yapının tümüyle yenilenmesi kaçınılmazdır. Bu da, eski defterlerin kapatılıp, sıfırdan, modern ve şeffaf bir metodolojiyle yeni bir endeks hazırlanması anlamına gelmektedir.
TÜİK ve Ekonomik Kararlar Üzerindeki Gölgesi
Türkiye’de memura ve emekliye ne kadar zam verileceği, asgari ücretin hangi düzeyde belirleneceği, yeniden değerleme oranı yoluyla vergilerin, harçların ve cezaların ne kadar artırılacağı gibi kritik ekonomik kararların görünürde hükümet tarafından alındığı düşünülür. Ancak, bu kararların temel belirleyicisi ve yönlendiricisi, bir anlamda Türkiye İstatistik Kurumu’dur.
Bu gerçeklik yalnızca kamu sektörü için değil, özel sektörde de geçerlidir. Özel sektörde çalışanlara verilen zam oranları ve ürün fiyatlarında yapılan artışların belirlenmesinde de TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verileri dolaylı olarak etkili olmaktadır. TÜİK’in hesapladığı tüketici fiyat endeksindeki artış, bu nedenle ekonomi için çok ama çok önemli bir gösterge konumundadır. Bu oranın doğru olup olmadığı, pratikte çoğu zaman ikincil bir mesele haline gelmiştir. Önemli olan, bu oranın güvenilir bulunmasa bile ekonomik kararların temelini oluşturması ve kullanılmasıdır.
Elbette, “Kamu ve özel sektörde maaş artışları ve diğer zamların belirlenmesinde temel karar verici TÜİK’tir” ifadesi, hükümetin bu artışlar üzerinde hiçbir etkisinin olmadığı anlamına gelmez. Zira TÜİK, maalesef siyasetten tamamen bağımsız hareket eden bir kurum değildir; aksine siyasetin emrinde bir kurum olarak algılanmaktadır. Dolayısıyla, süreç dönüp dolaşıp aynı noktaya gelmektedir: Hükümet artış oranlarını belirlemekte, ancak bunu TÜİK aracılığıyla, onun açıkladığı enflasyon verileri üzerinden gerçekleştirmektedir. Bu karmaşık ve şeffaf olmayan yapı, hem ekonomik aktörler hem de vatandaşlar nezdinde sürekli bir belirsizlik ve şüphe ortamı yaratmaktadır.
Güvenilir Enflasyonun Toplumsal ve Ekonomik Faydaları
Güvenilir bir enflasyon ölçüm sistemi, bir ülkenin ekonomik sağlığı ve toplumsal refahı için olmazsa olmaz bir unsurdur. Şeffaf ve inandırıcı enflasyon verileri, hükümetlere doğru makroekonomik politikalar oluşturma imkanı sunarken, merkez bankalarının para politikalarını daha etkin bir şekilde yönetmesine olanak tanır. Yatırımcılar ve işletmeler için öngörülebilirlik sağlar, geleceğe yönelik planlamalarını daha sağlam temeller üzerine kurmalarına yardımcı olur. Bu durum, uzun vadeli yatırımları teşvik eder ve ekonomik büyümeyi destekler.
Toplumsal açıdan bakıldığında ise, güvenilir enflasyon verileri, ücret görüşmelerinin adil bir zeminde yürütülmesini sağlar. Memur, emekli ve asgari ücretlilerin alım güçlerinin korunması için yapılan zamların, gerçek enflasyonu yansıtan verilere dayanması, gelir dağılımında adaleti artırır ve sosyal huzuru destekler. Aksi takdirde, yani enflasyon verilerine güven duyulmadığında, toplumsal kutuplaşma artar, halkın ekonomik sisteme ve devlete olan inancı sarsılır. Tüketici güveni düşer, tasarruf eğilimi azalır ve tüketim harcamaları üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Bu da ekonominin genel performansını olumsuz yönde etkileyen kısır bir döngüye yol açar.
Yeni Bir Başlangıç: Şeffaf ve Kapsamlı Bir Enflasyon Endeksi
Enflasyon verilerine olan güveni yeniden tesis etmek ve sağlıklı bir ekonomik yapı inşa etmek için, yeni bir enflasyon endeksi oluşturulması zorunludur. Bu yeni endeks, yalnızca ismen değil, metodolojisi, veri toplama süreçleri ve kamuoyuyla paylaşım biçimiyle de tamamen şeffaf ve kapsayıcı olmalıdır. Yeni bir endeks tasarlanırken dikkat edilmesi gereken temel ilkeler şunlar olmalıdır:
- Şeffaflık ve Erişilebilirlik: Madde fiyatları, madde ağırlıkları ve hesaplama metodolojisi, detaylı bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Veri kaynakları ve örnekleme yöntemleri açıkça belirtilmelidir.
- Güncel ve Temsilci Sepet: Tüketim sepetindeki mal ve hizmetler, hanehalklarının güncel tüketim alışkanlıklarını doğru bir şekilde yansıtmalıdır. Bu sepet, belirli aralıklarla (örneğin, yıllık veya iki yıllık) gözden geçirilmeli ve güncellenmelidir. Dijitalleşen ekonomi ve değişen tüketim kalıpları (örneğin online alışverişin ağırlığı) dikkate alınmalıdır.
- Uluslararası Standartlara Uygunluk: Yeni endeks, uluslararası istatistik kurumlarının (Eurostat, IMF vb.) benimsediği en iyi uygulamalar ve standartlarla uyumlu olmalıdır. Bu, endeksin uluslararası karşılaştırılabilirliğini ve kredibilitesini artırır.
- Bağımsızlık ve Güvenilirlik: Endeks hesaplamalarını yürüten kurumun siyasi müdahalelerden arındırılmış, bağımsız ve teknik kapasitesi yüksek bir yapıya sahip olması sağlanmalıdır. Güçlü bir denetim mekanizması oluşturulmalı ve verilerin manipülasyona kapalı olduğu güvence altına alınmalıdır.
- İletişim ve Eğitim: Yeni endeks ve metodolojisi hakkında kamuoyuna düzenli ve anlaşılır bilgiler sunulmalıdır. Vatandaşların ve paydaşların endeksin nasıl çalıştığını anlaması, güvenin oluşmasında kritik rol oynar.
Bu ilkeler doğrultusunda oluşturulacak yeni bir endeks, Türkiye ekonomisi için çok önemli bir dönüm noktası olacaktır. Güvenilir enflasyon verileri, hem vatandaşların ekonomik geleceğe dair kaygılarını azaltacak hem de ülkenin ekonomik istikrarını güçlendirecektir. Bu dönüşüm, sadece teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda toplumsal güvenin ve ekonomik şeffaflığın yeniden inşası anlamına gelmektedir. Hükümetin bu konuda atacağı kararlı adımlar, ülkenin ekonomik geleceği için hayati önem taşımaktadır.
• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: ekonomim.com