Trump’ın Ticaret Savaşları Küresel Ekonomiyi Sarsıyor: Resesyon Korkusu Piyasaları Vurdu
ABD Başkanı Donald Trump’ın korumacı tarife politikaları ve bu adımlara karşı atılan misillemeler, küresel ticaret arenasındaki gerilimi tehlikeli bir seviyeye taşıyor. Bu tırmanan gerilim, yatırımcılar arasında derin bir resesyon korkusunu tetiklerken, geçtiğimiz günlerde ABD borsaları yaklaşık 2 trilyon dolarlık devasa bir değer kaybıyla sarsıldı. Dünya genelinde enflasyon ile resesyon arasındaki ikilem varlığını korurken, Trump yönetiminin ticari politikalarının ekonomik görünüm üzerindeki olası olumsuz etkileri, küresel finans piyasalarının ve yatırımcıların odağında yer almaya devam ediyor.
Ekonomistler ve piyasa analistleri, artan belirsizliğin ve ticaret savaşının potansiyel sonuçlarının, dünya ekonomisi için ciddi riskler barındırdığı konusunda hemfikir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere, küresel tedarik zincirlerinin kırılması ve ticaret hacminin daralması gibi senaryolar, endişe verici bir tablo çiziyor. Bu durum, sadece ABD ekonomisini değil, aynı zamanda küresel büyüme beklentilerini de olumsuz yönde etkiliyor.
Trump’tan Resesyon ve Enflasyon Açıklamaları: Endişeler Artıyor
Başkan Trump, geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda, Kanada ve Meksika gibi önemli ticari partnerlere uygulanan tarifelerin, ABD ekonomisini bu yıl bir resesyona sürükleyebileceği ya da enflasyonu artırabileceği olasılığını göz ardı etmediğini belirtmişti. Bu açıklamalar, piyasaların zaten yüksek olan tansiyonunu daha da artırdı.
Tarifeler nedeniyle bu yıl bir resesyon beklenip beklenmediği sorusuna yanıt veren Trump, bu tür konularda tahmin yapmaktan “nefret ettiğini” dile getirdi. Trump, mevcut durumu “çok büyük bir geçiş dönemi” olarak nitelendirerek, “Amerika’ya zenginliği geri getiriyoruz. Bu, çok önemli bir şey. Her zaman biraz zaman alan dönemler vardır” ifadelerini kullandı. Bu söylemler, politikalarının uzun vadede olumlu sonuçlar doğuracağına inandığını gösterse de, kısa vadeli belirsizlikleri gidermede yetersiz kaldı.
Tarifelerin enflasyonu körükleyip körüklemeyeceği sorusuna ise Trump, enflasyonu etkileyebileceğini kabul etmekle birlikte, faiz oranlarındaki düşüşün bu etkiyi dengeleyebileceğini vurgulamıştı. Ancak, ekonomistlerin çoğu, tarifelerin doğrudan maliyet artışlarına yol açarak, tüketici fiyatları üzerinde yukarı yönlü bir baskı yaratacağı görüşünde. Bu durum, Merkez Bankası’nın (Fed) para politikası kararlarını da karmaşık hale getiren bir faktör olarak öne çıkıyor.
Ticaret Savaşları Körükleniyor: Misilleme Adımları Gündemde
ABD Başkanı Trump’ın hafta sonunda yaptığı bu açıklamalar, tarifelerle birlikte ticarette artan gerilimin ekonomik yavaşlamayı tetikleyebileceğine dair endişeleri adeta alevlendirdi. Piyasalarda oluşan panik havası, küresel ekonomi için daha büyük bir riskin habercisi olarak yorumlandı. Öte yandan, ABD’nin tarifelerine yönelik misilleme açıklamaları da peş peşe gelmeye devam ediyor.
Kanada’nın en kalabalık eyaleti Ontario’nun Başbakanı Doug Ford, gümrük vergilerine karşılık ABD eyaletlerine sağladıkları elektriğe yüzde 25 oranında ek ücret uygulayacaklarını duyurdu. Ford, bu durumu “ABD bunu tırmandırırsa, elektriği tamamen kesmekte tereddüt etmeyeceğini” belirterek, bu ticaret savaşının sorumlusunun bizzat Trump olduğunu ifade etti. Bu tür misilleme adımları, ticaret savaşının bölgesel ve sektörel bazda daha da derinleşebileceğinin sinyallerini veriyor.
Tarife politikalarına ilişkin gelişmeler, küresel piyasaların yönünü belirleyici bir faktör olmayı sürdürüyor. Trump’ın çelik ithalatına yüzde 25, alüminyum ithalatına ise yüzde 10 gümrük vergisi getirme kararı, belirli sektörler üzerinde ciddi baskı yaratırken, bu vergilerin 12 Mart’ta yürürlüğe girmesi bekleniyor. Bu tarihten itibaren, söz konusu sektörlerde faaliyet gösteren şirketler ve tüketiciler, artan maliyetlerle yüzleşmek durumunda kalacak.
Tüketiciler ve Ekonomistler Kötümser: Enflasyon Beklentileri Yükseliyor
Geçtiğimiz hafta açıklanan istihdam verilerinden gelen sinyaller, ABD ekonomisindeki büyümeye ilişkin riskleri desteklerken, tüketicilerin enflasyon beklentileri de kaygı verici bir şekilde kötüleşti. Bu durum, piyasaların genel görünümünü olumsuz etkileyen önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Yakın zamanda açıklanacak enflasyon verileri öncesinde, ABD Merkez Bankası (Fed) New York Şubesi tarafından yayımlanan Tüketici Beklentileri Anketi’nin sonuçları, ABD’de tüketicilerin kısa vadeli enflasyon beklentisinin yükseldiğini ortaya koydu. Ankete göre, gelecek 12 ayı kapsayan kısa vadeli medyan enflasyon beklentisi, geçtiğimiz ay yüzde 3’ten yüzde 3,1’e çıkarak, son dört ayda ilk kez bir artış kaydetti. Bu yükseliş, hane halkının gelecek dönemde daha yüksek fiyatlarla karşılaşma endişesini yansıtıyor.
Ayrıca New York Fed, ABD’de hane halkının şubat ayında gelecek yıl için mali durumları konusunda daha fazla kötümser olduğunu bildirdi. İşsizlik, temerrüt ve krediye erişim beklentilerinin belirgin şekilde kötüleşmesi, tüketicilerin ekonomik geleceğe dair kaygılarının arttığını gösteriyor. Bu tür olumsuz beklentiler, tüketici harcamalarını kısıtlayarak ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir.
Ekonomistler de son günlerde ABD ekonomisi için resesyon tahminlerini yükseltirken, giderek daha karamsar bir görünüme işaret etti. Birçok uzman, ticaret gerilimlerinin sürmesi ve politika belirsizliklerinin artması durumunda, ABD ekonomisinin bir yavaşlama sürecine gireceği konusunda hemfikir.
Piyasalarda Büyük Kayıplar: Korku Endeksi Zirvede
Bu gelişmelerle birlikte, yatırımcılar arasındaki endişe ve belirsizlik, “korku endeksi” olarak da bilinen VIX Endeksi’nin dramatik bir şekilde yükselmesine neden oldu. VIX Endeksi, yüzde 19’un üzerinde artarak 27,8 seviyesine yükseldi ve geçtiğimiz yıl ağustos ayından bu yana en yüksek seviyesini gördü. Bu durum, piyasalardaki oynaklığın ve risk algısının ne denli arttığının net bir göstergesiydi.
Finans piyasalarında güvenli liman arayışı da hız kazandı. ABD’nin 10 yıl vadeli tahvil faizi yüzde 4,1550’ye kadar gerilerken, dolar endeksi ise yüzde 0,10 artışla 103,9’a çıktı. Tahvil faizlerindeki düşüş, yatırımcıların riskli varlıklardan kaçıp daha güvenli gördükleri tahvillere yöneldiğini gösterirken, doların değer kazanması da küresel belirsizlik dönemlerinde sıkça görülen bir hareket oldu.
New York borsasında endeksler de geçtiğimiz gün kayıplarını derinleştirdi. Dow Jones endeksi, gün içinde 1100 puanın üzerinde kayıpla 41.612,92 seviyesine kadar geriledi. Kapanışta düşüş bir miktar hız kesse de, Dow Jones endeksi günü yaklaşık 900 puan kayıpla tamamlayarak yüzde 2,08 azalışla 41.912,35 puana indi. S&P 500 endeksi de 155 puan düşerek yüzde 2,69 azalışla 5.614,71 puana geriledi.
Endeksler arasında en yüksek oranda kaybı ise yüzde 4’lük düşüşle teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi yaşadı. Nasdaq, 2022’den bu yana en kötü gününü geride bırakarak 700 puanın üzerinde azalışla 17.468,32 puana indi. Böylelikle, S&P 500 endeksi 19 Şubat’ta ulaştığı zirvesine göre yaklaşık yüzde 7, Nasdaq endeksi de 16 Aralık 2024’te gördüğü en yüksek seviyesine kıyasla yüzde 13’ten fazla değer kaybetmiş oldu. ABD’nin önde gelen teknoloji şirketleri de hisselerinde derin kayıplar yaşarken, piyasalardan yaklaşık 2 trilyon dolarlık piyasa değeri silindi. Bu, yatırımcıların geleceğe dair beklentilerindeki ciddi bozulmayı açıkça ortaya koydu.
Uzmanlardan Piyasaları Değerlendirme: Resesyon Riski Artıyor
Küresel piyasalarda yaşanan çalkantılar üzerine ING’nin Amerika Araştırma Bölgesel Başkanı Padhraic Garvey, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Garvey, “Şiddetli riskten kaçış ve yüksek volatilite ile ABD piyasaları için zor bir gün oldu” ifadelerini kullandı. Ancak, bu durumun bir “pazartesi çöküşü” olmadığını, geçen haftaki ön zayıflığın ardından yavaş bir güney hareketinin olduğunu dile getirdi. Garvey, ABD’nin 10 yıllık hazine tahvil faizinin yüzde 4,20 seviyesine yaklaştığını belirterek, “10 yıllık tahvil faizinin yüzde 4 seviyesinin altına inmesi ve orada kalması için, doğrudan bir resesyona işaret eden daha agresif bir faiz indirimi fiyatlaması olması gerekecek. Henüz o noktada değiliz, ancak durumu dikkatle izliyoruz” dedi. Bu açıklamalar, tahvil piyasasının resesyon sinyali verme eşiğine yaklaştığını gösteriyor.
Tarifelerin Sürdürülmesi Durumunda Ekonomi Gerileyebilir
Moody’s Analytics Başekonomisti Mark Zandi de küresel ekonomik görünüme ilişkin endişelerini dile getirdi. Zandi, “ABD’nin önümüzdeki yıl resesyona girme riski rahatsız edici derecede yüksek ve artıyor” ifadelerini kullandı. Yılın başında yüzde 15 olarak gördüğü bu ihtimali şimdi yüzde 35 olarak değerlendirdiğini belirten Zandi, “Bağlam açısından, tipik resesyon olasılığı yüzde 15’tir. ABD ekonomisi tarihsel olarak ortalama her 6 ya da 7 yılda bir resesyona girmekte” açıklamasını yaparak mevcut durumun ne denli anormal olduğunu vurguladı.
Zandi, “Trump yönetiminin açıkladığı tarife artışlarını gerçekleştirmesi ve bunları birkaç aydan daha uzun bir süre devam ettirmesi halinde ekonomide bir gerileme yaşanması muhtemel” öngörüsünde bulundu. Ayrıca, bu tarifelerin ABD’nin ticaret ortaklarının da kendi ürünlerine tarifeler ve tarife dışı engeller uygulamasıyla küresel bir ticaret savaşını tetikleyeceğini savundu. Hisse senedi fiyatlarının düşmeye devam edeceğini belirten Zandi, bunun ekonominin mevcut büyümesinin büyük bir kısmını sağlayan varlıklı Amerikalıların servet ve harcamaları üzerinde baskı yaratacağını aktardı.
Zandi, ekonomik görünümü etkileyen diğer faktörlere de değindi: “Elbette Hükümet Verimliliği Departmanının (DOGE) kamu istihdamı ve finansmanında yaptığı gelişigüzel kesintiler ile önümüzdeki haftalarda gündeme gelecek hükümetin kapanması ve Hazine’nin borç limiti konusundaki belirsizlik de ekonomi üzerinde baskı yaratıyor.” diye ekledi. Zayıf ya da durgun bir ekonominin, vergi gelirlerini vuracağı ve işsizlik sigortası ile diğer gelir destek programları için devlet harcamalarını otomatik olarak artıracağı için ülkenin mali sorunlarını da şiddetlendireceğini ifade etti.
Küresel Ticaret Savaşı Ekonomik Koşulları Hızla Kötüleştirebilir
Fitch Ratings ABD Ekonomik Araştırmalar Başkanı Olu Sonola ise mevcut ekonomik duruma ilişkin daha temkinli ancak endişeli bir bakış açısı sundu. Sonola, “Şu anki tahminlerimizde yakın vadede bir resesyon öngörmüyoruz, ancak resesyon riskinin bir ya da iki ay öncesine göre biraz daha yüksek olduğunu söylemek mümkün” dedi. Piyasalar ve ticaret gerilimleri hakkındaki hız kesmeyen kötüleşmenin tüketiciler ve iş dünyası tarafından dikkate alınacağını belirtti.
Artan belirsizliğin tüketicileri tasarruflarını artırmaya ve harcamalarını kısmaya teşvik edebileceğine işaret eden Sonola, “İşletmeler de sermaye harcamalarını kısabilir ve genellikle işletme harcamalarındaki ciddi bir gerileme resesyonu tetikleyebilir” değerlendirmesinde bulundu. Sonola, “Şu an için ekonomi hala iyi durumda, ancak küresel ticaret savaşının tam anlamıyla çıkması halinde ekonomik koşullar hızla kötüleşebilir” ifadelerini kullanarak, olası bir tam ölçekli ticaret savaşının yıkıcı etkilerine dikkat çekti.
Sonuç olarak, Trump yönetiminin tarife politikaları, küresel ticarette derin bir belirsizlik ve gerilim atmosferi yaratmış durumda. Piyasalarda yaşanan büyük kayıplar, yükselen korku endeksi ve uzmanların artan resesyon uyarıları, bu politikaların dünya ekonomisi üzerindeki potansiyel yıkıcı etkilerini gözler önüne seriyor. Ticaret savaşlarının daha da derinleşmesi ve kalıcı hale gelmesi durumunda, küresel ekonominin ciddi bir yavaşlama, hatta resesyon riskiyle karşı karşıya kalabileceği senaryosu giderek daha gerçekçi hale geliyor. Tüm bu gelişmeler, uluslararası işbirliğinin ve diyalogun önemini bir kez daha ortaya koyarken, küresel liderlerin daha sağduyulu ve uzun vadeli ekonomik istikrarı hedefleyen politikalar izlemesi gerektiğinin altını çiziyor.