Enflasyonla Mücadelede Çifte Etki: Petrol İndirimi ve Elektrik Zammının Ekonomiye Yansımaları
Son dönemde küresel piyasalardan gelen önemli bir gelişme, enflasyonla mücadele anlamında adeta “gümüş tepsi içinde sunulan bir fırsat” olarak değerlendirildi. Ham petrol fiyatları, küresel ekonomik görünümdeki belirsizlikler ve arz-talep dengesindeki değişimlerin etkisiyle kısa sürede ve oldukça dikkat çekici bir hızla geriledi. Varil başına 80 dolar seviyelerinden 65 dolara kadar inen ham petrol, enerji maliyetleri üzerinde potansiyel bir rahatlama yaratma potansiyeli taşıyordu. Bu düşüş, birçoğu için “kale boş ve topu yuvarlayıp golü atacaksın” denilecek kadar net bir avantaj sunuyordu.
Bu fırsatın ilk somut yansıması akaryakıt piyasalarında görüldü. Ham petrol fiyatlarındaki bu belirgin gerileme, özellikle motorin fiyatlarında önemli bir indirimin kapısını araladı. Hafta içinde, genellikle Salı ya da Çarşamba günleri geçerli olmak üzere, motorin fiyatlarına 2 lira ile 2,5 lira arasında bir indirim yapılması bekleniyordu. Bu, yaklaşık olarak yüzde 5’lik bir fiyat düşüşüne tekabül ediyordu ve pompa fiyatlarına doğrudan yansıyarak tüketicinin cebini bir nebze de olsa rahatlatacaktı. Benzin tarafında ise durum biraz farklı seyretti. Geçtiğimiz hafta benzine yapılması beklenen 1 lira 25 kuruşluk bir zammın son anda iptal edilmesi nedeniyle, şimdilik doğrudan bir indirim gündemde değildi. Ancak petrol fiyatlarındaki düşüş eğilimi devam ederse, benzine de gecikmeli de olsa bir indirim gelmesi muhtemel görünüyordu.
Akaryakıt Fiyatlarının Enflasyon Üzerindeki Sınırlı Etkisi ve Arka Planındaki Faktörler
Peki, bu akaryakıt indirimlerinin nisan ayı enflasyonunu aşağı çekme yönünde beklenen büyük etkiyi yaratıp yaratamayacağı sorusu önem kazanıyor. Bu soruya “evet” demek, ne yazık ki pek kolay değil. Enflasyonun hesaplama yöntemleri, bu tür fiyat hareketlerinin enflasyona yansımasını doğrudan ve hemen gerçekleşen bir süreç olmaktan çıkarıyor.
Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) hesaplamalarında ay ortalaması fiyatların esas alındığını bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Geçen ayın, yani mart ayının ortalama akaryakıt fiyatları, ay sonundaki fiyatlardan oldukça düşük oluşmuştu. Nisan ayında beklenen motorin indirimiyle oluşacak fiyat, mart sonu fiyatının epeyce altına inse de, nisan ayının geneli için hesaplanacak ortalama fiyatın mart ayı ortalamasına göre ancak yüzde 1 civarında bir gerileme göstermesi bekleniyor. Benzin tarafında ise durum daha karmaşık. Her ne kadar bir indirim beklentisi olsa da, nisan ayı ortalama benzin fiyatının, olağanüstü bir indirim yaşanmadığı takdirde, mart ayı ortalamasının ya üstünde kalacağı ya da son iki ayın ortalama fiyatlarının hemen hemen aynı düzeyde oluşacağı öngörülüyor.
Neden Birebir Yansıma Olmuyor? Akaryakıt Fiyat Yapısının İncelikleri
Bu durum, ham petroldeki rekor düşüşe rağmen akaryakıt fiyatlarından nisan enflasyonuna öyle çok büyük bir aşağı yönlü etki gelmeyeceğini gösteriyor. Bunun temel nedenleri arasında akaryakıt fiyat yapısının karmaşıklığı yatıyor. Ham petrol fiyatlarındaki değişimlerin, ister artış ister azalış yönlü olsun, yurt içinde akaryakıt fiyatlarına birebir yansıması beklenmez. Çünkü akaryakıt fiyatları yalnızca ham petrol maliyetinden ibaret değildir; bir dizi başka önemli bileşeni de içerir.
Bu bileşenlerin başında döviz kuru geliyor. Ülkemizde ham petrol ve türev ürünler büyük ölçüde ithal edildiğinden, döviz kurundaki her hareket, maliyetleri doğrudan etkiler. Kurdaki artışlar, petrol fiyatları düşse dahi akaryakıt maliyetlerini yukarı çekebilir. Diğer ve belki de en önemli bileşen ise vergi yüküdür. Akaryakıt fiyatları üzerinde uygulanan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV), Katma Değer Vergisi (KDV) gibi çeşitli vergiler bulunur. Dahası, bu vergilerin bir kısmı maktu yani sabit tutarlıdır. Maliyenin yaklaşımı genellikle “litrede şu kadar lira vergi alırım, ham petrol fiyatı ne olursa olsun” şeklindedir. Dolayısıyla, ham petrol fiyatı örneğin yüzde 10 düşse bile, akaryakıt fiyatlarında aynı oranda bir düşüş söz konusu olamaz. Mevcut vergi yapısı değiştirilmedikçe, vergi yükü azaltılmadıkça, bu durum devam eder. Bu yönde de yakın vadede somut bir beklenti ya da umut bulunmamaktadır.
Elektrik Zammının Enflasyon Beklentilerine Vurduğu Darbe
Ekonomiye “gümüş tepsi içinde sunulan” bu petrol indirimi fırsatı tam da değerlendirilmesi, enflasyonla mücadeleye hız verilmesi gerekirken, adeta “Madem akaryakıt fiyatları yönüyle bir rahatlama yaşıyoruz, fırsat bu fırsattır” denilerek elektriğe yüklü bir zam kararı alındı. Bu karar, petrol indirimlerinin yaratacağı olumlu etkiyi gölgede bırakacak nitelikteydi.
Elektrik fiyatlarına gelen zam oranları oldukça dikkat çekiciydi. Konutlarda elektrik fiyatlarına yüzde 25 oranında bir artış yapıldı. Elektriğin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) sepetindeki ağırlığı 1,79 düzeyindedir. Bu ağırlık dikkate alındığında, konutlarda kullanılan elektriğe gelen zammın nisan ayı TÜFE artışına doğrudan etkisi 0,45 puan olarak hesaplandı. Yani, nisan ayında elektrik dışındaki diğer mal ve hizmetlerin fiyatları hiç değişmese bile, sadece bu kalemdeki artışla bile nisan ayı enflasyonu yüzde 0,45 olacaktı. Bu, tek bir kalemle bu denli yüksek bir enflasyon yaratmanın ne denli zorlu bir başarı olduğunu gösteriyor.
Elektrik Zammının Dolaylı Etkileri ve Genel Yansıması
Ancak elektriğin toplam enflasyon üzerindeki etkisi yüzde 0,45 ile sınırlı kalmayacaktı. Keşke bu düzeyde kalsa. Çünkü zamlar sadece konutlarla sınırlı değildi. Kamu ve özel hizmetler sektörü abonelerinde yüzde 15, sanayide yüzde 10, tarımda ise yüzde 12,4 oranında elektrik zammı söz konusu oldu. Konutlarda kullanılan elektrik TÜFE’yi tek başına 0,45 puan yukarı çekerken, hizmetler sektörüne, sanayiye ve tarıma gelen bu zam yükünün tüketiciye yansıtılmaması düşünülemezdi. Üretim maliyetlerinin artmasıyla birlikte, mal ve hizmet fiyatları bu durumdan kaçınılmaz olarak etkilenecekti. Dolayısıyla, elektrik zammının nisan ayı enflasyonuna toplam etkisinin 1 puana doğru yol alması hiç şaşırtıcı olmayacaktı. Bu durum, ham petrolün ucuzlamasıyla akaryakıt fiyatlarının gerilemesi ve bunun nisan enflasyonunu aşağı çeken bir etki yapması umulurken, tam tersi bir etki yaratma potansiyeli taşıyordu.
Doğalgaz Fiyatları ve Sektörel Yansımaları
Bu arada, doğalgaz fiyatları cephesinden de bir değerlendirme yapmak gerekirse, konutlar için doğrudan bir zam söz konusu değildi. Ancak sanayide kullanılan doğalgaz fiyatlarındaki artışın, özellikle üretimde yoğun bir şekilde doğalgaz kullanmak durumunda olan cam sektörü gibi enerji yoğun sektörleri etkileyeceği belirtiliyordu. Bu, dolaylı yoldan, cam eşya alacakları veya evinin camlarını değiştirecekleri de yakından ilgilendiren bir maliyet artışı olarak piyasalara yansıyacaktı.
Döviz Kurundaki Artışın Enflasyon Üzerindeki Çifte Rolü
Her ne kadar ham petrol fiyatlarındaki düşüşün akaryakıt fiyatlarını olumlu etkileyeceği varsayılsa da, döviz kurundaki gelişmeler bu olumlu etkiyi büyük ölçüde absorbe etme potansiyeline sahipti. Piyasalarda pek dikkat çekmeyen, ancak sürekli ve küçük adımlarla ilerleyen döviz kuru artışları yaşanıyordu. Ay ortalaması bazında mart ayında yüzde 4,3 artış gösteren dolar ve eurodan oluşan sepet kur, nisan ayının ilk beş gününde bile tam yüzde 2,9 gibi önemli bir artış sergiledi. Bu oranın ay içinde giderek büyümesi ve hatta mart ayındaki oranın bile üstüne çıkması beklentisi bulunuyordu.
Döviz kurundaki bu artışın enflasyon üzerinde çifte bir etkisi olacaktı. Birincisi, ithal girdi kullanan tüm mal ve hizmetlerin fiyatları, artan döviz kuru nedeniyle doğrudan etkilenecekti. Üreticilerin maliyetleri yükseldikçe, bu durum tüketici fiyatlarına yansıyacaktı. İkincisi, döviz kurundaki yükseliş, piyasalarda “bahane” etkisi adı verilen bir duruma yol açacaktı. Kurdaki artış, birçok ürün ve hizmet için fiyat artışı yapma gerekçesi olarak tepe tepe kullanılacak ve bu da genel enflasyonist baskıyı daha da artıracaktı.
Nisan Ayı Enflasyon Beklentileri: Zorlu Bir Dönemeç
Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde, nisan ayı enflasyonuna dair kesin bir tahmin yapmak için henüz erken olduğu görülüyor. Oran vermek için biraz daha beklemek, en azından ayın ortasını bulmak gerekecek. Ancak şu aşamada bile söylenebilecek net bir gerçek var: nisan ayı enflasyon artışının, mart ayı enflasyon artışının altında kalması pek olası görünmüyor.
Ham petrol fiyatlarındaki düşüşün getirdiği potansiyel rahatlama, elektrik zamları ve döviz kurundaki yükselişle adeta sıfırlanma riski taşıyor. Bu çelişkili rüzgarların etkisiyle, enflasyonla mücadelede gelinen nokta, beklenenden daha zorlu bir dönemece işaret ediyor. Ekonomideki bu karmaşık tablo, fiyat istikrarını sağlamanın ne denli çetrefilli bir süreç olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: ekonomim.com