Köprü ve Otoyol Zamları Cepleri Yakıyor Enflasyona Etkisi On Binde Bir

Köprü ve Otoyol Zamlarının Enflasyona Etkisi: %0.01 Yanılgısı ve TÜİK’in Gizemli Ağırlıkları

Son günlerde kamuoyunu meşgul eden ve pek çok kişinin zihninde soru işaretleri bırakan köprü ve otoyol ücretlerine yapılan zamlar, yeniden değerleme oranı ölçüsünde gerçekleşti. Bu artışların Ocak ayı enflasyonunu ne denli etkileyeceği yönündeki sorular, çoğu zaman “Çok etkileyecek, değil mi?” gibi örtülü bir beklentiyi de barındırıyor. Ancak, rakamlar ve mevcut hesaplama yöntemleri şaşırtıcı bir gerçeği ortaya koyuyor: Bu zamlar, Ocak ayı enflasyonuna neredeyse hiç etki etmeyecek; tabiri caizse bir sinek vızıltısı kadar bile yansıması olmayacak. Başlıktaki yüzde 0,01’lik oran, yani on binde 1’lik etki, bu durumun en net göstergesi.

Durumu daha somutlaştırmak gerekirse, Aralık ayında 50.000 lira harcadığınızı varsayalım. Ocak ayında diğer hiçbir şeye zam gelmediği, yalnızca köprü ve otoyol ücretlerinin arttığı bir senaryoda, ocaktaki harcamanız yalnızca 50.005 lira olacak. Bu, on binde 1’lik bir artışa denk gelir ki, 50 bin lirada sadece 5 liralık bir fark demektir. Rakamlar, vatandaşın cebinden çıkacak miktarın belki çok daha fazla olabileceğini gösterse de, açıklanacak resmi enflasyon rakamları açısından durumun “rahat” olduğunu işaret ediyor.

Mehmet Şimşek’ten Dikkat Çekici Enflasyon Mesajı

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yakın zamanda katıldığı bir MÜSİAD toplantısında, 2025 yılı zam kararlarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Oranları belirlemede hangi kriterlere dikkat ettiklerini açıklarken yaptığı bir değerlendirme, konuya farklı bir boyut kazandırdı. Şimşek, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Enflasyon sepetinde bir karşılığı olmayan ürünleri yeniden değerleme oranında artırdık, enflasyon sepetinde ağırlığı olan, karşılığı olan ürünleri ise enflasyon hedefiyle tutarlı bir şekilde, hatta onun altında artırdık.”

Bu ifadeler ilk duyulduğunda, birçok kişi gibi ben de bir yanlış anlama olup olmadığını düşünerek konuşmayı defalarca dinledim. Ancak Şimşek’in sözleri bu denli açıktı. Bakan Şimşek, anlaşılan o ki, vergi ve harçlarda yeniden değerleme oranında yapılan artışların fiyatlara doğrudan veya dolaylı bir yansıması olmadığını veya olmayacağını varsayıyordu. Bu durum, ekonomik analiz açısından farklı bir tartışma konusu olsa da, dün yapılan köprü ve otoyol zammı ile bu açıklamayı yan yana düşündüğümüzde anlamlı bir çerçeve oluşuyor.

Köprü ve otoyol zamlarının sonuçlarını ve enflasyona olan etkilerini daha yakından incelemeye başladığımızda, bu hizmetlerin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) sepetindeki ağırlığına odaklandık. Geçmiş verileri referans alarak yaptığımız tahminler ve zamların enflasyona olan potansiyel etkisini hesaplamalarımız sonucunda, Şimşek’in ne demek istediğini daha iyi anladık. Çünkü sonuçta ortaya çıkan zam yansıması sadece yüzde 0,0115 gibi son derece düşük bir orandı.

Bakan Şimşek’in açıklamasını bardağın dolu tarafından okuduğumuzda, iyi niyetli bir yaklaşım sergilendiği düşünülebilir:

“Enflasyon sepetinde ağırlığı düşük olan, yani vatandaşın günlük hayatında çok sık kullanmadığı ürünlerin fiyatlarını yüzde 43,93’lük yeniden değerleme oranında, yani enflasyon hedefinin oldukça üzerinde artırdık. Ancak, vatandaş bunları zaten az kullandığı için yapılan zamların vatandaşın bütçesine fazla bir yük getirmeyeceğini düşünüyoruz.”

Ancak bardağın boş tarafından bakarak şu kritik soruyu sormak da elzemdir: “Peki ya enflasyon sepetinde önemsiz bir yeri olan, ancak vatandaşın toplam harcamasında önemli bir yer tutan kalemler varsa?” Ne yazık ki, bu tür kalemler mevcut; işte dünkü köprü ve otoyol zamları bunun çarpıcı bir örneği. Bu zamlar, kağıt üzerinde düşük bir etki yaratıyor gibi görünse de, aslında hem doğrudan hem de dolaylı yollardan ekonomik bir baskı oluşturma potansiyeli taşıyor.

Yüzde 0,0115: Küçücük Bir Rakam, Büyük Tartışmalar

Fırından sıcak sıcak çıkmış ekmek misali, daha dün yapılan bu “sıcak” köprü ve otoyol zamlarının detaylarına inmek, konuyu daha iyi kavramamıza yardımcı olacaktır. Köprü ve otoyollara yeniden değerleme oranı kadar zam yapıldı. Şimşek’in yaklaşımına göre bu durum, köprü ve otoyolların enflasyon sepetinde pek de karşılığı, ağırlığı olmayan, yani vatandaşın bütçesinde önemli bir yer tutmayan bir harcama kalemi olduğu anlamına geliyor.

Kağıt üzerinde, belirli bir açıdan bu doğru gibi görünebilir. Gerçi bu hizmetler için TÜFE’deki ağırlıklar, TÜİK tarafından şeffaf bir şekilde açıklanmadığı için ancak tahminler yoluyla belirlenebiliyor. Bu ağırlıkların “sır” olmaya devam etmesi, sağlıklı bir analizi zorlaştıran önemli bir faktör.

  • TÜİK’in Açıklanan Verileri: Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), madde ağırlıklarını en son 2022 yılı için kamuoyuyla paylaştı. O yılın verilerine göre, otoban ücretinin TÜFE içindeki ağırlığı yüzde 0,0175, köprü geçiş ücretinin ağırlığı ise yüzde 0,0081 düzeyindeydi. Bu iki kalemin toplam ağırlığı, yalnızca yüzde 0,0256 gibi oldukça düşük bir seviyede bulunuyordu.
  • 2023 ve 2024 Verilerinin Gizemi: Ne yazık ki, otoban ve köprü ücretlerinin ağırlıkları 2023 ve 2024 yılları için açıklanmadı. Bu nedenle, 2025 yılı için de bilinen son ağırlık olan yüzde 0,0256’nın korunduğu varsayımıyla, yapılan yüzde 45 dolayındaki zammın Ocak ayı enflasyonuna yansımasının sadece ve sadece yüzde 0,0115 olacağı hesaplanıyor. Bu, resmi enflasyon rakamlarında neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir etki demek.
  • Daha Geniş Kapsamlı Grup: Otoyol ve köprü ücretlerinin de içinde yer aldığı “kişisel ulaştırma araçları ile ilgili diğer hizmetler” grubunun TÜFE’deki ağırlığı ise 2022 yılında yüzde 0,1165 seviyesindeydi. Bu grubun ağırlığı 2023’te yüzde 0,1990’a çıkarılırken, 2024’te ise yüzde 0,1912’ye geriledi. Bu geniş grup içinde “araba kiralama ücreti” ve “otopark ücreti” gibi kalemler de bulunmaktadır.

Otoyol ve köprü ücretlerinin, bu geniş grubun içinde küçük bir yer tuttuğu düşünüldüğünde, grubun toplam ağırlığının 2025 için yeniden değişip değişmeyeceği ve yeni ağırlıkların Şubat ayı başında açıklanıp açıklanmayacağı merak konusu. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “Enflasyon sepetindeki ağırlığı düşük olanlara yüksek zam yaptık” şeklindeki açıklamasını göz önünde bulundurursak, bu harcama kaleminin ağırlığının 2025’te daha da aşağı çekildiğini görmemiz mümkün mü acaba?

Otoyolların giderek yaygınlaştığı, geçiş ücretlerine yüklü zamların geldiği ve bu yolların kullanım yoğunluğunun arttığı bir dönemde, toplam hanehalkı harcamalarında bu hizmetin payının 2024’ten sonra 2025’te de aşağı çekilmesi, mantıklı bir yaklaşım mıdır? Bu durum, resmi verilerle vatandaşın algısı ve gerçek yaşam maliyeti arasındaki uçurumu daha da derinleştirebilir.

Madde Ağırlıklarının Gözden Kaçırılması: Enflasyon Hesaplamasında Kritik Bir Boşluk

TÜİK’in 2022 yılının Nisan ayından sonra madde fiyatlarını gizlemeye başlamasıyla birlikte, tüm dikkatler bu önemli konuya çevrildi. Mahkemeler, davalar ve mahkeme kararlarına uyulmaması gibi durumlar, kamuoyunda ciddi tartışmaları beraberinde getirdi. Ancak bu süreçte, en az madde fiyatları kadar önemli, hatta belki de daha kritik olan başka bir gösterge ne yazık ki gözden kaçırılır oldu: Madde ağırlıkları.

TÜİK, madde fiyatlarının ardından madde ağırlıklarını da kamuoyundan gizlemeye başladı. Artık madde ağırlıkları yerine yalnızca beşli kod ağırlıkları açıklanır hale geldi. Oysa madde ağırlıkları, enflasyon sepetindeki her bir ürün veya hizmetin toplam harcama içindeki payını gösterir ve enflasyon oranının doğru bir şekilde hesaplanması için hayati öneme sahiptir. İşte köprü ve otoyol hizmetinin ağırlığı ve yapılan zammın Ocak enflasyonuna neredeyse hiç etki etmeyecek olması, bu gizemli ağırlık meselesinin en tipik örneğidir.

Bir an için madde fiyatlarının eksiksiz ve gerçekçi bir şekilde alındığını varsayalım. Eğer bir maddenin ağırlığı, gerçekte olması gerekenin çok altında belirlenirse, enflasyon oranıyla yine gayet rahat bir şekilde “oynanabilir.” Bu durum, açıklanan enflasyonun gerçek yaşam maliyetini yansıtmamasının en önemli nedenlerinden biri olabilir.

Vatandaşın en çok tükettiği temel bir ürünün, örneğin peynirin gerçek ağırlığı hanehalkı bütçesinde yüzde 5 iken, bu ağırlık resmi hesaplamalarda yüzde 0,5 olarak kabul edilirse, peynire ne kadar zam gelirse gelsin, bu zam enflasyona gerektiği gibi yansımaz. Bu durum, gıda, kira, ulaşım gibi temel harcama kalemleri için de geçerlidir. Eğer bu kalemlerin enflasyon sepetindeki ağırlıkları olduğundan düşük gösterilirse, vatandaşın hissettiği enflasyon ile açıklanan resmi enflasyon arasında büyük bir uçurum oluşur. Bu, sadece istatistiksel bir detay olmanın ötesinde, toplumun satın alma gücünü ve refahını doğrudan etkileyen kritik bir sorundur.

Dolayısıyla, köprü ve otoyol zamlarının resmi enflasyona etkisinin yüzde 0,01 gibi sembolik bir rakamda kalması, aslında enflasyon sepetindeki ağırlıkların şeffaflığı ve doğruluğu üzerine çok daha büyük soruları beraberinde getiriyor. Enflasyon hesaplamalarında tam şeffaflık, hem madde fiyatları hem de madde ağırlıkları konusunda, vatandaşın ekonomik gerçeklerle yüzleşmesi ve kamuoyunda güvenin tesis edilmesi için vazgeçilmez bir unsurdur.

Kaynak: ekonomim.com

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.