Yüksek Enflasyona Karşı %30 Hedefi

Türkiye’de Ocak Ayı Enflasyonu: Yüksek Seyir, Derin Etkiler ve Sürdürülebilir Çözüm Yolları

Türkiye ekonomisi, yılın ilk ayında enflasyonla mücadelesinde önemli bir sınavla karşı karşıya kaldı. Ocak ayında gerçekleşen %5’lik enflasyon oranı, piyasa beklentilerinin üzerinde seyrederek, hem kısa vadeli ekonomik görünüm hem de orta vadeli hedefler açısından endişeleri artırdı. Aylık %5’lik bir artış, tek başına dahi oldukça yüksek bir rakam olup, bu durum enflasyonun kök salmaya devam ettiğinin açık bir göstergesidir.

Ülkemizin orta vadeli yıllık enflasyon hedefi %5 iken, sadece bir ayda bu hedefe ulaşılması, fiyat istikrarı konusunda katedilmesi gereken mesafenin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Bu durum, fiyatların bundan sonra sabit kalması gerektiği gibi gerçekçi olmayan bir beklentiyi ortaya koymasa da, mevcut tablonun ciddiyetini vurgulamak açısından önemlidir. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Euro Bölgesi veya Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ekonomilerdeki 12 aylık enflasyon oranlarının iki katına denk gelen bu aylık oran, Türkiye’nin enflasyonla mücadelesindeki zorlu konumu açıkça ortaya koymaktadır.

Merkez Bankası Hedefleri ve Zorlu Enflasyon Patikası

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yıl sonu enflasyon tahminini %21 olarak belirlemiş durumda. Ancak Ocak ayındaki %5’lik yükselişin ardından, bu hedefe ulaşılması neredeyse imkânsız bir hale gelmiştir. TCMB her ne kadar “tahminimi ara hedef olarak alın” dese de, mevcut gidişat bu tahmine ulaşmanın ne denli zorlu bir süreç gerektireceğini göstermektedir. Bu hedefin tutturulabilmesi için, yılın kalan on bir ayında aylık ortalama enflasyonun %1,3 seviyesinde seyretmesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, Şubat’tan Aralık’a kadar olan dönemde toplam enflasyonun %15,2’yi geçmemesi gerekmektedir ki, bu da son yıllardaki enflasyon dinamikleri göz önüne alındığında oldukça iddialı bir senaryodur.

Geçmiş verilere bakıldığında durumun vahameti daha iyi anlaşılır. 2004-2019 döneminin yıllık ortalama enflasyonu %9,5 iken, aynı dönemin Ocak ayları ortalama enflasyonu %1,1 seviyesindeydi. Eylül 2021’de başlayıp Haziran 2023’e kadar devam eden, kamuoyunda “saçma para politikası” olarak nitelendirilen dönem öncesindeki (2004-2020) yıllık enflasyon ortalaması %9,8, ortalama Ocak enflasyonları ise %1,2 civarındaydı. Bu tarihsel ortalamalar, %1,3’lük aylık enflasyon beklentisinin mevcut ekonomik koşullar altında ne kadar zorlayıcı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. TCMB’nin yıl sonu tahmini için belirlediği %26’lık üst sınıra dahi ulaşılabilmesi için bundan sonraki aylık ortalama fiyat artışlarının %1,67 olması gerekmektedir. Bu rakamlar, Türkiye ekonomisinin enflasyonla mücadelesinde önünde duran engellerin büyüklüğünü ve işimizin ne kadar zor olduğunu net bir biçimde göstermektedir.

Ocak Ayı Enflasyon Grafiği ve Ortalama Enflasyonlar
2004-2025 döneminde Ocak aylarında gerçekleşen enflasyonlar ve ortalamalar.

Yukarıdaki grafik (makalenin orijinalinde yer alan ve ortalama Ocak enflasyonlarını gösteren görsel), özellikle para politikasında yapılan hataların ekonomik sonuçlarını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. 2004-2021 dönemindeki istikrarlı Ocak enflasyon oranları ile sonraki dönemin, yani yanlış para politikalarının uygulandığı zaman diliminin ortalamaları arasındaki derin fark, yaşanan problemin temelini oluşturmaktadır. Bu dönemde izlenen, enflasyonist baskılara rağmen faiz oranlarını düşürme politikası, Türk Lirası’nın değer kaybetmesine ve enflasyon sarmalının güçlenmesine neden olmuştur. Enflasyonun beklentiler üzerindeki etkisi, bireylerin ve işletmelerin geleceğe yönelik kararlarını olumsuz etkileyerek, ekonomik belirsizliği artırmıştır.

Enflasyonun Reel Gelirlere Etkisi ve Toplumsal Maliyeti

Enflasyon, ekonomik bir göstergeden çok daha fazlasıdır; doğrudan vatandaşın cebini, alım gücünü ve yaşam standardını etkileyen acı bir gerçekliktir. Özellikle pazarlık gücü olmayan kesimler için, yani gelirlerini enflasyon oranında artıramayan sabit gelirli bireyler için enflasyon bir ‘bela’ niteliğindedir. Ocak ayındaki %5’lik artışın etkileri hızla hissedilmiştir: Asgari ücret, TÜRK-İŞ’in hesapladığı açlık sınırının altına şimdiden düşmüş, temel ihtiyaçları karşılama noktasında yetersiz kalmıştır. Emekli maaşlarına yapılan zamların yaklaşık yarısı ise, Ocak ayında yaşanan bu yüksek enflasyonla adeta buharlaşmıştır.

Bu durum, enflasyonun gelir dağılımı üzerindeki olumsuz etkisini açıkça göstermektedir. Yüksek enflasyon dönemlerinde zenginleşen kesimler olsa da, genel olarak düşük ve orta gelirli vatandaşlar, tasarruflarını kaybeder, borç yükleri artar ve temel mal ve hizmetlere erişimleri zorlaşır. Enflasyon, sadece maaşları değil, aynı zamanda kira gelirlerini, küçük esnafın kâr marjlarını ve genel olarak reel serveti de eritmektedir. Bu da toplumsal eşitsizlikleri derinleştirirken, ekonomik ve sosyal istikrara ciddi zararlar vermektedir. İnsanların geleceğe dair plan yapmasını engeller, tasarruf etme motivasyonunu ortadan kaldırır ve tüketimi öne çekerek enflasyonun kendi kendini besleyen bir döngüye girmesine yol açar. Bu durum, uzun vadede ekonomik büyümeyi sekteye uğratır ve ülkede yatırım ortamını bozarak dış sermayenin kaçmasına neden olabilir.

Enflasyonla Mücadelede Çözüm Yolları ve Gelecek Beklentileri

Tüm bu zorlayıcı tabloya rağmen, karamsarlığa kapılmamak ve çözüm odaklı adımlar atmak hayati önem taşımaktadır. Öncelikle, Ocak ayında gerçekleşen %5’lik enflasyon, Merkez Bankası’nın birkaç ay öncesinden beklediği %4 civarı bir değere yakınlığıyla, tamamen sürpriz bir gelişme olarak algılanmamalıdır. Bu durum, en azından politikalara yön verirken bir miktar öngörülebilirlik payı bırakmıştır.

Enflasyonla mücadelede izlenmesi gereken yol açıktır ve iki temel sütun üzerine inşa edilmelidir:

  1. Sıkı Para Politikası: Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadeledeki temel aracı olan faiz oranları ve parasal sıkılaşma adımları kararlılıkla sürdürülmelidir. Bu, sadece politika faizini artırmakla kalmayıp, aynı zamanda likiditeyi yöneterek, kredi büyümesini kontrol altında tutarak ve enflasyon beklentilerini aşağı çekmeye yönelik güçlü mesajlar vererek sağlanır. Sıkı para politikası, tüketimi ve yatırımları soğutarak talebi dengelemeyi ve böylece fiyat artış baskılarını hafifletmeyi hedefler. Geçmişte yaşanan “faiz sebep, enflasyon sonuç” gibi yanlış paradigmalardan kesinlikle uzak durularak, bilimin ve aklın yolu izlenmelidir.
  2. Adil ve Destekleyici Maliye Politikası: Para politikasını tamamlayıcı nitelikte olan maliye politikası da büyük önem taşır. Kamu harcamalarında disiplin sağlanmalı, bütçe açıkları sürdürülebilir seviyelere çekilmeli ve vergi sistemi daha adil bir yapıya kavuşturulmalıdır. Vergi yükünün adil dağıtılması, yani daha çok kazanandan daha çok vergi alınması ilkesi benimsenmelidir. Gereksiz ve verimsiz harcamalardan kaçınılırken, kamu gelirlerini artıracak ve yükü toplumsal refahı gözeten bir şekilde dağıtacak reformlar hayata geçirilmelidir. Bu iki politika ayağının eşgüdümlü ve kararlı bir şekilde uygulanması, enflasyonla mücadelede başarı şansını artıracaktır.

Eğer bu politikalar sıkı bir şekilde uygulanır ve dış koşullar olumsuz yönde bozulmazsa (örneğin küresel ekonomide büyük bir durgunluk, emtia fiyatlarında kontrolsüz yükselişler veya jeopolitik gerilimlerin tırmanması gibi), eksik bir programla dahi 2025 yılını %30’a yakın bir enflasyon oranıyla tamamlama ihtimalimiz mevcuttur. Bu oran, mevcut %50’lerin üzerindeki seviyelerden önemli bir düşüş anlamına gelecektir. Ancak burada kritik nokta, uygulanan programın kararlılıkla sürdürülmesi ve geçmişteki hatalara, yani para politikasında ani gevşemelere veya popülist harcama politikalarına geri dönülmemesidir. Aksi takdirde, yukarıdaki grafiğin dikey eksenini, enflasyon oranlarının gökyüzüne doğru uzandığı daha vahim senaryoları göstermek üzere sonsuza kadar uzatmak zorunda kalabiliriz. Türkiye’nin ekonomik istikrarı ve vatandaşların refahı için tutarlı, şeffaf ve bilimsel temellere dayalı politikalar izlemek kaçınılmaz bir gerekliliktir.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com