ABD Piyasaları Trump’ın Tarife Sinyali ve Ekonomik Verilerle Geriledi: Fed ve Şirket Bilançoları da Etkili Oldu
ABD Başkanı Donald Trump’ın önümüzdeki hafta birçok ülkeye yönelik karşılıklı gümrük tarifelerini açıklama niyetini duyurmasıyla, New York borsası günü belirgin bir düşüşle tamamladı. Bu açıklama, küresel ticaret savaşlarının yeniden tırmanabileceği endişelerini alevlendirirken, yatırımcıların risk iştahını önemli ölçüde azalttı. Piyasalardaki bu gergin bekleyiş, gün içinde açıklanan kritik ekonomik verilerle birleşince, hisse senetleri piyasalarında negatif bir seyre neden oldu.
Kapanışta, ABD’nin önde gelen üç ana endeksi de değer kaybetti. Sanayi devlerini kapsayan Dow Jones endeksi, 400 puanın üzerinde bir düşüşle %0,99 azalarak 44.303,65 puana geriledi. Geniş tabanlı S&P 500 endeksi de benzer bir tablo çizerek %0,95 azalışla 6.026,01 puana indi. Teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksi ise günü %1,36 kayıpla 19.523,40 puandan kapatarak en keskin düşüşlerden birini yaşadı. Bu düşüşler, piyasalarda tarifelerden kaynaklanan belirsizliğin ve enflasyon endişelerinin ne denli etkili olduğunu açıkça gösterdi. Yatırımcılar, ticaret politikalarındaki olası değişikliklerin şirket karları ve küresel büyüme üzerindeki etkilerini dikkatle izlemeye başladı.
ABD Başkanı Trump, Japonya Başbakanı İşiba Şigeru ile Oval Ofis’teki görüşmesi öncesinde yaptığı açıklamalarda, gelecek hafta “birçok ülkeyi etkileyecek karşılıklı ticaretle ilgili” önemli bir duyuru yapacağını belirtti. Bu konuya dair bir basın toplantısı düzenleyeceklerini dile getiren Trump, alınacak kararların herkesi derinden etkileyeceğinin altını çizdi. Japonya Başbakanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında da bu konuya tekrar değinen Trump, uygulanacak tarifelerin mütekabiliyet esasına dayanacağını ve toplantının Pazartesi veya Salı günü yapılacağını aktardı. Bu açıklamalar, piyasalarda mevcut ticaret gerilimlerinin daha da artacağına dair endişeleri tetikleyerek küresel bir ticaret savaşı ihtimalini güçlendirdi. Özellikle otomotiv ve çelik gibi sektörler, olası tarifelerden en çok etkilenecek alanlar olarak öne çıkarken, bu durum küresel tedarik zincirlerinde aksaklıklara yol açabileceği kaygısını beraberinde getirdi.
Ticaret politikalarındaki bu belirsizliğin yanı sıra, ABD’den gelen ekonomik veriler de piyasaların negatif seyrinde önemli bir rol oynadı. Tüketici güven endeksi verileri, ABD’deki tarife endişelerinin tüketicilerin enflasyon korkularını artırdığını ortaya koydu. Michigan Üniversitesince ölçülen tüketici güven endeksi, Şubat ayında 67,8 seviyesine gerileyerek Temmuz 2024’ten bu yana kaydedilen en düşük seviyesine ulaştı. Tüketicilerin kısa vadeli enflasyon beklentisi Şubat’ta %3,3’ten %4,3’e sıçrayarak Kasım 2023’ten bu yana en yüksek seviyesini gördü. Uzun vadeli enflasyon beklentisi de %3,2’den %3,3’e yükseldi. Tüketici güvenindeki bu düşüş ve enflasyon beklentilerindeki artış, tüketicilerin geleceğe dair ekonomik görünüm konusunda daha karamsar olduklarını ve özellikle gıda ve enerji fiyatlarındaki artışın hane halkı bütçeleri üzerindeki baskısını hissettiklerini gösteriyor. Bu durum, tüketim harcamalarını kısıtlayarak ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebilir.
ABD Merkez Bankası’nın (Fed) para politikası kararları için büyük önem taşıyan istihdam verileri de yakından takip edildi. Tarım dışı istihdam ocak ayında 143 bin kişi artarak beklentilerin altında kalsa da, işsizlik oranı %4,1’den %4’e geriledi. Bu, iş gücü piyasasının hala güçlü ve dirençli olduğunu gösteren bir sinyal olarak yorumlandı. Geçen yılın kasım ve aralık ayı tarım dışı istihdam verilerinde ise yukarı yönlü revizyona gidilmesi, daha önceki dönemlerde istihdam piyasasının aslında daha sağlam bir performans sergilediğine işaret etti. Fed’in dikkatle izlediği bir diğer gösterge olan ortalama saatlik kazançlar da ocakta %0,5 ile beklentilerin üzerinde arttı. Bu durum, ücret artışlarının enflasyonist baskıları besleyebileceği endişelerini beraberinde getirdi. İş gücü piyasasındaki bu karışık sinyaller, Fed’in faiz indirimine ne zaman başlayacağına dair belirsizliği artırdı; zira güçlü ücret artışları ve düşük işsizlik oranları, enflasyonun hedeflenen %2 seviyesine düşüşünü yavaşlatabilir.
Ekonomik verilerin açıklanmasının ardından piyasalar çeşitli tepkiler verdi. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi %4,48’e yükselirken, dolar endeksi de %0,35 artışla 107,9 seviyesinden işlem gördü. Tahvil faizlerindeki yükseliş, yatırımcıların enflasyon ve Fed’in faiz politikalarına dair artan endişelerini yansıtırken, doların değer kazanması ise küresel risk iştahının azalması ve güvenli liman arayışının bir göstergesiydi. Para piyasalarındaki fiyatlamalarda ise Fed’in bir sonraki faiz indirimini haziran ayından önce gerçekleştirmeyeceğine dair beklentiler öne çıktı. Bu, piyasaların, Fed’in enflasyonla mücadelede daha temkinli ve sabırlı bir yaklaşım sergileyeceği görüşünü benimsediğini gösteriyor. Yatırımcılar, Fed yetkililerinin enflasyonun kalıcılığı ve faiz indirimlerinin zamanlaması hakkındaki açıklamalarına odaklanmış durumda.
Federal Rezerv yetkililerinin sözlü yönlendirmeleri de piyasaların seyrinde etkili oldu. Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari, iş gücü piyasasının bir miktar soğuduğunu ancak sağlam kalmaya devam ettiğini ve faiz oranlarının bu yıl ılımlı bir şekilde düşebileceğini ifade etti. Bu açıklama, Fed’in ekonomide aşırı bir zayıflama görmediğini ancak enflasyonun kontrol altına alınmasıyla birlikte kademeli bir gevşemeye gidebileceğini düşündürüyor. Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee ise son istihdam verilerini “sağlam” olarak nitelendirerek, ekonominin tam istihdama doğru bir hareketin göstergesi olduğunu kaydetti. Bu yorum, iş gücü piyasasının hala sağlıklı olduğunu ve ekonomiyi desteklediğini vurguladı. Fed Yönetim Kurulu Üyesi Adriana Kugler de son istihdam verilerinin “ne zayıflayan ne de aşırı ısınma belirtileri gösteren sağlıklı iş gücü piyasasıyla tutarlı” olduğunu belirtti. Kugler ayrıca, yeni yönetimin politikalarının ekonomik etkileri konusunda belirsizlik olduğuna işaret ederek, enflasyonun düşürülmesi konusunda kaydedilen ilerlemenin yavaş ve düzensiz olduğunu, enflasyonun hala yüksek seyretmeye devam ettiğini ifade etti. Bu bağlamda, politika faizini bir süre daha mevcut seviyede tutmanın ihtiyatlı bir adım olacağını vurguladı. Kugler’in bu açıklamaları, Fed içinde faiz indirimleri konusunda hala temkinli bir duruşun hakim olduğunu ve enflasyon hedefine ulaşmada kat edilecek daha yol olduğunu gösterdi.
Kurumsal tarafta açıklanan bilançolar da yatırımcıların odağında yer aldı ve piyasalardaki genel havayı etkiledi. Piyasalarda perşembe günü kapanışın ardından finansal sonuçlarını açıklayan ABD’li e-ticaret devi Amazon’un hisseleri, şirketin net satış ve karının geçen yılın dördüncü çeyreğinde beklentileri aşmasına rağmen, bu yıla dair satış tahminlerinin yatırımcıları hayal kırıklığına uğratması sonrasında %4,1 değer kaybetti. Amazon gibi büyük bir teknoloji şirketinin ileriye dönük beklentilerindeki düşüş, genel piyasa duyarlılığını olumsuz etkiledi ve teknoloji hisselerine olan güveni sarstı. Kozmetik şirketi Elf Beauty’nin hisseleri de, şirketin net satış ve kar tahminlerini düşürmesinin ardından %19,6 gibi ciddi bir oranda düştü. Bu durum, belirli sektörlerdeki şirketlerin makroekonomik koşullara ve tüketici harcamalarındaki olası yavaşlamaya karşı hassasiyetini gözler önüne serdi. Öte yandan, çevrim içi seyahat şirketi Expedia’nın hisseleri ise finansal sonuçlarının dördüncü çeyrekte beklentileri aşmasının ardından %17,3 değer kazanarak pozitif bir istisna oluşturdu. Expedia’nın başarısı, seyahat sektöründeki toparlanmanın devam ettiğini ve bazı şirketlerin zorlu koşullara rağmen güçlü performans gösterebildiğini kanıtladı. Bu farklı kurumsal performanslar, yatırımcıların şirket özelindeki dinamiklere ve gelecek beklentilerine ne kadar duyarlı olduğunu bir kez daha gösterdi.
Özetle, New York borsası, Başkan Trump’ın yeni tarife sinyalleri, yükselen enflasyon beklentileri, karmaşık istihdam verileri ve Fed yetkililerinin temkinli mesajlarının birleşimiyle düşüşle kapandı. Küresel ticaret politikalarına dair belirsizlik, tüketici güvenindeki gerileme ve ücret artışları gibi faktörler, yatırımcıların risk algısını artırırken, Fed’in faiz indirimleri konusunda aceleci davranmayacağı beklentisi piyasaları şekillendirmeye devam ediyor. Şirket bilançolarındaki karışık tablo ise sektörler arasındaki performansta farklılıklar olduğunu ve genel ekonomik görünümün hala kırılgan olduğunu gösterdi. Önümüzdeki dönemde, ticaret politikalarındaki gelişmeler, enflasyonist baskılar ve Fed’in para politikası duruşu, piyasaların seyrini belirlemede anahtar rol oynayacaktır.