Wall Street günü düşüşle kapattı

ABD Borsasında Düşüş: Güçlü Ekonomik Veriler Faiz İndirimi Beklentilerini Gölgede Bıraktı

New York Borsası, ABD ekonomisinden gelen ve beklentilerin üzerinde seyreden güçlü verilerin etkisiyle günü düşüşle tamamladı. Açıklanan bu veriler, piyasaların yakından takip ettiği ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirimlerine ne zaman başlayacağına dair belirsizliği artırarak yatırımcıların temkinli bir duruş sergilemesine neden oldu.

Günün kapanışında, Dow Jones Sanayi Endeksi yüzde 0,38’lik bir azalışla 45.947,32 puana gerileyerek günü sonlandırdı. Geniş tabanlı S&P 500 Endeksi de benzer şekilde yüzde 0,50 düşüşle 6.604,80 puana indi. Teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq Endeksi ise yüzde 0,50’lik kayıpla 22.384,70 puana gerileyerek teknoloji şirketleri üzerindeki baskıyı yansıttı. Bu düşüşler, güçlü ekonomik sinyallerin Fed’in faiz politikası üzerindeki karmaşık etkisini gözler önüne serdi.

Piyasalardaki bu negatif seyrin temel nedeni, Fed’in merakla beklenen faiz indirimi sürecine ilişkin belirsizliğin devam etmesi ve son ekonomik verilerin bu beklentileri gölgelemesidir. Yatırımcılar, Fed’in enflasyonla mücadele ve istihdamı destekleme arasındaki dengeyi nasıl kuracağını anlamaya çalışırken, ekonomik aktivitenin gücü faiz indirimlerine duyulan aciliyeti azaltıyor gibi görünmektedir.

Ülkede bugün açıklanan bir dizi kritik ekonomik veri, ABD ekonomisinin sağlam temeller üzerinde olduğunu ortaya koydu. Özellikle, yılın ikinci çeyreğinde ABD ekonomisi, güçlü tüketici harcamaları ve artan yatırımların etkisiyle yüzde 3,8’lik bir büyüme kaydederek ekonomistlerin tahminlerinin üzerinde bir performans sergiledi. Bu büyüme oranı, 2023’ün üçüncü çeyreğinden bu yana kaydedilen en güçlü ekonomik genişleme olarak kayıtlara geçti. Ekonomik büyümedeki bu ivme, ülkenin dayanıklılığını gösterirken, aynı zamanda Fed’in faiz indirimleri konusunda acele etme ihtiyacını azalttığı yorumlarına yol açtı.

İş gücü piyasasına ilişkin veriler de ekonominin gücünü teyit etti. 20 Eylül ile sona eren haftada ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı 218 bine düşerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti. Bu durum, iş gücü piyasasının hala sağlam olduğunu ve Fed’in “tam istihdam” hedefine yakın bir noktada bulunduğunu göstermektedir. Düşük işsizlik maaşı başvuruları, tüketicilerin harcama yapma kapasitesini koruduğuna ve dolayısıyla ekonomik büyümeyi desteklemeye devam ettiğine işaret ediyor.

Diğer yandan, dayanıklı mal siparişlerinin tutarı ağustos ayında azalacağı yönündeki beklentilerin aksine yüzde 2,9 artış gösterdi. Dayanıklı mallar, genellikle büyük biletli, uzun ömürlü tüketim ürünlerini (otomobiller, ev aletleri vb.) ve sermaye mallarını kapsar. Bu artış, şirketlerin ve tüketicilerin geleceğe yönelik güvenlerinin yüksek olduğunu ve yatırım ile harcama iştahlarının devam ettiğini göstermesi açısından kritik öneme sahiptir. Ayrıca, ABD’nin mal ticareti açığı ise ağustosta bir önceki aya göre yüzde 16,8 azalarak 85,5 milyar dolara geriledi. Ticaret açığındaki bu daralma, ülkenin ihracat performansının veya ithalat talebinin dengeleyici bir etki yarattığını ve ulusal ekonomiye pozitif katkı sağladığını gösteriyor.

Konut piyasasına bakıldığında, ikinci el konut satışları ağustos ayında yüzde 0,2 oranında hafif bir düşüş yaşasa da, piyasa beklentilerinin üzerinde bir seyir izledi. Bu durum, yüksek faiz oranlarının konut piyasası üzerindeki baskısına rağmen, talebin hala güçlü kaldığını ve konut sektörünün direnç gösterdiğini ortaya koydu. Konut piyasasındaki bu dayanıklılık, genel ekonomik aktivite için olumlu bir işaret olarak değerlendirildi.

Analistler, açıklanan güçlü ekonomik verilerin, Fed’in faiz oranlarını daha da düşüreceğine dair piyasalardaki iyimserliği zayıflattığını belirtiyorlar. Bu kapsamda, Fed’in enflasyon göstergeleri arasında yakından takip ettiği kişisel tüketim harcamaları (PCE) verisinin yarın yayımlanacak olması, yatırımcılar tarafından büyük bir merakla bekleniyor. PCE verisi, Fed’in para politikası kararları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu için piyasaların yönünü belirlemede kilit rol oynayabilir.

Fed yetkililerinin açıklamaları da piyasalar tarafından dikkatle takip edilmekte olup, merkez bankası içindeki görüş ayrılıkları açıkça ortaya çıkmıştır. Bazı yetkililer, iş gücü piyasasını korumak amacıyla daha agresif faiz indirimlerinin gerekli olduğunu savunurken, diğerleri ise enflasyonla mücadelede temkinli bir duruşun sürdürülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu farklı yaklaşımlar, Fed’in gelecekteki para politikası adımlarına ilişkin belirsizliği daha da artırmaktadır.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kısa süre önce atanan Fed Yönetim Kurulu Üyesi Stephen Miran, merkez bankasının faiz oranlarını hızla düşürmemesi durumunda ekonomiye zarar verme riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtti. Miran’ın bu yorumu, piyasalarda faiz indirimlerinin aciliyeti konusunda farklı bir bakış açısı sunarken, politik baskıların Fed’in bağımsız karar alma sürecini etkileyebileceği endişelerini de beraberinde getirdi.

Fed Denetimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Michelle Bowman ise, iş gücü piyasası verilerinin beklenenden “daha kırılgan” bir tablo ortaya koyduğunu ve enflasyonun Fed’in hedeflediği aralıkta seyrettiğini ifade etti. Bowman, bu durumun Fed’in odağını iş gücü piyasasına kaydırması gerektiği anlamına geldiğini vurgulayarak, istihdam tarafındaki risklere dikkat çekti ve daha esnek bir para politikası yaklaşımının gerekliliğine işaret etti.

San Francisco Fed Başkanı Mary Daly de faiz oranlarının daha da düşürülmesi gerektiğini savunanlar arasında yer aldı. Ancak Daly, tam istihdam ve fiyat istikrarı gibi Fed’in çift hedefini dengelemek adına yavaş hareket edilmesi gerektiğini belirtti. Bu açıklama, faiz indirimleri konusunda temkinli ama destekleyici bir tutumu yansıtırken, ani ve keskin kararlar yerine kademeli bir yaklaşımın tercih edileceğine dair sinyaller verdi.

Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee ise, ekonomik verilerin enflasyonun Fed’in hedefine ulaşma yolunda olduğunu ve iş gücü piyasasının istikrarlı seyrettiğini göstermesi halinde faiz oranlarının daha da düşebileceğini kaydetti. Goolsbee, tarife kaynaklı enflasyon konusundaki endişelerini de sürdürdüğünü ifade ederek, ticaret politikalarının enflasyon üzerindeki potansiyel etkilerine dikkat çekti. Bu açıklama, faiz indirimlerinin belirli ekonomik koşullara bağlı olduğunu ve dışsal faktörlerin de göz önünde bulundurulduğunu gösterdi.

Öte yandan, Kansas City Fed Başkanı Jeff Schmid ise enflasyonu düşürme ihtiyacına vurgu yaparak, Fed’in yakın zamanda tekrar faiz indirmesine gerek olmayabileceğinin sinyalini verdi. Schmid’in bu duruşu, merkez bankası içinde enflasyonla mücadeleye öncelik veren ve faiz indirimleri konusunda daha şahin bir tutum sergileyen kanadın görüşlerini yansıttı.

Tüm bu ekonomik ve parasal gelişmelerin yanı sıra, ABD’de 30 Eylül’de sona erecek mali yılın bitimine az bir süre kala yeni bütçe tasarısına ilişkin gelişmeler de piyasalar tarafından yakından takip edildi. Bütçe müzakerelerinde şu ana kadar bir anlaşmaya varılamaması, hükümetin finansman yetersizliği nedeniyle kapanabileceğine dair endişeleri artırdı. Bir hükümet kapanması, ekonomik aktiviteyi olumsuz etkileyebilir, piyasalarda belirsizliği artırabilir ve Fed’in para politikası kararları üzerinde ek bir baskı oluşturabilir.

Özetle, ABD ekonomisinden gelen güçlü veriler bir yandan ekonomik sağlığı gösterirken, diğer yandan Fed’in faiz indirimlerine başlama zamanlaması konusunda yeni bir belirsizlik katmanı eklemiştir. Fed içindeki görüş ayrılıkları ve yaklaşan bütçe krizi potansiyeli, yatırımcıların önümüzdeki dönemde daha fazla dalgalanmaya ve dikkatli bir değerlendirmeye ihtiyaç duyacağını göstermektedir. Piyasalar, Fed’in bir sonraki hamlesini ve siyasi gelişmelerin ekonomik etkilerini anlamak için kritik verileri ve açıklamaları beklemeye devam edecektir.