TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya’dan Turizm Sektörüne Kritik Mesajlar: Çalışan Tatiline Vergi Teşviki ve Türkiye’nin Devasa Potansiyeli
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, Türk turizminin geleceği ve sektörün potansiyelinin tam anlamıyla nasıl değerlendirilebileceği üzerine kapsamlı açıklamalarda bulundu. Bağlıkaya, özellikle çalışanların tatil yapma imkanlarının artırılmasına yönelik işverenlere sağlanacak vergi teşviklerinin, hem iş performansı hem de genel ekonomik canlılık açısından taşıdığı stratejik öneme dikkat çekti. Bu tür teşviklerin, çalışan motivasyonunu yükselterek iş verimliliğine olumlu katkı sağlayacağını vurguladı.
Firuz Bağlıkaya, konuyla ilgili görüşlerini aktarırken, “Çalışanlara sağlanacak tatil izninin yanı sıra, tatil harcamalarıyla ilgili verilecek teşviklerin vergiden düşülmesi, işverenler için güçlü bir motivasyon unsuru olacaktır. Bu adımlar, doğrudan iş performansına da olumlu yansıyacaktır.” ifadelerini kullanarak, bu mekanizmanın etkin bir şekilde uygulanması çağrısında bulundu. Bu yaklaşım, sosyal refahın artırılmasıyla ekonomik büyümeyi eş zamanlı olarak hedefleyen önemli bir öneri olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin Turizmde Henüz Keşfedilmeyi Bekleyen Devasa Potansiyeli
Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, Türkiye’nin turizm alanındaki ürün ve hizmetlerinin maalesef henüz sadece yüzde 30’luk bir kısmının uluslararası pazarlara sunulduğunu ve tanıtıldığını belirtti. Ülkenin sahip olduğu engin doğal güzelliklerin, tarihi mirasın ve kültürel zenginliklerin büyük bir bölümünün hala keşfedilmeyi beklediğini ifade etti. Hatta Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının dahi ülkesindeki birçok önemli turistik noktayı bilmediği veya ziyaret etmediği gerçeğine vurgu yaparak, iç turizmin geliştirilmesi gerekliliğinin altını çizdi.
Bağlıkaya, Türkiye’nin turizm çeşitliliği açısından sadece “deniz, kum, güneş” üçgeninden ibaret olmadığını vurguladı. Sağlık turizminden eşsiz tarihi ve kültürel varlıklara, zengin gastronomi deneyimlerinden doğa sporlarına ve toplantı turizmine kadar pek çok farklı alanda önemli bir rezervin bulunduğunu dile getirdi. Mevcut durumda uluslararası arenada öne çıkarılan destinasyonların genellikle Pamukkale, Kapadokya ve Efes gibi ikonik noktalarla sınırlı kaldığına dikkat çeken Bağlıkaya, “Şu anda uluslararası anlamda piyasaya sunduğumuz ürünler ne? Deniz, kum, güneş, Pamukkale ve Kapadokya, Efes… Oysaki arkada çok daha önemli bir rezervimiz bizi bekliyor. Bu nedenle, kültür turları, sağlık turizmi, gastronomi turizmi, toplantı (MICE) turizmi ve spor turizmi gibi alanlarda Türkiye’nin piyasaya süreceği çok daha fazla değer olduğuna inanıyorum.” şeklinde konuştu. Bu açıklamalar, Türkiye’nin turizm stratejisinin çeşitlendirilmesi ve dört mevsim turizm yapılabilirliğinin artırılması gerektiği yönündeki sektörel beklentiyi yansıtıyor.
Coğrafi Konum Avantajı ve Rekabetteki Yerimiz
Firuz Bağlıkaya, Türkiye’nin coğrafi konumu itibarıyla turizmde tartışılmaz bir avantaja sahip olduğunu belirtti. Ülkenin, yaklaşık 1 milyarlık bir nüfusa sadece 4 ila 4,5 saatlik bir uçuş mesafesinde bulunmasının, global turizm pazarında Türkiye’yi merkezi ve stratejik bir konuma yerleştirdiğini kaydetti. Bu orta konumun getirdiği erişilebilirlik ve esnekliğin, rakiplere kıyasla Türkiye için belirgin farklar yaratması gerektiğini vurguladı.
Biz bazen turizmde İspanya ve Fransa gibi ülkelerle kendimizi kıyaslıyoruz. Ancak, örneğin bizim doğu bölgelerimize İspanya ve Fransa gibi ülkelerin erişimi oldukça sınırlıdır. Onların bu bölgelere charter operasyonu düzenlemesi neredeyse imkansızdır. Oysa Türkiye olarak biz, bir yandan İsveç ve Norveç gibi en kuzeydeki ülkelere, diğer yandan Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Kazakistan ve Azerbaycan gibi bölgelerin tamamına kolaylıkla charter operasyonları yapabilecek bir mesafedeyiz. Bu durum, bize çok ciddi bir lojistik ve pazarlama avantajı sağlamaktadır. Aslında rakiplerimizle aramızda pozitif anlamda çok daha belirgin farklar olması gerekirken, bu farkı henüz tam anlamıyla yaratabilmiş değiliz. Ne yazık ki hala hem gelir bakımından hem de turist sayısı bakımından İspanya ve Fransa gibi ülkelerin gerisinde kalmaktayız.
Bağlıkaya, mevcut durumun, Türkiye’nin sahip olduğu bu eşsiz potansiyelin ve coğrafi konumun tam olarak avantaja çevrilemediğini açıkça gösterdiğini ifade etti. Bu tablonun, tüm sektör paydaşları ve kamu kurumları arasında daha güçlü bir iş birliği ve çok boyutlu stratejik yaklaşımlar gerektirdiğini vurgulayarak, uluslararası rekabette öne geçmek için daha kararlı adımlar atılması gerektiğini belirtti.
Turizmde Hedefler, Performans ve Vize Avantajının Kullanımı
TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, küresel salgın sonrası dönemde diğer ülkelerin turizmde Türkiye’den daha hızlı bir gelişim sergilediği tespitini paylaştı. Cumhurbaşkanlığı tarafından açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri doğrultusunda, TÜRSAB olarak belirlenen rakamların üzerine çıkmak için yoğun çaba harcadıklarını belirtti. Bağlıkaya, bu vizyonun tüm kamu kurumları tarafından da benimsenmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, gelinen noktada elde edilen başarıların göreceli olduğunu dile getirdi.
Şu ana kadar elde ettiğimiz “büyük bir başarıdan” bahsetmek zor. Elbette rakamlarımız ve gelirimiz arttı, ancak bu artışlar dünya genelinde turizm hareketliliğinin artmasıyla paralel gerçekleşti. Bizim konumumuz ve hitap ettiğimiz milyarlık nüfus düşünüldüğünde, rakiplerimize belirgin bir fark atmamız gereken bir pozisyondayız. Çok önemli bir avantajımız daha var: Biz vize uygulamıyoruz. Oysa Fransa, Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi ana rakiplerimiz vize uyguluyor. Buna rağmen bizden nasıl daha fazla turist alıyorlar veya oransal olarak bizden daha hızlı büyüyorlar? Örneğin Yunanistan, belki toplamda bizden fazla turist almıyor ama pandemiden sonraki artış oranı bizden daha yüksek. Üstelik bu saydığım ülkelerin tanıtım bütçeleriyle bizim kullandığımız bütçe arasında devasa farklar var. Türkiye çok büyük bir ülke ve bu büyüklük, büyük bir kaynak potansiyeli yaratıyor. Diğer ülkelerin tanıtıma ayırdığı bütçeler bizim bütçelerimiz yanında oldukça düşük kalıyor. Coğrafi konumumuz ve pazar hakimiyetimiz çok daha yüksek. Prosedür olarak da vize uygulamamız bizi öne çıkarıyor. Tüm bu avantajlara rağmen mevcut rakamlarla yetinmemiz doğru değildir; potansiyelimiz çok daha fazlasını hak ediyor.
Bağlıkaya, son dönemde gündeme gelen Yunan adalarına vize muafiyeti uygulamasına da değinerek, bu uygulamanın bölgesel fiyat dengelerini bir miktar düzenleyeceğini öngördü. Özellikle bazı destinasyonlarda olması gerekenden üç kat fazla fiyatlandırmaların yapıldığına dikkat çeken Bağlıkaya, bu durumun vize muafiyeti ile birlikte törpüleneceğini ve uzun vadede tüketici lehine daha adil fiyatlandırmaların ortaya çıkacağını ifade etti. Bu adımın, bölgesel rekabeti artırarak hizmet kalitesi ve fiyatlandırmada iyileşmeler sağlayabileceği beklentisi sektörde hâkim.
Erken Rezervasyon: Tüketiciye Fiyat Avantajı, Otellere Finansal Destek
TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, erken rezervasyon döneminin sektör için oldukça verimli geçtiğini ve bu sistemin hem otel işletmeleri hem de tüketiciler için karşılıklı faydalar sağladığını aktardı. Erken rezervasyonun, tatilcilere daha uygun fiyatlarla seyahat etme imkanı sunarken, otellerin de sezon öncesinde önemli bir gelir elde etmesine olanak tanıdığını vurguladı. Bu sistemin, sektördeki ekonomik sürdürülebilirlik açısından kritik bir rol oynadığını ve planlama kolaylığı sağladığını belirtti.
Aralık ve ocak ayları gibi otellerin genellikle boş olduğu ve gelirlerinin kısıtlı olduğu dönemlerde, erken rezervasyon satışları otellerin kış aylarını finansal olarak atlatması için hayati bir kaynak oluşturuyor. Malum, mevcut sıkı para politikaları nedeniyle kredi imkanları oldukça kısıtlı. Otelci kışı atlatmak için nereden kaynak sağlayacak? Ya kredi kullanacak ya da seyahat acentelerinden ön ödeme alacak. Ön satış yaparak ön ödeme alabilmesi için de daha uygun fiyatlar sunması gerekiyor. Dolayısıyla erken rezervasyon, tüketicilere avantajlı fiyatlarla tatil yapma fırsatı sunarken, otellere de finansal bir nefes alanı sağlıyor ve operasyonlarını sürdürmelerine yardımcı oluyor.
Bağlıkaya, sektördeki tüm planlamaların ve fiyatlandırmaların erken rezervasyon dinamiklerine göre şekillendiğini belirterek, erken rezervasyon kampanyalarının aralık ayında başlatılmasının önemine dikkat çekti. Bunun temel nedenini ise yurt dışı pazarlarının henüz tam olarak şekillenmediği bu dönemde, içeride operasyon yapan şirketlerin kapasitelerini daha net belirleyebilme ihtiyacıyla açıkladı. Yabancı turist talebinin yüksek seyrettiği durumlarda, yerli pazara ayrılan oda veya hizmetlerde bir kayıp yaşanmaması için erken hareket etmenin stratejik bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Türkiye turizmi için gelecek yıllarda sürekli bir artış beklediklerini belirten Bağlıkaya, 2019 verilerinin artık geride kaldığını ve bundan sonraki değerlendirmelerde 2023 verilerinin baz alınacağını kaydetti. Yaklaşan sezonun oldukça iyi geçme ihtimalinin çok yüksek olduğunu ve bu eğilimin devam etmesini beklediklerini dile getirdi. Ancak bu durumda yerli pazara ayrılan oda sayısının doğal olarak düşebileceği uyarısında bulundu. Bunun temel nedeni olarak da döviz kurlarındaki beklentileri gösterdi. Otel işletmecilerinin, aralık, ocak veya şubat aylarında Türk Lirası ile satış yapmak yerine, dövizle satış yaparak olası kur artışlarından elde edeceği ek geliri göz önünde bulundurduklarını ve bu durumun yerli turistler için kapasite kısıtlamasına yol açabileceğini ifade etti.
Kredi Kısıtlamaları Yerine Çalışan Tatiline Destek ve Teşvik Çağrısı
Firuz Bağlıkaya, özellikle kredi kartına taksit kısıtlamaları getirilmesi gibi uygulamalara sıcak bakmadıklarını net bir şekilde dile getirdi. Tatilin, günümüz insanı için temel bir ihtiyaç, yani “elzem” bir olgu olduğunu vurguladı. Tatil yapma imkanı bulan bir çalışanın iş performansıyla, bu imkandan mahrum kalan bir çalışanın performansı arasında belirgin farklar olduğunu bilimsel verilerle de desteklenen bir gerçek olarak belirtti.
Bu nedenle, kredi kartlarıyla tatil imkanlarının kısıtlanması yerine, tam aksine tatili teşvik edecek politikaların benimsenmesi gerektiğini savundu. Bağlıkaya, “Çalışanların tatil imkanlarının artırılması için şirketlere çeşitli teşvikler verilebilir. Çalışana sağlanacak tatil izninin yanında, tatil harcamalarıyla ilgili verilecek teşviklerin vergiden düşülmesi, işveren için güçlü bir motivasyon aracı olacaktır. Bu tür adımlar, hem çalışanların yaşam kalitesini artıracak hem de genel iş performansına olumlu katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullanarak, bu konudaki beklentilerini yineledi ve yetkililere çağrıda bulundu.
TÜRSAB’dan Sektör Standartlarını Yükselten Kapsamlı Denetimler
TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği olarak sektördeki hizmet kalitesini ve güvenilirliğini artırmak amacıyla her yıl on binlerce denetim gerçekleştirdiklerini belirtti. Bu denetimlerin, sektörün genel standartlarını yükseltmede ve kayıt dışı ekonominin önüne geçmede kritik bir rol oynadığının altını çizdi.
2023 yılında gerçekleştirilen toplam denetim sayısı 180 bin seviyesini aşmıştır. Denetim ekiplerimizin kararlı ve düzenli çalışmaları sayesinde kaçak faaliyetlerde yıllar içinde ciddi bir düşüş sağladık. Denetimlerdeki sürdürülebilirlik son derece önemli; zira caydırıcılık yaratarak kaçak olarak faaliyet gösterenleri kayıt altına alıyoruz. Türkiye genelinde 550 farklı noktada yürütülen bu denetimler sonucunda, 2023 yılının ilk on bir aylık döneminde 2 bin 759 adet kaçak tur faaliyeti için tutanak tutulmasını sağladık. Gerçekleştirdiğimiz bu kapsamlı denetimler sayesinde, belgesiz tur düzenleyenlerin sayısı her geçen gün azalmakta olup, oransal olarak kaçak faaliyetleri beşte bir oranına düşürdük ve bu oranı daha da aşağıya çekmek için çalışmalarımızı aralıksız sürdüreceğiz.
Bağlıkaya, birliğin sadece denetimlerle değil, aynı zamanda mesleğin niteliğini yükseltmeye yönelik önemli eğitim faaliyetleri de yürüttüğünü vurguladı. Bu çabaların, Türk turizm sektörünün uluslararası rekabette daha güçlü, güvenilir ve sürdürülebilir bir konuma gelmesine büyük katkı sağladığını belirtti.
TÜRSAB Akademi ile Geleceğin Turizmcileri Yetişiyor
TÜRSAB, sektörün nitelikli personel ihtiyacını karşılamak ve genç yetenekleri turizm sektörüne kazandırmak amacıyla yürüttüğü TÜRSAB Akademi faaliyetleriyle de öne çıkıyor. Başkan Bağlıkaya, Akademi bünyesinde son bir yıl içinde seyahat acentelerine ve personellerine yönelik 60’tan fazla eğitim çalışması gerçekleştirildiğini ve bu eğitimlere yaklaşık 900 kişinin katılım sağladığını ifade etti. Bu eğitimlerin, sektördeki bilgi ve beceri düzeyini artırmaya yönelik önemli bir yatırım olduğunu belirtti.
Turizm sektörünün vazgeçilmez bir parçası olan Amadeus, Sabre ve Travelport gibi Global Dağıtım Şirketleri (GDS) ile yaptığımız işbirliği çerçevesinde sunduğumuz hava yolu biletleme eğitimleri sayesinde çok sayıda gencimizi sektöre kazandırdık. Özellikle 2022 ve 2023 yıllarında, acente çalışanları veya üniversitelerden yeni mezun olan toplam 120 kursiyere GDS eğitimi verdik ve bu kurslara katılan onlarca gencimizi sıfırdan başlayarak sektöre dahil ettik. Biletleme eğitimlerimizin yanı sıra, önümüzdeki yıl ‘Seyahat Danışmanlığı’ eğitimini de TÜRSAB Akademi çatısı altında başlatarak, sektörün farklı alanlarındaki kalifiye personel ihtiyacını karşılamaya devam edeceğiz. Bu sayede, hem gençlere istihdam kapısı açıyor hem de sektörümüzün geleceğini güvence altına alıyoruz.
TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya’nın bu açıklamaları, Türkiye turizminin mevcut durumu, geleceğe yönelik hedefleri, karşılaşılan zorluklar ve sektörün gelişimine yönelik atılan somut adımlar hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaktadır. Çalışan tatili teşviklerinden erken rezervasyonun önemine, kaçak faaliyetlerle mücadele eden denetimlerden eğitim faaliyetleriyle nitelikli personel yetiştirmeye kadar birçok farklı konuya değinen Bağlıkaya, Türk turizminin potansiyelini tam olarak kullanması için ortak akıl, iş birliği ve sürekli gelişimin önemini bir kez daha vurgulamıştır.