ABD Başkanlık Seçimleri 2024: Trump’ın Dönüşü Piyasaları Nasıl Etkiler? Dolar ve Tahvil Getirileri Yükselir mi?
ABD’de Kasım 2024’te yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’nin aday belirleme süreci büyük bir hareketliliğe sahne oluyor. Son olarak Florida Valisi Ron DeSantis’in aday adaylığından çekilmesiyle, yarış eski Başkan Donald Trump ve eski Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Nikki Haley arasında iki kişilik bir mücadeleye dönüştü. Siyasi kulisler bu çekilmeyi ve sonrasında ortaya çıkan tabloyu değerlendirirken, finans dünyası Wall Street ise olası bir Trump dönüşünün küresel piyasalar üzerindeki potansiyel etkilerini şimdiden hesaplamaya başlamış durumda.
Cumhuriyetçi Parti Adaylık Yarışında Son Durum
Kasım 2024 başkanlık seçimleri için Cumhuriyetçi Parti’nin adaylık yarışı, beklenmedik ancak siyasetin doğasına uygun bir şekilde, bir eleme sürecinden geçiyor. Uzun süre Donald Trump’a en ciddi alternatif olarak gösterilen Florida Valisi Ron DeSantis, dün itibarıyla başkanlık yarışından çekilme kararı aldığını açıkladı. Bu karar, New Hampshire ön seçimlerinden sadece iki gün önce gelmesiyle dikkat çekti ve Cumhuriyetçi adaylık mücadelesini daha da netleştirdi.
DeSantis’ın Çekilmesi ve Etkileri
Ron DeSantis, kampanyasını güçlü bir muhafazakar kimlik ve “uyanık” (woke) karşıtı söylem üzerine kurmuştu. Ancak Iowa ön seçimlerinde Donald Trump’ın gerisinde kalarak ikinciliği elde etse de, beklenen ivmeyi yakalayamadı. Anketler, özellikle New Hampshire gibi kritik eyaletlerde desteğinin oldukça sınırlı olduğunu gösteriyordu. CNN ve New Hampshire Üniversitesi tarafından yapılan son bir anket, DeSantis’in eyaletteki Cumhuriyetçi oyların sadece yüzde 6’sına sahip olduğunu ortaya koymuştu. Bu düşük destek oranı, kampanya finansmanındaki zorluklar ve Trump’ın partideki ezici gücü, DeSantis’in çekilme kararında etkili olan başlıca faktörler olarak öne çıkıyor.
DeSantis, çekilme açıklamasında Cumhuriyetçi Parti’nin adayı kim olursa onu destekleyeceğini belirtti ve hatta Donald Trump’ın, hem Nikki Haley’den hem de mevcut Demokrat Başkan Joe Biden’dan daha iyi bir seçim olacağı yönündeki görüşünü açıkça ifade etti. Bu destek, Trump’ın partideki hakimiyetini bir kez daha gözler önüne sererken, muhafazakar kanattaki oyların Trump lehine konsolide olabileceği sinyalini verdi.
Trump ve Haley Arasındaki Mücadele
DeSantis’in çekilmesiyle Cumhuriyetçi Parti’nin adayı olmak için geriye sadece iki isim kaldı: Eski ABD Başkanı Donald Trump ve ABD’nin eski Birleşmiş Milletler Büyükelçisi ile eski South Carolina Valisi Nikki Haley. Donald Trump, 2020 seçimlerindeki yenilgisine rağmen Cumhuriyetçi taban üzerindeki güçlü etkisini sürdürüyor. Popülist söylemleri, ‘Amerika Önce’ politikası ve medyatik kişiliğiyle hala partinin en baskın figürü konumunda.
Nikki Haley ise daha geleneksel Cumhuriyetçi kanadın ve iş dünyasının desteğini almaya çalışıyor. Daha ılımlı bir duruş sergileyen Haley, partinin geleceği için yeni bir vizyon sunma gayretinde. Yukarıda bahsedilen New Hampshire anketinde Haley, Trump’ın yüzde 50’lik oy oranına karşılık yüzde 39’luk bir destekle ikinci sırada yer alıyor. Bu oran, Haley’nin Trump’a karşı en ciddi rakip olduğunu gösteriyor ve özellikle bağımsız seçmenler ile Trump’tan uzaklaşan Cumhuriyetçilerin ilgisini çekebileceğinin işaretini veriyor.
Wall Street’in Haley Desteği ve Finansal Bağlantılar
Nikki Haley’nin kampanyası için finans dünyasından aldığı destek de dikkat çekici. Bloomberg News tarafından görülen bir davetiyeye göre, Wall Street’in önde gelen milyarderleri Stanley Druckenmiller, Henry Kravis, Ken Langone ve Cliff Asness gibi isimler, 30 Ocak’ta New York’ta Haley’nin başkanlık kampanyası için bir bağış toplama etkinliğine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bu durum, finans çevrelerinin Trump’ın olası dönüşüne karşı bir alternatif arayışında olduğunu ve Haley’i bu alternatif olarak gördüğünü ortaya koyuyor. İş dünyası, genellikle öngörülebilirlik ve istikrar arar; Trump’ın geçmiş dönemdeki politikaları ve geleceğe yönelik söylemleri ise bu beklentiyi çoğu zaman karşılamamıştır. Bu nedenle, daha geleneksel ve öngörülebilir bir aday olan Haley, Wall Street’in tercih sebebi olabilir.
Trump’ın Olası Dönüşü ve Piyasalar: Neler Bekliyor?
Donald Trump’ın Beyaz Saray’a olası dönüşü, küresel piyasalar için ciddi belirsizlikler ve potansiyel yön değişimleri anlamına geliyor. Wall Street, eski başkanın yeniden seçilmesi halinde devreye almayı planladığı politika paketlerini şimdiden incelemeye başladı. Bu politikaların başında, ticaret tarifeleri ve vergi reformları geliyor. İlk değerlendirmeler, bu politikaların tahvil getirileri üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturabileceği, ABD dolarını güçlendirebileceği ve ticaret ortaklarının para birimleri üzerinde aşağı yönlü baskı yaratabileceği yönünde.
Dolar ve Tahvil Getirileri Üzerindeki Etkiler
Tarife Politikaları ve Ticaret Savaşları
Trump’ın ticaret politikaları, 2017-2021 dönemindeki başkanlığının en belirleyici özelliklerinden biriydi. Özellikle Çin başta olmak üzere birçok ülkeye uyguladığı tarifeler, küresel ticaret dengelerini altüst etmişti. Olası yeni bir Trump dönemi için yüzde 10’luk evrensel bir tarife uygulama planı gündemde. Böyle bir politika, ABD’ye ithal edilen malların maliyetini artıracak, bu da doğrudan enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir etki yaratacaktır. Yüksek enflasyon beklentileri ise Amerikan Merkez Bankası (Fed) üzerinde faiz oranlarını daha yüksek seviyelerde tutma veya daha agresif faiz artırımlarına gitme baskısı oluşturabilir. Bu durum, uzun vadeli ABD Hazine tahvillerinin getirilerini artırabilir, zira yatırımcılar enflasyon riskini dengelemek için daha yüksek getiri talep edecektir.
Tarifeler aynı zamanda, ABD’nin ticaret dengesini korumaya yönelik bir araç olarak görülse de, karşılık olarak diğer ülkelerin de tarife uygulamalarına gitmesiyle küresel ticaret savaşlarını tetikleyebilir. Bu belirsizlik ortamı, doların güvenli liman varlığı olarak cazibesini artırabilir. Küresel çapta risk algısının yükseldiği dönemlerde yatırımcılar genellikle daha güvenli olduğu düşünülen ABD dolarına yönelir.
Vergi Politikaları ve Maliye Teşvikleri
Trump yönetiminin 2017’deki büyük vergi indirimleri, ABD ekonomisini kısa vadede canlandırmış ancak federal bütçe açığının artmasına yol açmıştı. Yeni dönemde de benzer vergi kesintilerinin veya mevcut kesintilerin uzatılmasının gündeme gelmesi bekleniyor. Vergi gelirlerinin düşmesi ve muhtemel altyapı projeleri gibi harcama artışları, federal hükümetin borçlanma ihtiyacını daha da artıracaktır. Devletin daha fazla tahvil ihraç etmesi, arzı yükselterek tahvil fiyatlarını düşürür ve dolayısıyla tahvil getirilerini yükseltir. Goldman Sachs’tan Dominic Wilson ve Vickie Chang de müşterilerine yazdıkları bir notta, hem Beyaz Saray’ın hem de Kongre’nin kontrolünü Cumhuriyetçilerin kazanmasının daha olası göründüğünü ifade ederek, böyle bir gelişmenin, Fed’i ekonomideki potansiyel aşırı ısınmaya karşı tetikte tutarak, özellikle uzun vadeli tahvillerde getirilerin yükselmesiyle sonuçlanabileceğini öngördüler.
Enflasyon ve Fed’in Tepkisi
Trump’ın tarifeleri ve mali teşvikleri yoluyla yaratacağı potansiyel enflasyonist baskı, Fed’in para politikası üzerindeki en önemli etkenlerden biri olacak. Fed’in enflasyonla mücadele misyonu göz önüne alındığında, Trump yönetiminin politikaları, Fed’i faiz oranlarını beklenenden daha yavaş düşürmeye veya hatta artırmaya zorlayabilir. Bu durum, doların cazibesini artırırken, hisse senedi piyasaları üzerinde baskı yaratabilir. Ayrıca, bir başkanın Fed’in bağımsızlığına yönelik söylemleri veya müdahale girişimleri, piyasalarda ek bir belirsizlik kaynağı oluşturabilir.
Küresel Para Birimleri Üzerindeki Baskı
Deutsche Bank stratejisti Alan Ruskin, “Trump etkisi”nin euro, yuan ve Meksika pezosu gibi önemli para birimleri için negatif; dolar için ise pozitif olduğunu ifade etti. Ruskin, yatırımcıların Trump’ın ticaret ve jeopolitik üzerindeki etkisinin, farklı nedenlerden dolayı, en azından başlangıçta dolar açısından olumlu olduğunun farkında olduklarını belirtti. Örneğin:
- Euro (EUR): ABD ile Avrupa Birliği arasındaki potansiyel ticaret gerilimleri, özellikle otomotiv sektöründe, Euro üzerinde baskı yaratabilir. Avrupa ekonomisinin yavaşlaması ve ABD’deki faiz oranlarının yüksek kalması Euro/Dolar paritesini olumsuz etkileyebilir.
- Yuan (CNY): Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşlarının yeniden şiddetlenmesi, Çin ekonomisi ve Yuan üzerinde doğrudan bir darbe etkisi yaratabilir. Ticari belirsizlikler, Yuan’ın değer kaybetmesine yol açabilir.
- Meksika Pezosu (MXN): Trump’ın Meksika ile ilgili sınıra yönelik politikaları ve ticaret anlaşmalarını (NAFTA/USMCA) yeniden gözden geçirme söylemleri, Meksika ekonomisi ve Pezosu üzerinde önemli bir risk oluşturmaktadır.
Deutsche Bank stratejistleri, Fed faiz oranlarını beklendiği kadar keskin bir şekilde düşürse bile seçimlerin doları bu yıl muhtemelen 2023’teki aralıklarda tutacağını belirttiler ve “Seçim riskleri arttıkça yıl boyunca dolara yönelik güvenli liman talebinin devam etmesi muhtemel” değerlendirmesinde bulundular.
2016 Tecrübesi ve Piyasa Hazırlığı
Citigroup Global Markets G10 FX Strateji Direktörü Daniel Tobon, piyasaların bu kez daha hazırlıklı olacağını ve 2016 benzeri bir dalgalanma beklemediğini belirtti. 2016’da Trump’ın seçilmesi, piyasalar için büyük bir şok olmuş ve ilk başta önemli oynaklıklara neden olmuştu. Ancak piyasalar, Trump’ın politikalarına ve yaklaşımına zamanla adapte oldu. Şimdi ise yatırımcılar, olası bir Trump zaferine karşı daha bilinçli ve portföylerini buna göre şekillendirme konusunda daha deneyimli. Bu durum, aşırı tepkilerin sınırlı kalmasına ve piyasaların daha sakin bir geçiş sergilemesine yardımcı olabilir. Ancak bu, piyasaların Trump’ın politikalarının uzun vadeli etkilerinden muaf olacağı anlamına gelmiyor; sadece ilk şokun daha az hissedileceği anlamına gelebilir.
Sonuç
ABD’de 2024 başkanlık seçimleri, siyasi ve ekonomik arenada büyük bir belirsizlik ve beklenti yumağı oluşturuyor. Cumhuriyetçi adaylık yarışında Donald Trump’ın favori konumu, Wall Street’in potansiyel bir Trump başkanlığı senaryosuna yönelik detaylı analizler yapmasına neden oluyor. Tarife politikaları, vergi reformları ve jeopolitik duruşun, doların değerlenmesi, tahvil getirilerinin yükselmesi ve küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillenmesi gibi önemli finansal sonuçları olabileceği öngörülüyor. Piyasa oyuncuları, 2016’daki tecrübeleri ışığında daha hazırlıklı olsalar da, Trump’ın kararlı ve çoğu zaman tahmin edilemez politikalarının, özellikle uzun vadede, küresel ekonomiyi ve finansal piyasaları derinden etkileme potansiyeli devam etmektedir. Önümüzdeki aylar, hem siyasi kampanyaların gidişatı hem de piyasaların bu dinamiklere nasıl tepki vereceği açısından büyük bir merakla bekleniyor.
Kaynak: BloombergHT