Tokyo’dan Esen Piyasa Rüzgarı

Japonya Ekonomisi Çıkmazda mı? Kayıp On Yıllar ve Küresel Piyasalar Üzerindeki Etkisi

Japonya, 1990’lı yılların başından bu yana süregelen ekonomik durgunluk sarmalından bir türlü kurtulamayan gelişmiş ülkelerden biri. “Kayıp On Yıllar” olarak adlandırılan bu dönem boyunca hükümetler ve Japonya Merkez Bankası (BOJ), ekonomiyi canlandırmak adına sayısız politika denemesi gerçekleştirdi. Piyasayı hareketlendirmek için faiz oranları eksi seviyelere düşürüldü; ABD ve Avrupa merkez bankalarının uyguladığı niceliksel gevşeme (para basma) politikalarına benzer adımlar atıldı. Hatta, tüketimi teşvik etmek ve deflasyon riskini ortadan kaldırmak amacıyla enflasyonun yükselmesine göz yumularak kamu harcamaları artırıldı ve vergiler düşürüldü. Ancak tüm bu çabalara rağmen ekonomik büyüme bir türlü istenilen seviyelere ulaşamadı. Aksine, kamu kesimi borç yükü inanılmaz boyutlara tırmandı ve ülkeyi dünyanın en borçlu devletlerinden biri haline getirdi. Bu durum, Japonya’nın uzun süreli makroekonomik zorluklarla nasıl mücadele ettiğini ve uygulanan geleneksel politikaların neden beklenen etkiyi yaratmadığını gözler önüne seriyor.

Ülkenin ekonomik performansını daha yakından incelemek için Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine dayanan çeşitli göstergeler bize yol gösteriyor. Bu analizdeki tüm referans grafik verileri, https://tradingeconomics.com/ sitesinden alınmıştır. Japonya ekonomisi, özellikle son dönemde, resesyonun eşiğinde bir görünüm sergilemekte. Çeyrekler itibarıyla bir önceki yılın aynı çeyrek sonucuna göre yıllık büyüme ve bir önceki çeyreğe göre çeyreklik büyüme oranları incelendiğinde, ülkenin genel ekonomik aktivitesinde ciddi bir yavaşlama olduğu açıkça görülüyor. Örneğin, son dönemdeki büyüme verileri, Japonya’nın sürdürülebilir bir toparlanma ivmesi yakalayamadığını ve küresel ekonomik dalgalanmalardan kolayca etkilendiğini ortaya koyuyor. Bu durum, uzun süredir devam eden büyüme sorunlarının hala aşılamadığını ve ekonominin kırılgan yapısını gözler önüne seriyor. Özellikle küresel ekonomik belirsizliklerin arttığı bir dönemde, bu durgunluk, Japonya için daha büyük zorlukları beraberinde getirebilirken, Japon halkının harcama alışkanlıkları ve yaşlanan nüfus yapısı gibi iç faktörler de bu durumu pekiştiriyor.

Ekonomik büyümedeki bu durağanlığa rağmen, Japonya işsizlik ve enflasyon gibi makroekonomik göstergelerde şimdilik daha stabil bir tablo çiziyor. Gelişmiş ülkelerin genelinde görülen işsizlik oranlarının oldukça altında bir seyir izleyen Japonya’daki işsizlik oranı, güçlü işgücü piyasasının ve demografik yapının etkisiyle oldukça düşük seviyelerde kalmayı sürdürüyor. Bu düşük işsizlik oranı, istihdam piyasasının dayanıklılığını gösterse de, düşük ücret artışları ve sınırlı iç talep nedeniyle ekonomik büyümeye yeterince katkı sağlayamıyor. Diğer yandan, enflasyon oranı son dönemde yüzde 3’ün hemen altında bir değerle dengelenmiş durumda. Ancak Japon hükümeti ve Japonya Merkez Bankası (BOJ), bu mevcut durumdan tam olarak memnun değil. Zira ABD Merkez Bankası (Fed) gibi önemli kurumların benimsediği yüzde 2’lik enflasyon hedefi, BOJ tarafından da fiyat istikrarı için ideal bir üst sınır olarak kabul ediliyor. Bu nedenle, yüzde 3 civarındaki enflasyon oranları, hedefin üzerinde olduğu için dikkatle izleniyor ve olası politikaların şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor. BOJ’un ana hedefi, orta ve uzun vadede istikrarlı bir yüzde 2 enflasyon oranına ulaşarak deflasyonist beklentileri tamamen ortadan kaldırmak ve sağlıklı bir ekonomik ortam yaratmaktır.

Ancak Japonya ekonomisinin en kritik sorunlarından biri, kamu finansmanındaki devasa yük olmaya devam ediyor. Ülkenin bütçe dengesi, gayri safi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranla incelendiğinde, 2020 yılında yaşanan rekor açığın ardından bir miktar toparlanma gösterse de, hala GSYİH’nin yaklaşık yüzde 5,5’i oranında önemli bir açık vermeye devam ediyor. Bu durum, kamu harcamalarının gelirleri karşılama yeteneğindeki zayıflığı ve sürekli borçlanma ihtiyacını ortaya koyuyor. 2020’deki rekor açık, COVID-19 salgınının tetiklediği ekonomik krizle mücadele etmek için uygulanan geniş kapsamlı mali teşvik programlarının bir sonucuydu. Çok daha endişe verici olanı ise kamu borç stoku / GSYİH oranıdır. Japonya, bu alanda kelimenin tam anlamıyla dünya birincisi konumunda olup, kamu borç stokunun GSYİH’nin yüzde 250’sinden fazlasına ulaşması, küresel ekonomide eşi benzeri görülmemiş bir borçluluk seviyesine işaret ediyor. Bu durum, ülkenin mali sürdürülebilirliği açısından ciddi riskler barındırsa da, Japonya’nın bu borcu büyük ölçüde yerel yatırımcılar, özellikle de Japon bankaları ve emeklilik fonları aracılığıyla iç kaynaklardan finanse etmesi ve küresel rezerv para birimlerinden biri olan Japon Yeni’ne sahip olması, şimdilik bir krizi engelliyor gibi görünüyor. Ancak bu durumun uzun vadede sürdürülebilirliği, ekonomi uzmanları tarafından sürekli tartışma konusu yapılıyor ve potansiyel riskler dikkatle izleniyor.

Japonya’nın makroekonomik resminde olumlu bir nokta ise geleneksel olarak fazla veren cari denge performansıdır. Ülke, dış ticaretinde ve genel olarak uluslararası ekonomik ilişkilerinde net bir fazla vermeye devam ediyor. Son verilere göre Japonya, GSYİH’sinin yüzde 3,6’sı oranında kayda değer bir cari fazlaya sahip. Bu sürekli cari fazla, ülkenin dış kaynaklardan bağımsızlığını pekiştiren ve döviz rezervlerini güçlendiren önemli bir unsurdur. İhracatın ithalattan daha yüksek olması, Japonya’nın uluslararası alanda net bir alacaklı konumunda olduğunu gösterir. Dahası, bu cari fazla, Japonya’nın rekor düzeydeki kamu borç stoku için adeta bir “sigorta” görevi görüyor. Cari fazla sayesinde ülke, dış borçlanmaya ihtiyaç duymadan iç borçlanmasını sürdürebiliyor, küresel piyasalardan sermaye çekme baskısı yaşamıyor ve dış şoklara karşı daha dirençli bir yapıya kavuşuyor. Bu, Japonya’nın yüksek borç yüküne rağmen hala ekonomik istikrarını koruyabilmesindeki en temel etkenlerden biri olarak kabul edilebilir ve ülkenin finansal esnekliğini artırır.

Geleceğe yönelik ekonomik beklentiler açısından ise İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) bize önemli sinyaller veriyor. Bu endeks, satın alma yöneticilerinin yeni siparişler, üretim, istihdam ve stoklar gibi konulardaki algılarını ve beklentilerini ölçer. Endeksin 50 seviyesinin üzerinde olması imalat sektöründe genişlemeye, altında olması ise daralmaya işaret eder. Özellikle 50’nin altında bir değer, genel ekonomik beklentilerin iyi olmadığını gösterirken, 40’ın altında bir seviye ise ciddi olumsuz beklentilerin ve olası bir ekonomik gerilemenin habercisidir. Mevcut durumda Japonya açısından imalat PMI endeksi, beklentilerin bozulmakta olduğuna dair işaretler vermektedir. Bu durum, küresel ticaretteki yavaşlama, tedarik zinciri sorunları, bölgesel gerilimler veya iç talepteki düşüş gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanıyor olabilir. Bu endeksin özellikle BOJ’un son faiz kararından sonra hangi yönde hareket edeceği, ekonominin geleceği hakkında daha net bir fikir edinmemizi sağlayacaktır. PMI endeksi, ekonomistler ve yatırımcılar için bir ülkenin ekonomik sağlığı ve gelecekteki performansı hakkında önemli bir erken uyarı göstergesi olarak kabul edilir ve piyasalardaki güven ortamını yansıtır.

Japonya Merkez Bankası (BOJ), Temmuz ayının son gününde piyasalar için kısmen sürpriz sayılabilecek bir kararla faiz oranlarında artırıma gitti. Uzun süredir yüzde 0,10 seviyesinde tutulan bu ultra düşük faiz oranı, Japonya’yı küresel “carry trade” (getiri taşıma) işlemleri için ucuz fon sağlama merkezi haline getirmişti. Bu sistemde, yatırım fonları ve spekülatörler, Japonya’dan oldukça düşük maliyetle Japon Yeni cinsinden kredi alarak, bu fonları dünya genelinde daha yüksek faiz oranları sunan ülkelere (örneğin Türkiye gibi, o dönemde en yüksek faizi veren ülkelerden biriydi) yatırarak önemli getiriler elde ediyorlardı. BOJ’un Temmuz sonunda faiz oranını yüzde 0,25’e yükseltmesi, bu carry trade stratejisinin maliyetini doğrudan artırdı. Her ne kadar yapılan artışa rağmen BOJ’un faizi diğer gelişmiş ülke merkez bankalarına kıyasla hala oldukça düşük seviyelerde kalsa da, bu adım iki önemli etki yarattı: Birincisi, mevcut carry trade pozisyonlarının karlılığını azalttı. İkincisi ve daha önemlisi, geleceğe yönelik ek faiz artışlarına bir pencere açtığı sinyalini verdi. Bu sinyal, carry trade yapan fonlar arasında Japon Yeni’nden çıkış ve dolar gibi daha güvenli limanlara yönelme eğilimini tetikledi. Fonların dolara dönüşü, ABD seçimleri, küresel resesyon beklentisi ve Orta Doğu’daki tırmanan kriz gibi zaten hassas olan piyasalardaki dolar talebini artırarak, doların diğer para birimleri karşısındaki değerini yükseltti. BOJ’un bu kararı, zaten diken üstünde olan küresel piyasalarda bir panik dalgasına yol açtı. Özellikle gelişmekte olan piyasalar başta olmak üzere, dünya genelindeki finans piyasalarında ciddi dalgalanmalar ve bazı varlık sınıflarında sert düşüşler yaşandı.

Ancak, dünya ekonomisi son yıllarda sürekli şoklarla sarsılmaya alışmış durumda. COVID-19 salgını, enerji krizleri, jeopolitik gerilimler, yüksek enflasyon ve bölgesel çatışmalar gibi pek çok büyük sarsıntı yaşandı. Bu nedenle, eskiden çok daha ağır ve uzun süreli sonuçları olabilecek bu tür şoklar, günümüzde genellikle birkaç günlük sert sarsıntılarla atlatılabiliyor. Finans piyasaları, adapte olma yeteneğini geliştirerek, alınan radikal kararlara, yapılan ekonomik uygulamalara ve hatta devam eden savaşlara ilk anda güçlü tepkiler verse de, bu etkiler genellikle uzun süreli olmuyor. Dün küresel piyasalarda yaşanan ciddi düşüşlerin ardından, bu sabah itibarıyla hafif bir toparlanma eğilimi gözlenmeye başlandı. Bu durum, piyasaların şoklara karşı direncinin arttığını ve bilginin çok hızlı yayılarak fiyatlara hızla yansıdığını gösteriyor. Ancak, özellikle Orta Doğu’daki krizin seyrine bağlı olarak önümüzdeki günlerdeki belirsizlikler hala yüksek. Finans piyasalarının en sevmediği durum olan belirsizlik, yatırımcıları tedirgin etmeye devam edecek gibi görünüyor. Bu durumun bir süre daha piyasalarda volatiliteye yol açması bekleniyor. Yatırımcılar ve ekonomistler, küresel ekonomik görünümü etkileyen bu dinamikleri yakından takip etmeye devam edeceklerdir, zira belirsizlik ortamında ani yön değişiklikleri her zaman mümkündür.

Kaynak: mahfiegilmez.com

  • Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.