TEPAV’dan Türkiye Ekonomisi İçin Acil Çağrı: Repo Faizi Yükseltilmeli, Enflasyonla Mücadele Hızlanmalı
Türkiye ekonomi gündemini yakından takip eden ve önemli raporlara imza atan TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı), yakın zamanda yayımladığı Para Politikası Değerlendirme Notu ile ülke ekonomisinin mevcut durumuna dair kritik tespitlerini ve acil çözüm önerilerini kamuoyu ile paylaştı. Bu kapsamlı değerlendirme, özellikle para politikası ve enflasyonla mücadele stratejileri üzerine odaklanarak, mevcut sıkıntıların aşılması için atılması gereken adımları net bir dille ortaya koyuyor.
TEPAV’ın çalışmasının temel vurgusu oldukça net: “Repo faizi 500 baz puan artırılmalı ve verilere bağlı olarak ilave sıkılaşmanın da yapılabileceği belirtilmelidir.” Bu açıklama, enflasyonla mücadelede kararlılık mesajının güçlendirilmesi ve piyasa beklentilerinin doğru yönde şekillendirilmesi açısından önemli bir çağrı olarak öne çıkıyor.
Türkiye Ekonomisinin Makro Görünümü ve G20 Karşılaştırması
TEPAV raporu, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu uluslararası bir perspektifle değerlendirerek başlıyor. Şubat 2024 itibarıyla Türkiye’nin aylık enflasyonunun yüzde 4,53 gibi yüksek bir seviyede gerçekleştiği belirtiliyor. Bu oran, G20 ülkelerinin aynı aydaki yıllık enflasyon ortalamasının dahi üzerinde konumlanarak, Türkiye’nin enflasyon sorununun ne denli acil ve derin olduğunu gözler önüne seriyor. Raporda özellikle Arjantin ve Türkiye’nin, hem yüksek enflasyon oranları hem de artan risk primleri açısından diğer G20 ülkelerinden belirgin bir şekilde ayrıştığına dikkat çekiliyor. Bu ayrışma, uluslararası yatırımcılar nezdinde Türkiye ekonomisine yönelik algıyı olumsuz etkileyerek, ülkenin finansman kaynaklarına erişimini zorlaştırıyor ve maliyetlerini artırıyor.
TEPAV’ın Tespit Ettiği İki Temel Sorun
TEPAV, daha önceki değerlendirme notlarında da altını çizdiği gibi, mevcut ekonomi programının sürdürülebilir büyümeyi sağlamak, enflasyonu, faizleri ve risk primini düşürmek gibi kısa vadeli hedeflerine ulaşabilmesi için çözmesi gereken iki temel sorunun varlığını sürdürdüğünü belirtiyor.
Cari İşlemler Açığı ve Finansman İhtiyacı
Bu sorunlardan ilki, ülkenin kronik sorunlarından biri olan cari işlemler açığı. Cari işlemler açığı, bir ülkenin mal ve hizmet ticareti, gelir ve transferler dengesi sonucu oluşan dış ticaret açığı anlamına gelir ve genellikle döviz ihtiyacını artırır. Rapora göre, Haziran-Aralık 2023 döneminde cari işlemler açığının üzerinde net finansman sağlanmışken, Ocak 2024’te bu tabloda belirgin bir bozulma yaşanmış ve net sermaye çıkışı gerçekleşmiştir. Bu durum, Türkiye’nin dış finansman bağımlılığının ne kadar kırılgan olduğunu ve sıcak para girişlerinin ne denli geçici olabileceğini göstermektedir. Normal kanallardan finansman sağlanamaması, Merkez Bankası rezervleri üzerinde baskı yaratabilir ve döviz kurunda oynaklığa yol açabilir.
Bütçe Açığı ve Harcama Baskıları
İkinci temel sorun ise, hem seçim öncesi dönemde yapılan harcamaların hem de yıkıcı depremlerin neden olduğu zorunlu harcamaların bütçe açığının yüksek düzeylerde seyretmesine yol açma potansiyeliydi. Şubat ayı gerçekleşmeleri, harcama baskılarının hala sürdüğünü ve bütçe dengesi üzerindeki yükün devam ettiğini ortaya koyuyor. TEPAV bünyesinde yapılan çalışmalar, ek önlemler alınmaması durumunda bütçe açığı ve kamu borç stokundaki bozulmanın devam edebileceğine işaret ediyor. Yüksek bütçe açıkları, hükümetin borçlanma ihtiyacını artırarak faizleri yükseltebilir, bu da özel sektör yatırımlarını olumsuz etkileyebilir ve uzun vadede ekonomik büyümeyi baskılayabilir.
Enflasyonla Mücadelede Derinleşen Endişeler
Raporda, para politikası açısından temel sorunun, Mayıs 2024’te yüzde 75 civarında bir tepe noktasına ulaşması beklenen enflasyonun, 2024 sonunda nasıl yüzde 36’ya düşürüleceği ve sonraki dönemde bu düşüş eğiliminin nasıl sürdürüleceği olduğu vurgulanıyor. Ancak güncel gelişmeler, bu temel sorunu daha da derinleştiriyor.
Beklentileri Aşan Aylık Enflasyon ve Bozulmaya Devam Eden Beklentiler
Enflasyonla ilgili en önemli endişelerden biri, Şubat ayında aylık enflasyonun tahminlerin üzerinde gerçekleşmesidir. Mevsim etkilerinden arındırılmış aylık enflasyon yüzde 4 olarak ölçülmüş ve Merkez Bankası’nın yüzde 3 olan tahminini aşmıştır. Bu durum, enflasyon beklentilerinin bozulmaya devam ettiğini gösteriyor. Ayrıca, 2024 sonu için beklenen enflasyon da yılbaşından bu yana artış eğilimindedir. Güncel Mart ayı verileri, beklenen yıl sonu enflasyonunun hala yüzde 44,2 gibi oldukça yüksek bir düzeyde olduğuna işaret etmektedir. Bu, enflasyonla mücadeledeki en önemli araçlardan biri olan beklenti yönetimi konusunda ciddi bir zafiyet olduğunu ortaya koyuyor.
Döviz Kurundaki Artış ve Rezerv Kaybı
İkinci bir endişe kaynağı, son haftalarda döviz kurunda gözlenen artış ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) net döviz rezervlerindeki azalış eğilimidir. Bu eğilim, yerel seçimler sonrasında kurlarda bir düzeltme olacağı beklentisiyle artan döviz talebinden kaynaklanmaktadır. Merkez Bankası’nın bu süreçte sadece gecikmeli olarak ihtiyati politikalara yönelmesi, döviz talebindeki artışı ve kur üzerindeki baskıyı daha da güçlendirmiştir. Döviz kurundaki istikrarsızlık, ithal girdi maliyetlerini artırarak enflasyonist baskıyı körüklerken, rezerv kaybı Merkez Bankası’nın piyasaya müdahale kapasitesini zayıflatmaktadır.
Mali Tedbirlerin Potansiyel Enflasyonist Etkisi
Üçüncü olarak, 2024’te Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranla yüzde 6’nın üzerinde gerçekleşmesi beklenen bütçe açığını azaltmaya yönelik alınabilecek mali tedbirlerin olası enflasyonist etkileri üzerinde duruluyor. Zira 2023 yılında yapılan ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) ve KDV (Katma Değer Vergisi) ağırlıklı vergi düzenlemeleri, Merkez Bankası’nın enflasyon raporlarında da belirtildiği gibi enflasyonu yukarı çeken faktörler arasında yer almıştır. Bu durum, mali disiplin sağlanırken, atılacak adımların enflasyonist etkilerinin dikkatle hesaplanması gerektiğini göstermektedir.
Politika Faizinin Yetersiz Etkisi ve Para Politikası Çıkmazları
Dördüncü ve en kritik sorunlardan biri, Ocak ayı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizinin (repo faizi) yüzde 45’e çıkarılmasına rağmen, bu artışın beklenen etkiyi yaratamamasıdır. Politika faizindeki artış, yerleşiklerin hem döviz talebini belirgin biçimde azaltacak hem de tüketim harcamalarının artış oranını aşağıya çekecek ölçüde Türk lirası mevduat faizlerine yansımamıştır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, bankacılık sektöründeki kredi ve mevduat faizi dinamikleridir. Mevduat faizlerinin yeterince yükselmemesi, TL mevduatın cazibesini azaltmış ve bireylerin dövize yönelimini sürdürmesine neden olmuştur. Buna rağmen Şubat ayı PPK toplantısında politika faizi sabit tutulmuş, Mart ayı içinde ise yukarıda özetlenen olumsuz gelişmelere tepki olarak faiz dışı bazı sıkılaştırıcı önlemlere başvurulmuştur.
TEPAV, bu tür kararların iki önemli olumsuz sonucuna dikkat çekiyor: Birincisi, politika faizinin yükselebileceği bir üst sınır olduğu şüphesini artırarak ekonomi programının başarı şansını olumsuz etkilemesidir. Bu durum, piyasada “faiz artırımı isteksizliği” algısını güçlendirerek Merkez Bankası’nın kredibilitesini zedeleyebilir. İkincisi ise parasal sıkılaştırmadaki bu dengesizliğin, krediye erişimi gereğinden fazla zorlaştırarak ekonomik aktivite üzerinde olumsuz bir baskı oluşturmasıdır. Krediye erişimin zorlaşması, özellikle KOBİ’ler ve reel sektör için yatırım ve üretim kapasitesini sınırlayabilir.
Kapsamlı Bir Program ve Toplumsal Destek Vurgusu
TEPAV, Mayıs 2023 seçimlerinden sonra başlayan ekonomide rasyonele dönüş sürecinin, kapsamlı bir programa dönüştürülüp, bu programın sosyal kesimler tarafından desteklenmesi sağlanmadıkça yukarıda değinilen olumsuzlukların giderilmesinin mümkün olamayacağının altını çiziyor. Ekonomik istikrarın yeniden tesisi ve sürdürülebilir büyüme patikasına geçiş, sadece para ve maliye politikalarıyla değil, aynı zamanda toplumun tüm kesimlerinin sürece olan inancı ve desteğiyle mümkün olabilecektir. Bu, yapısal reformların kararlılıkla uygulanması, şeffaflık ve hesap verebilirliğin artırılması gibi geniş bir yelpazede adımlar atılmasını gerektirmektedir.
Dış Koşulların Sunabileceği Fırsatlar
Tüm bu iç sorunlara rağmen, TEPAV raporu 2024 sonu enflasyon hedefine ulaşılması açısından dış koşulların, mevcut bilgiler ışığında olumlu yönde seyrettiğine işaret ediyor. Bu durum, Türkiye için bir nebze de olsa nefes alma alanı yaratabilir ve doğru politikalarla birleştiğinde hedeflere ulaşmayı kolaylaştırabilir.
Brent Ham Petrol Fiyatları
Brent ham petrol fiyatının 2024 ortalama düzeyine ilişkin tahminler son haftalarda yukarıya doğru güncellenmiş olsa da, hala tahmin edilen düzey 2023 ortalamasından belirgin biçimde farklı değildir. Dünya ekonomisinde önemli bir girdi maliyeti olan petrol fiyatlarının görece istikrarlı seyri, Türkiye’nin enerji ithalatı faturasını kontrol altında tutmasına ve dolayısıyla cari işlemler açığı üzerindeki baskıyı hafifletmesine yardımcı olacaktır. Bu da doğrudan ve dolaylı yollarla enflasyonla mücadeleye olumlu katkı sağlayabilir.
Küresel Merkez Bankalarının Faiz Politikaları
Ayrıca, Fed (ABD Merkez Bankası) ve ECB (Avrupa Merkez Bankası) gibi büyük merkez bankalarının politika faizlerini düşürme sürecine girmeleri beklenmektedir. Bu küresel para politikası gevşemesi, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için dış finansman koşullarını iyileştirebilir. Bu iki unsur, bir yandan cari işlemler açığının finansmanının kolaylaşmasına, diğer yandan ise kur artışlarının daha makul düzeylerde gerçekleşmesine zemin hazırlayarak Türkiye ekonomisi üzerindeki baskıyı azaltabilir.
Sonuç: Acil ve Kapsamlı Bir Eylem Planı Çağrısı
TEPAV’ın Para Politikası Değerlendirme Notu, Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu zorlukları kapsamlı bir şekilde ortaya koyarken, bu zorlukların aşılması için acil ve kararlı adımlar atılması gerektiğini vurguluyor. Özellikle enflasyonla mücadelede, politika faizinin 500 baz puan artırılması ve ek sıkılaştırma adımlarının gerektiğinde atılabileceği mesajının verilmesi, piyasa güveninin yeniden tesisi açısından hayati önem taşıyor. Cari açık, bütçe açığı ve döviz kuru istikrarsızlığı gibi sorunlara yönelik bütünsel ve şeffaf bir yaklaşım benimsenmesi, ekonomide rasyonel temellere dönüş sürecinin başarısı için elzemdir. Dış koşulların sunduğu olumlu fırsatlar iyi değerlendirilmeli ve iç dinamiklerdeki yapısal sorunlar, kapsamlı bir program ve toplumsal destekle çözüme kavuşturulmalıdır.
Kaynak: Foreks