TCMB’den Temerrüde Düşen Şirketlerin Röntgeni

Parasal Sıkılaşma Dönemlerinde Firma Temerrütleri ve Finansal İstikrarın Değerlendirilmesi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan güncel bir analiz, parasal sıkılaşma süreçlerinde firmaların temerrüde düşme davranışlarını mercek altına alıyor. Özellikle 2018 ve 2023 yıllarındaki sıkılaşma dönemleri arasındaki belirgin farklılıklar, finansal istikrar açısından önemli çıkarımlar sunuyor. Analize göre, 2023 sıkılaşma döneminde tahsili gecikmiş alacakların (TGA) ve firma temerrüt oranlarının, 2018 dönemine kıyasla kayda değer ölçüde daha düşük seyretmesi dikkat çekiyor. Bu durum, Türk ekonomisinin ve reel sektörün artan faiz oranlarına karşı daha dirençli bir yapı sergilediğine işaret ediyor.

TCMB’nin blog sayfası “Merkezin Güncesi”nde yer alan ve Yusuf Kenan Bağır, Ünal Seven ile Ertan Tok tarafından hazırlanan “Parasal Sıkılaşma Dönemlerinde Firmaların Temerrüde Düşme Davranışları Nasıl Farklılaşıyor?” başlıklı çalışma, parasal sıkılaşma dönemlerinde finansal istikrarın gözetimi için kritik önem taşıyan göstergelerden biri olan firma temerrütlerini ayrıntılı bir şekilde inceliyor. Analiz, mevcut sıkılaşma sürecinde firma temerrütlerinin ölçek ve sektör bazında nasıl değiştiğini, finansal borçluluğun bu süreçteki rolünü ve geçmiş dönemlerle kıyaslandığında ortaya çıkan farklılaşmanın nedenlerini derinlemesine ele alıyor.

2018 ve 2023 Sıkılaşma Dönemleri Arasındaki Temel Farklılıklar

Tarihsel verilere bakıldığında, ticari kredi faiz oranlarının hem 2018 hem de 2023 parasal sıkılaşma dönemlerinde önemli ölçüde yükseldiği gözlemleniyor. Ancak, bu faiz artışlarına firmaların verdiği tepkilerde çarpıcı bir ayrışma söz konusu. 2018 sıkılaşma döneminde ticari kredi tahsili gecikmiş alacaklar (TGA) oranlarında belirgin bir artış yaşanırken, içinde bulunduğumuz 2023 sıkılaşma döneminde TGA oranları görece düşük seviyelerde seyrediyor.

2018 Sıkılaşma Döneminde TGA Yükselişi

2018 yılı Haziran ayından itibaren TCMB politika faizini dört ay içerisinde yüzde 8’den yüzde 24 seviyesine yükseltmiş ve bu seviyeyi Temmuz 2019’a kadar korumuştu. Politika faizindeki bu keskin artış, sıkılaşma öncesi yüzde 17,9 seviyesinde olan ticari kredi faiz oranlarını yüzde 35’e kadar taşımıştı. Bu dönemde, ticari kredi TGA oranları da hızla yükselişe geçmiş ve sıkılaşma öncesi dönemdeki yüzde 3 seviyesinden 2019 yılı sonuna kadar yüzde 6 seviyesine çıkmıştı. Bu durum, yüksek faiz oranlarının firmaların borç ödeme kapasitesi üzerindeki olumsuz etkisini açıkça ortaya koyuyordu.

2023 Sıkılaşma Döneminde TGA’nın Düşük Seyri

Mevcut sıkılaşma döneminde ise ticari kredi faizlerindeki artışa rağmen TGA oranları yalnızca yüzde 1,5 seviyesinde. Bu ayrışmada, iki dönem arasındaki makroekonomik faktörlerin ve firma/sektör spesifik özelliklerin belirleyici olduğu değerlendiriliyor. Analizde belirtildiği üzere, faiz artışlarının zamanlaması, genel enflasyon seviyesi, kur değişimleri ve jeopolitik gelişmeler gibi makro faktörler, 2023 döneminin 2018’den farklı bir tablo çizmesine neden oluyor. Örneğin, yüksek enflasyon ortamı firmaların nominal gelirlerini artırarak borç yüklerini reel olarak azaltabilirken, daha kontrollü bir kur politikası da döviz borcu olan firmaların yükünü hafifletebilir.

Firma Temerrüt Davranışlarının Yaşlandırma Analizi ile İncelenmesi

Analiz, iki sıkılaşma döneminde temerrütlerde gözlenen ayrışmanın firma özellikleri ile ilişkisini göstermek amacıyla firma bazlı yaşlandırma analizleri kullanıyor. Yaşlandırma analizi, belirli bir dönemde finansal açıdan sağlıklı olarak tanımlanan firmaların, sonraki dönemlerde temerrüde düşme oranlarını ölçen önemli bir yöntemdir. Bu analizde, faizlerin yatay seyrettiği 2014 Haziran sonrası dönem referans olarak kabul ediliyor. Bu referans dönemde, firmaların yaklaşık yüzde 5’inin 16 ay içinde temerrüde düştüğü görülüyor.

2018 parasal sıkılaşma döneminde ise sağlıklı firmalardan temerrüde düşenlerin oranı, 2014-2015 referans dönemiyle karşılaştırıldığında belirgin şekilde daha yüksek çıkıyor. Faiz artırımının başladığı aydan yaklaşık 6 ay sonra bu ayrışma net bir şekilde gözlemlenmeye başlıyor. Bu da, politika faizindeki artışların firmaların finansal sağlığı üzerindeki etkilerinin belirli bir gecikmeyle ortaya çıktığını gösteriyor.

Firma Ölçeği ve Borçluluk Düzeyinin Etkisi

Analiz, firmaları ölçek (mikro, orta, büyük) ve borçluluk düzeyi (firmanın kredi bakiyesinin net satışlarına oranı baz alınarak düşük, orta, yüksek) olmak üzere iki ana kritere göre gruplandırıyor. Para politikasında sıkılaşmanın yaşandığı Haziran 2018-Eylül 2019 dönemi ile faizlerin yatay seyrettiği Haziran 2014-Eylül 2015 dönemleri firma temerrütleri, borçluluk ve ölçek açısından karşılaştırıldığında, temerrüt artışının özellikle yüksek borçlu orta ve büyük ölçekli firma gruplarında daha belirgin olduğu tespit ediliyor.

Bu bulgular, borçluluk ile temerrüde düşme olasılığı arasında pozitif bir ilişki olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Dahası, bu ilişkinin faizlerin artmaya başladığı dönemlerde, faizlerin yatay seyrettiği dönemlere kıyasla çok daha güçlü olduğu gözlemleniyor. Başka bir ifadeyle, firmaların temerrüdünün borçluluğa olan duyarlılığı, yüksek faiz patikası ortamında daha da yükseliyor. Bu durum, yüksek borçluluğa sahip firmaların 2023 yılı Haziran ayında başlayan faiz artırım sürecine diğer firmalara kıyasla daha olumsuz tepki vermesinin beklenebileceği yönünde bir öngörü sunuyor.

2023 Dönemindeki Reel Sektör Dayanıklılığının Arkasındaki Nedenler

Mevcut dönemdeki firma temerrütlerinin görece düşük seyretmesinin arkasında yatan önemli faktörler analizde detaylıca açıklanıyor. Kullanılan karşılaştırma dönemleri ve mevcut faiz patikası dönemi arasında ekonominin genel ivmesi, faiz oranlarındaki değişim hızı, bankaların risk yüklenme kapasiteleri ve reel sektörün borçluluk düzeylerinde ciddi farklılıklar bulunuyor.

Reel Sektör Borçluluğunda Azalma ve Enflasyon Etkisi

Özellikle, reel sektör borçluluğu ve mevcut TGA oranları, enflasyonun etkisiyle birlikte önceki dönemlere kıyasla 2023 parasal sıkılaşma döneminde oldukça düşük seviyelerde bulunuyor. Yüksek enflasyon, nominal borçların reel değerini aşındırarak firmaların borç yükünü hafifletebilir. Bu “borç erozyonu” etkisi, firmaların daha kolay nefes almasına ve temerrüt riskini azaltmasına yardımcı olabilir.

Döviz Pozisyon Açığının Kapanması

2018 dönemiyle karşılaştırıldığında, reel sektörün döviz pozisyon açığı da önemli ölçüde azalmış durumda. Bu durum, firmaların kur şoklarına karşı dayanıklılığını artırıyor. Türk lirası cinsinden gelir elde edip döviz cinsinden borcu olan firmalar, kurdaki ani yükselişlerden ciddi şekilde etkilenebilmekteydi. Döviz pozisyon açığındaki kapanma, bu riskin minimize edilmesine katkı sağlamış ve reel sektörü daha sağlam bir zemine oturtmuştur.

Bankacılık Sektörünün Güçlü Konumu

Bu açılardan bakıldığında, bankaların kredi riski taşıma kapasitesinin ve firmaların borç taşıma kapasitesinin karşılaştırılan dönemlerin üzerinde olduğunu söylemek mümkün. Bankacılık sektörünün daha güçlü sermaye yapısı ve gelişmiş risk yönetimi uygulamaları da bu dayanıklılığa katkıda bulunuyor. Bu faktörler bir araya geldiğinde, reel sektör firmalarının ve bankacılık sektörünün kredi temerrütlerine karşı daha dirençli olduğunu gösteriyor.

2023 Sonrası Temerrüt Oranları ve Geleceğe Yönelik Çıkarımlar

Analiz, firma temerrütlerinin 2023 yılı Haziran sonrası ve 2018-2019 dönemlerinde nasıl farklılaştığını göstermek amacıyla yaşlandırma analizini 1 Haziran 2023 – 31 Ağustos 2024 dönemini kapsayacak şekilde genişletiyor. Mayıs 2023 itibarıyla sağlıklı olarak tanımlanan firmaların temerrüt gelişiminin önceki dönemlerle karşılaştırılması, oldukça olumlu bir tablo ortaya koyuyor.

Buna göre, 2023 Mayıs ayında sağlıklı olan firmaların takip eden aylarda temerrüde düşme oranları, hem 2018-2019 yıllarındaki temerrüt oranlarından hem de faizlerin artmadığı 2014 Haziran sonrası dönemde gerçekleşen oranlardan belirgin şekilde daha düşük seyrediyor. Ayrıca, gerçekleşen temerrüt oranı ve temerrüde düşme hızı mevcut dönemde oldukça olumlu bir eğilim sergiliyor. Sektörel bazda bakıldığında da 2023 dönemindeki olumlu ayrışma oldukça belirgin ve sektörler arasında homojen bir görünüm arz ediyor. Bu durum, genel olarak ekonomik yapının sıkılaşma adımlarına daha olumlu yanıt verdiğini gösteriyor.

Özetle, firma temerrüt oranları, parasal sıkılaşma adımlarının kademeli ve öngörülebilir bir şekilde atılması ve reel sektörün yerli ve yabancı para borç yükünün azalması gibi faktörler sayesinde ılımlı bir seyir izliyor. Bu, finansal istikrar açısından olumlu bir gelişme olarak kabul edilebilir. Bununla birlikte, firma temerrüt oranları, fiyat istikrarı ve finansal istikrar açısından yakından takip edilmesi gereken göstergelerden biri olmaya devam ediyor. TCMB, bu göstergeleri yakından izleyerek para politikası adımlarını şekillendirmeye devam edecektir. Gelecek dönemlerde, parasal sıkılaşmanın reel sektöre etkileri ve borçluluk dinamiklerindeki değişimler, ekonomik analizlerin odağında yer almayı sürdürecektir.