Savunma Sektörü Rüzgarı Estiriyor

Küresel Savunma Sanayii Hisseleri Yükselişte: Jeopolitik Gerilimler ve Artan Askeri Harcamalar Etkili

Dünya genelinde yaşanan jeopolitik gerilimler ve ülkelerin savunma harcamalarını artırma kararları, küresel savunma sanayii hisselerinde önemli bir yükseliş trendini tetikledi. Özellikle ABD Başkanı’nın askeri bütçeyi artırma yönündeki açıklamaları, yatırımcıların dikkatini bu sektöre çekmeye devam ediyor. Sektördeki bu hareketlilik, savunma ve havacılık alanında faaliyet gösteren şirketlerin hisse performanslarına olumlu yansıyor.

Geçtiğimiz haftalarda savunma ve havacılık sektörüne yönelik yatırım beklentilerinin artması, ülkelerin savunma alanındaki stratejik adımları, dünya genelindeki jeopolitik gelişmeler ve savunma teknolojilerindeki yenilikler, bu alanda faaliyet gösteren şirketlerin hisselerinde gözle görülür bir yükseliş eğilimi oluşturdu. Yatırımcılar, artan güvenlik kaygıları ve potansiyel savaş senaryoları nedeniyle savunma şirketlerine olan ilgisini artırıyor.

Dünya üzerindeki farklı coğrafyalarda tırmanan jeopolitik gerilimler, savunma ve havacılık şirketlerinin hisse performansları üzerinde doğrudan etkili oluyor. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı, Asya’da Japonya ile Çin arasındaki artan tansiyon ve ABD’nin Venezuela’ya yönelik olası askeri müdahale sinyalleri, ülkelerin güvenlik ihtiyaçlarını artırarak savunma yatırımlarına yönelmelerine neden oluyor.

ABD yönetiminin, Venezuela’nın ardından Grönland’a yönelik sert tutumu, dünya genelinde jeopolitik gündemin daha da ısınabileceğine dair endişeleri körüklüyor. Ayrıca, Kolombiya Cumhurbaşkanı’nın ABD Başkanı’nı hedef alan açıklamaları, bölgedeki gerginliği tırmandırıyor. Bu gelişmeler, yatırımcıların risk algısını yükselterek savunma sektörüne olan talebi artırıyor.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamalara göre, Donald Trump yönetimi döneminde Grönland’a sahip olmak için “ABD ordusunu kullanmak da dahil” olmak üzere çeşitli seçenekler değerlendirilmişti. Bu tür açıklamalar, uluslararası ilişkilerde belirsizliği artırarak savunma sanayiine olan ilgiyi canlı tutuyor.

ABD Başkanı Trump’ın, senatörler ve siyasi temsilcilerle yaptığı görüşmeler sonucunda gelecek yılki askeri bütçenin 1,5 trilyon dolara çıkarılması gerektiği yönündeki açıklaması, küresel savunma hisselerindeki yükselişi daha da destekledi. Bu devasa bütçe, savunma şirketlerinin Ar-Ge çalışmalarına, yeni teknolojilere ve üretim kapasitelerini artırmalarına olanak sağlayacak, bu da hisse değerlerine olumlu yansıyacaktır.

Avrupa Birliği (AB) yönetimi ise Grönland konusunda Danimarka’ya tam destek vererek, bu tür konularda kararların bölge halkı ve Danimarka tarafından verilmesi gerektiğini vurguladı. AB Konseyi Başkanı’nın açıklamaları, uluslararası hukuk ve egemenlik haklarına saygı duyulması gerektiğini gösteriyor.

Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa ülkeleri de Grönland konusunda Danimarka’ya destek veren açıklamalar yaparak, bölgedeki statükonun korunması gerektiğini savundu. Bu diplomatik destek, Grönland’ın geleceğiyle ilgili tartışmalarda önemli bir rol oynuyor.

Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki son gelişmeler de savunma sektörünün gündeminde önemli bir yer tutuyor. İngiltere ve Fransa, Ukrayna’da ateşkes sağlandıktan sonra İngiliz ve Fransız ordularının bu ülkede görev yapabileceğine dair bir niyet beyanı imzaladı. Bu niyet beyanı, bölgedeki güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik uluslararası çabaların bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Niyet beyanında, İngiltere ve Fransa’nın “Çok Uluslu Güç (MNF-U)” adı verilen bir yapı dahilinde gönüllü ülkelerden oluşan bir koalisyon oluşturulmasında öncü rol üstlendiği belirtiliyor. Bu tür girişimler, uluslararası işbirliğinin ve ortak savunma stratejilerinin önemini vurguluyor.

2025 yılının sonlarına doğru artan Japonya ile Çin arasındaki gerilim de yüksek seviyede devam ediyor. İki ülke arasındaki deniz sınırları, ticaret anlaşmazlıkları ve bölgesel güç mücadelesi, Doğu Asya’da istikrarsızlığa yol açarak savunma harcamalarının artmasına neden oluyor.

Analistler, İran’da ekonomik sorunlar nedeniyle başlayan ve rejim karşıtı eylemlere dönüşen gösterilerin jeopolitik gerilimleri daha da artırabileceğine dikkat çekiyor. İran’daki iç karışıklıklar, bölgedeki diğer ülkeler ve uluslararası güçler tarafından yakından takip ediliyor.

Çoğalan jeopolitik riskler ve ABD’nin savunma harcamalarını artıracağına yönelik açıklamaların etkisiyle, küresel ölçekte savunma sanayisi ve havacılık şirketlerinin hisselerinde önemli yükselişler kaydedildi. Yatırımcılar, bu sektördeki potansiyeli görerek hisse alımına yöneliyor.

Geçtiğimiz hafta Güney Koreli Hanwha Aerospace %28,3, Alman Rheinmetall %18,6, İsveçli Saab %21,8, İngiliz Rolls-Royce %8,1, İtalyan Leonardo %14,2, ABD’li L3Harris Technologies %10,3, Lockheed Martin %9,2, İngiliz BAE Systems %17,1 ve Fransız Safran %3,3 oranında değer kazandı. Bu rakamlar, savunma sektöründeki genel yükseliş trendini açıkça ortaya koyuyor.

Aynı dönemde Alman Lufthansa %3,4, Avrupa merkezli havacılık devi Airbus %5,6, ABD’li şirketler General Dynamics %3,1 ve Northrop Grumman %5,7 oranında yükseliş gösterdi. Borsa İstanbul’da işlem gören Altınay Savunma’nın hisseleri %10, Papilon Savunma hisseleri ise %5,4 değer kazandı. Bu yerli şirketlerin başarısı, Türkiye’nin savunma sanayiindeki potansiyelini gösteriyor.

Türkiye’de savunma teknolojisinin gelişimi ve dönüşümünde öncü rol üstlenen ASELSAN, sunduğu yüksek teknoloji ve finansal performansıyla dikkat çekiyor. ASELSAN, Borsa İstanbul’da endekslere dahil şirketler arasında piyasa değeri 1 trilyon lirayı aşan ilk şirket olmasının ardından bu başarısını daha da ileriye taşıdı.

2025 yılını 1 trilyon 56 milyar 552 milyon lira piyasa değeriyle tamamlayan şirket, kısa sürede bu değeri 1 trilyon 276,8 milyar liraya yükseltti. Bu büyüme, ASELSAN’ın yatırımcılar nezdindeki güvenilirliğini ve potansiyelini gösteriyor.

ASELSAN hisseleri, geçtiğimiz hafta %21,6 gibi önemli bir oranda değer kazandı. Bu yükseliş, şirketin teknolojik atılımlarının ve başarılı projelerinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Son yıllarda dünya genelinde yatırımcıların ilgisi, geleneksel üretim yapan sanayi şirketlerinden ziyade teknoloji geliştiren ve bunu yüksek katma değerli ürünlere dönüştürebilen şirketlere yöneldi. ASELSAN gibi teknoloji odaklı şirketler, yatırımcıların gözünde daha cazip hale geliyor.

Çip seviyesinden itibaren ASELSAN mühendisleri tarafından yerli ve milli olarak geliştirilen MURAD AESA Burun Radar ailesi, hava platformlarında kritik bir rol üstlenerek Türkiye’nin bu alandaki son teknoloji AESA radar ihtiyacını karşılıyor. Bu radar sistemi, Türkiye’nin savunma kabiliyetlerini önemli ölçüde artırıyor.

ASELSAN’ın MURAD 100-A AESA Burun Radarı, F-16 Özgür, Bayraktar AKINCI ve Bayraktar KIZILELMA gibi önemli platformlarda başarılı uçuşlar gerçekleştirdi. Bu başarı, sistemin güvenilirliğini ve etkinliğini kanıtlıyor.

Yüksek tarama hızı ve düşük tespit edilebilirlik özellikleriyle öne çıkan radarın, ANKA-III ve diğer çeşitli platformlara entegrasyonu için çalışmalar devam ediyor. Bu entegrasyonlar, sistemin kullanım alanını genişletecek ve savunma gücünü artıracaktır.

AESA teknolojisine sahip yeni nesil radarlar, elektro-optik sistemler, elektronik harp sistemleri ve yapay zeka destekli sistemler gibi yüksek teknoloji alanlarında üretim yapan ASELSAN, birçok teknolojide dünyada sadece birkaç şirketin gerçekleştirebildiği üretimlere imza atıyor. Bu başarı, ASELSAN’ın küresel savunma sanayiindeki konumunu güçlendiriyor.

Bu arada ASELSAN, çok katmanlı entegre hava savunma sistemi ÇELİKKUBBE teslimatlarını bu yıl yoğun bir şekilde sürdürecek. ÇELİKKUBBE bileşenlerinden EJDERHA Yüksek Güçlü Elektromanyetik Karşı Tedbir Sistemi de kullanıma sunulacak. Bu sistemler, Türkiye’nin hava savunma kabiliyetlerini önemli ölçüde artıracaktır.

Dünyada en değerli 17’nci savunma sanayisi şirketi konumuna yükselen ASELSAN’ın, yerli tedarikçilere verilen toplam sipariş tutarı, 2025’te bir önceki yıla göre %82 oranında arttı. Geçtiğimiz yıl içerisinde tedarik ekosistemiyle birlikte 103 ürün millileştirildi. Bu durum, Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki bağımsızlığını artırmaya yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.