Küresel Piyasalar Enflasyon, Fed Politikaları ve Trump Etkisiyle Şekilleniyor: Gelecek Beklentileri
Küresel finans piyasaları, Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen pozitif enflasyon verileri ve büyük bankaların beklentilerin üzerinde kar açıklamalarıyla olumlu bir seyir izlerken, tüm dikkatler yurt içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) açıklayacağı faiz kararına çevrilmiş durumda. Dünya genelinde süregelen enflasyon ve resesyon ikilemi, özellikle ABD Merkez Bankası (Fed) tarafından yakından takip edilen çekirdek enflasyondaki yavaşlama ile farklı bir boyut kazandı. Bu gelişme, Fed’in faiz indirimleri konusunda piyasaların başlangıçta öngördüğü kadar katı bir duruş sergilemeyebileceği beklentilerini güçlendirdi.
ABD’de 20 Ocak’ta başkanlık görevini devralacak olan Donald Trump’ın olası politikalarının küresel ticaret üzerindeki etkileri halen büyük bir belirsizlik kaynağı olmaya devam ederken, piyasalardaki yön belirleyici faktörlerden biri haline geldi. Ancak, son dönemde açıklanan makroekonomik verilerden gelen olumlu sinyaller, Trump yönetimi ile Fed arasında potansiyel bir politika uyumsuzluğu yaşanabileceğine dair endişeleri bir nebze olsun hafifletti. Bu durum, piyasaların yeni dönemdeki ekonomik rotaya ilişkin daha dengeli bir bakış açısı geliştirmesine olanak tanıdı.
Trump’ın kabine adayları için Senato’daki onay oturumları devam ederken, Hazine Bakanlığı için Amerikalı yatırımcı ve hedge fon yöneticisi Scott Bessent’i aday göstermesi, ülke ekonomisi ve finans piyasaları açısından oldukça olumlu karşılandı. Trump, Bessent’in ABD’yi yeni bir “Altın Çağ”a taşımasına yardımcı olacağını vurguladı. Bessent’in, ülkenin rekabet gücünü artıracak, adil olmayan ticaret dengesizliklerini ortadan kaldıracak ve büyümeyi önceliklendiren bir ekonomi inşa etme hedefine yönelik politikaları destekleyeceği belirtildi. Bu yaklaşım, özellikle iş dünyası ve yatırımcı çevrelerinde memnuniyetle karşılandı.
ABD Senatosu Finans Komitesi’ndeki onay oturumunda konuşan Scott Bessent, büyüme yanlısı düzenleyici politikalar uygulayarak, vergileri azaltarak ve enerji üretimini serbest bırakarak ABD ekonomisini canlandıracaklarını ifade etti. Bu vaatler, piyasalarda ekonomik büyümeyi destekleyici bir ortamın oluşabileceği yönünde güçlü bir algı yarattı. Bessent’in açıklamaları, yeni yönetimin ekonomiye müdahale biçimine dair önemli ipuçları sunarken, özellikle enerji ve vergi politikalarındaki potansiyel değişikliklerin sektörel bazda önemli etkiler yaratabileceği düşünülüyor.
Fed yetkililerinin açıklamaları, para politikasının geleceği hakkında önemli sinyaller verdi. Fed Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller, enflasyonun beklendiği gibi düşmeye devam etmesi halinde, bankanın bu yılın ilk yarısında faiz oranlarını tekrar düşürebileceğini belirtti. Waller, enflasyon verilerinin olumlu seyretmesi durumunda, faiz indirimlerinin piyasaların fiyatladığından daha erken gerçekleşebileceğini dile getirdi. Verilerin iyi gelmesi durumunda yıl içinde 3-4 kez faiz indirimi yapılabileceğini, ancak verilerin istenen etkiyi yaratmaması halinde bu sayının 2’ye, hatta 1’e düşebileceğini vurguladı. Bu esnek yaklaşım, Fed’in veri odaklı bir politika izleyeceğinin net bir göstergesi olarak yorumlandı.
Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee de iş gücü piyasasındaki yavaşlamadan duyduğu endişenin azaldığını ifade etti. Bu görüş, Fed’in faiz indirimleri konusunda daha sabırlı bir yaklaşım benimsemesini destekleyebilecek nitelikte. Goolsbee, geçen yılın ortalarında işsizlik oranının yükseldiği bir dönem yaşandığını hatırlatarak, genel olarak geniş iş gücü piyasası göstergeleri sepetinde daha az bozulma gözlemlediğini belirtti. Bu açıklamalar, Fed’in “yumuşak iniş” senaryosuna olan inancını pekiştirirken, enflasyonla mücadelede işsizlik oranlarında büyük bir sıçrama yaşanmadan yol alınabileceği umudunu artırdı.
Öte yandan, Fed’in ABD ekonomisindeki mevcut duruma ilişkin değerlendirmelerinin yer aldığı “Bej Kitap” raporunun ocak sayısı da piyasalar tarafından dikkatle incelendi. Raporda, ekonomik faaliyetin geçen yıl kasım sonu ve aralık ayında “hafif ila ılımlı” düzeyde arttığı belirtildi. Bankanın raporunda yer alan ifadeler, 2025 yılına ilişkin görünüm konusunda iyimser olanların sayısının kötümser olanlardan daha fazla olduğunu gösterdi. Ancak, bazı bölgelerde göç ve tarife politikalarındaki değişikliklerin ekonomiyi olumsuz etkileyebileceği yönündeki endişeler de dile getirildi. Fiyatların ise genel olarak mütevazı bir şekilde arttığı kaydedildi, bu da enflasyon baskılarının kontrol altında tutulduğuna işaret etti.
Bu süreçte, Uluslararası Para Fonu (IMF) da Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nu güncelleyerek küresel ekonomik projeksiyonlarını paylaştı. Raporda, küresel büyümenin hem 2025 hem de 2026 yıllarında yüzde 3,3 olacağı ve tarihsel ortalamanın (2000-2019 dönemindeki yüzde 3,7) altında kalacağı öngörüldü. Bu, küresel ekonominin orta vadede daha ılımlı bir büyüme patikasına oturacağı anlamına geliyor. ABD ekonomisine ilişkin büyüme beklentileri ise revize edildi. 2025 yılı için yüzde 2,2’den 2,7’ye yükseltilen büyüme beklentisi, ABD ekonomisinin dayanıklılığını ve toparlanma gücünü ortaya koydu. Ülke ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmini de yüzde 2’den yüzde 2,1’e çıkarıldı. Bu yükseltmeler, ABD ekonomisinin küresel büyümenin motoru olmaya devam edeceğine işaret ediyor.
Hafta boyunca yatırımcıların odağında bulunan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), Aralık 2024 verileriyle önemli bir referans noktası oldu. Açıklanan verilere göre, TÜFE aylık bazda yüzde 0,4, yıllık bazda ise yüzde 2,9 ile piyasa beklentilerine paralel bir artış kaydetti. Bu veriler, enflasyonun genel olarak beklentiler doğrultusunda seyrettiğini gösterirken, çekirdek enflasyonda yaşanan yavaşlama daha da dikkat çekiciydi. Çekirdek enflasyon, aylık bazda Haziran 2024’ten, yıllık bazda ise Temmuz 2024’ten bu yana ilk kez bir yavaşlama gösterdi. Bu durum, Fed’in faiz indirimi beklentilerini güçlendiren en önemli faktörlerden biri haline geldi.
Enflasyon verilerinin açıklanmasının ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed’in bu yılın ilk yarısında faiz indirimine gidebileceğine dair beklentiler yeniden güç kazandı. Piyasalar, Fed’in yüzde 51 ihtimalle ilk faiz indirimine mayıs ayında gideceğini fiyatlıyor. Bu beklenti, küresel çapta risk iştahını artırırken, diğer merkez bankalarının da benzer adımlar atabileceği yönünde spekülasyonlara yol açtı. ABD’de sanayi üretimi de Aralık 2024’te yüzde 0,9 artarak piyasa beklentilerinin üzerinde bir performans sergiledi. Ülkede kapasite kullanım oranı da aynı dönemde 0,6 puan artışla yüzde 77,6’ya yükseldi. Bu veriler, ABD ekonomisinin imalat sektöründe de toparlanma sinyalleri verdiğini gösterdi ve genel ekonomik görünüme ilişkin iyimserliği artırdı.
Bu gelişmelerle birlikte, finans piyasalarında da önemli hareketlilikler yaşandı. Geçen hafta yüzde 4,80’i aşarak Kasım 2023’ten bu yana en yüksek seviyelerini gören ABD’nin 10 yıl vadeli hazine tahvili faizi, sonrasında bir miktar gevşeyerek yüzde 4,62 seviyesinde dengelendi. Bu geri çekilme, faiz indirimi beklentilerinin tahvil piyasasına yansıması olarak yorumlandı. Altının ons fiyatı haftalık bazda yüzde 0,4 yükselişle 2 bin 703 dolardan alıcı buldu. Altın, faiz indirimi beklentileri ve jeopolitik belirsizlikler karşısında güvenli liman olma özelliğini korudu. Dolar endeksi (DXY) ise geride kalan haftada 110,2 ile Kasım 2022’den bu yana en yüksek seviyesini görmesinin ardından bu seviyelerden gerileyerek 109,7’de dengelendi. Faiz indirimi beklentileri dolar üzerinde baskı yaratırken, küresel risk iştahındaki artış da dolardan çıkışları destekledi.
Brent petrol haftalık bazda yüzde 0,9 artarak 79,9 dolardan işlem gördü. Petrol fiyatlarındaki yükselişte küresel büyüme beklentilerinin yanı sıra, Orta Doğu’da ateşkes sağlandığına yönelik haber akışının fiyatlar üzerinde oynaklık yaratması da etkili oldu. Özellikle Orta Doğu’daki gelişmeler, petrol arzı endişelerini zaman zaman gündeme getirerek fiyatları etkilemeye devam ediyor. Küresel piyasalar, makroekonomik veriler, merkez bankası politikaları ve jeopolitik gelişmelerin karmaşık etkileşimiyle önümüzdeki dönemde de dinamik bir seyir izlemeye devam edecek. Yatırımcıların, tüm bu faktörleri yakından takip etmesi ve stratejilerini buna göre belirlemesi kritik önem taşıyor.