Küresel Piyasaların Odak Noktası: Fed, ECB ve Trump Etkisiyle Şekillenen Ekonomi
Geçtiğimiz hafta, küresel piyasalar Amerikan siyasetinin ve ekonomisinin yeni dönemine adım atan Başkan Donald Trump’ın politikalarına odaklanmıştı. Beklentilerin aksine Çin’e karşı daha ılımlı bir yaklaşım sergilemesi ve kapsamlı tarifeler uygulama konusunda aceleci davranmaması, piyasalarda pozitif bir hava yaratırken, uluslararası ticaret üzerindeki belirsizlikleri bir nebze olsun hafifletti. Bu ilk rahatlama dalgasının ardından, piyasaların gözü hızla önümüzdeki haftalarda açıklanacak olan Amerika Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) faiz kararlarına çevrildi. Bu kararlar, küresel ekonominin gidişatını ve yatırımcı stratejilerini derinden etkileyecek potansiyele sahip önemli gelişmeler olarak öne çıkıyor.
Başkan Trump’ın göreve başlamasının ardından Çin’e yönelik sergilediği tutum, küresel ticaret dengeleri açısından kritik bir öneme sahipti. Önceki söylemlerinin aksine, Çin ile müzakereye açık olduğunu ve daha ılımlı bir politika izleyeceğini belirtmesi, özellikle Asya piyasalarında ve uluslararası tedarik zincirlerinde oluşan endişeleri bir miktar yatıştırdı. Bu diplomatik jest, küresel ticaret savaşlarının tırmanabileceği yönündeki korkuların azalmasına ve yatırımcıların risk iştahının artmasına olanak tanıdı.
Öte yandan, Trump’ın Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) video konferans yöntemiyle katılımı sırasında verdiği mesajlar da piyasalar tarafından dikkatle takip edildi. Jeopolitik risklerin azaltılmasına yönelik vurguları, petrol fiyatlarının ve faiz oranlarının düşürülmesi gerektiği yönündeki açıklamaları, küresel risk algısının hafiflemesine katkı sağladı. Bu açıklamalar, ekonomik büyümenin desteklenmesi ve finansal maliyetlerin düşürülmesi arzusunu yansıtırken, kısa vadeli piyasa hareketlerinde olumlu etkiler yarattı.
Ancak Trump’ın dış ticaret politikaları tamamen sorunsuz değil. Çin’e karşı sergilediği ılımlı tutuma rağmen, Kanada, Meksika ve Avrupa Birliği (AB) gibi geleneksel ticaret ortaklarına yönelik tehditkâr söylemleri endişe yaratmaya devam ediyor. Bu tür açıklamalar, ABD’nin bu ülkelerle olan ticaret ilişkilerini zorlayabilir ve yeni bir ticaret savaşları cephesi açabilir. Bu durum, küresel ticaretin genel sağlığı üzerinde potansiyel olarak yıkıcı etkilere sahip olabilir. Ayrıca, tarifelerin geniş çapta uygulanması, ABD içinde enflasyonist baskıları artırma riski taşırken, tüketiciler ve işletmeler için maliyetlerin yükselmesine neden olabilir. Bu kaygılar, varlık fiyatları üzerinde dalgalanmalar yaratmaya ve yatırımcıların geleceğe yönelik beklentilerini şekillendirmeye devam ediyor.
Merkez Bankalarının Kararları ve Piyasa Beklentileri
Trump yönetiminin ekonomi ve ticaret politikalarının, Fed’in enflasyonla mücadelede kaydettiği önemli ilerlemelerle çelişebileceği yönündeki endişeler, piyasaların odak noktasında yer alıyor. Fed’in para politikası kararları, sadece ABD ekonomisi için değil, küresel finansal sistem için de belirleyici nitelikte. Özellikle Fed’in gelecek hafta açıklayacağı faiz kararı ve Fed Başkanı Jerome Powell’ın basın toplantısında yapacağı açıklamalar, yatırımcıların dikkatle izleyeceği kritik anlar olacak.
Para piyasalarında Fed’in yılın ilk yarısında faiz indirimi yapacağına dair beklentiler oldukça güçlü seyrediyor. Bankanın bu ayki toplantısında politika faizini sabit tutmasına kesin gözüyle bakılırken, Haziran ayında yüzde 96 gibi yüksek bir ihtimalle 25 baz puanlık bir faiz indirimi yapacağı tahmin ediliyor. Bu beklenti, enflasyonun hedeflenen seviyelere yaklaşması ve ekonomik aktivitenin soğuma sinyalleri vermesiyle güçleniyor. Faiz indirimleri, ekonomik büyümeyi desteklemek ve potansiyel bir yavaşlamayı önlemek amacıyla kullanılan önemli bir araçtır.
Analistler, Fed’in faiz kararının açıklanmasının ardından piyasalarda oynaklığın artabileceği konusunda uyarıyorlar. Kararın ardından Fed Başkanı Jerome Powell’ın basın toplantısında yapacağı açıklamalar, bankanın geleceğe yönelik projeksiyonları ve para politikası duruşuna ilişkin önemli ipuçları sunacak. Özellikle Powell’ın ekonomik görünüm, enflasyon ve istihdam piyasası hakkındaki değerlendirmeleri, piyasa katılımcıları için yol gösterici olacak. Yatırımcılar, Fed’in “nokta grafiği”nde (dot plot) yer alan faiz beklentilerindeki değişimleri ve uzun vadeli ekonomik tahminleri de yakından inceleyecekler.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) da, Fed gibi, küresel piyasaların yakından takip ettiği bir diğer önemli merkez bankasıdır. Euro Bölgesi’ndeki enflasyon dinamikleri ve ekonomik büyüme görünümü, ECB’nin para politikası kararlarında belirleyici rol oynuyor. Özellikle Euro Bölgesi’nde çekirdek enflasyonun seyri ve büyüme momentumu, ECB’nin gelecekteki faiz adımlarına ilişkin sinyaller verecek. Şu anki beklentiler, ECB’nin de faiz oranlarını bir süre daha yüksek tutacağı, ancak yılın ikinci yarısında faiz indirimlerine gidebileceği yönünde yoğunlaşıyor. Christine Lagarde’ın açıklamaları da piyasalar için kritik önem taşıyor.
ABD Ekonomik Verileri ve Piyasa Etkileri
Makroekonomik veri tarafında, ABD ekonomisinden gelen son göstergeler karışık bir tablo çiziyor. Michigan Üniversitesi tarafından ölçülen tüketici güven endeksi, Ocak ayında aşağı yönlü revize edilerek 71,1 seviyesine geriledi. Bu düşüş, işsizlik, potansiyel tarifeler ve enflasyonun geleceği üzerindeki endişelerin etkisiyle son altı ayın ilk gerilemesi oldu. Tüketici güvenindeki azalma, gelecekteki tüketici harcamaları üzerinde olumsuz bir etki yaratabilir ve ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir. Tüketici harcamaları, ABD ekonomisinin önemli bir itici gücü olduğundan, bu veri yakından takip ediliyor.
Enflasyon beklentileri cephesinde ise, tüketicilerin kısa vadeli enflasyon beklentisi Ocak ayında yüzde 2,8’den yüzde 3,3’e yükselerek Mayıs 2024’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Uzun vadeli enflasyon beklentisi de yüzde 3’ten yüzde 3,2’ye çıktı. Bu durum, tüketicilerin gelecekteki fiyat artışlarına ilişkin endişelerinin arttığını gösteriyor. Eğer bu beklentiler kalıcı hale gelirse, Fed’in enflasyonla mücadeledeki çabalarını zorlaştırabilir ve faiz indirimlerinin zamanlamasını etkileyebilir.
ABD imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) Ocak ayında aylık 0,7 puan artışla 50,1 seviyesine ulaşarak piyasa beklentilerinin üzerinde bir performans sergiledi. Bu, imalat sektöründe hafif bir toparlanma işaret ederken, ekonomik aktivitenin genişleme bölgesine geçtiğini gösteriyor. Ancak hizmet sektörü PMI ise aynı dönemde 4 puan azalışla 52,8’e inerek piyasa beklentilerinin altında kaldı. Hizmet sektörü, ABD ekonomisinin çok daha büyük bir bölümünü oluşturduğu için, bu düşüş genel ekonomik büyüme görünümüne ilişkin bazı soru işaretleri yarattı.
İşgücü piyasasında ise, ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı 18 Ocak ile biten haftada 223 bine yükselerek piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti. İşsizlik başvurularındaki bu artış, işgücü piyasasında hafif bir zayıflama sinyali olarak yorumlanabilir. Ancak genel olarak işgücü piyasasının hala güçlü olduğu kabul ediliyor. Yine de, bu tür veriler Fed’in faiz kararları üzerinde etkili olabilecek potansiyel göstergelerdir.
Piyasa Varlıkları ve Son Gelişmeler
Söz konusu ekonomik gelişmeler ve merkez bankası beklentileri, piyasa varlıklarının performansını doğrudan etkiledi. Geçen hafta yüzde 4,53 seviyesine kadar gerileyen ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, haftayı yüzde 4,62 seviyesinde dengeleyerek bitirdi. Tahvil faizlerindeki bu dalgalanma, hem Fed’in gelecekteki faiz politikasına ilişkin beklentileri hem de piyasadaki genel risk iştahını yansıtıyor.
Altının ons fiyatı, dolar endeksindeki düşüş ve Fed’den beklenen faiz indirimleri beklentileriyle haftalık bazda yüzde 2,64 yükselişle 2 bin 772 dolardan alıcı buldu. Altın, genellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde ve enflasyon endişeleri arttığında güvenli liman olarak tercih edilen bir varlıktır. Doların zayıflaması ve reel faizlerdeki potansiyel düşüş de altın fiyatlarını destekleyen faktörler arasında yer aldı.
Dolar endeksi haftalık bazda yüzde 1,79 düşüşle 109,7 seviyesine çekildi. Doların zayıflaması, Fed’in yakın zamanda faiz indireceği beklentileri ve Trump’ın Çin’e yönelik ılımlı tutumuyla artan risk iştahı gibi faktörlerden kaynaklandı. Küresel piyasalarda risk algısının azalması genellikle dolara olan talebi düşürür.
Brent petrolün varil fiyatı ise haftalık bazda yüzde 2,91 azalışla 77,5 dolara indi. Petrol fiyatlarındaki düşüş, küresel talep görünümüne ilişkin endişeler, OPEC+ üretim politikaları ve Trump’ın petrol fiyatlarının düşürülmesi gerektiği yönündeki açıklamaları gibi birçok faktörün etkisiyle gerçekleşti. Küresel ekonomik büyümedeki yavaşlama işaretleri, enerji talebi üzerinde baskı oluşturabilir.
Önümüzdeki dönemde, Fed ve ECB’nin para politikası kararları, Trump yönetiminin ticaret politikalarının detayları ve açıklanacak makroekonomik veriler, küresel piyasaların seyrini belirlemede anahtar rol oynayacak. Yatırımcılar, özellikle enflasyon, istihdam ve büyüme verilerini yakından takip ederek, piyasaların yönünü anlamaya çalışacaklar.