Makine İhracatında 11 Ayda 25,8 Milyar Dolarlık Rekor

Türk Makine Sektörünün Küresel Arenadaki Güçlü Yükselişi: İhracat Rekorları, Bölgesel Fırsatlar ve Ekonomik Zorluklar

Türkiye’nin dinamik ve stratejik sektörlerinden biri olan makine imalat sanayi, 2023 yılının ilk on bir ayında gösterdiği performansla küresel çalkantılara rağmen direncini kanıtladı. Konsolide verilere göre, serbest bölgeler de dahil olmak üzere toplam makine ihracatı, geçtiğimiz yılla aynı seviyede kalarak 25,8 milyar dolara ulaştı. Kasım ayında 2,3 milyar dolarlık makine ihracatı gerçekleştiren sektör, aylık bazda yüzde 3,7’lik bir gerileme yaşasa da, 11 aylık dönemde ihracat birim fiyatlarındaki artışla dikkat çekti.

Makine ihracatında tonaj olarak bir miktar azalma görülmesine rağmen, kilogram başına ortalama ihraç fiyatlarındaki yüzde 4’lük artış, sektörün katma değerli üretime yönelimini ve rekabet gücünü ortaya koydu. Özellikle Kasım ayında ihracat birim fiyatlarının 7,7 dolara kadar yükselmesi, Türk makinelerinin uluslararası pazardaki kalitesinin ve değerinin arttığını gösteriyor. Bu dönemde ilk yirmi pazarımız arasında en dikkat çekici artışlar, yüzde 47,4 ile Fas, yüzde 23,3 ile İtalya ve yüzde 22,2 ile Mısır’da yaşandı. Sektörün en büyük üç pazarı olan Almanya, Rusya ve ABD’de ise kilogram başına ortalama birim ihraç fiyatları 10,3 ila 12,9 dolar arasında değişerek, bu pazarlara gönderilen makinelerin yüksek teknoloji ve katma değer içerdiğini vurguladı.

Ekonomik bölgeler bazında incelendiğinde, TÜİK verilerine göre ilk 10 ay sonunda en yüksek artış yüzde 17,5 ile NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) bölgesinde ve yüzde 9,1 ile MERCOSUR’da (Güney Ortak Pazarı) kaydedildi. Bu bölgelerdeki büyüme, Türk makine sektörünün pazar çeşitliliğini artırma ve yeni fırsatlar yaratma kabiliyetini gösteriyor. Öte yandan, en büyük kayıp yüzde 22,8 ile ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) bölgesinde yaşanması, küresel tedarik zincirlerindeki değişimlerin ve bölgesel ekonomik dinamiklerin etkilerini ortaya koydu.

Yıllıklandırılmış makine ithalatının yüzde 2,6 düşmesiyle, Türkiye’nin makine dış ticaret açığı 15,9 milyar dolara geriledi. Bu durum, yerli üretimin ithalatı ikame etme ve dışa bağımlılığı azaltma çabalarının olumlu sonuçlarını yansıtırken, sektör içinde de dikkat çekici değişimler gözlendi. Özellikle traktörler ve tarım makineleri sektöründe ithalatın yüzde 21,4 gerilemesiyle bu alan ihracat fazlası veren sektörler arasına katıldı. Bu başarı, tarım makineleri üretimindeki yerlileşme ve sektörün ihracat potansiyelindeki artışı simgeliyor. Ancak klima ve sistemleri sektöründe ithalatın yüzde 15 artması, bu alanda dış ticaret açığının başladığını gösteriyor ve yerli üretimin bu alandaki rekabet gücünü artırma ihtiyacına işaret ediyor.

Küresel Ticaret Arenasında Yeni Dinamikler ve Avrupa’nın Zayıflayan Konumu

Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, küresel ticaret alanındaki yeni denklemi değerlendirirken jeopolitik istikrarsızlığın ve ekonomik zorlukların altını çizdi. İki yıldır süren Ukrayna-Rusya savaşının yanı sıra, Orta Doğu’da artan gerilimler ve Çin-Tayvan gibi potansiyel tehditlerin, dünya ticaretini şekillendiren belirsizlikleri derinleştirdiğini belirtti. Bu karmaşık dönemde, ABD’nin “geleneksel kurum ve kurallara bağlı kalmayacağını” beyan eden bir yönetim anlayışıyla hareket etmesi ve rakipleriyle mücadele etmeye hazırlanması, küresel ticari ilişkilerde yeni bir dönemin habercisi olarak yorumlanıyor.

Okyanusun diğer yakasındaki Avrupa Birliği ise, gerek enerji politikaları gerekse bürokrasinin regülasyon ve direktif yanlısı tutumu nedeniyle bütçe disiplininden uzaklaşmış bir görüntü sergiliyor. Sektörel tepe örgütleri, kurallara bağlı rekabet döneminin sonuna gelindiğini ancak AB’nin bu yeni duruma hazırlanmakta geç kaldığını sıklıkla vurguluyor. Avrupa’nın bu bocalamasını derinleştiren bir diğer unsur da, yeşil dönüşüm süreci nedeniyle fosil enerjiden mahrum kalmaları ve hızla azalan doğalgaz rezervlerinin yeni bir enerji krizi başlatma ihtimali. Yüksek üretim maliyetleri, Avrupa’daki birçok fabrikanın üretimini kısmak zorunda kalma riskini artırıyor ve bu durum, Avrupa’nın sanayi gücünü olumsuz etkiliyor.

Avrupa’da 2,8 trilyon euro ciro ve 11,7 milyon istihdamı temsil eden ORGALIM, makine sektörünün 2024 yılı kayıplarının ciroda yüzde 5,3’e, yatırımda yüzde 3,9’a ve istihdamda yüzde 1’e varacağını açıkladı. Bu gerilemenin süreceğini belirten ORGALIM, 2025’le birlikte üst üste üç yıl daralmış olacak sektördeki temel sorunu, AB’nin rekabetçiliğinin erimeye devam etmesine bağladı. Bu tespitler, Avrupa ekonomisindeki yapısal sorunların derinleştiğini ve bu durumun küresel makine sektörü üzerindeki etkilerinin ciddiyetini ortaya koyuyor.

Avrupa’daki Sanayisizleşme Endişesi ve Türkiye İçin Fırsatlar

Kutlu Karavelioğlu, Avrupa’daki bu bocalamanın yoğun bir sanayisizleşme kaygısını beraberinde getirdiğine dikkat çekti. Özellikle Almanya gibi sanayi devlerinin bile bu tehditle karşı karşıya kalması, durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor. Karavelioğlu, “Yükselen tehdit algısı Alman federal hükumetlerini büyük işletmelere geçici süreyle ortak olmaya dahi ikna etmiş görünüyor” sözleriyle, Almanya’nın sanayisini koruma çabalarını vurguladı. Makine ihracatımız içinde belirleyici paya sahip olan Almanya’da endüstriyel üretim gerilemesi son 2 yılda yüzde 8,3 düzeyinde gerçekleşti. Almanya ve Fransa’daki siyasi belirsizlik, bu ülkelerin endüstriyel trend eğilimlerindeki güç kaybı ve Euro’daki düşüş, bir süre daha devam edebilir.

Avrupa’daki ihracat iklimi endeksini geriye götüren bu süreç, makine gibi yüksek teknoloji sınıfına sahip sektörler için ciddi bir sorun gibi görünmekle birlikte, endüstrinin çeper ülkelere yayılmasını hızlandırabilecek bir gelişme olarak da değerlendirilebilir. Bu durum, Türkiye gibi üretim kabiliyeti yüksek ve stratejik konuma sahip ülkeler için yeni fırsatlar yaratma potansiyeli taşıyor. Avrupa’dan kayan üretim ve tedarik zincirleri, Türk makine sektörünün rekabet avantajını artırabilir ve yeni pazarlara açılmasını sağlayabilir.

Suriye’nin Yeniden İnşası: Makine Sektörü İçin Büyük Bir Potansiyel

Gelişmiş ekonomilerin yaşadığı egemenlik kavgaları, korumacılık ve rekabet gücü kaybı üçgeninin ötesindeki değişimleri de ele alan Karavelioğlu, özellikle Suriye’deki gündeme dikkat çekti. Suriye’nin gelecekteki istikrar potansiyelini vurgulayarak, “Suriye başarır da istikrarlı bir demokrasiye kavuşursa, hemen akabinde başlayacak imar, iskân ve endüstrileşme süreçlerinin makine sektörü özelinde hangi hizmet, konfor ya da üretim gereçlerini önceliklendireceğini kestirmek zor değil” dedi. Birleşmiş Milletler’in Suriye’nin yeniden imarı için 400 milyar dolar gerektiğini açıklaması ve eskisinden daha iyi olacağına yönelik algı bile, demir-çelik, çimento ve diğer inşaat malzemeleri üreticileri için muazzam bir kaldıraç etkisi sağladı.

Türkiye’nin, özellikle deprem sonrası dönemde büyük tecrübe kazandığı ve kapasitesini geliştirdiği iş ve inşaat makineleri sektörü, Suriye’de sahaya en hızlı giren aktörlerden biri olmaya aday. Bölgenin yeniden canlanmasıyla birlikte, yok olmuş veya hasar görmüş birçok faaliyet biçiminin ve hafif sanayinin yeniden doğuşu için gerekli makine ihtiyaçları, hibeler de dahil olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından fonlanacaktır. Karavelioğlu, Türkiye’nin sosyal entegrasyon, tarihi bağlar ve yakın komşuluk ilişkileri nedeniyle sektörümüze fırsattan çok, sorumluluk getirdiğine inandıklarını ifade etti. Bugün dış ticaretinin üçte ikisini Türkiye ile yapar halde olan Suriye’nin, rakiplerimiz için de Irak ve Rusya kadar önemli bir alıcı olacağını düşünerek, Türk makinelerinin komşu coğrafyalardaki doğal üstünlüğünü orada da hayata geçirmenin yöntemlerini şimdiden kurgulamanın önemini vurguladı.

İç Piyasada Beklentiler ve Makine Sektörünün Asgari Ücret Yorumu

Yurt içinde sanayicinin asgari ücret görüşmelerine ve Aralık ayında başlaması muhtemel faiz indirim döngüsüne odaklandığını belirten Karavelioğlu, para politikasının 2025 yılı beklentilerine etkisini değerlendirdi. Makine teçhizat yatırımlarındaki küçülme, 18 çeyrek sonra ilk kez negatif bölgeye geçerek üçüncü çeyrekte yüzde 8,6 oranında gerçekleşti. Bu durum, yatırım iştahının azaldığını ve sektörün iç piyasada yavaşlama sinyalleri verdiğini gösteriyor. Karavelioğlu, 2024 yılını üretimde yüzde 8 civarında bir gerileme ile kapatacaklarını, ancak ihracatın geçen seneye çok yakın bir değerle 28 milyar dolar civarında kapanırken, ithalata karşı bir miktar zemin kazanılmış olacağını öngördü.

Mal ve hizmet tüketimindeki artışın enflasyonun temel sebeplerinden biri olduğuna dair veriler, ekonomide üretici sektörler aleyhine asimetrik bir denge oluştuğunu gösteriyor. Bu süreç, imalatçıların mali gevşeme yönündeki beklentilerini artırsa da, piyasada finansman maliyetlerinin bir süre daha yüksek gideceği ve bunun da yatırım iştahını keserek iç piyasadaki durgunluğu bir süre daha götüreceği görüşü hakim. Dezenflasyon politikaları için büyük önem taşıyan bu dönemde, birçok sektör için en kritik belirleyenin asgari ücret zammı olacağına işaret eden Karavelioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Açıklanacak oran, iş ve çalışma barışının korunması açısından büyük öneme sahip. OECD verilerine göre ihracatta yerli katma değer oranı Alman rakipleriyle aynı seviyede bulunan ve yüzde 76’lık bu yüksek orana bilgi ve teknoloji yoğun rekabet altında, uzmanlaşmış kadroları ile ulaşan sektörümüz, süreci en iyi yönetmesi gereken ve yönetecek aktörlerden biri olacaktır. Ancak bir nevi genel gösterge olarak algılanan asgari ücret zammı, hâlihazırda çok üzerinde ücretlerle istihdamını koruyan bizim gibi sektörlerde dahi işlevinin çok ötesinde bir etki yaratmaktadır. Bölgesel ve sektörel farkların arttığı, kayıt dışılığın dünya genelinde yaygınlaştığı bir dönemde, seyyanen uygulanacağı ümidi ya da beklentisi hâkim tek bir oran belirlemenin sıkıntılarını da tartışmalıyız.” Karavelioğlu’nun bu tespiti, asgari ücretin sadece bir ücret belirleyicisi olmaktan öte, genel ekonomik dinamikleri etkileyen kritik bir parametre olduğunu ve bu kararın sektörler arası farklılıkları gözeten, dengeli bir yaklaşımla alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

Türkiye’nin makine imalat sektörü, küresel ve yerel meydan okumalara rağmen güçlü bir performans sergilemeye devam ediyor. İhracat birim fiyatlarındaki artış, dış ticaret açığındaki gerileme ve stratejik pazar genişlemeleri, sektörün geleceğe umutla bakmasını sağlıyor. Ancak Avrupa’daki sanayisizleşme endişesi, jeopolitik riskler ve iç piyasadaki ekonomik dalgalanmalar, sektörün dinamiklerini sürekli olarak gözden geçirmesini ve yeni stratejiler geliştirmesini gerektiriyor. Suriye gibi potansiyel imar bölgelerindeki fırsatları değerlendirmek ve iç piyasada istikrarlı bir çalışma ortamı sağlamak, Türk makine sektörünün sürdürülebilir büyümesi için kilit öneme sahip olacaktır.