Küresel Piyasalar Fed’in Temkinli Duruşu ve Trump’ın Potansiyel Politikalarına Odaklandı: Faizler, Tarifeler ve Enflasyon Beklentileri
Küresel finans piyasaları, belirsizliklerle dolu bir dönemece girerken, yatırımcılar ve analistler önemli gelişmeleri yakından takip ediyor. Özellikle ABD Merkez Bankası’nın (Fed) son toplantı tutanakları ve eski Başkan Donald Trump’ın olası yeni dönem ekonomi politikaları, piyasalardaki yön arayışını derinleştiriyor. Fed’in aralık ayı toplantı tutanaklarından sızan temkinli yaklaşım sinyalleri, faiz indirimlerinin beklenenden daha geniş bir zaman dilimine yayılabileceğine dair beklentileri güçlendirirken, küresel çapta karışık bir seyir hakim. Bu durum, hisse senetlerinden tahvillere, emtiadan döviz kurlarına kadar birçok varlık sınıfında fiyatlamaları etkiliyor ve küresel ekonomik görünüm üzerinde önemli belirsizlikler yaratıyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasi arenada önemli bir figür olarak yeniden gündeme gelen Donald Trump’ın başkanlık koltuğuna oturması halinde izleyeceği ekonomi ve ticaret politikaları, küresel enflasyonla mücadeledeki etkileri açısından büyük bir merak konusu. Trump’ın özellikle ticaret ve göç konularında daha korumacı politikalar izleyebileceği beklentisi, piyasalarda tedirginliğe yol açıyor ve fiyatlamaları zorlaştırıyor. Dün açıklanan Fed’in Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantı tutanakları da bu endişeleri destekler nitelikte. Tutanaklarda, enflasyon görünümüne yönelik yukarı yönlü risklerin arttığına dair açıkça işaret edilmesi, Fed’in para politikası duruşunun gelecekteki seyrine ilişkin ipuçları veriyor ve faiz indirimlerine başlama zamanlamasının uzayabileceği sinyalini güçlendiriyor.
20 Ocak’ta başkanlık görevini devralmaya hazırlanan Trump’ın, ekonomi ve ticaret alanında atacağı adımlara ilişkin açıklamaları ve özellikle basında çıkan yeni tarifelere yönelik haberler, küresel piyasalar tarafından nefesler tutularak izleniyor. Ortaya atılan iddialara göre, Trump’ın yeni tarifeler için yasal bir zemin oluşturmak amacıyla “ulusal ekonomik acil durum” ilan etmeyi düşündüğü belirtiliyor. Bu tür bir ilan, “Uluslararası Ekonomik Acil Durum Yetkileri Yasası” kapsamında başkana, ulusal bir acil durum sırasında ithalatı tek taraflı olarak yönetme yetkisi verebilir. Bu yetki sayesinde Trump’ın, ABD’nin ticaret ortaklarına karşı yeni ve kapsamlı bir tarife programı oluşturmasının önü açılabilir. Bu durum, küresel ticaret dengelerini alt üst edebilecek potansiyel bir ticaret savaşının fitilini ateşleyebilir ve halihazırda kırılgan olan küresel tedarik zincirleri üzerinde ciddi baskılar yaratarak maliyetleri artırabilir.
ABD basınında yer alan haberler, söz konusu ilanın Trump’a ithalat politikalarında geniş bir hareket alanı tanıyacağını vurguluyor. Ancak, bu konuda henüz nihai bir kararın alınmadığı ve Trump’ın ekibinin tarifeleri desteklemek için diğer yasal yolları da araştırmaya devam ettiği belirtiliyor. Analistler, Trump’ın gelecek dönemde izleyeceği politikalara ilişkin açıklamalarının ve medyaya yansıyan haber akışının, küresel risk algısını önemli ölçüde artırdığını kaydediyor. Özellikle tarife politikalarının küresel çapta bir ticaret savaşını tetikleyebileceği ve bunun sonucunda ithalat maliyetlerindeki artışlar nedeniyle enflasyonist baskıların daha da artabileceği yönündeki endişeler, yatırımcılar arasında yaygınlaşıyor. Böyle bir senaryo, küresel ekonominin büyüme görünümünü olumsuz etkileyerek resesyon risklerini artırabilir ve birçok ülkenin ekonomik istikrarını tehdit edebilir, aynı zamanda küresel ticarette gerginliği tırmandırabilir.
Fed’in toplantı tutanaklarında Donald Trump’ın adı doğrudan geçmese de, olası politika değişikliklerinin makroekonomik etkilerine açıkça dikkat çekildi. Tutanaklarda şu ifadelere yer verildi: “Yetkililer, enflasyonun yüzde 2 hedefine doğru ilerlemeye devam edeceğini beklemekle birlikte, son dönemde beklenenden daha yüksek gelen enflasyon verileri ile ticaret ve göç politikasındaki potansiyel değişikliklerin etkilerinin, sürecin daha önce öngörülenden daha uzun sürebileceğine işaret ettiğini belirtti.” Bu açıklama, Fed’in enflasyonla mücadelede karşılaştığı zorlukları ve dış faktörlerin para politikası üzerindeki potansiyel etkilerini açıkça ortaya koyuyor. Özellikle Trump döneminde uygulamaya konulabilecek ticari kısıtlamalar ve göç politikalarındaki değişiklikler, hem üretim maliyetlerini hem de iş gücü piyasasını etkileyerek enflasyonist baskıları yeniden canlandırabilir ve Fed’in faiz indirim döngüsünü geciktirebilir, hatta tersine çevirebilir.
Toplantı tutanakları ayrıca, Fed yetkililerinin enflasyon görünümüne ilişkin endişelerinin ne denli derin olduğunu gösteriyor. “Yetkililerin neredeyse tamamı, enflasyon görünümüne ilişkin yukarı yönlü risklerin arttığı değerlendirmesinde bulundu. Yetkililer, FOMC’nin politika gevşeme hızını yavaşlatmanın uygun olacağı noktada ya da bu noktaya yakın olduğunu belirtti.” ifadesi, Fed’in faiz indirimleri konusunda daha temkinli davranmaya devam edeceği ve agresif bir indirim döngüsüne girmekten kaçınacağı şeklinde yorumlanabilir. Bu durum, piyasalarda faiz indirimlerinin zamanlamasına ilişkin beklentileri yeniden şekillendiriyor ve para politikası normalleşmesinin daha yavaş adımlarla ilerleyeceği sinyalini veriyor. Özellikle çekirdek enflasyondaki yapışkanlık ve hizmet enflasyonundaki direnç, Fed’in ‘yeterince kısıtlayıcı’ duruşunu daha uzun süre korumasına neden olabilir.
Fed yetkililerinin kamuoyuna yansıyan sözle yönlendirmeleri de yakından takip ediliyor. Fed Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller, enflasyonun Fed’in yüzde 2’lik hedefine doğru inmeye devam edeceğine inandığını ve bu yıl daha fazla faiz indirimlerini desteklediğini ifade etti. Waller’ın bu açıklamaları, Fed içindeki farklı görüşleri yansıtsa da, genel olarak temkinli bir iyimserliğin sürdüğüne işaret ediyor. Ancak, piyasalar, Waller gibi güvercin tonlu açıklamaların yanı sıra, şahin eğilimli üyelerin yorumlarını da dengeleyerek genel bir konsensüs arayışında. Fed’in genel söyleminde, veri bağımlı bir yaklaşımın benimsenmesi ve her toplantının kendi koşullarına göre değerlendirilmesi beklentisi hakim.
Makroekonomik veri cephesinde ise ABD’den gelen göstergeler, iş gücü piyasasında karışık bir tablo çiziyor. Geçen yıl aralık ayında özel sektör istihdamı, piyasa beklentilerinin altında kalarak 122 bin kişiyle sınırlı bir artış kaydetti. Bu veri, iş gücü piyasasındaki momentumun yavaşlamaya başladığına dair sinyaller verse de, istihdam yaratma sürecinin tamamen durmadığını ve piyasanın hala bir miktar canlılığını koruduğunu gösteriyor. Öte yandan, 4 Ocak ile biten haftada ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı 201 bine inerek son 11 ayın en düşük seviyesine geriledi ve piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti. Bu veri, işten çıkarmaların azaldığına ve iş gücü piyasasının genel olarak güçlü kalmaya devam ettiğine işaret ediyor. Analistler, Cuma günü açıklanacak kritik tarım dışı istihdam verisi öncesi iş gücü piyasasından gelen bu karışık sinyallerin, Fed’in para politikası kararları üzerinde nasıl bir etki yaratacağını değerlendiriyor. Özel sektör istihdamındaki yavaşlama, faiz indirimleri için bir zemin oluşturabilecekken, işsizlik maaşı başvurularındaki düşüş, Fed’in aceleci davranmamasında etkili olabilir ve iş gücü piyasasının hala sıkı olduğuna dair endişeleri körükleyebilir.
Söz konusu gelişmelerin etkisiyle ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi, dün yüzde 4,73 ile Ekim 2023’ten bu yana en yüksek seviyesini görmesinin ardından yeni günde yüzde 4,67 seviyesinde dengelendi. Tahvil faizlerindeki yükseliş, enflasyon beklentilerinin ve Fed’in faiz indirimlerinin erteleneceği beklentisinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Yüksek tahvil faizleri, şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırarak ekonomik aktiviteyi yavaşlatabilir. Altının ons fiyatı dün yüzde 0,5 yükselerek 2 bin 664 dolardan kapanırken, yeni güne yüzde 0,3 düşüşle 2 bin 657 dolardan başladı. Altın fiyatlarındaki bu dalgalanma, küresel belirsizlikler, dolar hareketleri ve reel faiz oranlarındaki değişimlerle yakından ilişkili. Dolar endeksi dün yüzde 0,5 değer kazanarak 109,1 seviyesinden kapanmasının ardından, yeni işlem gününde yatay bir seyir izliyor. Doların gücü, Fed’in temkinli duruşu, küresel risk iştahındaki düşüş ve ABD ekonomisinin görece güçlü kalmasıyla destekleniyor. Brent petrolün varil fiyatı ise ABD’de göreve başlayacak yeni yönetimin uygulayacağı ticari ve ekonomik politikalara yönelik belirsizlikle şu sıralarda yüzde 0,3 düşüşle 75,8 dolardan işlem görüyor. Enerji piyasaları, küresel büyüme beklentileri, jeopolitik riskler ve Trump’ın potansiyel politikalarının arz-talep dengesi üzerindeki etkilerini de fiyatlamaya çalışıyor.
Bu gelişmelerle New York Borsası’nda dün, S&P 500 endeksi yüzde 0,16 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,25 yükseliş kaydederken, teknoloji ağırlıklı Nasdaq endeksi yüzde 0,06 düşüşle günü tamamladı. Endeksler arasındaki bu farklı seyir, yatırımcıların teknoloji hisselerinden daha çok geleneksel sanayi şirketlerine yöneldiğini veya teknoloji hisselerinde kâr realizasyonlarının yaşandığını gösterebilir. Özellikle yüksek faiz ortamı, büyüme hisseleri üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. Öte yandan, New York borsasında bugün ABD’nin 39. başkanı Jimmy Carter’ın vefatı dolayısıyla ulusal yas günü çerçevesinde işlemler gerçekleştirilmeyecek olması, piyasa aktivitesinin bir günlüğüne durmasına neden olacak. Bu durum, yatırımcıların yeni gelişmeleri sindirmek ve geleceğe yönelik stratejilerini gözden geçirmek için bir fırsat sunabilir.
Avrupa borsalarında da dün karışık bir seyir öne çıkarken, bölgenin ana ekonomik gündem maddesi olmaya devam eden resesyon endişeleri, yatırımcıların dikkatini çekiyor. Açıklanan makroekonomik verilerden alınan sinyaller, özellikle imalat sanayinde ciddi risklere işaret ederken, son aylarda enflasyon verilerindeki katılık, bölgedeki risk algısını sürekli besliyor. Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) sıkı para politikası duruşu ve enerji krizi gibi faktörler, Euro Bölgesi ekonomisi üzerindeki baskıyı artırıyor. Dün açıklanan verilere göre, Avrupa Merkez Bankası’nın Tüketici Beklentileri Anketi’ne göre, Avro Bölgesi’ndeki tüketicilerin orta vadeli enflasyon beklentileri yükselişini ikinci aya taşıdı. Bu durum, enflasyonun kalıcılığına dair endişelerin arttığını ve ECB’nin faiz indirimleri konusunda Fed’e benzer şekilde temkinli davranabileceğini gösteriyor. Yüksek enflasyon beklentileri, ücret artışlarını tetikleyerek bir fiyat-ücret sarmalı riskini de beraberinde getirebilir.
Kurumsal tarafta ise Avrupa’da önemli gelişmeler yaşandı. Enerji devi Shell’in, 2024’ün son çeyreğine ilişkin sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretim görünümünü düşürmesi ve petrol ile doğal gaz ticareti sonuçlarının önceki çeyreklik dönemlere göre daha zayıf kalacağı değerlendirmesinde bulunmasının ardından şirketin hisseleri günü yüzde 1,7 düşüşle tamamladı. Bu durum, enerji sektöründeki zorlukları ve küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların şirket karlılıkları üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor. Ayrıca, Avrupalı yenilenebilir enerji şirketleri de zorlu bir gün geçirdi. Danimarkalı rüzgar enerjisi devi Vestas’ın hisseleri yüzde 7,7, Alman enerji teknoloji şirketi Siemens Energy’nin hisseleri yüzde 5,96 ve yine Danimarkalı Orsted’in hisseleri yüzde 3,36 değer kaybetti. Yenilenebilir enerji sektöründeki bu düşüş, artan maliyetler, tedarik zinciri sorunları, rekabet veya projelerin finansmanındaki zorluklar gibi faktörlerden kaynaklanıyor olabilir.
Endeks bazında ise dün Avrupa borsalarında farklı kapanışlar görüldü. Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,49, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,05 değer kaybederken, İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,49 ve İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,07 değer kazandı. Bu karışık tablo, Avrupa ekonomileri arasındaki ayrışmayı ve sektörel farklılıkları yansıtıyor. Özellikle enerji fiyatları ve enflasyonla mücadeledeki bölgesel farklılıklar, endekslerin performansını etkiliyor. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de karışık bir seyirle başladı ve piyasalardaki belirsizliğin devam ettiğini gösterdi. Yatırımcılar, enerji krizinin derinleşip derinleşmeyeceği, enflasyonun nasıl bir seyir izleyeceği ve ECB’nin gelecek adımları gibi konuları yakından takip etmeye devam ediyor.
Asya borsaları ise Hong Kong hariç genel olarak negatif bir seyir izlerken, Fed’in toplantı tutanaklarından alınan temkinli mesajlar ve küresel risk algısının artması, bölgedeki piyasaları olumsuz etkiledi. Çin’den gelen ekonomik veriler de bu tabloyu destekledi. Bugün açıklanan aralık ayına ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), yıllık bazda 0,1 artışla piyasa beklentilerine paralel gerçekleşirken, aynı döneme ait Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) yüzde 2,3 azaldı. TÜFE’deki hafif artış, tüketim talebindeki toparlanmanın zayıf kaldığını gösterirken, ÜFE’deki düşüş, sanayi üretiminde deflasyonist baskıların devam ettiğini ve şirket kâr marjları üzerindeki baskının sürdüğünü ortaya koyuyor. Çin ekonomisindeki bu karmaşık durum, küresel tedarik zincirleri ve emtia fiyatları üzerinde önemli etkilere sahip olabilir ve küresel büyüme görünümünü olumsuz etkileyebilir.
Bu gelişmelerle kapanışa yakın saatlerde Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,3 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,3 düşerken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,1 yükseliş kaydetti. Hong Kong’da Hang Seng endeksi ise yatay bir seyir izleyerek diğer Asya piyasalarından ayrıştı. Özellikle Çin ekonomisindeki yavaşlama endişeleri, bölge genelinde yatırımcı hissiyatını baskılamaya devam ediyor. Güney Kore’deki yükseliş ise teknoloji hisselerindeki güçlü performans veya bölgesel dinamiklerden kaynaklanmış olabilir. Asya piyasaları, küresel gelişmelerin yanı sıra kendi iç dinamikleri, bölgesel ticaret anlaşmaları ve jeopolitik gerilimler açısından da hassas bir dönemden geçiyor.
Yurt içinde ise Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, dün satış ağırlıklı bir seyir izleyerek günü yüzde 0,82 değer kaybıyla 9.890,76 puandan tamamladı. Küresel piyasalardaki belirsizlikler, artan risk iştahı ve yurt içi dinamikler, Borsa İstanbul üzerinde de baskı yaratmaya devam ediyor. Özellikle bankacılık ve sanayi hisselerindeki hareketlilik, endeksin genel seyrini etkiliyor. Dolar/TL kuru, dün yatay seyirle 35,3387’den kapanırken, bugün bankalararası piyasanın açılışında önceki kapanışın hemen üzerinde 35,3500 seviyesinden işlem görüyor. Türk lirası üzerindeki baskı, küresel dolar talebi, yurt içi ekonomik beklentiler ve para politikası adımlarıyla yakından ilişkili.
Analistler, bugün yurt içinde haftalık para ve banka istatistiklerinin, yurt dışında ise Almanya’da sanayi üretimi ve dış ticaret dengesi ile Avro Bölgesi’nde perakende satışların takip edileceğini belirtti. Bu veriler, küresel ekonominin gidişatına dair ek ipuçları sağlayacak ve piyasaların yönünü belirlemede etkili olacak. Almanya verileri, Avrupa ekonomisinin sağlığına dair önemli göstergeler sunarken, Euro Bölgesi perakende satışları tüketici harcamalarının ve genel ekonomik canlanmanın nabzını tutacak. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.800 ve 9.700 puanın önemli destek seviyeleri olduğunu, 10.000 ve 10.100 seviyelerinin ise direnç konumunda bulunduğunu ifade eden analistler, endeksin bu seviyeler arasındaki hareketinin yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı. Yatırımcıların, açıklanacak veriler ve siyasi gelişmeler ışığında pozisyonlarını gözden geçirmeleri bekleniyor.
Piyasalar için bugün takip edilecek önemli veriler şu şekilde sıralanıyor:
- 10.00 Almanya, kasım ayı sanayi üretimi
- 10.00 Almanya, kasım ayı dış ticaret dengesi
- 13.00 Avro Bölgesi, kasım ayı perakende satışlar
- 14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri