Küresel Piyasalar Jackson Hole Odaklı: Fed, ECB ve TCMB Kararları Öncesi Beklentiler ve Analizler
Yeni haftaya küresel piyasalar, geçtiğimiz haftanın olumlu rüzgarlarını da arkasına alarak ancak yer yer karışık bir seyirle başladı. Yatırımcıların ve analistlerin gözü, Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenecek olan prestijli Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’na çevrilmiş durumda. Özellikle ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın yapacağı açıklamalar ve sözle yönlendirmeleri, önümüzdeki dönemde küresel para politikalarının şekillenmesinde kritik rol oynayacak sinyaller taşıyor. Bu önemli etkinlik, sadece Fed’in değil, diğer büyük merkez bankalarının da (Avrupa Merkez Bankası – ECB ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası – TCMB) atacağı adımlara ışık tutarak, piyasalarda belirgin yön değişimlerine yol açabilir.
Geçtiğimiz hafta ABD’de açıklanan enflasyon verileri, beklentilerin üzerinde bir yumuşama sergileyerek piyasaları rahatlattı. Fiyat baskılarının hafiflediğine dair işaretler, uzun süredir gündemde olan resesyon endişelerinin de bir nebze olsun yatışmasını sağladı. Bu durum, küresel risk iştahını olumlu yönde etkilerken, hisse senedi piyasalarında yükselişlere zemin hazırladı. Ancak, bu iyimser tabloya rağmen, dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen ekonomik veriler ve merkez bankası beklentileri, yatırımcıları temkinli olmaya itmeye devam ediyor.
ABD Piyasalarında Fed ve Ekonomi Verilerinin Yankıları
ABD ekonomisi, son dönemde gelen karışık sinyallerle yatırımcıların dikkatini çekmeye devam ediyor. Bir yandan enflasyonun ılımlı seyri ve resesyon risklerinin azalması “yumuşak iniş” senaryosunu güçlendirirken, diğer yandan bazı sektörlerdeki zayıflıklar da göz ardı edilmiyor. Bu hafta Jackson Hole’da Fed Başkanı Powell’ın yapacağı konuşma, piyasaların Eylül ayındaki faiz kararı öncesindeki beklentilerini netleştirecek en önemli ipuçlarını sunacak.
Jackson Hole Sempozyumu’nun Önemi ve Powell’ın Konuşması
Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu, dünyanın dört bir yanından gelen merkez bankası başkanları, finans bakanları, akademisyenler ve piyasa uzmanlarının bir araya geldiği, küresel para politikalarının tartışıldığı önemli bir platformdur. Özellikle Fed Başkanı’nın burada yaptığı konuşmalar, genellikle piyasalara gelecek döneme ilişkin güçlü sinyaller verir. Bu yılki sempozyumda, Fed’in Eylül ayında faiz indirimi yapacağına dair beklentiler neredeyse kesinleşmiş durumda olsa da, indirimin büyüklüğü (25 baz puan mı, yoksa daha agresif bir indirim mi?) konusunda belirsizlikler devam ediyor. Powell’ın konuşması, bu belirsizliği giderecek ve piyasaların önümüzdeki aylardaki beklentilerini şekillendirecek kritik bir metin olacak. Yatırımcılar, faiz indirimlerinin ne hızda devam edeceğine dair ipuçları arayacak; zira bu, şirket karlarından tüketici harcamalarına kadar geniş bir yelpazede ekonomik aktiviteyi etkileyecektir.
Ekonomik Veriler ve Fed Yetkililerinin Yorumları
Son açıklanan verilere göre, ABD’de yapımına başlanan yeni konut sayısı temmuz ayında yüzde 6,8 azalarak tahminlerin altında kalırken, verilen inşaat izinleri de yüzde 4 düşüşle Haziran 2020’den bu yana en düşük seviyesine geriledi. Konut piyasasındaki bu yavaşlama, yüksek faiz oranlarının tüketici talebini ve yatırım kararlarını nasıl etkilediğini gösteriyor. Konut sektörü, genellikle ekonominin genel sağlığı için önemli bir öncü gösterge olarak kabul edilir; bu düşüşler, bazı ekonomik yavaşlama işaretleri olarak yorumlanabilir.
Ancak, Michigan Üniversitesince ölçülen tüketici güven endeksi ağustos ayında 67,8’e çıkarak piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti. Tüketici güvenindeki bu artış, hanehalklarının geleceğe dair daha iyimser olduklarını ve harcama eğilimlerinin sürebileceğini gösteriyor. Tüketici harcamaları, ABD ekonomisinin motoru olduğundan, bu veri ekonomik büyüme açısından pozitif bir sinyal olarak algılanıyor.
Fed yetkililerinin açıklamaları da piyasaların yakından takip ettiği bir başka unsur. San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, Fed’in borçlanma maliyetlerini düşürmek için kademeli bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini savundu. Daly, mevcut yüzde 5,25 ila yüzde 5,5 olan faiz aralığını ayarlamayı düşünme zamanının geldiğini belirtirken, iş gücü piyasasına yönelik olarak “yavaşlasa da zayıf olmadığı” değerlendirmesinde bulundu. Enflasyon konusunda ise son ekonomik verilerin kendisine enflasyonun kontrol altında olduğuna dair daha fazla güven verdiğini ifade etti. Bu açıklamalar, Fed içinde faiz indirimi konusunda genel bir eğilim olduğunu ancak hız ve kademe konusunda farklı görüşlerin de olabileceğini gösteriyor.
ABD Piyasalarındaki Fiyatlamalar
Piyasalar, Fed’in olası faiz indirimi beklentileriyle hareketlenmeye devam ediyor. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi şu sıralarda yüzde 3,89 seviyesinde dengelenirken, bu seviye, yatırımcıların enflasyon ve ekonomik büyüme beklentilerini yansıtıyor. Dolar endeksi ise yüzde 0,2 düşüşle 102,2 seviyesinde bulunuyor. Doların zayıflaması, genellikle risk iştahının arttığı ve yatırımcıların daha riskli varlıklara yöneldiği dönemlerde görülür.
Altının ons fiyatı, geçtiğimiz hafta 2 bin 509,8 dolarla rekor seviyeyi görmesinin ardından haftayı yüzde 3,2 artışla 2 bin 508,1 dolardan kapatmıştı. Yeni günde ise yüzde 0,3 azalışla 2 bin 500 dolara geriledi. Altın fiyatlarındaki bu dalgalanma, doların seyrine ve enflasyon beklentilerine doğrudan bağlıdır. Brent petrolün varil fiyatı da önceki kapanışın yüzde 0,3 altında 78,9 dolarda seyrediyor. Petrol fiyatları, küresel ekonomik büyüme beklentileri ve arz-talep dengesiyle yakından ilişkilidir.
Cuma günü ABD borsalarında pozitif bir kapanış yaşanmıştı. Dow Jones endeksi yüzde 0,24, S&P 500 endeksi yüzde 0,20 ve Nasdaq endeksi yüzde 0,21 yükseldi. Endeks vadeli kontratlar ise yeni güne de yükselişle başlayarak piyasalardaki olumlu havanın sürdüğüne işaret etti. Bu yükselişler, özellikle teknoloji hisselerinin önderliğinde gerçekleşirken, yatırımcıların enflasyonun kontrol altına alınması ve potansiyel faiz indirimleri senaryosuna olumlu tepki verdiğini gösteriyor.
Avrupa Piyasalarında Enflasyon ve ECB Kararları Beklentisi
Avrupa piyasaları, geçen haftayı İngiltere hariç alış ağırlıklı bir seyirle tamamlarken, bu hafta gözler Avro Bölgesi’nden gelecek enflasyon rakamlarına çevrilmiş durumda. Avrupa Merkez Bankası (ECB), enflasyonla mücadelede önemli adımlar atmış olsa da, bölgedeki ekonomik büyüme endişeleri ve enerji fiyatlarındaki belirsizlikler, bankanın gelecekteki para politikası duruşunu karmaşıklaştırıyor.
ECB’nin Faiz Politikası ve Enflasyon Verileri
Analistler, ECB’nin gelecek ayki toplantısında politika faizini 25 baz puan indirmesine kesin gözüyle bakıldığını belirtiyor. Avro Bölgesi’nde açıklanacak enflasyon verileri, bankanın yıl sonuna kadar atacağı adımlara yönelik fiyatlamaları doğrudan etkileyecek. Eğer enflasyon beklentilerin altında gelirse, bu ECB’ye daha fazla faiz indirimi için alan açabilirken, beklentilerin üzerinde bir enflasyon, bankanın daha temkinli davranmasına neden olabilir. Avro Bölgesi ekonomisi, yüksek faiz oranları ve küresel talebin yavaşlaması nedeniyle son dönemde bazı zorluklar yaşıyor. Özellikle Almanya gibi bölgenin lokomotif ekonomilerinden gelen zayıf veriler, ECB’nin faiz indirimi konusunda aceleci davranmasına neden olabilir.
Almanya’da Bütçe Anlaşması ve Avrupa Borsaları
Öte yandan, Almanya hükümeti cuma günü, harcama planını kurtarmayı amaçlayan bir uzlaşmayla 2025 bütçe açığı hedefini 17 milyar avrodan 12 milyar avroya düşürmek için bir anlaşmaya vardı. Maliye Bakanı Christian Lindner, bu hedefin istediğinden biraz daha yüksek olduğunu belirtse de, anlaşma, bütçe disiplini konusunda bir sinyal olarak algılandı. Bu gelişme, Almanya’nın mali istikrarını koruma çabasını yansıtırken, Avro Bölgesi’nin genel mali sağlığı için de önem arz ediyor.
Bu gelişmelerle cuma günü İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,43 değer kaybederken, Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,77 ve Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,35 yükseldi. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne de yükselişle başladı. Avrupa borsalarındaki bu karışık seyir, ülkelerin kendi iç dinamikleri, ekonomik göstergeleri ve ECB’den gelen sinyallere verilen tepkileri yansıtıyor.
Asya Piyasalarında Çin Odaklı Gelişmeler ve Bölgesel Dalgalanmalar
Asya piyasaları yeni güne karışık bir seyirle başlarken, özellikle Çin’den gelen haberler piyasaların odağında yer aldı. Bölge genelinde ekonomik büyüme beklentileri, enflasyon endişeleri ve jeopolitik gelişmeler, yatırımcıların karar alma süreçlerini etkileyen temel faktörler olmaya devam ediyor.
Çin Ekonomisi: Tüketimi Teşvik ve Emlak Krizi
Çin Başbakanı Li Qiang, ülkenin tüketimi teşvik etmeye odaklanacağını söyledi. Bu açıklama, Çin’de devam eden deflasyon endişelerinin sınırlı da olsa yatışmasına ve Çin borsasındaki alış ağırlıklı seyri desteklemesine yardımcı oldu. Çin, son dönemde özellikle tüketici talebindeki zayıflık ve emlak sektöründeki sorunlar nedeniyle deflasyonist baskılarla karşı karşıya kalmış durumda. Hükümetin tüketimi teşvik etme yönündeki adımları, ekonomiyi canlandırma ve sürdürülebilir bir büyümeyi sağlama çabasının bir parçası olarak görülüyor. Bu önlemler arasında vergi indirimleri, sübvansiyonlar ve altyapı yatırımları yer alabilir.
Ancak, Çin’deki emlak piyasası hala ciddi bir krizle mücadele ediyor. Geçen hafta açıklanan verilere göre ülkede yeni konut fiyatları 14 aylık düşüş serisine devam ederken, temmuz ayında düşüş yıllık bazda yüzde 4,9 oldu. Geçtiğimiz aylarda açıklanan emlak sektörüne yönelik kurtarma paketlerinin etkisi sınırlı kalırken, fiyatlardaki düşüş eğiliminin devam ettiği kaydedildi. Emlak sektöründeki bu derin kriz, ülkenin genel ekonomik büyümesini olumsuz etkilemeye devam ediyor ve küresel piyasalar için de bir risk unsuru oluşturuyor. Çin hükümetinin bu krizi ne kadar etkin yönetebileceği, önümüzdeki dönemde küresel ekonomik görünüm açısından belirleyici olacak.
Hong Kong ve Japonya’daki Gelişmeler
Öte yandan Hong Kong ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde çeyreklik bazda yüzde 0,8 ve yıllık bazda yüzde 3,3 oranında büyüyerek toparlanma işaretleri gösterdi. Hükümet, 2024 yılı için ekonomik büyüme tahminini yüzde 2,5 ile yüzde 3,5 arasında tuttu. Bu büyüme rakamları, şehrin pandemi sonrası toparlanma sürecinde ilerleme kaydettiğini gösteriyor.
Japonya’da ise iktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) 27 Eylül’de partinin liderlik seçimini yapacak. Görevdeki Başbakan Fumio Kishida’nın üç yıllık bir dönemi sona erdirerek Eylül ayında istifa etmeye karar vermesi, Japon siyasetinde yeni bir dönemi başlatacak. Partinin yeni liderinin, LDP’nin alt meclisteki çoğunluğu nedeniyle Japonya’nın yeni Başbakanı olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Bu siyasi belirsizlik, yatırımcıların Japonya piyasalarına yönelik beklentilerini etkileyebilir.
Bugün, ülkede açıklanan çekirdek makine siparişleri aylık bazda yüzde 2,1 ile öngörülerin üzerinde artarken, yıllık bazda yüzde 1,7 azalışla beklentilerin altında gerçekleşti. Makine siparişleri, genellikle şirketlerin yatırım harcamaları hakkında önemli bilgiler verir ve gelecekteki ekonomik aktiviteye dair bir gösterge olarak kabul edilir. Dolar/yen paritesi cuma günü 147,6 seviyesinden kapanırken yeni haftanın ilk işlem gününde yüzde 1,4 düşüşle 145,6 seviyesinde seyrediyor. Yen’in değer kazanması, Japon ekonomisine yönelik bazı olumlu beklentileri veya küresel riskten kaçış eğilimini yansıtabilir.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,6 ve Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,7 azalırken, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 1 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 yükseldi. Asya borsalarındaki bu karışık kapanışlar, bölge ekonomilerinin farklı dinamiklerini ve yatırımcıların bu dinamiklere yönelik farklı tepkilerini gözler önüne seriyor.
Türkiye Piyasalarında TCMB Kararı Beklentisi ve Teknik Analiz
Yurt içi piyasalarda ise geçtiğimiz cuma günü satış ağırlıklı bir seyir izlendi. Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü önceki kapanışa göre yüzde 1,61 azalışla 9.821,96 puandan tamamlarken, yatırımcıların gözü bu hafta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) açıklayacağı para politikası kararlarına çevrildi.
TCMB Para Politikası Kararları
AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistlerin tamamı, ağustos ayında TCMB’nin politika faizini yüzde 50’de sabit bırakmasını bekliyor. Ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentilerinin ortalaması ise yüzde 46,50 olarak hesaplandı. TCMB’nin mevcut yüksek faiz oranlarını koruma kararı alması, enflasyonla mücadeledeki kararlılığını göstermesi ve finansal istikrarı sağlama hedefi doğrultusunda önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Yüksek enflasyon ve kurdaki oynaklık, Merkez Bankası’nı sıkı para politikası uygulamalarını sürdürmeye itiyor. Sabit faiz beklentisi, piyasaların enflasyonla mücadele sürecindeki duruşunu ve öngörülebilirliğini destekleyebilir.
Dolar/TL kuru, cuma gününü yüzde 0,2 artışla 33,6897’den kapatırken, bugün bankalararası piyasanın açılışında yatay seyirle 33,6910 seviyesinden işlem görüyor. Kurdaki bu yatay seyir, TCMB’nin sıkı para politikası duruşunun ve makro ihtiyati önlemlerin etkisini gösteriyor.
Yurt İçi ve Yurt Dışı Önemli Veriler ile Teknik Seviyeler
Analistler, bugün yurt içinde kısa vadeli dış borç istatistikleri, yurt dışında ise ABD’de öncü endeks verilerinin takip edileceğini dile getirdi. Kısa vadeli dış borç istatistikleri, ülkenin finansal kırılganlığı ve dış denge görünümü açısından önem taşırken, ABD öncü endeks verileri küresel ekonomik gidişata dair ipuçları sunacak. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.800 ve 9.700 puanın destek, 10.000 ve 10.100 puanın direnç konumunda olduğunu kaydeden analistler, bu seviyelerin üzerinde veya altında yaşanacak hareketlerin piyasanın kısa vadeli yönünü belirleyeceğini ifade etti. Yatırımcıların, özellikle Jackson Hole’dan gelecek haber akışını ve yurt içi faiz kararını yakından takip etmesi önem arz ediyor.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
- 10.00 Türkiye: Haziran ayı kısa vadeli dış borç istatistikleri
- 17.00 ABD: Temmuz ayı öncü endeks