Küresel Piyasalar Haftaya Yeşil Açtı

Küresel Piyasalar Ticaret Gerilimi ve Merkez Bankası Beklentileri Arasında: Kapsamlı Bakış

Küresel ekonomi, son dönemde özellikle ABD’nin ticaret politikaları ve dünyanın önde gelen merkez bankalarının yönlendirmeleriyle şekillenen karmaşık bir yapı sergiliyor. ABD’ye ithal edilen bazı teknoloji ürünlerine yönelik tarife uygulamalarında yaşanan değişiklikler ve ticaret müzakerelerine dair artan iyimserlik, piyasalarda pozitif bir hava yaratırken, diğer yandan küresel ticaret gerilimlerinin uzun vadeli etkilerine dair endişeler devam ediyor. Bu makalede, ABD-Çin arasındaki ticaret diplomasisinden Fed’in para politikası açıklamalarına, Avrupa’daki müzakerelerden Asya’daki teknoloji sektörü gelişmelerine ve yurt içi piyasaların dinamiklerine kadar birçok önemli başlığı ele alarak, küresel makroekonomik görünümü detaylıca inceleyeceğiz.

ABD’nin Ticaret Politikaları ve Küresel Ekonomiye Etkileri

ABD’nin ticaret ortaklarına yönelik “karşılıklılık esaslı” tarifeleri 90 gün süreyle askıya alması, küresel ticaret arenasındaki tansiyonu düşürme yönünde atılmış önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Bu hamle, dünya ekonomisinin genel gidişatı açısından olumlu bir sinyal olarak algılansa da, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin arasındaki ticaret restleşmesi tam anlamıyla son bulmuş değil. Zira ABD’nin Çin’e toplamda yüzde 145 oranında tarife uygulamaya devam etmesi, bu iki dev ülkenin ekonomik ilişkilerinin geleceği hakkında belirsizlikleri koruyor. Küresel tedarik zincirleri ve uluslararası ticaret akışı üzerinde önemli baskılar yaratmaya devam eden bu durum, yatırımcılar tarafından yakından takip ediliyor ve piyasa dinamiklerini derinden etkiliyor.

Son olarak, ABD İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı ABD Gümrük ve Sınır Koruma Kurumu tarafından yayımlanan yeni bir düzenleme, bazı kritik teknoloji ürünlerinin tarife sınıflandırmasında değişikliğe gidildiğini gösterdi. Buna göre, bilgisayarlar, akıllı telefonlar, çipler, çip üretiminde kullanılan makineler, işlemciler, modemler ve güneş panelleri gibi ürünler artık “karşılıklılık esaslı tarifeler” yerine “mevcut tarifeler” kapsamında değerlendirilecek. Bu düzenleme, 5 Nisan tarihi itibarıyla ithal edilen veya antrepodan çekilen ürünler için geçerli olacak. Bu değişiklik, özellikle yarı iletken ve elektronik sektöründe faaliyet gösteren küresel şirketler için önemli bir gelişme olup, maliyet yapılarını ve tedarik stratejilerini yeniden gözden geçirmelerine neden olabilir. ABD Başkanı Donald Trump, bu konuda yaptığı açıklamalarda herhangi bir tarife istisnası olmadığını vurgulayarak, “Ulusal Güvenlik Tarife İncelemeleri” kapsamında yarı iletkenler ve tüm elektronik tedarik zincirini ele alacaklarını belirtti. Trump, özellikle ABD’ye karşı haksız ticaret dengeleri ve parasal olmayan tarife engelleri kullanan Çin’in bu durumdan “kurtulmadığını” ifade etti ve cuma günü herhangi bir tarife “muafiyeti” açıklanmadığını yineledi. Başkan, söz konusu ürünlerin fentanil krizi nedeniyle uygulanan mevcut yüzde 20 oranındaki tarifelere tabi olduğunu ve sadece farklı bir tarife kategorisine taşındıklarını dile getirdi. Bu açıklamalar, ABD’nin ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda ticaret politikalarını aktif bir şekilde yönetmeye devam edeceğinin sinyallerini verirken, aynı zamanda uluslararası arenada ABD’nin güçlü duruşunu koruma niyetini ortaya koyuyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in cuma günü yaptığı açıklamada, Başkan Trump’ın Çin ile tarifeler konusunda bir anlaşma yapabileceği konusunda “iyimser” olduğunu belirtmesi, piyasalarda olumlu bir beklenti oluşturdu. Bu iyimserlik, küresel ticaret gerilimlerinin hafifleyebileceği ve olası bir anlaşmanın küresel ekonomik büyümeye olumlu katkı sağlayabileceği umutlarını yeşertiyor. Bir ticaret anlaşmasının potansiyel olarak küresel ekonomik belirsizliği azaltması, şirketlerin yatırım kararlarını kolaylaştırması ve nihayetinde dünya ticaret hacmini artırması bekleniyor. Ancak, ticaret savaşlarının karmaşık doğası ve geçmişteki müzakere deneyimleri göz önüne alındığında, nihai bir çözüme ulaşmak için uzun ve zorlu müzakerelerin gerektiği biliniyor. Bu süreçte atılacak her adım, küresel piyasalar tarafından yakından izlenecek ve yatırımcı kararlarını doğrudan etkileyecektir. Özellikle teknoloji, otomotiv ve tarım gibi kilit sektörler, bu müzakerelerin sonuçlarından doğrudan etkilenecek başlıca alanlar arasında yer alıyor.

Merkez Bankası Politikalarının Gölgesinde Piyasalar

ABD Merkez Bankası (Fed) yetkililerinin sözlü yönlendirmeleri, piyasaların genel seyri üzerinde belirleyici bir rol oynamaya devam ediyor. Merkez bankası yetkililerinin enflasyon, istihdam ve finansal istikrar hakkındaki yorumları, yatırımcıların faiz oranı beklentilerini ve risk iştahını şekillendiriyor. Geçtiğimiz hafta cuma günü Boston Fed Başkanı Susan Collins, Fed’in finansal piyasalarda düzensizlik yaşanması durumunda istikrarı sağlamak için elindeki tüm araçları kullanmaya hazır olacağını ifade etti. Bu açıklama, Fed’in piyasa istikrarını koruma konusundaki kararlılığını bir kez daha ortaya koyarken, olası bir ekonomik şok veya piyasa türbülansı durumunda merkez bankasının müdahale etme kapasitesine ve gücüne vurgu yaptı. Bu türden güvenceler, yatırımcı güvenini artırma potansiyeli taşıyor.

New York Fed Başkanı John Williams ise Trump yönetiminin mevcut ticaret politikalarının bu yıl enflasyonu hızlandırabileceği yönündeki endişelerini dile getirdi. Williams, Fed’in uzun vadeli enflasyon beklentilerinin kontrolden çıkmasını önlemesinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Bu, ticaret tarifelerinin sadece uluslararası ticareti değil, aynı zamanda yurt içi fiyat istikrarını da etkileyebileceği yönündeki genişleyen tartışmalara dikkat çekiyor. Yüksek tarifelerin ithalat maliyetlerini artırması, yerel üretimde girdi fiyatlarını yükseltmesi ve nihayetinde tüketici fiyatlarına yansıması, merkez bankalarının para politikası duruşlarını belirlemede kritik bir faktör haline geliyor. Enflasyonun yükselmesi durumunda Fed’in faiz artırımına gitme olasılığı, piyasalarda daha sıkı para politikası beklentilerini güçlendirebilir.

St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem de benzer endişeleri paylaşarak, kısa vadede enflasyonun artarken iş gücü piyasasının zayıflayabileceği yönünde bir risk bulunduğunu belirtti ve gelen ekonomik verilerin dikkatle izlenmesi gerektiğini kaydetti. Bu ikili risk senaryosu, merkez bankası için zorlu bir politika ikilemini ortaya koyuyor. Musalem ayrıca, tarifelerin enflasyonist etkilerinin bazı durumlarda kalıcı olabileceği konusundaki endişesini dile getirerek, uzun vadeli enflasyon beklentilerinin sabit tutulmasının önemini vurguladı. Bu açıklamalar, Fed yetkililerinin enflasyon ve iş gücü piyasası arasındaki dengeyi bulma konusundaki hassasiyetini ve ticaret politikalarının makroekonomik etkilerine yönelik artan dikkatlerini gösteriyor. Merkez bankasının bu dengeleri gözeterek atacağı adımlar, faiz oranları, tahvil getirileri ve genel ekonomik görünüm üzerinde belirleyici olacak, bu da yatırımcıların Fed’in iletişimini neden bu kadar yakından takip ettiğini açıklıyor.

Küresel Piyasaların Nabzı: Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya

Kuzey Amerika Piyasalarında Pozitif Seyir ve Güvenli Liman Arayışları

New York Borsası, cuma gününü güçlü kazanımlarla kapattı. Nasdaq endeksi yüzde 2,06, S&P 500 endeksi yüzde 1,81 ve Dow Jones endeksi yüzde 1,56 değer kazandı. Bu yükselişler, özellikle teknoloji sektöründeki toparlanma ve ticaret müzakerelerine yönelik iyimserlikle desteklendi. Teknoloji hisseleri, tarife düzenlemelerindeki belirsizliğin kısmen azalmasıyla nefes alırken, genel piyasa risk iştahı da arttı. Yeni güne ise ABD’de endeks vadeli kontratlar pozitif bir seyirle başladı, bu da piyasalardaki olumlu momentumun devam ettiğine ve yatırımcıların riskli varlıklara yöneliminin sürdüğüne işaret ediyor.

Söz konusu gelişmelerin ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,47’de dengelendi. Bu seviye, hem Fed’in para politikası duruşu hem de küresel ekonomik görünüm açısından önemli bir gösterge olarak kabul ediliyor. Dolar endeksi ise yüzde 0,5 düşüşle 99,6 seviyelerinden işlem görerek Temmuz 2023’ten bu yana en düşük seviyesine geriledi. Analistler, Trump’ın ticaret hamlelerinin yatırımcıların ABD varlıklarını elden çıkarıp diğer küresel “güvenli liman” varlıklara yönelmesine neden olduğunu belirtiyor. Bu durum, doların değer kaybetmesine ve altın gibi değerli metallerin cazibesini artırmasına yol açtı. Altının ons fiyatı cuma günü 3 bin 245 dolar seviyesini görerek rekor tazelemesinin ardından günü yüzde 2 yükselişle 3 bin 239 dolardan tamamlamıştı. Haftanın ilk işlem gününde ise düşüş eğiliminde bir seyir izleyen altının ons fiyatı şu sıralarda yüzde 0,2 azalışla 3 bin 231 dolardan işlem görüyor. Bu dalgalanmalar, yatırımcıların piyasa belirsizlikleri karşısında riskli varlıklardan kaçınarak güvenli limanlara sığınma eğilimini net bir şekilde ortaya koyuyor. Emtia piyasalarında ise Brent petrolün varil fiyatı yüzde 0,2 değer kaybıyla 64,1 dolar seviyesinde bulunuyor, küresel büyüme beklentileri ve arz-talep dengesi petrol fiyatları üzerinde etkili olmaya devam ediyor.

Avrupa’da Ticaret Diplomasisi, Resesyon Endişeleri ve Piyasa Tepkileri

Avrupa borsaları cuma günü, bölge için tarifelerin geleceğine yönelik belirsizliklerin etkisiyle İngiltere hariç negatif bir kapanış gerçekleştirdi. Ancak, AB Komisyonu Ticaretten Sorumlu Üyesi Maros Sefcovic’in tarifelerle ilgili görüşmeler yapmak üzere Washington’a gitmesi, Avrupa piyasaları için umut ışığı oldu. Bu üst düzey diplomatik hamle, Atlantik ötesi ticaret ilişkilerinde potansiyel bir çözüm arayışını simgeliyor. AB Komisyonu Sözcüsü Olof Gill, Brüksel’de yaptığı açıklamada, AB’nin ABD ile karşılıklı olarak faydalı bir anlaşma yapmaya istekli olduğunu ifade etti. Gill, Atlantik’in her iki yakasına ve küresel ekonomiye zarar verecek herhangi bir gerginlikten kaçınılması gerektiğini vurgulayarak, Sefcovic’in Washington’a iyi niyetle ve herkese fayda sağlayabilecek çözümler bulmak üzere seyahat edeceğini belirtti. Sefcovic’in ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick ve ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer gibi üst düzey yetkililerle görüşmesi bekleniyor. Bu temaslar, ticaret ilişkilerindeki buzları eritme ve ortak bir zemin bulma potansiyeli taşıyor, bu da Avrupa ekonomisi için kritik önem arz ediyor.

Analistler, bu müzakere adımlarının hem Avrupa hem de ABD ekonomisi için kritik önem taşıdığını kaydederek, başarılı bir anlaşmaya varılması durumunda küresel risk iştahının bu durumdan olumlu etkileneceğini vurguluyor. Özellikle resesyon endişelerinin gölgesindeki Avrupa’da, yüksek ticaret tarifelerinin imalat sanayi aktivitesindeki zayıflamayı daha da artırabileceği düşünülüyor. Otomotiv sanayi gibi önemli kollarında ABD’ye yoğun ihracat yapan AB’nin, ABD’nin 90 günlük tarife askıya alma süresi dolmadan bir anlaşmaya varması bekleniyor. Bu, AB’nin ekonomik istikrarını korumak ve önemli ihracat pazarlarını kaybetmemek adına kritik bir zamanlama. Cuma günü, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,64 yükselirken, Almanya’da DAX 40 yüzde 0,92, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,30 ve İtalya’da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,73 düştü. Bu farklılaşan performanslar, bölgesel ekonomik koşulların ve sektörlerin ticaret gerilimlerine farklı tepkiler verdiğini gösteriyor. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar ise yeni güne pozitif bir seyirle başladı, bu da müzakerelere yönelik artan iyimserliğin ve potansiyel çözüm umutlarının bir yansıması olarak okunabilir.

Asya Piyasalarında Tarife İyimserliği ve Merkez Bankası Beklentileri

Asya borsaları, son tarife düzenlemeleri ve ticaret müzakerelerine yönelik iyimserliğin etkisiyle pozitif bir seyir izledi. Özellikle teknoloji hisseleri öncülüğündeki yükselişler, bölge piyasalarında dikkat çekti. ABD tarafının yarı iletkenler ve diğer teknoloji ürünlerinin karşılıklılık esaslı tarifeler yerine mevcut diğer tarifelere göre değerlendirileceğine ilişkin açıklamaları, bir haftadır satıcılı seyreden bölge endekslerinin haftanın ilk işlem gününde toparlanmaya başlamasını sağladı. Bu durum, teknoloji yoğun Asya ekonomileri için olumlu bir sinyal olarak algılandı, zira bölgedeki birçok ülke küresel teknoloji tedarik zincirinin önemli bir halkasını oluşturuyor.

Bölgedeki ekonomi yetkililerinin sözlü yönlendirmeleri de yakından takip edildi. Japonya Merkez Bankası (BoJ) Başkanı Kazuo Ueda, yaptığı açıklamalarda, ABD’nin gümrük tarifeleri politikası nedeniyle küresel ve yerel ekonomik belirsizliğin keskin bir şekilde arttığını kaydetti. Ueda, “ABD’nin gümrük vergileri muhtemelen çeşitli kanallar aracılığıyla küresel ekonomi ve Japon ekonomisi üzerinde aşağı yönlü baskı yaratacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Bu açıklama, Japonya gibi ihracata dayalı ekonomilerin küresel ticaret savaşlarından ne denli etkilendiğini ortaya koyuyor. Para politikasına ilişkin de konuşan Ueda, “BoJ, yüzde 2’lik enflasyon hedefine sürdürülebilir bir şekilde ulaşılması açısından para politikasını uygun şekilde yönlendirecek ve ekonomik, fiyat ve finansal gelişmeleri herhangi bir ön yargı olmaksızın inceleyecek” dedi. Bu açıklamalar, Japonya’nın küresel ticaret politikalarından etkilendiğini ve BoJ’un para politikası kararlarını bu belirsizlikler ışığında dikkatle alacağını gösteriyor.

Bugün bölgede açıklanan verilere göre, Japonya’da şubat ayına ilişkin sanayi üretimi aylık bazda yüzde 2,3 artışla beklentilerin altında gerçekleşirken, aynı döneme ilişkin kapasite kullanım oranı yüzde 1,1 azaldı. Bu veriler, Japon ekonomisinin mevcut ticaret gerilimlerinden ve küresel yavaşlamadan etkilendiğini ortaya koyuyor. Çin’de ise mart ayına ilişkin dış ticaret dengesi 102,6 milyar dolar fazla vererek tahminleri geride bıraktı. Bu güçlü dış ticaret performansı, Çin ekonomisinin dirençli yapısını ve küresel tedarik zincirindeki merkezi rolünü bir kez daha vurguladı. Bu gelişmelerle birlikte, kapanışa yakın, Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 2, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 1, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 2,2 ve Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,8 yükseldi. Bu durum, Asya piyasalarının ticaret iyimserliğine ve bazı olumlu makroekonomik verilere olumlu tepki verdiğini, ancak bölgesel risklerin de hala göz ardı edilmediğini gösteriyor.

Yurt İçi Piyasalar: Cari İşlemler, Kur Dinamikleri ve Borsa Beklentileri

Yurt içinde cuma günü alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,45 değer kazanarak 9.380,95 puandan tamamladı. Bu yükseliş, genel olarak küresel piyasalardaki olumlu havaya paralel bir hareket olarak yorumlandı ve yerli yatırımcının risk iştahının korunduğunu gösterdi. Borsa İstanbul Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası’nda (VİOP) BIST 30 endeksine dayalı nisan vadeli kontrat ise cuma günü akşam seansında yüzde 0,3 değer kazancıyla 10.419,00 puana yükseldi. Bu da yatırımcıların gelecek dönem beklentilerinde kısmi bir iyimserlik taşıdığını ve vadeli piyasalarda da pozitif bir eğilimin devam ettiğini gösteriyor.

Haftanın ilk işlem gününde yurt içinde piyasaların gözü açıklanacak şubat ayına ilişkin ödemeler dengesi verilerine çevrildi. AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistler, cari işlemler hesabının şubat ayında 4 milyar 325 milyon dolar açık verdiğini öngördü. Cari işlemler dengesi, bir ülkenin diğer ülkelerle olan mal, hizmet, gelir ve cari transfer ilişkilerini gösteren önemli bir makroekonomik göstergedir. Bu verinin beklentilerin üzerinde gelmesi veya altında kalması, Türk ekonomisinin dış denge durumu hakkında önemli sinyaller verecek ve döviz kuru ile dış finansman ihtiyacı üzerinde etkili olabilecektir. Ekonomistler ayrıca 2025 yılında ise cari işlemler açığının 21 milyar 970 milyon dolar olarak gerçekleşeceğini tahmin etti. Bu tahminler, orta vadede dış finansman ihtiyacının devam edeceğine ve cari açığın sürdürülebilirliği konusunda dikkatli olunması gerektiğine işaret ediyor.

Döviz piyasasında ise Dolar/TL kuru, cuma günü yüzde 0,4 yükselişle 38,0580’den kapanırken, bugün bankalararası piyasanın açılışında önceki kapanışının yüzde 0,1 altında 38,0150 seviyesinden işlem görüyor. Türk lirasının seyri, cari işlemler dengesi verisi, küresel dolar talebi, yurt içi enflasyon beklentileri ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) para politikası duruşu gibi birçok faktöre bağlı olarak dalgalanmaya devam ediyor. Kurdaki istikrarsızlık, ithalat maliyetlerini ve genel enflasyonu etkileyerek ekonomik aktörler üzerinde baskı yaratabilir.

Analistler, bugün yurt içinde cari işlemler dengesinin takip edileceğini, yurt dışında ise veri gündeminin sakin olduğunu belirttiler. Teknik açıdan BIST 100 endeksinde 9.500 ve 9.600 puanın direnç, 9.200 ve 9.100 seviyesinin ise destek konumunda olduğunu kaydettiler. Bu seviyeler, yatırımcılar için kısa vadeli alım satım kararlarında önemli referans noktaları teşkil ediyor. Genel olarak piyasalar, küresel ticaret gelişmelerini, merkez bankası politikalarını ve yurt içi ekonomik verileri yakından izleyerek yön bulmaya devam edecektir. Gelecek dönemde açıklanacak ekonomik veriler ve politik gelişmeler, piyasalardaki volatiliteyi artırabilir veya azaltabilir. Yatırımcıların, özellikle makroekonomik göstergeleri ve uluslararası ilişkilerdeki gelişmeleri dikkatle takip etmeleri büyük önem taşımaktadır.

Piyasalarda Takip Edilecek Önemli Veriler

  • 10.00 Türkiye, şubat ayı cari işlemler dengesi