ABD Seçimleri ve Fed Kararları Küresel Piyasaları Şekillendiriyor: Yatırımcı Beklentileri ve Ekonomik Görünüm
Küresel finans piyasaları, son dönemde özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) gelen iki büyük belirsizlik kaynağının etkisi altında dalgalanıyor: Yaklaşan başkanlık seçimleri ve ABD Merkez Bankası (Fed)’nın yıl sonuna kadar izleyeceği para politikası adımları. Geçen hafta, bu belirsizliklerin birleşimiyle satış ağırlıklı bir seyir izlendi. Yatırımcıların ve analistlerin gözü ise şimdi ABD’de açıklanacak kritik istihdam ve büyüme verilerine çevrilmiş durumda. Bu veriler, Fed’in gelecekteki faiz kararları ve küresel piyasaların yönü açısından belirleyici ipuçları sunacak.
ABD ekonomisinde “yumuşak iniş” senaryosu, yani enflasyonun kontrol altına alınırken resesyonun önüne geçilmesi ihtimali, piyasaların ana gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor. Ancak, Fed’in yüksek enflasyonla mücadelesinde nasıl bir yol haritası izleyeceği konusundaki belirsizlikler giderek artıyor. Enflasyonun inatçı seyri, faiz indirimlerinin ne zaman ve ne hızla gerçekleşeceğine dair tahminleri karmaşıklaştırıyor.
ABD Ekonomisinin Direnci ve Enflasyon Dinamikleri
Ülkede açıklanan makroekonomik göstergeler ve bilanço sezonunda önde gelen şirketlerin elde ettiği güçlü finansal sonuçlar, ABD ekonomisinin şaşırtıcı bir direnç gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu durum, ekonomik aktivitenin canlılığını koruduğuna işaret ederken, aynı zamanda enflasyonun hedeflenen seviyelere düşmesinin beklenenden daha uzun sürebileceği endişesini de beraberinde getiriyor. Güçlü bir ekonomik büyüme ortamı, genel olarak iş gücü piyasasının sıkı kalmasına ve tüketim harcamalarının yüksek seyrine katkıda bulunarak, fiyat baskılarının devam etmesine zemin hazırlayabilir.
Analistler, Fed’in para politikasında gevşemeye gitme hızının, önümüzdeki dönemde ekonomik aktivitenin bu güçlü seyri nedeniyle etkilenebileceği görüşünde. Eğer ekonomi beklenenden daha dirençli kalırsa, Fed’in faiz indirimlerine başlama zamanı veya hızı konusunda daha temkinli davranması gerekebilir. Bu da, piyasalarda faiz indirimi beklentilerini öteleyerek oynaklığa neden olabilir.
Kritik Makroekonomik Veriler ve Yorumları
- İşsizlik Maaşı Başvuruları: ABD’de ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı, 19 Ekim ile biten haftada 227 bine düşerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti. Bu veri, iş gücü piyasasının nispeten güçlü kalmaya devam ettiğini gösteriyor. İşsizlik başvurularındaki bu azalış, Fed’in gelecek toplantılarında daha agresif faiz indirimlerinden kaçınacağı beklentilerini pekiştirdi. Sıkı bir işgücü piyasası, ücret artışlarını destekleyerek enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir.
- Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI): İmalat sanayi PMI, ekim ayında aylık 0,5 puan artışla 47,8’e yükselerek piyasa beklentilerinin üzerinde bir performans sergiledi. Bu artış, imalat sektöründeki daralmanın hız kestiğine işaret ediyor. Hizmet sektörü PMI ise ekimde geçen aya göre 0,1 puan artışla 55,3’e yükseldi. Bu, hizmet sektöründeki güçlü büyümenin devam ettiğini ve ekonominin genelinde sağlam bir aktivitenin sürdüğünü gösteriyor. PMI verileri, ekonomik gidişatın önemli öncü göstergelerindendir ve özellikle hizmet sektöründeki güçlü seyrin enflasyonist baskıları besleyebileceği düşünülüyor.
- Yeni Konut Satışları: Ülkede yeni konut satışları eylülde yüzde 4,1 artışla 738 bine çıkarak Mayıs 2023’ten bu yana en yüksek seviyesini gördü. Konut piyasasındaki bu canlanma, yüksek faiz ortamına rağmen tüketici talebinin ve inşaat sektörünün dirençli olduğunu gösteriyor. Bu durum, genel ekonomik gücün önemli bir göstergesi olarak kabul ediliyor.
- Richmond Fed İmalat Sanayi Endeksi: Endeks eksi 14 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti (geçen ay eksi 21 idi). Bu da bölgesel imalat aktivitesinde bir miktar iyileşmeye işaret ediyor, ancak hala daralma bölgesinde kalmaya devam ediyor.
- Dayanıklı Mal Siparişleri: Eylül ayında yüzde 0,8 azaldı. Bu veri, bir miktar zayıflık gösterse de, genel ekonomik tablo içerisinde tek başına büyük bir endişe kaynağı olarak görülmedi.
ABD Başkanlık Seçimleri ve Siyasi Belirsizliğin Piyasalara Yansımaları
ABD’deki başkanlık seçimleri, küresel piyasalar için ciddi bir belirsizlik unsuru olarak öne çıkıyor. Donald Trump ve Kamala Harris arasında kritik eyaletlerdeki oy farkının oldukça yakın olduğuna işaret eden anket sonuçları, siyasi belirsizliği tırmandırıyor. Bu durum, piyasalarda risk iştahının güç kaybetmesine ve yatırımcıların daha temkinli bir duruş sergilemesine neden oluyor.
Analistler, siyasi belirsizliklerin, enflasyon endişesiyle birleştiğinde ve Fed’in öngörülenden daha yavaş faiz indirme olasılığıyla harmanlandığında, piyasalardaki fiyatlamaları zorlaştırdığını belirtiyor. Seçim sonuçlanana kadar yatırımcıların büyük ölçüde “bekle-gör” tutumu takınması bekleniyor. Yeni bir yönetimin işbaşına gelmesiyle birlikte vergi politikaları, ticaret anlaşmaları ve bütçe harcamaları gibi alanlarda önemli değişiklikler olabileceği beklentisi, uzun vadeli yatırım kararlarını erteletebilir ve kısa vadeli volatiliteyi artırabilir.
Fed Yetkililerinden Gelen Mesajlar: Sabır, Veriye Bağımlılık ve İhtiyat
Fed yetkililerinin son dönemdeki açıklamaları, merkez bankasının para politikası stratejisine dair önemli ipuçları sunuyor. Cleveland Fed Başkanı Beth Hammack, enflasyon baskılarının azaldığını ancak henüz hedeflenen seviyeye geri dönmediğini dile getirdi. Hammack, enflasyon verilerinde son aylarda iyileşme görülse de, fiyat baskılarını azaltma konusunda kaydedilen ilerlemeye rağmen “işin bittiğini söylemek için henüz çok erken” olduğunu vurguladı. Bu açıklama, Fed’in enflasyonla mücadelede kararlılığını sürdürdüğünü ve erken zafer ilanından kaçındığını gösteriyor.
Dallas Fed Başkanı Lorie Logan ise faiz oranlarını düşürme yönündeki mevcut hareketi desteklediğini, ancak sabırlı bir yaklaşımın gerekli olacağını belirtti. Logan, “Ekonomi şu anda beklediğim gibi gelişirse politika oranını kademeli olarak daha normal veya nötr bir seviyeye düşürme stratejisi riskleri yönetmemize ve hedeflerimize ulaşmamıza yardımcı olabilir” ifadelerini kullandı. Bu, Fed’in aşırı şahin veya aşırı güvercin bir duruştan ziyade, veriye dayalı ve kademeli bir politika izleyeceğinin sinyali olarak yorumlanıyor.
Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari ise iş gücü piyasasında hızlı bir zayıflamanın belirtileri görülmesi halinde daha hızlı faiz indirimlerine gidilebileceğini ifade etti. Kashkari, gelecek çeyreklerde mütevazı faiz indirimleri öngördüğünü kaydetti. Kashkari’nin bu açıklaması, Fed’in temel hedeflerinden biri olan istihdam piyasasının sağlığını yakından takip ettiğini ve piyasadaki belirgin bir bozulmaya karşılık verebileceğini gösteriyor.
Öte yandan, Fed’in Bej Kitap raporu, son haftalarda neredeyse tüm bölgelerde ekonomik faaliyette “çok az” değişiklik görüldüğünü ve enflasyonun ılımlı seyrini sürdürdüğünü belirtti. Bu rapor, genel olarak Fed’in “yumuşak iniş” senaryosunu destekler nitelikte olup, ekonominin bir yandan soğurken diğer yandan da tam bir resesyona girmeden denge bulduğunu işaret ediyor.
Para Piyasalarında Fed Faiz İndirimi Beklentileri
Para piyasalarındaki fiyatlamalara göre, Fed’in gelecek ay politika faizini 25 baz puan düşürmesine neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Aralık ayında da bir faiz indirimi yapılacağına yönelik fiyatlamalar, son dönemdeki gerilemeye rağmen hala güçlü kalmaya devam ediyor. Bankanın aralık ayında faiz indirimi yapacağına ilişkin tahminler yüzde 75 civarında fiyatlanıyor. Ancak, güçlü ekonomik veriler ve Fed yetkililerinin ihtiyatlı açıklamaları, bu beklentilerin zaman zaman revize edilmesine neden olabilir.
Analistler, gelecek hafta ABD’de açıklanacak istihdam ve büyüme verilerinin de Fed’in bundan sonraki politikalarına ilişkin çok daha net ipuçları verebileceğini belirtiyor. Özellikle tarım dışı istihdam ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verileri, Fed’in faiz indirim döngüsünün zamanlaması ve hızı açısından kritik öneme sahip olacak.
Küresel Ekonomik Görünüm: IMF Perspektifi
Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun ekim sayısını yayınlayarak küresel ekonomik büyümenin istikrarlı ancak zayıf kalacağının öngörüldüğünü aktardı. IMF, küresel ekonomik büyüme tahminini bu yıl ve gelecek yıl için yüzde 3,2 olarak kaydetti. Temmuz ayındaki tahminlerinde ise dünya ekonomisinin bu yıl yüzde 3,2 ve gelecek yıl yüzde 3,3 büyüyeceğini öngörmüştü. Bu küçük revizyon, küresel büyüme görünümünde ciddi bir değişiklik olmasa da, potansiyel risklerin devam ettiğini ve toparlanmanın tam olarak hızlanmadığını gösteriyor. Özellikle bölgesel farklılıklar ve jeopolitik gerilimler, bu “istikrarlı ama zayıf” görünümün ana unsurları arasında yer alıyor.
Finansal Piyasaların Nabzı: Dolar, Tahvil, Altın ve Petrol
ABD’deki başkanlık seçimleri ve Fed’in para politikası adımlarına ilişkin belirsizlikler, dolar talebinin güçlenmesine yol açtı. Güçlenen dolar, enflasyon endişelerinin yeniden öne çıktığı bu dönemde tahvil piyasalarına da yansıyan bir satış baskısına neden oldu. Dolar endeksi, 29 Eylül’de gördüğü 100,9 seviyesinden yaklaşık yüzde 4,5 yükselerek 30 Temmuz’dan bu yana en yüksek seviye olan 104,6’ya çıktıktan sonra 104,3 seviyesinde dengelendi. Doların bu yükselişi, riskten kaçınan yatırımcıların güvenli liman arayışını ve Fed’in faiz indirimlerinin beklenenden daha yavaş olabileceği beklentisini yansıtıyor.
ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi de haftayı 17 baz puan artışla yüzde 4,25 seviyesinden tamamladı. Analistler, Fed’in faiz oranını 50 baz puan düşürmesinden sonra ABD’nin 10 yıl vadeli hazine tahvili faizinin arttığına ve yüzde 4,26 seviyesine kadar yükseldiğine işaret ederek, bu hareketin iyileşen ekonomik verilerin yanı sıra Bankanın bundan sonraki faiz indirimlerinde daha agresif olmayacağına dair beklentilerden kaynaklandığını söyledi. Genellikle tahvil faizleri, ekonomik büyüme beklentileri ve enflasyon görünümü ile doğru orantılı olarak hareket eder; bu yükseliş de ABD ekonomisinin dirençli seyrini ve Fed’in ihtiyatlı duruşunu destekler niteliktedir.
Merkez bankalarının güvercin duruşu (bazı ülkelerde faiz indirimlerine gidilmesi veya gevşek para politikası beklentisi) ve devam eden jeopolitik gerilimlerin etkisiyle altın, güvenli liman talebiyle rekor tazeledi. Altının ons fiyatı, 2 bin 758,5 dolarla tarihi zirvesini görürken, geçen hafta yüzde 1 değer kazandı. Enflasyonist endişeler ve küresel belirsizlikler, yatırımcıları altına yönlendiren başlıca faktörler olmaya devam ediyor.
Brent petrolün varil fiyatı ise haftayı yüzde 3,7 yükselişle tamamladı. Petrol fiyatlarındaki bu artışta, küresel talep beklentilerinin yanı sıra artan jeopolitik risklerin de büyük payı var.
Jeopolitik Gerilimlerin Artan Etkisi
Küresel piyasalar üzerinde son dönemde etkili olan bir diğer önemli faktör de jeopolitik gerilimler. Özellikle Ortadoğu’daki gelişmeler, enerji piyasaları başta olmak üzere tüm finansal varlıklar üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Geçtiğimiz hafta, İran’ın başkenti Tahran’da duyulan şiddetli patlama sesleri ve İran medyası tarafından İsrail saldırısına karşı hava savunma sistemlerinden atılan füzelerden kaynaklandığının bildirilmesi, bölgedeki gerginliğin ciddiyetini bir kez daha gözler önüne serdi. Analistler, bu tür gelişmelerin gelecek hafta piyasalar üzerindeki etkisinin yakından takip edileceğini belirtti. Ortadoğu’daki herhangi bir tırmanış, enerji arz güvenliği endişelerini artırarak petrol fiyatlarını yukarı yönlü tetikleyebilir ve genel risk algısını olumsuz etkileyebilir.
Sonuç: Belirsizliklerle Dolu Bir Dönem ve Yatırımcı Stratejileri
Özetle, küresel piyasalar ABD başkanlık seçimleri ve Fed’in para politikası belirsizlikleriyle dolu, karmaşık bir dönemden geçiyor. ABD ekonomisinin direnci, enflasyonun yapışkanlığı ve Fed’in “veriye bağımlı” yaklaşımı, faiz indirimi beklentilerini yeniden şekillendiriyor. Siyasi belirsizlikler ve jeopolitik gerilimler ise risk iştahını frenlemeye devam ediyor. Doların güçlenmesi, tahvil faizlerinin yükselişi ve altının rekor kırması gibi piyasa hareketleri, bu çok katmanlı belirsizlik ortamının somut göstergeleri.
Yatırımcılar için önümüzdeki dönemde ABD’den gelecek istihdam, büyüme ve enflasyon verileri kritik önem taşımaya devam edecek. Ayrıca, başkanlık seçimi kampanyalarının seyri ve özellikle Orta Doğu’dan gelebilecek jeopolitik haberler de piyasaların yönünü belirleyici rol oynayacak. Bu volatil ortamda, stratejilerini çeşitlendiren, riskleri dikkatle yöneten ve uzun vadeli perspektifi koruyan yatırımcılar, mevcut belirsizlik dönemini daha başarılı bir şekilde atlatabilirler. Şeffaf ve sürekli bilgi akışı, bu dinamik piyasalarda doğru kararlar alabilmek için vazgeçilmez olacaktır.