Küresel Piyasalar ABD Odaklı

Küresel Piyasalar ABD Verilerine Odaklandı: Fed Kararları, İstihdam ve Büyüme Beklentileri

Küresel finans piyasaları, yeni bir haftaya başlarken düşük risk iştahıyla dikkat çekiyor. Yatırımcıların ve analistlerin gözleri, Amerika Birleşik Devletleri’nden gelecek kritik ekonomik verilere çevrilmiş durumda. Özellikle ABD Merkez Bankası (Fed) politikalarını doğrudan etkileyecek olan tarım dışı istihdam verisi ve özel sektör istihdamını yansıtan ADP istihdam raporu, bu haftanın en çok beklenen gelişmeleri arasında yer alıyor. Geçen hafta ABD Başkanı Donald Trump’ın Fed Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook’u görevden alma girişimi, teknoloji devi Nvidia’nın güçlü bilançosu ve genel makroekonomik göstergeler küresel piyasaların seyrini belirlemişti. Bu gelişmelerin ışığında, yatırımcılar önümüzdeki dönemde Fed’in atacağı adımlar ve ABD ekonomisinin genel sağlığı hakkında daha net ipuçları arıyorlar.

Geçtiğimiz hafta, Fed Başkanı Jerome Powell’ın Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda yaptığı “güvercin” tonlu açıklamalarla piyasalar başlangıçta pozitif bir hava yakalamıştı. Powell’ın bu mesajları, faiz indirimi beklentilerini güçlendirerek piyasalara nefes aldırmış olsa da, haftanın ilerleyen günlerinde ekonomik, siyasi ve jeopolitik belirsizliklerin artmasıyla yatırımcıların risk iştahı yeniden azaldı. ABD içinde yaşanan siyasi gerilimler, özellikle de Başkan Trump’ın Fed üzerindeki baskıları, bu belirsizlik ortamını daha da körükledi. Trump, pazartesi günü Lisa Cook’un mortgage sözleşmelerinde usulsüzlük yaptığı iddialarını öne sürerek, Fed yasasının kendisine verdiği yetkilerle Cook’u görevden aldığını duyurdu. Bu olay, Fed’in bağımsızlığına yönelik endişeleri tekrar gündeme getirdi ve piyasaların odağına oturdu.

Başkan Trump’ın bu kararı üzerine, Lisa Cook hukuk yoluyla hakkını arayacağını belirterek Washington’daki federal bölge mahkemesinde dava açtı. Cuma günü görülen ilk duruşmada, Cook’un görevinden alınmasını geçici olarak durdurma talebine ilişkin henüz bir karar çıkmadı. Analistler, bu konunun piyasalar tarafından yakından takip edildiğini ve iki farklı yorumun öne çıktığını belirtiyor. Bir kısım analist, Trump’ın bu girişimini Fed üzerindeki siyasi baskının bir göstergesi olarak değerlendirirken, diğer bir kesim ise iddia edilen usulsüzlüklerin gerçek olması durumunda görevden almanın yerinde bir karar olduğunu savunuyor. Bu yasal mücadele, Fed’in gelecekteki kararları ve küresel piyasalar üzerindeki potansiyel etkileri açısından kritik bir öneme sahip olup, siyasi müdahalelerin ekonomik kararlar üzerindeki gölgesini bir kez daha hatırlattı.

Öte yandan, Fed başkanlığı için gelecek dönem adayları da şimdiden gündemi meşgul etmeye başladı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Fed başkanlığı için 11 güçlü adaylarının olduğunu ve İşçi Bayramı’ndan sonra mülakatlara başlayacaklarını, ardından nihai listeyi Başkan Trump’a sunacaklarını açıkladı. Analistler, gelecek yıl mayıs ayında gerçekleşmesi beklenen olası bir değişim için hükümetin bu kadar erken hareket etmesinin piyasalarda “gölge Fed” düşüncesini tetikleyebileceğini belirtiyor. Bu durum, potansiyel bir adayın piyasalarda öne çıkmasıyla birlikte, Fed’in gelecekteki para politikalarına ilişkin belirsizlikleri artırarak risk iştahı üzerinde etkili olabilir. Piyasa katılımcıları, bu tür erken adaylık tartışmalarının, Fed’in bağımsızlık algısını ve dolayısıyla piyasa güvenini zayıflatmasından endişe duyuyor. Yeni bir Fed başkanı atanması, bankanın uzun vadeli faiz politikaları, enflasyon hedefleri ve ekonomik teşvik yaklaşımları üzerinde köklü değişiklikler yaratabilir.

Fed Başkanı Powell’ın Jackson Hole’da yaptığı açıklamaların ardından bankanın para politikalarında atacağı adımlara ilişkin belirsizlikler bir miktar azalmış olsa da, piyasalar hala temkinli bir bekleyiş içinde. Para piyasalarındaki güncel fiyatlamalar, Fed’in eylül ayında yüzde 86 gibi yüksek bir ihtimalle 25 baz puanlık bir faiz indirimine gideceği yönünde bir beklentiyi ortaya koyuyor. Bu beklenti, enflasyonun kontrol altına alındığına ve ekonomik büyümenin yavaşladığına dair sinyallerin artmasıyla güçleniyor. Analistler, bu hafta açıklanacak olan tarım dışı istihdam verilerinin, Fed’in gelecek dönemde atacağı adımlara ilişkin çok daha önemli ipuçları sunacağını ve bu verilerin yatırımcıların odak noktasına yerleşeceğini belirtiyor. Güçlü bir istihdam verisi faiz indirimi beklentilerini öteleyebilirken, zayıf bir veri indirimin kaçınılmaz olduğu tezini güçlendirebilir. Bu nedenle, küresel ekonominin geleceği açısından istihdam piyasasındaki gelişmeler büyük bir merakla bekleniyor.

ABD yönetiminin korumacı ticaret politikalarının ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerine dair endişeler devam ederken, geçtiğimiz perşembe günü açıklanan büyüme verileri bu kaygıları bir nebze olsun hafifletti. ABD ekonomisi, yılın ikinci çeyreğinde beklentilerin oldukça üzerinde bir büyüme performansı sergiledi. Buna göre, ABD Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYH) bu yılın ikinci çeyreğinde yıllıklandırılmış olarak yüzde 3,3 oranında arttı. Daha önce yayımlanan öncü verilerde, ABD ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 3 büyüyeceği tahmin edilmişti. Bu güçlü büyüme, yılın ilk çeyreğindeki yüzde 0,5’lik daralmanın ardından gelerek toparlanma işaretleri verdi. Analistler, bu büyüme verilerinin ülke ekonomisinin hala dirençli kaldığını ve bir süredir geri planda kalan resesyon endişelerinin azalmasına önemli ölçüde katkı sağladığını vurguladı. Tüketim harcamaları ve işletme yatırımları gibi kalemlerin bu büyümeye önemli katkılar sağladığı gözlemlendi, bu da ekonominin iç dinamiklerinin gücünü koruduğunu gösteriyor.

Ekonominin lokomotifi konumundaki kişisel tüketim harcamaları, temmuz ayında yüzde 0,5 ile beklentilere paralel bir artış gösterdi. Bu artış, tüketici talebinin canlı kaldığını ve ekonomik aktiviteye destek verdiğini işaret ediyor. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) enflasyon göstergesi olarak yakından takip ettiği, gıda ve enerji kalemlerinin hesaplama dışı tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları (Çekirdek PCE) fiyat endeksi de temmuzda aylık bazda yüzde 0,3 yükseldi. Yıllık bazda ise çekirdek PCE fiyat endeksi yüzde 2,9 ile son 5 ayın en hızlı artışını kaydederek enflasyonun hala Fed’in hedefinin üzerinde seyrettiğini gösterdi. Bu durum, Fed’in faiz indirimi kararlarını alırken enflasyonla mücadeledeki kararlılığını sürdürmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Öte yandan, ABD’nin mal ticareti açığı temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 22,1 artarak 103,6 milyar dolara ulaştı. Bu, son 4 ayın en yüksek seviyesi olup, beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Yüksek ticaret açığı, ABD’nin korumacı politikalarının etkinliği konusunda soru işaretleri yaratmaya devam ediyor.

Tüketici güveni cephesinde ise, Michigan Üniversitesi tarafından ölçülen tüketici güven endeksi ağustos ayında aşağı yönlü revizyonla 58,2 olarak gerçekleşti. Bu revizyon, tüketicilerin ekonomik geleceğe dair beklentilerinde bir miktar karamsarlığın devam ettiğini gösteriyor. Tüketici güvenindeki dalgalanmalar, harcama alışkanlıklarını ve dolayısıyla ekonomik büyümeyi doğrudan etkilediği için Fed tarafından yakından izleniyor. Güven endeksindeki düşüş, tüketicilerin yüksek enflasyon, faiz oranları ve genel ekonomik belirsizlikler karşısında daha temkinli davrandığını ortaya koyuyor. Özellikle küresel ticaretteki belirsizlikler ve enerji fiyatlarındaki potansiyel artışlar, tüketici harcamaları üzerinde baskı oluşturabilir.

ABD’nin uyguladığı tarifelerin ekonomi üzerindeki etkileri, açıklanan makroekonomik verilerin yanı sıra şirket bilançolarında da ölçümlenmeye çalışılıyor. Bu noktada, piyasa değeri açısından dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan California merkezli çip üreticisi Nvidia’nın ikinci çeyrek finansal sonuçları piyasalar tarafından yakından izlendi. Nvidia, üç aylık dönemde yıllık bazda yüzde 56 artışla 46,7 milyar dolara ulaşan geliriyle piyasa beklentilerinin üzerinde bir performans sergiledi. Şirket, gelirini bir önceki çeyreğe göre de yüzde 6 artırmayı başardı. İçinde bulunulan çeyreğe ilişkin gelir beklentisini ise 54 milyar dolar olarak açıklayan Nvidia, veri merkezlerinden sağladığı gelirin yıllık bazda yüzde 56 artışla 41,1 milyar dolara çıkmasına rağmen bu alandaki beklentilerin altında kalması dikkat çekti. Nvidia’nın performansı, özellikle yapay zeka ve veri merkezi teknolojilerine olan talebin güçlü seyrini gösterirken, tedarik zinciri ve küresel çip rekabeti gibi faktörlerin şirketin gelecekteki büyümesinde belirleyici olabileceğini de işaret ediyor. Bu tür şirket bilançoları, genel ekonomik sağlık ve teknoloji sektörünün dinamikleri hakkında önemli ipuçları sunar.

Tüm bu gelişmelerin ışığında, ABD tahvil piyasalarında geçen hafta alıcılı bir seyir hakim oldu. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi haftayı yüzde 4,23 seviyesinde tamamladı. Faiz indirimi beklentilerinin artması ve küresel risk iştahının düşük seyretmesi, yatırımcıları daha güvenli liman olarak görülen ABD tahvillerine yönlendirdi. Emtia tarafında ise, artan faiz indirimi beklentileriyle altının ons fiyatı geçen hafta yüzde 2,2 artışla 3 bin 448 dolara yükseldi. Altın, enflasyondan korunma aracı olmasının yanı sıra, Fed’in potansiyel faiz indirimleriyle birlikte doların zayıflaması beklentisinden de destek buldu. Gümüşün ons fiyatı da yüzde 2,2’lik bir yükselişle 39,74 dolara ulaşırken, sanayi talebinin güçlü kalması gümüş fiyatlarını yukarı taşıdı. Brent petrolün varil fiyatı ise yüzde 0,1 değer kazancıyla 67,4 dolara yükselerek haftayı tamamladı. Petrol fiyatları, küresel talep beklentileri ve arz kısıtlamaları arasındaki dengeyi yansıtıyor. Dolar endeksi de haftayı yüzde 0,1 artışla 97,8 seviyesinden kapatarak, diğer para birimleri karşısında hafif bir değer kazancı sergiledi. Küresel piyasalar, Fed’in gelecek adımları ve ABD ekonomisinin genel gidişatı hakkında netlik kazanmak için bu haftaki verilere ve gelişmelere odaklanmaya devam edecek.