Küresel Piyasalar, Fed’in Faiz İndirimleri ve 2024 Beklentileri: Ekonomik Verilerin Gölgesinde
Yeni yılın ilk haftası, küresel finans piyasalarında büyük bir belirsizlik ve dikkatli bir bekleyişle tamamlandı. Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası (Fed)’in faiz oranlarını piyasa beklentilerinden daha geç indireceğine dair endişelerin artması, yatırımcıların risk iştahını olumsuz etkiledi ve piyasalar haftayı negatif bir seyirle kapattı. Önümüzdeki hafta açıklanacak olan ABD enflasyon verileri başta olmak üzere kritik ekonomik göstergeler, yatırımcıların odağında yer alıyor ve Fed’in gelecek adımlarına yönelik ipuçları vermesi bekleniyor.
Son yaklaşık iki yıldır, dünya genelindeki önemli merkez bankaları, yükselen enflasyonla mücadele etmek amacıyla agresif “şahin” para politikaları uyguladı. Bu politikaların zirve noktasına ulaşıldığına ve faiz artırımlarının sona erdiğine dair beklentiler güçlü kalmaya devam etse de, faiz indirimlerinin ne zaman başlayacağı konusu piyasalar için yeni bir belirsizlik kaynağı haline geldi. Piyasa analistleri ve ekonomistler, Fed’in enflasyonu hedeflenen seviyelere düşürme konusundaki kararlılığını korurken, ekonomik verilerin bu süreci nasıl etkileyeceğini yakından izliyor.
ABD İş Gücü Piyasası Verileri ve Fed’in Politika Çıkmazı
Geçen hafta ABD’de açıklanan bir dizi kritik ekonomik veri, ülkedeki iş gücü piyasasının hala güçlü bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu. Bu veriler, Fed’in gelecekteki para politikası adımlarına ilişkin fiyatlamaları karmaşıklaştırdı ve piyasalardaki mart ayında faiz indirimi beklentilerini törpüledi.
Aralık ayına ait ADP özel sektör istihdam verileri, beklentilerin üzerinde 164 bin kişilik bir artış kaydetti. Bu rakam, özel sektördeki istihdamın hala canlı olduğunu gösterirken, ortalama ücret artış hızındaki yavaşlama Eylül 2022’den bu yana devam etse de, yıllık ücret artışı geçen yılın son ayında yüzde 5,4 gibi yüksek bir seviyede gerçekleşti. Bu durum, ücret enflasyonu baskısının tamamen ortadan kalkmadığını işaret ediyor.
İşsizlik maaşı başvurularında da dikkat çekici gelişmeler yaşandı. 30 Aralık ile biten haftada ilk kez işsizlik maaşı başvurusunda bulunanların sayısı 202 bine gerileyerek piyasa beklentilerinin altında kaldı. Bu düşüş, işten çıkarmaların azaldığını ve genel iş gücü piyasasının sıkı kalmaya devam ettiğini gösteren önemli bir göstergeydi.
Öte yandan, iş gücü piyasasında bir miktar soğuma sinyali veren veriler de vardı. JOLTS açık iş sayısı, Kasım ayında 8 milyon 790 bine inerek Mart 2021’den bu yana en düşük seviyesini kaydetti. Açık iş sayısındaki bu gerileme, işverenlerin yeni personel arayışlarının azaldığını ve iş gücü talebinin bir miktar zayıfladığını düşündürdü. Ancak bu veri, diğer istihdam verileriyle birleştiğinde resmin tamamını yansıtmaktan uzaktı.
Haftanın en çok beklenen verisi olan tarım dışı istihdam, Aralık ayında 216 bin kişi artarak piyasa beklentilerini aştı. İşsizlik oranı ise yüzde 3,7’de sabit kalarak Fed’in “tam istihdam” hedefine yakın bir seviyede devam etti. Fed’in enflasyonla mücadeledeki en önemli göstergelerinden biri olan ortalama saatlik kazançlar ise aylık yüzde 0,4 ile beklentilerin üzerinde artış gösterdi. Bu veri, özellikle hizmet sektöründeki enflasyonist baskılar açısından yakından izleniyor ve ücret-fiyat sarmalının önüne geçilmesi için kontrol altında tutulması kritik öneme sahip.
Analist Görüşleri ve “Yumuşak İniş” Senaryosu
Analistler, JOLTS verilerindeki soğuma sinyallerine rağmen, tarım dışı istihdam, ADP özel sektör istihdamı ve düşen işsizlik maaşı başvurularının genel olarak ABD iş gücü piyasasının hala güçlü bir duruş sergilediğine işaret ettiğini belirtti. Bu güçlü duruş, Fed’in faiz indirimleri konusunda daha temkinli davranmasına neden olabilecek bir faktör olarak değerlendiriliyor.
ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, istihdam verilerinin açıklanmasının ardından yaptığı değerlendirmelerde, ABD ekonomisinin şu anda “yumuşak iniş” yolunda olduğunu ifade etti. “Yumuşak iniş” senaryosu, enflasyonun kontrol altına alınırken ekonominin resesyona girmeden büyümesini sürdürmesi anlamına geliyor ve Fed’in en çok arzuladığı sonuçlardan biri olarak kabul ediliyor.
Ancak bu senaryonun gerçekleşme olasılığı, piyasa beklentileri açısından dalgalanmalar yaratıyor. Yıl başında para piyasalarında Fed’in mart ayındaki toplantısında faiz indirimlerine başlama ihtimali yüzde 85 seviyelerinde fiyatlanırken, güçlü istihdam verilerinin açıklanmasının ardından bu ihtimal yüzde 70’e geriledi. Bu düşüş, piyasaların Fed’in veri odaklı yaklaşımını daha ciddiye aldığını ve faiz indirimlerinin takviminin ekonomik göstergelere göre şekilleneceğini gösteriyor.
Fed Yetkililerinin Açıklamaları ve FOMC Tutanakları
Geçen hafta başında açıklanan Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) Aralık ayı toplantı tutanakları, Fed yetkililerinin iç görüşlerini ortaya koydu. Tutanaklara göre, banka yetkilileri politika faizinin zirvede veya zirveye yakın olduğunu ve 2024 yılında faiz indirimlerine başlanabileceğini düşünmekle birlikte, enflasyonun açıkça düşüş eğilimine girmeden önce para politikasının bir süre daha kısıtlayıcı kalmasının uygun olacağı görüşünde birleşti. Bu, Fed’in aceleci davranmak yerine verilerin netleşmesini bekleyeceğinin güçlü bir sinyaliydi.
Tutanakların yanı sıra, Fed yetkililerinin sözlü yönlendirmeleri de yakından takip edildi. Richmond Fed Başkanı Thomas Barkin, enflasyonda ilerleme kaydedildiğini ancak daha fazla sıkılaşma olasılığının da devam ettiğini yineleyerek temkinli bir duruş sergiledi. Barkin, ABD ekonomisinde bir “yumuşak inişin” daha olası göründüğünü ancak bunun kesin olmadığını da ekledi. Bu tür açıklamalar, piyasaların Fed’in niyetini anlamasına yardımcı olurken, aynı zamanda belirsizliği de koruyor.
Finansal Piyasaların Tepkisi: Tahvil, Dolar, Altın ve Petrol
Fed’in faiz indirimlerine beklentilerden daha geç başlayabileceğine yönelik ihtimallerin güçlenmesi, finansal piyasalarda önemli reaksiyonlara neden oldu. Tahvil piyasalarında satış baskısı gözlenirken, ABD 10 yıllık tahvil faizi bu hafta 12 baz puan artışla yüzde 4,10 seviyesine çıktı. Tahvil faizlerindeki yükseliş, yatırımcıların daha uzun vadeli borçlanmalardan beklediği getirinin artması anlamına gelir ve genellikle ekonomik büyüme ve enflasyon beklentileriyle ilişkilendirilir.
Dolar endeksi (DXY), üst üste üç haftalık düşüş serisini geçen hafta yüzde 1,1’lik bir artışla 102,4 seviyesinde sonlandırdı. Faiz indirimlerinin gecikeceği beklentisi, doların cazibesini artırarak diğer para birimleri karşısında değer kazanmasına neden oldu. Genellikle, yüksek faiz oranları ve güçlü ekonomik görünüm, bir ülkenin para birimini destekler.
Altının ons fiyatı ise üç haftalık yükseliş serisini yüzde 0,9 azalış göstererek 2 bin 45 dolardan tamamladı. Altın, genellikle faiz getirisi olmayan bir varlık olarak, faiz oranlarının yükseldiği veya yüksek kaldığı dönemlerde yatırımcılar için cazibesini yitirebilir. Doların güçlenmesi de altın fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturur, zira dolar cinsinden fiyatlanan altın, diğer para birimi sahipleri için daha pahalı hale gelir.
Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gerilimin geçen hafta artması, petrol fiyatlarını yukarı yönlü destekledi. Brent petrolün varil fiyatı haftayı yüzde 2,5 yükselişle 78,8 dolardan tamamladı. Bölgedeki istikrarsızlık, özellikle Ortadoğu’nun önemli bir petrol tedarikçisi olması nedeniyle küresel petrol arzına ilişkin endişeleri artırıyor ve fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı yaratıyor.
Hafta içinde İran’ın, ülkesinde meydana gelen iki patlamanın sorumlusunun İsrail olduğunu iddia etmesine karşın, İsrail Ordusu Sözcüsü Daniel Hagari’nin basın toplantısında bu konudaki sorulara “Bu konuda yorum yapmayacağım” şeklinde verdiği yanıt, uluslararası arenada dikkatle takip edildi. Bölgesel gerilimler, enerji piyasalarının yanı sıra genel küresel risk algısını da etkilemeye devam ediyor.
Gelecek Hafta Beklentileri: Enflasyon Verileri Kritik Öneme Sahip
Önümüzdeki hafta, ABD ekonomisi için kritik öneme sahip enflasyon verileri açıklanacak. Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) verileri, Fed’in para politikası kararları üzerinde doğrudan etkili olacak. Özellikle çekirdek enflasyon rakamları, Fed’in enflasyon hedefine ne kadar yaklaşıldığını göstermesi açısından yakından izlenecek. Piyasa katılımcıları, bu verilerin Fed’in faiz indirim takvimini yeniden şekillendirebileceği olasılığını göz önünde bulundurarak hareket edecek.
Enflasyon verilerinin yanı sıra, perakende satışlar ve tüketici güven endeksi gibi diğer ekonomik göstergeler de yakından takip edilecek. Tüketici harcamaları, ABD ekonomisinin önemli bir itici gücü olduğu için, bu veriler ekonomik büyümenin seyrini ve enflasyonist baskıları anlamak adına kritik bilgiler sunacak. Fed’in “veri odaklı” yaklaşımı göz önüne alındığında, her yeni ekonomik rapor, piyasa beklentilerini ve Fed’in yol haritasını etkileme potansiyeli taşıyor.
Küresel piyasalar, Fed’in “daha uzun süre yüksek faiz” politikasını sürdürme ihtimaliyle yeni yıla temkinli bir başlangıç yaptı. Yatırımcılar, merkez bankasının enflasyonla mücadelesi ile ekonomik büyümeyi destekleme hedefleri arasındaki dengeyi bulmaya çalışacağı 2024 yılında, açıklanacak her veriyi büyük bir dikkatle analiz etmeye devam edecek. Faiz indirimlerinin zamanlaması ve hızı, önümüzdeki dönemde finansal piyasaların en belirleyici faktörlerinden biri olmaya devam edecek.