Kiranın TÜFE’deki Yeri Yanlış: En Az Yüzde 15 Olmalı!

Kiranın TÜFE’deki Gerçek Ağırlığı: Enflasyon Hesaplamasındaki Kritik Sapma

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), bir ülkedeki genel fiyat seviyesindeki değişimi gösteren ve ekonominin sağlığı açısından kritik öneme sahip bir göstergedir. Ancak, enflasyon rakamlarını olduğundan daha düşük göstermenin yolları sadece “düşük fiyatları listelemek” veya belirli ürün gruplarının fiyatlarını gizlemekle sınırlı değildir. Daha incelikli ve çoğu zaman gözden kaçan bir yöntem de, hanehalkı bütçesindeki önemli harcama kalemlerinin ağırlıklarını olduğundan düşük tutmaktır. İşte bu yüzden, kamuoyunun dikkati genellikle açıklanan fiyat listelerine odaklanırken, enflasyon hesaplamalarının temelini oluşturan madde ağırlıkları sorunu ne yazık ki arka planda kalmaktadır.

Bu makalede, özellikle son yıllarda artan konut maliyetleriyle birlikte hanehalkı bütçelerinde devasa bir yer tutmaya başlayan kira harcamalarının TÜFE sepetindeki ağırlığını detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. Mevcut resmi hesaplama yöntemleri ile vatandaşın günlük yaşamında hissettiği gerçek maliyetler arasındaki derin uçurumu gözler önüne sererek, kiranın enflasyon sepetindeki olması gereken ağırlığının çok daha fazla olduğunu ve bunun genel enflasyon algısı üzerindeki etkilerini tartışacağız.

TÜFE’de Ağırlıkların Belirlenmesi ve Kiranın Yıllık Zorunlu Değişimi

TÜFE sepetinde yer alan her bir ürün ve hizmet grubunun, toplam harcamalar içindeki payını gösteren ağırlıkları her yıl yeniden belirlenir. Bu belirleme sürecinde temel veri kaynağı, Türkiye genelinde yapılan hanehalkı bütçe anketleridir. Bu anketlerin yanı sıra, yabancı uyrukluların Türkiye’deki harcamalarını gösteren turizm anketleri ve çeşitli idari kayıtlardan elde edilen harcama ve ciro bilgileri de ağırlıkların güncellenmesinde kullanılır. Ağırlıkların belirlenmesinde bir diğer önemli faktör ise bir önceki yılın fiyat değişimleridir.

Geçtiğimiz yıla ait verilere baktığımızda, 2024 yılı genel TÜFE artışının %44,38 düzeyinde gerçekleştiğini görüyoruz. Ancak aynı dönemde, kira fiyatlarındaki artış %105,82 gibi oldukça yüksek bir orana ulaşmıştır. Genel enflasyon ile kira enflasyonu arasındaki bu çarpıcı fark, kiranın bu yılki TÜFE ağırlığını matematiksel olarak yukarı çekecektir. Bir önceki yıl TÜFE sepetinde %5,0638 ağırlıkla yer alan kira, bu fiyat değişimlerinin etkisiyle 2024 yılında %7,20-7,25 aralığında bir düzeye yükselecektir. Elbette, TÜFE sepetindeki diğer kalemlerin ağırlıklarında meydana gelebilecek büyük çaplı değişiklikler bu oranı bir miktar etkileyebilir; ancak yine de %7,0-7,5 aralığının dışına çıkması beklenmemektedir. Bu artış, kiranın sepet içindeki oransal payını otomatik olarak artıran zorunlu ve sıradan bir teknik ayarlamadan ibarettir ve kiranın hanehalkı bütçesindeki gerçek yerini yansıtmaktan hala çok uzaktır.

Yükselen Kira Maliyetleri ve Ağırlıklandırmanın Arkasındaki Mekanizma

Kiranın TÜFE’deki ağırlığının nasıl belirlendiğini ve bu oranın neden eleştiriye açık olduğunu daha iyi anlamak için ağırlıklandırma mekanizmasını incelemek faydalı olacaktır. Hanehalkı bütçe anketleri, hanelerin gelirlerini hangi mal ve hizmet gruplarına harcadığını belirlemek için tasarlanmıştır. Ancak, bu anketlerin toplanma şekli, örneklem büyüklüğü ve özellikle kira gibi hızla değişen ve bölgesel farklılıklar gösteren kalemler için temsil kabiliyeti zaman zaman tartışma konusu olabilmektedir. Bir önceki yılki fiyat değişimlerinin ağırlıklandırmaya yansıtılması, geçmişteki yüksek enflasyonun cari dönemdeki sepet üzerindeki etkisini matematiksel olarak dengelemeyi amaçlar. Kirada yaşanan %100’ü aşan artış, bu mekanizma sayesinde kiranın sepet içindeki oransal payını artırmış olsa da, bu artışın gerçek harcama kompozisyonunu ve vatandaşın yükünü yeterince yansıtabiliyor olup olmadığı asıl sorgulanması gereken noktadır.

Kiranın Gerçek Ağırlığı: TÜFE Hesaplamalarındaki Büyük Çelişki ve Göz Ardı Edilen Gerçekler

Kiranın TÜFE’deki ağırlığı bu yıl büyük olasılıkla %7,0-7,5 arasında açıklanacak olsa da, sahadaki gerçeklik ve TÜİK’in kendi yayımladığı diğer veriler dahi kiranın hanehalkı bütçesindeki gerçek ağırlığının en az %15 olduğunu, hatta bu oranın çok daha üzerinde seyrettiğini göstermektedir. Bu iddiamızın temel dayanağı, yine TÜİK’in 30 Aralık’ta yayımladığı 2024 yılı “Yoksulluk ve Yaşam Koşulları Araştırması”ndan elde edilen bilgilerdir.

Türkiye’deki Konut Durumu ve Kiracı Oranı

Elbette, Türkiye’deki nüfusun tamamı kirada oturmuyor; bu, genel resmi değerlendirirken göz önünde bulundurulması gereken önemli bir gerçektir. TÜİK’in söz konusu araştırmasına göre:

  • Nüfusun %56,1’i kendi konutunda oturuyor ve doğal olarak kira ödemiyor. Bu kesim için kira bir harcama kalemi değildir.
  • Nüfusun %15’i kendi konutunda oturmuyor ancak kira da vermiyor (misafir olarak kalanlar, ebeveynlerinin veya yakınlarının yanında yaşayanlar gibi).
  • Nüfusun %0,9’u ise lojmanda oturuyor.
  • Bu dağılımda, kirada oturanların oranı %28 düzeyinde bulunmaktadır.

Bu veriler ışığında, toplam TÜFE’deki kira ağırlığının sadece %5,0638 (yaklaşık %5) olarak belirlenmesi, ciddi bir metodolojik çelişki barındırmaktadır. Şimdi basit bir mantık yürütelim ve şu soruyu soralım:

Kirada oturan %28’lik kesim için, toplam harcamalarında kira ne kadarlık bir yer tutmalı ki, TÜFE genelinde bu ağırlık sadece %5 olsun?

Bu hesaplamayı yapabilmek için, kirada oturan %28’lik kesim ile kira ödemeyen %72’lik kesimin gelir ve harcama düzeylerinin birbirine yakın olduğunu, ayrıca kirada oturan kesimin kiraya ayırdığı payın homojen olduğunu varsaymak gerekmektedir. Bu varsayımlarla yapılan bir hesaplama, kiranın toplam TÜFE’deki ağırlığının hiçbir şekilde %5 olamayacağını çarpıcı bir şekilde ortaya koyar.

Kiracıların Harcamalarındaki Kira Payı: %18 Oranının Gerçek Dışı Olması

Peki, bu varsayımlarla yapılan hesaplamanın sonucuna göre, kirada oturan bir hanehalkı harcamalarının ne kadarını kiraya ayırıyor olmalı? Cevap: %18. Yani, “Kirada oturanlar harcamalarının ortalama %18’ini kira için yapıyor” desem, bu oran size ne kadar inandırıcı gelir?

Çoğu kiracı hemen kendi bütçesini düşünecektir: “Aylık harcamam (örneğin) 50 bin lira ise, bu hesaba göre 9 bin lira kira ödemeliyim. Oysa benim kiram (örneğin) 20 bin, 25 bin lira!” Bu durumda, %18’lik oran pek de gerçekçi gelmez ve “Bu oran mümkün değil!” demeniz çok doğaldır. Nitekim, mevcut piyasa koşullarında bu oran, birçok kiracı için tam anlamıyla hayalidir.

Pratikte kulağa imkansız gelse de, teorik olarak ve mevcut TÜFE hesaplama mantığı içerisinde bu oran maalesef bu şekilde hesaplanmaktadır. Daha önce sorduğumuz sorunun yanıtı tam olarak budur: Kirada oturan %28’lik kesim, toplam harcamalarının ortalama %18’ini kiraya ayırırsa, bunun genel TÜFE’deki yansıması %5’lik bir ağırlığa denk gelir. Bu hesaplama, nüfusun tamamı için kiranın payı %5 olarak kabul edildiğinde, sadece kirada oturan kesimin harcamalarındaki payın ne olması gerektiğini gösterir. Eğer %28’lik kesim harcamasının %18’ini kiraya ayırıyorsa, bu, geri kalan %72’lik kesimin kira harcaması yapmadığı düşünüldüğünde, toplam hanehalkı harcaması içinde kiranın ağırlığının matematiksel olarak %5 olmasını sağlar.

Peki Niçin Kiranin Ağırlığı En Az %15 Olmalı? Sahadaki Gerçekler Ne Söylüyor?

Kiranın ağırlığı, enflasyonist ortamda yaşanan fiyat artışları nedeniyle bu yıl zaten %7,0-7,5 aralığına yükselecek. Ancak, yukarıda sıraladığımız nedenlerle, bunun ötesinde çok daha radikal ve gerçekçi bir düzeltme yapılması kaçınılmazdır. Eğer kirada oturan %28’lik kesim gelirinin sadece %18’ini kiraya ayırıyor olsaydı, 2024 yılında asgari ücretlilerin ortalama 3 bin liraya kirada oturuyor olmaları gerekirdi. Aylık harcaması 100 bin lira olan bir ailenin de kiraya 18 bin lira ayırması yeterli olurdu. Oysa bu rakamlar, Türkiye’nin mevcut sosyoekonomik gerçeklerinden çok uzaktır ve akla aykırıdır.

TÜİK’in kendi verilerine göre bile, 2024’ün Aralık ayında Türkiye genelinde ortalama kira 8 bin lira dolayına yükselmiştir. Enflasyonu ve yaşam maliyetini doğal olarak daha fazla etkileyen büyük kentlerde ise 15-20 bin liranın altında kiralık konut bulmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Bu durum, kiracıların harcamalarının %18’inden çok daha fazlasını kiraya ayırmak zorunda kaldığını açıkça göstermektedir. Özellikle asgari ücretli ve düşük gelirli vatandaşlar için kira, çoğu zaman toplam gelirlerinin yarıdan fazlasını götürmektedir.

Basit bir simülasyon ile konuyu daha da somutlaştıralım:

  • Kirada oturan %28’lik kesimin harcamasının yarısını (yani %50’sini) kiraya ayırdığını varsayalım. Bu, günümüz Türkiye’si için oldukça muhafazakar bir tahmindir.
  • Kira harcaması yapmayan %72’lik kesimin harcaması ise elbette sıfır olacaktır.
  • Bu kesimlerin aylık harcamalarının (örneğin) 28 bin TL ve 72 bin TL olduğunu varsayarsak (toplam 100 bin TL):

28 bin TL harcayanların yarısını, yani 14 bin TL’sini kiraya ayırması durumunda, toplam 100 bin TL’lik harcamada kiranın payı %14 olur. Bu, TÜFE’deki kira ağırlığının %14 olması gerektiği anlamına gelir ki, bu bile mevcut %7,0-7,5 oranının neredeyse iki katıdır. Peki ya kiracılar, harcamalarının dörtte üçünü (%75’ini) kiraya yapmak durumunda kalırsa? Bu durumda tutar 21 bin TL’ye, dolayısıyla toplam TÜFE’de kiranın ağırlığı da %21’e ulaşır. Bu senaryo, özellikle büyük şehirlerde yaşayan ve düşük gelirli kiracılar için ne yazık ki bir varsayımdan çok, acı bir gerçekliği yansıtmaktadır.

Sonuç: Gerçek Enflasyon ve Güvenilir İstatistik İhtiyacı

Kiranın TÜFE sepetindeki ağırlığı, sadece teknik bir oran olmaktan öte, milyonlarca insanın yaşam kalitesini, bütçe planlamasını ve enflasyon algısını doğrudan etkileyen kritik bir parametredir. Mevcut hesaplama metodolojileri ve açıklanan ağırlıklar, Türkiye’deki kira piyasasının gerçek dinamiklerini ve kiracıların üzerindeki yükü yansıtmaktan oldukça uzaktır. Resmi istatistiklerin gerçeklerle bu denli ayrışması, vatandaşın kurumlara olan güvenini sarsmakla kalmayıp, doğru ekonomik politikaların oluşturulmasını da zorlaştırmaktadır.

Enflasyonla mücadelede şeffaflık, güvenilirlik ve tutarlılık esastır. Bu bağlamda, TÜFE’de kira ağırlığının, sahadaki gerçek harcama oranlarını ve kirada oturan hanehalklarının yaşadığı zorlukları daha iyi yansıtacak şekilde kapsamlı bir revizyona tabi tutulması hayati önem taşımaktadır. Ancak bu sayede, açıklanan enflasyon rakamları ile vatandaşın günlük hayatında hissettiği enflasyon arasındaki makas kapanacak ve daha sağlıklı, gerçeğe yakın bir ekonomik tablo ortaya konabilecektir. Aksi takdirde, enflasyonla mücadele söylemleri havada kalmaya devam edecek ve milyonlarca kiracının yükü, istatistiklerdeki “düşük ağırlıkların” ardında gizlenmeye devam edecektir. Türkiye ekonomisinin sağlıklı bir zeminde ilerleyebilmesi için, istatistiklerin gerçekleri yansıtması ve vatandaşın güvenini kazanması elzemdir.

Kaynak: ekonomim.com

•    Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.