Jak Eskinazi’den ihracatçıya fiyat belirsizliği uyarısı

Türkiye İhracat Hedefleri ve Kur Politikası Gerçeği: Eskinazi’den Mehmet Şimşek’e Kritik Yanıt

Türkiye ekonomisinin can damarlarından biri olan ihracat, son dönemde özellikle döviz kuru politikaları nedeniyle zorlu bir süreçten geçiyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, “ihracatta kurun önemli etkisi yoktur” şeklindeki açıklaması, Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi’nin sert tepkisiyle karşılandı. Eskinazi, bu değerlendirmenin ihracatçının sahada yaşadığı gerçeklikten uzak olduğunu vurgulayarak, “Türkiye ihracata dayalı bir büyüme hedefliyorsa bugünkü döviz kurları bu büyümeye zemin hazırlamıyor” ifadelerini kullandı. Bu tartışma, Türkiye’nin Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında belirlediği iddialı ihracat hedeflerine ulaşma kapasitesi üzerindeki endişeleri derinleştirdi.

Ülke ekonomisinin temel dinamiklerini şekillendiren dış ticaret, 120 binden fazla ihracatçının gece gündüz demeden süregelen çabalarıyla ayakta duruyor. OVP’ye göre Türkiye, 2026 yılı sonu için 302,2 milyar dolarlık devasa bir ihracat hacmine ulaşmayı hedefliyor. Ancak, bu hedefe kilitlenmiş ihracat sektörünün motivasyonu, Bakan Şimşek’ten gelen “Döviz kurunun ihracat üzerinde önemli bir etkisi olmadığı” yönündeki açıklamalarla ciddi bir darbe aldı. Sektör temsilcileri, bu tür yorumların ihracatçıların mevcut zorluklarını göz ardı ettiğini ve reel sektörün sesine kulak verilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Bakan Şimşek’in sosyal medya üzerinden yaptığı, “İhracatın ana belirleyicisi yurt dışı talep olup kurun önemli bir etkisi yoktur” paylaşımı, Jak Eskinazi tarafından detaylı bir şekilde değerlendirildi. Eskinazi, bu açıklamanın eksik bir bakış açısını yansıttığını belirterek, dış talebin önemini inkâr etmemekle birlikte, döviz kurunun rekabetçilik üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekti. “İhracatta yurt dışı talep elbette önemlidir. Ancak günümüzde yurt dışından talep olmasına rağmen pek çok ihracatçımız döviz kurlarının mevcut seviyesi nedeniyle fiyat tutturamaz halde. İhracatçılarımız fiyat veremez noktaya geldi” sözleriyle sektörün yaşadığı dramatik durumu özetledi. Bu durum, sadece yeni sipariş alma potansiyelini değil, mevcut müşterilerle olan ilişkileri ve pazar payını da tehdit ediyor. Türkiye’nin ihracata dayalı büyüme modelinin sürdürülebilirliği, gerçekçi ve rekabetçi bir kur politikasıyla doğrudan ilintili olduğunun altı çizildi.

Eskinazi, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan yüzde 129’luk hissedilen enflasyon oranına vurgu yaparak, ihracatçıların karşı karşıya kaldığı maliyet baskısını somut verilerle ortaya koydu. İç piyasadaki maliyet artışları ile döviz kurundaki değişimin arasındaki büyük fark, ihracatçıların kârlılığını ve dolayısıyla hayatta kalma mücadelelerini derinden etkiliyor. Bu makasın açılması, Türk ürünlerinin uluslararası piyasalarda rekabet edebilirliğini ciddi ölçüde zedeliyor ve ihracatçıları çıkmaza sürüklüyor.

Türkiye’de yaşanan durumu TÜİK’in açıkladığı veriler net bir şekilde özetliyor. Girdi maliyetlerimiz yüzde 129 civarında artarken, ne yazık ki döviz kurundaki artış yüzde 60 seviyesinde kaldı. Bu oranlar arasındaki dengesizlik, ihracatçılarımızın sırtına binen yükü açıkça gösteriyor. Özellikle 2024 yılında gerçekleşecek yerel seçimler nedeniyle döviz kuru üzerindeki baskının devam etmesi, belirsizliği daha da artırıyor. İhracat pazarlaması, bir gecede değişen veya kolayca yönlendirilebilen bir olgu değildir. Uluslararası bir pazara girebilmek, orada kalıcı olmak ve güven inşa etmek yıllar süren çaba ve yatırım gerektirir. Mevcut döviz kurları nedeniyle ihraç pazarlarımızı kısa sürede değiştirmemiz ya da alternatifler bulmamız pratik olarak imkansızdır.

Bizim sürdürülebilir bir rekabetçilik için ihtiyaç duyduğumuz şey, maliyet artışlarımızla uyumlu, gerçekçi bir döviz kurudur. Bugün, özellikle tekstil, hazır giyim ve deri gibi emek yoğun sektörlerde rekabetçiliğimiz adeta dibe vurmuş durumda. Bu trajik durumu anlamak için sadece güncel ihracat rakamlarına bakmak bile yeterlidir. İhracat rakamlarındaki bu ‘kara tablo’nun, 2024 yılının ilk yarısında da devam edeceği yönündeki öngörülerimiz maalesef güçleniyor. İhracatçı firmalarımız, girdi maliyetleri sürekli artarken, öte yandan döviz kurunun ne yönde seyredeceği konusundaki öngörüsüzlük nedeniyle bütçe yapamaz konuma düştüler. Bu durum, sadece mevcut operasyonları değil, geleceğe yönelik yatırım ve büyüme planlarını da sekteye uğratıyor. Orta Vadeli Program’da ortaya koyduğumuz iddialı ihracat hedeflerinin tutturulabilmesi için, döviz kurunun üzerindeki yapay baskıya derhal son verilmesi ve piyasa gerçekleriyle uyumlu bir kur seviyesine ulaşılması elzemdir.

Eskinazi’nin vurguladığı gibi, girdi maliyetlerindeki fahiş artışa karşılık döviz kurundaki sınırlı yükseliş, ihracatçıların kâr marjlarını tamamen eritti. Hammaddeden işçiliğe, enerjiden lojistiğe kadar her kalemde yaşanan maliyet artışları, uluslararası pazarlarda Türk ürünlerinin fiyatlarını rekabet dışı bir noktaya taşıyor. Bir ihracatçı, üretim maliyetleri yüzde 129 artarken, ürününü sattığı döviz kurunun sadece yüzde 60 yükselmesi durumunda, her satışta zarar etme riskiyle karşı karşıya kalır. Bu durum, uzun vadede ihracatçı firmaların kapanmasına veya üretimlerini azaltmasına neden olarak, ülke istihdamına ve ekonomik büyümeye de olumsuz etki yapar.

İhracatçıların karşılaştığı bu tablo, sadece kârlılık meselesi değil, aynı zamanda uluslararası pazarlardaki konumlarını koruma ve genişletme becerilerini de doğrudan etkiliyor. Yıllar süren emeklerle oluşturulan müşteri portföyleri ve pazar payları, rekabetçi fiyatlar sunulamadığı için kaybedilme riskiyle karşı karşıya. Bir pazara girmek ve orada tutunmak için kalite, güvenilirlik, zamanında teslimat ve elbette rekabetçi fiyatlandırma esastır. Türk ihracatçıları, bu denklemin en kritik unsurlarından biri olan fiyatlandırma noktasında elleri kolları bağlı bir şekilde bekliyor. Bu durum, Türkiye’nin küresel tedarik zincirindeki yerini de zayıflatma potansiyeli taşıyor.

Özellikle emek yoğun sektörler için durum daha da vahim. Tekstil, hazır giyim, mobilya, ayakkabı gibi sektörler, Türkiye’nin geleneksel ihracat kalemlerini oluşturmakla kalmayıp, aynı zamanda milyonlarca insana istihdam sağlıyor. Bu sektörlerin rekabet gücünü kaybetmesi, kitlesel işten çıkarmalara ve sosyal sorunlara yol açabilir. Eskinazi’nin ifadesiyle “rekabetçiliğimiz diplerde” demek, bu sektörlerdeki birçok firmanın kapısına kilit vurma noktasına geldiğini veya kapasite daraltmak zorunda kaldığını gösteriyor. Bu durum, sadece ekonomik bir sorun olmaktan çıkıp, sosyal bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor.

Bütçe yapamama sorunu, ihracatçı firmaların geleceği belirsiz bir sis perdesi altında görmelerine neden oluyor. Bir firma, önümüzdeki dönemde maliyetlerinin nasıl seyredeceğini ve ürünlerini hangi kurdan satacağını öngöremediğinde, yatırım yapma, üretim planlama, hammadde alımı gibi temel kararlarını sağlıklı bir şekilde alamıyor. Bu belirsizlik ortamı, yeni pazarlara açılma cesaretini kırarken, mevcut işleri sürdürmeyi bile zorlaştırıyor. Kısa vadeli ekonomik istikrar hedefleri adına döviz kuru üzerinde uygulanan baskı, uzun vadede ihracat sektörünün sürdürülebilirliğini ve dolayısıyla Türkiye ekonomisinin büyüme potansiyelini tehlikeye atıyor.

2024 yılının ilk yarısı için öngörülen “kara tablo”, ihracat rakamlarındaki düşüş, sipariş iptalleri ve yeni siparişlerdeki azalışlarla kendini gösteriyor. Bu durumun önüne geçmek ve OVP’deki iddialı ihracat hedeflerine ulaşabilmek için kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç var. Sadece dış talebi beklemek yerine, ihracatçıların iç piyasadaki maliyet sorunlarına ve kur dengesizliğine odaklanmak, sektörün nefes almasını sağlayacaktır. Rekabetçi bir kur, sadece ihracatçının yüzünü güldürmekle kalmayacak, aynı zamanda ülkenin döviz ihtiyacını karşılayarak makroekonomik dengeye de önemli katkı sunacaktır.

Sonuç olarak, Jak Eskinazi’nin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e verdiği yanıt, ihracat sektörünün içinde bulunduğu kritik durumu ve hükümetten beklentilerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Türkiye’nin ihracata dayalı büyüme stratejisi ve Orta Vadeli Program hedefleri, ihracatçıların rekabetçiliğini koruyacak adil ve gerçekçi bir döviz kuru politikası olmadan sürdürülebilir değildir. İhracatçılar, sadece dış talebin varlığından değil, aynı zamanda maliyetlerini karşılayacak ve uluslararası piyasalarda rekabet edebilecekleri bir kur seviyesinden de güç alarak çalışmaya devam edebilirler. Aksi takdirde, ihracat hedefleri kağıt üzerinde kalmaya mahkum olacak, Türkiye ekonomisi ise büyüme potansiyelini tam anlamıyla gerçekleştiremeyecektir.