İsveç Kararı TL Varlıklara İştahı Canlandırdı

İsveç’in NATO Üyeliği Onaylandı: Türkiye-ABD İlişkileri, F-16 Beklentileri ve Küresel Ekonomiye Etkileri Kapsamlı Analiz

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) geçtiğimiz günlerde İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin protokolü onaylaması, uluslararası arenada ve özellikle Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ilişkilerinde yeni bir dönemin kapılarını araladı. Bu kritik gelişme, dikkatleri yeniden iki ülke arasındaki diyaloglara ve uzun süredir beklenen F-16 savaş uçağı satış sürecine çevirmiş durumda. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce yaptığı açıklamalarda, ABD Başkanı Joe Biden’ın F-16 satışı ile İsveç’in NATO üyeliği arasında bir bağlantı kurduğunu belirtmesi, Türkiye’nin onayının ardından F-16’ların akıbetinin piyasalar ve siyasi çevreler tarafından büyük bir hassasiyetle takip edilmesine neden oluyor.

F-16 savaş uçaklarının Türkiye’ye satışıyla ilgili olası bir ilerleme, Türk Lirası (TL) varlıklarına yönelik risk iştahını önemli ölçüde artırabilir. Uluslararası piyasalarda ise bu hafta oldukça yoğun bir makroekonomik veri takvimi bulunuyor. Özellikle ABD ve Euro Bölgesi’nde açıklanacak Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri, küresel ekonomik görünüm açısından kritik göstergeler olarak öne çıkıyor. 2024 yılında küresel ekonomide bir ivme kaybı beklentisi düşünüldüğünde, PMI gibi öncü veriler, yıla nasıl bir başlangıç yapıldığına dair önemli ipuçları sunacağı için piyasalar tarafından yakından izlenecek.

Türkiye-ABD İlişkilerinde Yeni Bir Sayfa: F-16’ların Stratejik Önemi

Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine verdiği onayın ardından, gözler şimdi tamamen ABD Kongresi’ne çevrildi. Türkiye, mevcut F-16 filosunu modernize etmek ve yeni F-16 Block 70 savaş uçakları almak için uzun süredir bir talep dile getiriyordu. Bu talep, Türk Hava Kuvvetleri’nin operasyonel kabiliyetlerini artırmak, yaşlanan filosunu yenilemek ve NATO içindeki müttefiklerle birlikte hareket edebilme kapasitesini güçlendirmek açısından stratejik bir öneme sahip. Ancak bu satış süreci, ABD Kongresi’ndeki bazı vekillerin çeşitli siyasi koşullar öne sürmesi nedeniyle uzun süredir askıda bekliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadeleri, F-16 satışının İsveç’in NATO üyeliği onayına bağlandığını net bir şekilde ortaya koymuştu. Bu durum, diplomatik müzakerelerde bir “takas” mekanizmasının işlediğini düşündürüyor. Türkiye’nin NATO’nun genişlemesine verdiği onayın ardından, ABD’nin de taahhütlerini yerine getirmesi bekleniyor. F-16 satışının gerçekleşmesi, sadece askeri bir anlaşma olmanın ötesinde, Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerde güveni yeniden tesis eden ve stratejik ortaklığı pekiştiren önemli bir adım olacaktır. Bu durum, bölgesel güvenlik mimarisi için de pozitif sinyaller verebilir ve Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesine ivme kazandırabilir.

Ekonomik Yansımalar: F-16 Kararının TL Varlıklar Üzerindeki Potansiyel Etkisi

F-16 satışının onaylanması durumunda, Türkiye ekonomisi ve finansal piyasalar üzerinde önemli olumlu etkiler yaratabileceği öngörülüyor. İlk olarak, bu gelişme Türkiye’nin uluslararası arenadaki itibarını ve Batı ile olan ilişkilerinin sağlamlığını teyit edecektir. Bu tür jeopolitik belirsizliklerin azalması, doğrudan yabancı yatırımların (FDI) ülkeye çekilmesi için daha cazip bir ortam yaratabilir. Yatırımcılar, siyasi risklerin azaldığı ve uluslararası işbirliklerinin güçlendiği ülkeleri tercih etme eğilimindedir.

İkinci olarak, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye yönelik algısında olumlu bir değişim yaşanabilir. Artan siyasi istikrar ve güçlü müttefik ilişkileri, ülke risk primini düşürerek Türkiye’nin daha uygun koşullarda borçlanmasına olanak tanıyabilir. Bu da hem kamu hem de özel sektör için finansman maliyetlerini aşağı çekebilir. Uzun vadede ise F-16 anlaşması, savunma sanayii ve teknoloji transferleri aracılığıyla yerli sanayinin gelişimine katkıda bulunabilir, istihdam yaratabilir ve ekonomik büyümeyi destekleyebilir. Dolayısıyla, F-16 sürecindeki olumlu bir gelişme, Türk Lirası varlıklarına (hisse senetleri, tahviller) yönelik iştahı artırarak sermaye akışlarını teşvik edebilir.

Küresel Ekonomi Odakta: PMI Verilerinin Anlamı ve Beklentiler

Uluslararası piyasalar açısından bu hafta, küresel ekonomik aktiviteye ışık tutacak öncü göstergelerden olan PMI endeksleri büyük önem taşıyor. Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI), imalat ve hizmet sektörlerindeki iş aktivitesinin nabzını tutan bir anket tabanlı endekstir. 50 seviyesinin üzerindeki değerler genişlemeyi, altındaki değerler ise daralmayı işaret eder. Özellikle ABD ve Euro Bölgesi gibi dünyanın en büyük ekonomilerinden gelecek PMI verileri, 2024 yılına nasıl bir başlangıç yapıldığına dair önemli sinyaller verecek.

Analistler, küresel ekonominin 2024’te bir miktar ivme kaybedebileceği beklentisi içinde. Bu nedenle, PMI verilerinin gücü, büyük merkez bankalarının (Fed, Avrupa Merkez Bankası) faiz indirimlerine ne zaman başlayabileceğine dair ipuçları sunabilir. Güçlü PMI verileri, ekonomik aktivitenin beklentilerin üzerinde seyrettiğini göstererek faiz indirimlerinin ertelenmesine yol açabilirken, zayıf veriler ise daha erken ve agresif faiz indirim beklentilerini artırabilir. Bu da küresel çapta hisse senedi piyasaları, tahvil getirileri ve döviz kurları üzerinde doğrudan etkili olacaktır. Türkiye gibi dış ticarete bağımlı ekonomiler için de küresel talebin seyri büyük önem taşımaktadır.

Türk Lirası Dinamikleri: Dolar/TL ve Tüketici Güveni

Türk Lirası tarafında ise Dolar/TL kurunun hafif yukarı yönlü eğilimini sürdürdüğü gözlemleniyor. Bu eğilim, genellikle enflasyon beklentileri, reel faiz oranları, dış ticaret dengesi ve global doların seyri gibi bir dizi faktörden etkilenmektedir. Yüksek enflasyonist baskılar ve döviz kurunda yaşanan geçmiş dalgalanmalar, TL’nin değerini etkileyen temel dinamikler olmaya devam ediyor. Merkez Bankası’nın sıkı para politikası adımlarına rağmen, piyasa beklentileri ve uluslararası sermaye akışları kur üzerinde baskı oluşturabilmektedir.

Yurt içinde ise geçtiğimiz günlerde açıklanan ve Ocak ayı verilerini yansıtan Tüketici Güven Endeksi, bir önceki aya göre %3,9’luk bir artışla 80.4 değerine ulaştı. Tüketici güven endeksi, hanehalklarının mevcut ekonomik duruma ve geleceğe yönelik beklentilerini ölçen önemli bir göstergedir. Bu endeksin artması, tüketicilerin ekonomik durumlarına ve genel ekonomik beklentilerine ilişkin iyimserliklerinin arttığını gösterir. Bu durum, gelecekteki harcamalar ve yatırımlar açısından olumlu bir sinyal olarak değerlendirilebilir. Tüketici harcamaları, ekonomik büyümenin önemli bileşenlerinden biri olduğu için bu veri, özellikle perakende, hizmet ve sanayi üretim sektörleri üzerinde potansiyel olumlu etkiler yaratabilir.

Hazine’nin Borçlanma Stratejileri: Ocak Tamamlandı, Şubat Yoğun Geliyor

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ocak ayı borçlanma programını dün gerçekleştirdiği ihalelerle tamamladı. Bu ihalelerde 4 yıl vadeli TLREF’e endeksli ve 6 yıl vadeli değişken faizli tahvil ihraçları gerçekleştirildi. TLREF’e endeksli tahviller, Türkiye’deki gecelik referans faiz oranına bağlı olarak getiri sağlarken, değişken faizli tahviller ise belirli bir göstergeye endekslenerek faiz oranını piyasa koşullarına göre ayarlamaktadır. Bu tür enstrümanlar, Hazine’nin borçlanma maliyetlerini piyasa dalgalanmalarına karşı koruma amacını taşır.

Kesinleşmeyen takvime göre, Hazine’nin Şubat ayı borçlanma programı oldukça yüklü görünüyor. Şubat ayında toplam 200,2 milyar TL’lik iç borç servisine karşılık, 250,2 milyar TL’lik bir iç borçlanma yapılması planlanıyor. Bu, Hazine’nin önümüzdeki ay piyasadan önemli miktarda fon çekeceği anlamına geliyor. Ay genelinde toplam 7 ihale öngörülürken, bir de kira sertifikası ihracı bekleniyor. Bu denli yoğun bir borçlanma programı, iç piyasada likiditeyi ve faiz oranlarını etkileyebilecek bir faktör olarak yakından izlenmeli. Özellikle mevcut yüksek faiz ortamında, Hazine’nin bu denli büyük bir borçlanma ihtiyacını karşılaması, piyasada arz-talep dengesi üzerinde belirleyici olacaktır.

Borsa İstanbul’da Hareketlilik: İsveç Onayı ve Teknik Seviyeler

Borsa İstanbul cephesinde ise İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili düzenlemenin TBMM Genel Kurulunda oylanacağına dair haberlerle güne pozitif bir başlangıç yapıldı. BIST 100 endeksi, geçtiğimiz haftadan bu yana aşmakta zorlandığı 8.000-8.100 puan bandının üzerini test ederek uzun süre bu bölgede işlem gördü. Piyasanın bu seviyenin üzerine çıkma çabası, genel bir iyimserlik havasını yansıtırken, F-16 sürecine ilişkin beklentilerin de etkisiyle yukarı yönlü bir momentum yakalanmaya çalışıldı. Ancak endeks, Ekim ayından bu yana kırmayı başaramadığı 8.150 puan seviyesini aşamadı. Özellikle bankacılık endeksinin giderek zayıflaması ve günü %4’ün üzerinde bir kayıpla noktalamasına paralel olarak, BIST 100 kapanışı 8.000 puanın altında gerçekleştirdi. Bu durum, piyasada kâr satışlarının ve belirsizliklerin hala etkili olduğunu gösteriyor.

Teknik açıdan bakıldığında, sıklıkla vurguladığımız gibi sırasıyla 8.100 ve 8.150 dirençlerinin üzerinde kapanışlar yapılmadıkça kısa vadeli görünümde anlamlı bir iyileşme beklenmeyecektir. Bu seviyeler, hem psikolojik hem de geçmiş fiyat hareketlerine dayalı önemli direnç noktalarını temsil ediyor. Bu dirençlerin kırılması, piyasada yeni bir yükseliş trendinin başlangıcı için kritik bir sinyal olacaktır. Aşağıda ise 7.900 puan ilk destek noktası olarak izleniyor. Bu seviyenin altına inilmesi durumunda, satış baskısının artabileceği ve yeni destek noktalarının aranabileceği unutulmamalıdır. Öte yandan, TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesinin ardından F-16’ların satışı konusundaki gelişmelere piyasaların hassasiyetinin biraz daha yüksek seyredeceğini düşünüyoruz. Bu durum, önümüzdeki günlerde piyasa volatilitesini artırabilir.

VİOP Piyasalarında Destek ve Direnç Seviyeleri

BIST 30 en yakın vadeli VİOP kontratı günü 8922 puanda kapattı. Vadeli piyasalarda destek ve direnç noktaları, yatırımcılar için kısa vadeli stratejiler geliştirmede önemli ipuçları sunar. BIST 30 kontratlarında 8.860, 8.789, 8.726 ve 8.655 puan seviyeleri destek olarak izlenebilir. Bu seviyeler, olası düşüşlerde alım fırsatlarının veya satış baskısının durabileceği noktaları işaret eder. Öte yandan, 8.985, 9.056, 9.119 ve 9.190 puan seviyeleri ise direnç noktalarını oluşturuyor. Bu noktalar, yükselişlerde kâr satışlarının veya yukarı yönlü hareketin zorlanabileceği seviyeleri gösterir.

USD/TL en yakın vadeli VİOP kontratı günü 30,5 seviyesinde tamamladı. Kur tarafındaki volatilitenin devam ettiği bu dönemde, vadeli işlem kontratları döviz riskinden korunmak veya spekülatif pozisyon almak isteyen yatırımcılar için önem taşır. USD/TRY vadeli işlem kontratlarında 30,4695, 30,4085, 30,3475 ve 30,2865 seviyeleri destek olarak izlenebilir. Direnç noktaları ise 30,5305, 30,5915, 30,6525 ve 30,7135 olarak belirlenmiştir. Bu seviyelerin yakından takip edilmesi, kısa vadeli kur hareketleri ve piyasa beklentileri açısından kritik olacaktır.

Sonuç olarak, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine onayı, F-16 satış sürecini hızlandırarak Türkiye-ABD ilişkilerinde potansiyel bir dönüm noktası yaratmıştır. Bu gelişmenin TL varlıkları üzerindeki olumlu etkileri beklenirken, küresel ekonomiden gelecek PMI verileri de piyasaların yönünü belirlemede kilit rol oynayacaktır. İç piyasada tüketici güvenindeki artış ve Hazine’nin yoğun borçlanma programı da ekonomik gündemin önemli maddeleri arasında yer alırken, Borsa İstanbul’da F-16 gelişmeleri ve teknik seviyeler yakından izlenmeye devam edecektir.

Kaynak: İnvesting.com