TCMB İktisadi Yönelim Anketi: 2025 Ekim İmalat Sanayi Verileri ve Ekonomik Yansımaları
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından her ay düzenli olarak yayımlanan İktisadi Yönelim Anketi (İYA), imalat sanayinde faaliyet gösteren özel sektör firmalarının mevcut durum ve gelecek beklentilerine ışık tutarak Türkiye ekonomisinin nabzını tutan önemli bir göstergedir. Bu kapsamda, 2025 yılı Ekim ayında gerçekleştirilen anket sonuçları, imalat sanayindeki eğilimleri, beklentileri ve karşılaşılan zorlukları detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Anket, firmaların üretim hacminden sipariş miktarlarına, stok seviyelerinden istihdam ve yatırım beklentilerine, maliyet ve fiyat dinamiklerinden üretim kısıtlarına kadar geniş bir yelpazede görüşlerini derlemektedir. Elde edilen veriler, makroekonomik analizler ve politika oluşturma süreçleri için kritik önem taşımakta, ekonomistler ve karar alıcılar için yol gösterici niteliktedir. Bu rapor, 2025 Ekim İYA sonuçlarını ayrıntılı bir şekilde inceleyerek, imalat sanayindeki güncel gelişmeleri, sektörel dinamikleri ve önümüzdeki döneme ilişkin sinyalleri kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutmaktadır. Bu anket sonuçları, imalat sektöründeki güven endeksinin ve geleceğe yönelik iş planlarının bir aynası niteliğindedir.
Üretim Hacmi ve Sipariş Miktarlarındaki Seyir: Geçmiş ve Gelecek Projeksiyonları
İktisadi Yönelim Anketi’nin en dikkat çekici bulgularından biri, son üç aylık dönemde (yani 2025 yılı Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında) imalat sanayindeki üretim hacminde yaşanan gelişmelerdir. Anket sonuçlarına göre, üretim hacminde artış bildiren firmalar lehine olan seyrin bir önceki aya göre daha da güçlendiği gözlemlenmiştir. Bu durum, imalat sanayinin belirli bir dönemde üretim kapasitesini daha etkin kullandığını, sipariş defterlerinin doluluğunun arttığını ve genel ekonomik aktivitede bir canlılık yaşandığını göstermektedir. Üretimdeki bu artış eğilimi, genel ekonomik büyüme hedefleri açısından son derece olumlu bir işaret olarak değerlendirilebilir ve sanayinin çarklarının daha hızlı döndüğüne, kapasite kullanım oranlarının yükseldiğine işaret etmektedir. Bu veri, sanayi üretim endeksleri ile de uyumlu bir görünüm sergileyerek reel sektörün performansına dair güçlü bir ipucu sunmaktadır.
Sipariş miktarları ise hem iç piyasa hem de ihracat cephesinde farklı dinamikler sergileyerek piyasanın karmaşık yapısını yansıtmıştır. İç piyasa sipariş miktarlarında azalış bildirenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre zayıfladığı görülmüştür. Bu ifade, iç talebin belirli bir miktar toparlanma eğilimi gösterdiğini veya en azından daralma hızının yavaşladığını düşündürmektedir. Ekonomik belirsizliklerin azaldığı, tüketici güveninin arttığı veya hanehalkı harcamalarının canlandığı dönemlerde iç piyasa siparişlerinde iyileşmeler gözlemlenir. Dolayısıyla bu zayıflama, iç piyasada göreceli bir istikrarın veya olumsuz seyrin dip yapmaya başladığının sinyali olabilir. Firmaların iç pazara yönelik beklentilerindeki bu değişim, yerel ekonomik koşullara adaptasyon süreçlerinin bir göstergesidir.
Diğer yandan, ihracat sipariş miktarları tarafındaki gelişim daha da olumlu bir tablo çizmektedir. Azalış bildirenler lehine olan seyrin artış bildirenler lehine döndüğü saptanmıştır. Bu kritik değişim, Türk imalat sanayisi ürünlerine yönelik dış talebin yeniden canlandığını veya önemli ölçüde güçlendiğini göstermektedir. Küresel ekonomideki toparlanma, dünya ticaret hacmindeki artış, Türkiye’nin yeni pazarlara erişim stratejilerinin başarısı veya ürünlerinin uluslararası alandaki rekabetçiliğinin artması gibi faktörler ihracat siparişlerindeki bu olumlu dönüşümün arkasındaki ana nedenler olabilir. İhracatın artması, ülke ekonomisine döviz girdisi sağlayarak dış ticaret dengesine katkıda bulunur, cari açığı azaltma çabalarını destekler ve genel ekonomik büyümeyi besler. Bu durum, küresel ticaret ağlarındaki Türkiye’nin konumunun ve imalat ürünlerinin uluslararası alandaki talebinin artışına işaret eden güçlü bir göstergedir.
Mevcut Siparişler ve Mamul Mal Stokları: Piyasada Denge ve Etkin Yönetim
Firmaların mevcut toplam siparişlerine ilişkin değerlendirmeler de anketin önemli çıktıları arasındadır. Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmelerin bir önceki aya göre zayıfladığı görülmüştür. Bu ifade, firmaların sipariş defterlerinin hala mevsimsel ortalamaların altında olmasına rağmen, bu olumsuz durumun şiddetinin azaldığını göstermektedir. Yani, firmaların gelecek döneme ilişkin iş yükü beklentilerinde kısmi bir iyileşme ve iş hacminde artış umudu söz konusudur. Siparişlerdeki bu toparlanma eğilimi, üretimdeki artış beklentilerini de besleyebilir ve kapasite kullanım oranlarının yükselmesine zemin hazırlayabilir. Bu veri, firmaların yeni siparişler alarak üretimlerini sürdürme ve büyütme potansiyellerini yansıtmaktadır.
Mevcut mamul mal stokları seviyesine ilişkin gözlemler de dikkat çekicidir ve piyasadaki arz-talep dengesi hakkında önemli sinyaller vermektedir. Mevcut mamul mal stokları seviyesinin mevsim normallerinin üzerinde olduğunu bildirenler lehine olan seyrin, mevsim normallerinin altında olduğunu bildirenler lehine döndüğü gözlenmektedir. Bu değişim, stok seviyelerinin bir önceki döneme göre daha dengeli bir yapıya kavuştuğunu veya hatta bazı sektörlerde hızlı stok eritmelerinin yaşandığını göstermektedir. Genellikle yüksek stok seviyeleri, geçmiş dönemde talebin beklentilerin altında kaldığına veya üretim fazlası oluştuğuna işaret ederken, stokların mevsim normallerinin altına inmesi, talebin güçlü seyrettiğine veya firmaların gelecekteki üretim planlarını optimize ederek daha etkin stok yönetimi uyguladığına delalet edebilir. Bu dönüşüm, imalatçıların stok yönetiminde daha etkin adımlar attığını, artan talep karşısında mevcut stoklarını hızla erittiğini ve geleceğe yönelik daha az stoklu çalışma eğiliminde olduğunu göstermesi açısından kritik bir sinyaldir. Düşen stoklar, yakın gelecekte yeni üretim siparişlerinin artabileceğine de işaret edebilir.
Geleceğe Yönelik Beklentiler: İstihdam, Yatırım ve Ekonomik Vizyon
İktisadi Yönelim Anketi’nin geleceğe yönelik beklentiler kısmı, imalat sanayisinin önümüzdeki üç ay ve on iki aylık döneme ilişkin öngörülerini ortaya koymaktadır. Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde; üretim hacmi, ihracat sipariş miktarı ve iç piyasa sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre zayıfladığı görülmüştür. Bu durum, firmaların kısa vadeli beklentilerinde bir miktar temkinlilik veya küresel ve yerel ekonomik belirsizliklerin devam ettiğini göstermektedir. Özellikle son dönemdeki jeopolitik gelişmeler, kur dalgalanmaları veya enflasyonist baskılar, firmaların kısa vadeli planlarını daha ihtiyatlı bir şekilde yapmalarına yol açabileceği düşünülmektedir. Bu zayıflama, firmaların önümüzdeki dönemde daha yavaş bir büyüme temposu öngördüğüne veya mevcut iyileşmenin hızının yavaşlayabileceğine işaret edebilir. Bu da kısa vadeli ekonomik görünümde belirli bir ihtiyatın korunduğunu gösterir.
Ancak, istihdam ve sabit sermaye yatırımları konusundaki beklentiler farklı bir tablo sunarak, firmaların uzun vadeli stratejilerinde daha iyimser olduklarını göstermektedir. Gelecek üç aydaki istihdama ilişkin azalış yönlü beklentilerin zayıfladığı gözlenmiştir. Bu, istihdam piyasasında daralma beklentilerinin hafiflediği ve firmaların işgücü piyasasında daha az işten çıkarma veya daha fazla işe alım yapma eğiliminde olabileceği anlamına gelmektedir. İstihdamın korunması veya artırılması yönündeki bu sinyal, ekonomik toparlanmanın işgücü piyasasına da yansıyabileceğine ve işsizlik oranlarının stabilizasyonuna veya düşüşüne katkıda bulunabileceğine dair umut vermektedir. İşgücü piyasasındaki bu olumlu beklenti, genel ekonomik güvenin bir yansıması olarak da görülebilir.
En dikkat çekici olumlu beklentilerden biri ise gelecek on iki aydaki sabit sermaye yatırım harcamalarına ilişkindir. Sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentilerin bir önceki aya göre güçlendiği gözlenmiştir. Sabit sermaye yatırımları, bir ekonominin uzun vadeli büyüme potansiyeli için hayati öneme sahiptir. Makine, teçhizat, bina, teknoloji gibi kalemlere yapılan yatırımlar, üretim kapasitesini artırır, verimliliği yükseltir, teknolojik gelişmeyi destekler ve yeni iş alanları yaratır. Yatırım beklentilerindeki bu güçlenme, firmaların geleceğe yönelik olarak işlerini büyütme, modernize etme, üretim süreçlerini iyileştirme ve rekabet güçlerini artırma konusunda daha istekli olduklarını göstermektedir. Bu da, uzun vadede sürdürülebilir ekonomik büyüme, istihdam artışı ve uluslararası rekabetçiliğin artırılması için oldukça olumlu bir işaret olarak kabul edilmektedir. Firmaların yatırım iştahının artması, ekonomik güvenin ve beklentilerin iyileştiğinin önemli bir göstergesidir ve gelecekteki büyüme dinamiklerine dair güçlü bir sinyaldir.
Maliyetler, Fiyatlar ve Enflasyon Beklentileri: Enflasyonla Mücadele Süreci
İktisadi Yönelim Anketi, firmaların maliyet ve fiyatlama davranışları ile enflasyon beklentileri hakkında da değerli bilgiler sunmaktadır. Ortalama birim maliyetlerde, son üç ayda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin zayıfladığı görülmüştür. Bu durum, son dönemde firmaların karşılaştığı maliyet baskılarının bir önceki döneme göre bir miktar hafiflediğine veya artış hızının yavaşladığına işaret edebilir. Hammadde fiyatlarındaki küresel istikrar, enerji maliyetlerindeki düşüş veya tedarik zinciri problemlerinin azalması gibi faktörler, maliyet artış hızının yavaşlamasına katkıda bulunabilir. Bu, firmaların operasyonel giderlerini daha iyi yönetebildiğini veya piyasa koşullarının lehlerine döndüğünü gösterebilir.
Ancak, gelecek üç ayda ortalama birim maliyetlerde artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin güçlendiği gözlenmiştir. Bu, firmaların kısa vadede yeniden artan maliyet baskılarıyla karşılaşmayı öngördüğünü göstermektedir. Bu beklentiler, enflasyonist baskıların tamamen ortadan kalkmadığını ve önümüzdeki dönemde maliyet kaynaklı fiyat artışlarının tekrar gündeme gelebileceğini düşündürmektedir. Firmaların, işçilik maliyetleri, ithal girdi fiyatları (kur geçişkenliği nedeniyle) veya finansman maliyetlerindeki olası artışları göz önünde bulundurduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele politikalarının ve maliyet yönetimi stratejilerinin devamlılığının önemini vurgulamaktadır.
Gelecek üç aydaki satış fiyatına ilişkin artış yönlü beklentilerin ise zayıfladığı gözlenmiştir. Bu durum, firmaların artan maliyet baskılarına rağmen, rekabet koşulları, talep yetersizliği veya hükümetin fiyat kontrolleri gibi nedenlerle bu maliyet artışlarını satış fiyatlarına tam olarak yansıtamayacaklarını düşündüklerini göstermektedir. Bu, kar marjları üzerinde baskı oluşturabilecek bir senaryodur ve firmaların fiyatlama stratejilerinde daha temkinli davrandıklarına işaret etmektedir. Tüketici fiyatlarını doğrudan etkileyen bu beklenti, enflasyonun dizginlenmesi çabaları açısından kısmi bir olumlu sinyal olarak yorumlanabilir; zira maliyet artışlarının tüketiciye yansıması yavaşlayabilir.
Enflasyon beklentileri açısından, gelecek on iki aylık dönem sonu itibarıyla yıllık Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) beklentisi bir önceki aya göre 0,2 puan azalarak yüzde 34,3 seviyesinde gerçekleşmiştir. ÜFE, üreticilerin mal ve hizmet üretiminde kullandığı girdilerin fiyat değişimlerini ölçen bir endekstir ve tüketici fiyatları (TÜFE) üzerinde önemli bir öncü gösterge niteliğindedir. Beklentilerdeki bu hafif düşüş, genel enflasyon görünümünde sınırlı da olsa bir iyileşme algısının oluştuğunu göstermektedir. Ancak %34,3 seviyesindeki bir ÜFE beklentisi, hala yüksek enflasyonist baskıların devam ettiğine ve fiyat istikrarının sağlanması yönünde katedilmesi gereken önemli bir mesafe olduğuna işaret etmektedir. Merkez Bankası’nın sıkı para politikası ve enflasyonla mücadele adımlarının, beklentiler üzerindeki etkileri yakından takip edilmeli, bu beklentilerin kalıcı olarak düşürülmesi hedeflenmelidir.
Üretimi Kısıtlayan Faktörler ve Genel Gidişat: Sektörün Aynası
Anketin en aydınlatıcı bölümlerinden biri, firmaların üretimlerini kısıtlayan ana faktörleri belirlemesidir. 2025 yılı Ekim ayında, ankete katılan işyerlerinin yüzde 54,0’ü üretimlerini kısıtlayan herhangi bir önemli faktör bulunmadığını belirtmiştir. Bu oran, imalat sanayinin yarıdan fazlasının mevcut kapasitelerini kullanmakta önemli bir engelle karşılaşmadığını göstermesi açısından oldukça önemlidir. Bu durum, sektör genelinde bir rahatlama, operasyonel akışta iyileşme veya kapasite fazlası olduğunu düşündürmektedir. Firmaların bu denli büyük bir kısmının kısıtlayıcı faktör görmemesi, üretim süreçlerinde karşılaşılan engellerin bir önceki dönemlere göre azaldığına işaret edebilir.
Ancak, geri kalan firmalar için belirli kısıtlayıcı faktörler ön plana çıkmıştır. Bu faktörler, sektörün karşı karşıya olduğu temel zorlukları ve öncelikli müdahale alanlarını göstermektedir:
- Talep Yetersizliği: Firmaların yüzde 13,7’si talep yetersizliğinin üretimlerini kısıtlayan en önemli faktör olduğunu belirtmiştir. Bu oran, iç ve dış talebin bazı sektörler için hala yeterli seviyede olmadığına ve firmaların tam kapasite çalışmasını engellediğine işaret etmektedir. Bu durum, firmaların pazar bulma veya ürünlerini satma konusunda güçlükler yaşadığını göstermektedir.
- Mali İmkansızlıklar: Talep yetersizliğini sırasıyla mali imkansızlıklar takip etmiştir. Finansmana erişim zorlukları, yüksek faiz oranları, işletme sermayesi yetersizliği veya likidite problemleri gibi nedenlerle firmaların yatırım yapma veya üretim süreçlerini sürdürme kapasiteleri kısıtlanabilmektedir. Finansal sürdürülebilirlik, özellikle KOBİ’ler için hayati bir konudur.
- İşgücü Yetersizliği: İşgücü yetersizliği de önemli bir kısıtlayıcı faktör olarak belirtilmiştir. Nitelikli işgücü bulma zorluğu, vasıfsız işgücü arzındaki daralmalar veya işgücü maliyetlerindeki artışlar, firmaların üretim hedeflerine ulaşmasını engelleyebilmektedir. Eğitim ve istihdam politikalarının bu alandaki etkisi önemlidir.
- Hammadde-Ekipman Yetersizliği: Tedarik zinciri sorunları, hammadde fiyatlarındaki oynaklıklar veya belirli ekipmanlara erişimdeki sıkıntılar da üretimi kısıtlayan diğer faktörler arasında yer almıştır. Küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar veya bölgesel çatışmalar bu tür yetersizlikleri tetikleyebilir.
- Diğer Faktörler: Yukarıdaki ana maddelerin dışında kalan çeşitli operasyonel ve çevresel faktörler de üretimi etkileyen unsurlar olarak sıralanmıştır. Bunlar arasında regülasyonlar, bürokratik engeller veya enerji kesintileri gibi nedenler de bulunabilir.
Üretimi kısıtlayan faktörlerin başında talep yetersizliğinin gelmesi, ekonomik politikaların iç ve dış talebi canlandırmaya yönelik adımlara odaklanmasının önemini vurgulamaktadır. Aynı zamanda maliyet ve finansman sorunları da firmaların sürdürülebilir büyümesi önündeki engeller olarak varlığını korumaktadır.
İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda ise, bir önceki aya kıyasla daha kötümser olduğunu belirtenler lehine olan seyrin zayıfladığı görülmektedir. Bu bulgu, sektördeki genel güvenin ve beklentilerin bir miktar iyileşme gösterdiğine işaret etmektedir. Firmalar, geleceğe dair daha az endişeli bir tablo çizmeleri, ekonomik görünüme ilişkin algıların olumlu yönde değiştiğini göstermektedir. Kötümserliğin azalması, sektör oyuncularının piyasa koşullarına uyum sağladığını, mevcut zorlukların hafiflediğini veya gelecekteki fırsatları daha net gördüğünü düşündürebilir. Bu durum, genel ekonomik istikrara olan inancın artmasıyla da ilişkilendirilebilir ve iş dünyası güven endeksine olumlu yansıyabilir.
Sonuç ve Genel Değerlendirme: Türk İmalat Sanayinin Resmini Çekmek
TCMB 2025 Ekim İktisadi Yönelim Anketi sonuçları, Türk imalat sanayinin dinamik ve karmaşık yapısını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Anket, genel olarak iyileşme sinyalleri ile birlikte bazı temkinli beklentilerin bir arada bulunduğunu göstermektedir. Özellikle üretim hacmindeki artış eğiliminin güçlenmesi ve ihracat siparişlerindeki olumlu dönüşüm, dış talebin Türkiye ekonomisi için itici güç olmaya devam ettiğini ve sanayinin üretim kapasitesini etkin bir şekilde kullanma potansiyelini artırdığını vurgulamaktadır. Sabit sermaye yatırım harcamalarına yönelik artış beklentilerinin güçlenmesi, uzun vadeli büyüme ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri açısından kritik önem taşımakta, geleceğe dönük güvenin bir işareti olarak öne çıkmaktadır.
Bununla birlikte, iç piyasa siparişlerindeki göreceli zayıflama ve gelecek üç aylık dönem için üretim ve sipariş beklentilerindeki temkinlilik, iç talebin hala tam anlamıyla toparlanamadığına veya firmaların kısa vadeli küresel ekonomik belirsizliklere karşı daha ihtiyatlı davrandığına işaret etmektedir. Maliyet baskılarının devam etmesi ve talep yetersizliğinin hala önemli bir kısıtlayıcı faktör olması, ekonomik yönetim için öncelikli alanları belirlemektedir. Üreticilerin yarısından fazlasının herhangi bir kısıtlayıcı faktör belirtmemesi ise sektördeki genel esnekliğin, adaptasyon kabiliyetinin ve mevcut koşullara rağmen operasyonel devamlılığın bir göstergesidir.
Yıllık ÜFE beklentisindeki hafif düşüşe rağmen, %34,3 gibi yüksek bir seviyenin korunması, enflasyonla mücadelenin devam eden bir öncelik olduğunu hatırlatmaktadır. Bu durum, para politikası ve maliye politikalarının uyumlu bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, 2025 Ekim İktisadi Yönelim Anketi, imalat sanayinin zorlu koşullara rağmen direncini koruduğunu, ihracat odaklı büyümenin devam ettiğini ve yatırım iştahının canlı kaldığını göstermektedir. Ancak iç talep ve maliyet yönetimi konularında dikkatli olunması, sürdürülebilir ve dengeli bir ekonomik büyüme için kilit rol oynayacaktır. Bu veriler, TCMB’nin para politikası ve ilgili kurumların sektörel destek stratejileri açısından yol gösterici nitelikte olup, geleceğe yönelik ekonomik öngörülerin oluşturulmasında önemli bir temel sağlamaktadır.