Fransa’da Siyasi Deprem

Fransa’da Michel Barnier Hükümeti Düştü: Siyasi Kriz Derinleşiyor ve Gelecek Belirsizliği

Fransa siyasetinde yaşanan çalkantılı dönem, merkez sağcı azınlık hükümeti Başbakanı Michel Barnier’nin Ulusal Meclis’te güvenoyu alamayarak üç aylık görevinin ardından düşmesiyle daha da derinleşti. Bu durum, ülkeyi siyasi belirsizliğin ortasına sürüklerken, erken genel seçimler sonrası oluşan dağınık Meclis yapısının getirdiği yönetim zorluklarını bir kez daha gözler önüne serdi.

Ulusal Meclis Genel Kurulu’nda, hükümete karşı sunulan iki farklı gensoru önergesi görüşüldü. Bu önergelerden biri sol ittifakı Yeni Halk Cephesi (NFP), diğeri ise aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisi ve destekçileri tarafından sunulmuştu. Uzun ve gergin geçen görüşmelerin ardından yapılan oylama, Fransa’nın siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu.

Solcu ittifakın sunduğu gensoru önergesi, 331 milletvekilinin desteğini alarak kabul edildi. Hükümetin düşürülmesi için gerekli olan 288 oy barajı aşılmış oldu. Böylece, Barnier hükümeti, Fransa Beşinci Cumhuriyeti döneminin en kısa süreli görev yapan hükümeti olarak tarihe geçti. Güvenoyu alamayan hükümetin düşüşüyle birlikte, 2025 sağlık sigortası bütçesi de Meclis tarafından reddedilmiş oldu; bu da ülkenin önümüzdeki dönemdeki sağlık harcamaları ve kamu maliyesi üzerinde ciddi etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.

Meclis oturumunda gerginlik had safhadaydı. Muhalefet kanadından solcu Eric Coquerel ve aşırı sağcı Marine Le Pen başta olmak üzere, çeşitli siyasi grupların önde gelen isimleri oylama öncesinde konuşmalar yaptı. Bu konuşmalar sırasında sık sık ıslıklar ve yuhalamalarla kesintiye uğranması, ülkedeki siyasi kutuplaşmanın ve tansiyonun boyutunu açıkça gösterdi. Muhalefetin tek bir noktada, yani hükümetin düşürülmesi konusunda birleşmesi, Meclis’teki siyasi dinamiklerin ne denli karmaşık olduğunu da ortaya koydu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Suudi Arabistan’da gerçekleştirdiği üç günlük resmi temaslarının ardından ülkesine dönüş yolundayken yaşanan bu gelişmeyi yakından takip etti. Ulusal basında yer alan haberlere göre, Macron’un “24 saat içinde Barnier’nin yerine başbakan atamak istediğini” belirtmesi, siyasi krizin hızla çözülmesi yönündeki aciliyetini ve yeni bir hükümet arayışının vakit kaybetmeksizin başlayacağını işaret ediyor. Ancak, mevcut Meclis aritmetiği düşünüldüğünde, yeni bir başbakan ataması ve istikrarlı bir hükümetin kurulması kolay bir süreç olmayacak gibi görünüyor.

Michel Barnier’nin Savunması: “Mümkün Olan En İyi Uzlaşıyı Sağladık”

Hükümetin düşüşü öncesinde Ulusal Meclis kürsüsüne çıkan Başbakan Michel Barnier, konuşmasında doğruluk ve sorumluluk zamanının geldiğini vurguladı. Özellikle 2025 bütçe tasarısı konusunda “Mükemmel değildi, başta her şeyi iyi yapmadığımızı kabul ediyorum,” ifadelerini kullanan Barnier, bu bütçenin sadece 15 gün gibi rekor bir sürede hazırlandığına dikkat çekti. Fransa’da 1958’den bu yana hiçbir hükümetin bu kadar kısa zamanda bütçe hazırlamadığını belirten Barnier, Meclis’teki siyasi grupların katkılarıyla bütçenin daha iyi hale getirildiğini savundu.

Gensoru önergesine destek vereceğini açıklayan aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisine hitaben ise Barnier, “Egemenlik ve vatanseverlik konusunda aynı düşünceye sahip değiliz,” diyerek RN ile temel ideolojik farklılıklarını bir kez daha ortaya koydu. Hükümetin düşmesinin ülke için her şeyi daha zorlaştıracağı değerlendirmesinde bulunan Barnier, bütçe konusunda “mümkün olan en iyi uzlaşıyı” sağlamaya çalıştıklarını ısrarla savundu. Barnier, gensoru önergesinin “ağır” sonuçları olacağını; Fransızların alım gücünün düşeceğini ve yeni bir bütçe olmadan yeni asker ve polis alımlarının yapılamayacağını dile getirerek, muhalefeti kararlarının olası olumsuz etkileri konusunda uyardı.

Muhalefetin Sert Eleştirileri: “Aşırı Sağ ile Uzlaştınız ama Bu Düşüşünüzü Engellemedi”

Sol ittifakı Yeni Halk Cephesi (NFP) adına söz alan Ulusal Meclis Finans Komisyonu Başkanı Eric Coquerel, Genel Kurul’daki konuşmasında Barnier hükümetinin “meşru” olmadığını belirtti. Coquerel, hükümetin Cumhurbaşkanı Macron’un tartışmalı emeklilik reformunun yürürlükten kaldırılmasına yönelik çağrılara kulak vermeyi reddettiğini vurguladı. “Bugün Fransa’da tarih yazıyoruz,” diyen Coquerel, “Halkın çoğunluğu bu gensoru önergesinin arkasında,” ifadesini kullanarak halk desteğinin arkalarında olduğunu savundu. Coquerel, muhalefetin sunduğu gensoru önergesiyle ilgili olarak, “Bu durumun asıl sorumlusu Emmanuel Macron,” diyerek sorumluluğun nihayetinde Cumhurbaşkanı’nda olduğunu belirtti.

Barnier hükümetine hitaben sarf ettiği “Aşırı sağ ile uzlaştınız ama bu düşüşünüzü engellemedi,” sözleriyle Coquerel, hükümetin siyasi manevralarını eleştirdi. Fransa’da 1962’de düşürüldükten sonra yeniden başbakan atanan Georges Pompidou’nun hükümetini anımsatan Coquerel, “Georges Pompidou’nun aksine, vatandaşların çoğu ne hükümetinizin ne de Emmanuel Macron’un arkasında duruyor,” diyerek mevcut hükümetin halk nezdindeki desteğinin zayıflığına dikkat çekti.

Marine Le Pen: “Geçici Barnier Hükümetinin Nihayet Sonuna Gelindi”

Aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) Grup Başkanvekili Marine Le Pen ise konuşmasında, Michel Barnier hükümetini bir önceki Macron iktidarının devamı olarak gördüğünü ima etti. Le Pen, Barnier’ye “daha önceki sistemin devamı olmadığınıza inanmak istedik,” diyerek bir umut beslediklerini ancak yaklaşık üç aylık görev süresinde bu konuda yanıldıklarını belirtti. Hükümeti kişisel çıkarlara göre hareket etmekle suçlayan Le Pen, “geçici” olarak nitelendirdiği Barnier hükümetinin “nihayet sonuna” gelindiğini söyledi.

Le Pen, Barnier ile bütçe konusunda yaptıkları görüşmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, Başbakan’ın “gensoruyu önleyecek en ufak bir taviz vermediğini” iddia etti. Macron’un müttefiki merkez sağcı partiler tarafından “ülkeyi kaosa sürüklemekle” suçlanmasına ilişkin ise Le Pen, “en kötüsünün bütçeyi sansürlememek” olacağını savundu. Hükümetin bütçe tasarısında öngördüğü vergi artışını da sert dille eleştiren Le Pen, “Tek bir cevabınız oldu; vergi, vergi, vergi, hep vergi,” diyerek hükümetin maliye politikalarına tepki gösterdi. Le Pen, hükümetin sunduğu bütçe tasarısının “üzerinde düşünülen ve tartışılanın tam tersi olduğunu” iddia ederek, vatandaşların beklentileriyle uyuşmadığını belirtti.

Sosyalistler: “Solcu Bir Başbakan İstiyoruz”

Sosyalist Partisi (PS) Grup Başkanvekili Boris Vallaud, Barnier hükümetinin kurulurken Meclis’teki diğer gruplarla uzlaşı içinde olacağı sözünü verdiğini ancak bu sözünü tutmadığını savundu. Vallaud, solun, Başbakan Barnier’nin hiçbir zaman 2025 Bütçe tasarısına değişiklik getirilmesine izin vermediğini belirterek, hükümeti solcularla diyalog kurmamakla suçladı. Solcu bir başbakan istediklerini dile getiren Vallaud, hükümet üyelerine seslenerek “Bu gensoru önergesi, öncelikle sizin başarısızlığınız, Michel Barnier’nin başarısızlığıdır,” dedi.

Vallaud, “Sayın Başbakan, sizin için soldan ziyade aşırı sağla konuşmak, daha uygun hale geldi. Bunu kabul edemeyiz,” diyerek, bu nedenle gensoru önergesi verdiklerini kaydetti. Boris Vallaud, “Gensoru önergesi, sosyalistlerin yeni hükümeti bulma konusundaki sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiği anlamına geliyor,” ifadesini kullanarak, hükümetin aşırı sağ ile yaptığı uzlaşmanın sona erdiğini ve yeni bir dönemin başladığını vurguladı. Sosyalistlerin bu çağrısı, Fransa’da yeni hükümet kurma sürecinin sol kanatta da aktif bir arayışla devam edeceğinin sinyallerini verdi.

“Uzlaştırıcı” Barnier, Bütçe Konusunda Uzlaşı Sağlayamadı

Erken genel seçimin üzerinden yaklaşık iki ay geçmesinin ardından eylül ayında kurulan azınlık Barnier hükümetinin, ülkedeki siyasi çalkantıyı dindirebileceği umutları doğmuştu. Daha önce dört kez kabinede görev alan, Avrupa Komisyonu’nda iki kez ülkesini temsil eden ve Avrupa Birliği (AB) Brexit Başmüzakerecisi olarak görev yapan Michel Barnier’nin, aşırı sağcıların ve solcuların güçlü iki blok oluşturduğu Fransız siyaset arenasına da “uzlaşı” getirebileceğine inanılıyordu. Deneyimli siyasetçinin bu misyonu üstlenmesi, parçalanmış Meclis’te istikrar arayışının bir göstergesiydi.

Ancak Barnier hükümetinin ilk zorlu sınavının 2025 Bütçe tasarısı olacağı biliniyordu. Yılın ikinci çeyreğinde kamu borcu, gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 112’sine ulaşan Fransa için hükümet yeni bütçe kapsamında 40 milyar avro tasarruf ve 20 milyar avro vergi artışı öngörüyordu. Bu sıkı mali tedbirler, hem halkın alım gücü hem de farklı siyasi ideolojiler açısından büyük tartışmalara neden oldu. Hükümetin bütçeyi Meclis’te oylama yapmadan geçirmesine olanak tanıyan Anayasa’nın 49. maddesinin 3. fıkrasını (Madde 49.3) işletmesinin ardından, Barnier hükümeti Fransa’da Beşinci Cumhuriyet döneminin en kısa hükümeti olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bu madde, hükümetin yasayı güvenoyuna sunmadan geçirmesine izin verir ancak muhalefet partilerine gensoru önergesi sunma hakkı tanır.

Madde 49.3’ün kullanılmasına tepki olarak, solcu ittifakı NFP yanı sıra aşırı sağcılar da 2025 bütçesi konusunda anlaşamadıkları hükümetin bu adımına karşı iki farklı gensoru önergesi sundu. NFP ittifakının gensoru önergesini 185 vekil Meclis’e sunarken, aşırı sağcı RN ve destekçileriyle beraber toplam 140 vekil kendi önergelerini vermişti. Bütçe konusunda uzlaşı sağlanamaması, aşırı sağcıların yaklaşık üç aydır hükümete sundukları üstü kapalı desteği çekmelerine yol açarken, aşırı sağcılar solcuların gensoru önergesine de destek vereceklerini duyurarak Barnier hükümetinin kaderini belirlemiş oldu.

73 yaşındaki muhafazakar Başbakan Barnier ve hükümetinin düşmesi, yalnızca kamu borçları ile zor durumda olan Fransa’yı değil, bütün Avro Bölgesi’ni olumsuz etkileyebilir. Fransa’nın siyasi istikrarsızlığı, bölge ekonomisi üzerinde domino etkisi yaratabilir. Fransa’da en son 1962’de Meclis’te kabineye karşı verilen gensoru önergesi kabul edilerek dönemin Başbakanı Georges Pompidou ve hükümetinin düşmesine neden olmuştu. Bu tarihi benzerlik, mevcut krizin derinliğini ve potansiyel sonuçlarını daha da vurguluyor.

Erken Genel Seçimlerden Barnier Hükümetine Giden Süreç

Fransa’daki siyasi istikrarsızlığın kökenleri, aşırı sağın Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerindeki beklenmedik yükselişine dayanıyor. Bu yükselişin ardından Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ulusal Meclis’i feshederek gittiği erken genel seçimde, hiçbir parti ya da ittifak salt çoğunluğu elde edememişti. Bu durum, parçalanmış bir Meclis tablosu ortaya çıkararak hükümet kurma süreçlerini oldukça zorlaştırdı.

Seçim sonuçlarına göre, solcu NFP ittifakını oluşturan Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) 72, Sosyalistler ve bağlantılılar 66, Sosyal ve Çevreci grup 38, Cumhuriyetçi Demokrat Sol 17 sandalyeye sahip olurken; Macron’un meclis ittifakını oluşturan Cumhuriyet için Birlikte partisi 99, Ufuklar partisi ve Bağımsızlar 31, Demokratlar (MODEM) ise 36 milletvekili kazanmıştı. Meclisin üçüncü büyük siyasi grubunu ise 142 milletvekili ile aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) ve ortakları oluşturmuş, Barnier’nin partisi Cumhuriyetçi Sağ grubu 47, LIOT grubu ise 21 milletvekili ile meclise girmişti.

Bu karmaşık aritmetik içinde Macron, seçimin galibi solcu ittifak yerine, daha küçük bir siyasi grup olan 47 milletvekili bulunan Cumhuriyetçilerden Michel Barnier’yi başbakan olarak atamıştı. Bu karar, Macron’un siyasi manevra yeteneğini zorlayan bir hamle olarak yorumlandı ve Barnier hükümeti, başından itibaren azınlık ve kırılgan bir yapıya sahipti. Yeni bir hükümetin kurulması için ise Macron’un önünde oldukça çetin bir siyasi müzakere süreci bulunuyor. Fransa, yakın gelecekte derinleşen siyasi krize çözüm arayışında önemli zorluklarla karşılaşmaya devam edecek gibi görünüyor.